4 Yorum

‘Doğala Özdeş’ Anne

Bazı söyleşiler var ki yüz yüze gerçekleşmese de elle tutulur bir samimiyet çıkıyor ortaya… Trabzon’dan Esra Yıldız ile yaptığımız bu söyleşi de bence onlardan biri oldu… İki yaş aralı iki oğlan annesi, ‘Doğala özdeş anne’ Esra’nın sorularıma verdiği içten yanıtları keyifle okudum, umarım bu keyif okuyan herkese bulaşır. 

***

Screen Shot 2015-08-17 at 11.25.35 AM

Bize kendini anlatır mısın? Anne olmadan önceki Esra kimdi, ne iş yapardı, nelerden hoşlanırdı?
Anne olmadan önceki Esra hareketli, gezmeyi tozmayı çokça seven, muhafazakar görünümünün altında bir özgür kız yaşatmayı beceren bir öğretmendi. Bolca hayal kurar, planlar yapar, aylık maaşının üçte birini seyahat giderine yatırır, tutmadıysa da “Carpe Diem” deyip içinde bulunduğu anın keyfini çıkarırdı.

Ya iki çocuk annesi Esra?
İki çocuk annesi Esra da hareketli, aktif ama ‘özgür kız’dan daha çok ‘özgür aile’ modunda bir Esra. Artık seyahatler, geziler, aktiviteler dört kişilik planlanıyor. Evde gezi ve alışveriş organizasyoncusu benim birçok evde olduğu gibi… Haftada bir yer gezmeye -ki genellikle yakın yer tercihimiz, mekan bile olur- yahut değişik bir aktivite yapmaya gayret ediyoruz. İki çocuklu hayatta ister istemez arada bağıran anne olarak buluyorum kendimi. Sonra da aklıma annem geliyor.

Screen Shot 2015-08-17 at 11.22.58 AM

“Anne olan bir kadının hayatının Çocuktan Önce ve Çocuktan Sonra olarak ikiye ayrıldığına” katılıyor musun?
Ne desem bilmedim, hem evet hem hayır. Öğretmenim ve mesleğimi çok seviyorum, çocukları çok seviyorum. Anne olduktan sonra anladım ki aslında öğrencilerimi hep anne şefkatiyle sevmişim ve kucağımdaki oğlum için ağlıyorsam o çocuklar için de ağlıyorum, seviye olarak neredeyse eşitti. Ama bir yandan da evet, çünkü inanılmaz sabırlı, müşfik, dayanıklı ve güçlü buluyorum kendimi eskiye nazaran. Her doğumda daha da artıyor üstelik.

Söyleşi için yazıştığımızda hamileliklerini çok erken fark ettiğini söylemiştin. Anlatır mısın?
İlkinde iş gezisi için il dışındaydım. Bir gün otel odasındaki lavaboya gittiğimde mis gibi bebek kokusu geldi burnuma. Temizlik henüz yapılmamıştı üstelik. Olabilir mi diye düşündüm, evet günüm geçiyordu. Hemen memleketteki doktoru aradık, randevu aldık, otogardan doğru hastaneye gittik ve sonuç pozitif!

İkincisinde de eşim iş gezisindeydi, herkese görürsünüz ben bu ay hamile olacağım demeye başladım. Herkes güldü geçti. Günüm yaklaşık 2 hafta geçmesine rağmen bir türlü testlerde kan testlerinde bile çıkmadı. Herkes psikolojik gecikme diyordu doktorlar dahil, ben hamileyim diyordum. Sonuç geç döllenme, kendini 6. haftasında boş gebelikten kürtaja alınmak üzereyken gösteren bir bebek…

Hamilelik, doğum ve lohusalık süreçlerin nasıldı?
Hamileliklerimi atlaya zıplaya geçirdim tabiri caizse. Uçaklar, otobüsler, yüksek lisans için başka ilde girilen haftalık dersler, uzun seyahatler, son ana kadar çalışma, dernek faaliyetleri, taşınma vs. Hiç yattığımı bilmem. Hatta iki oğlum da uykusuz bebekler. Annem benim için anne karnında alıştırdı hem uykusuzluğa hem hareketliliğe der hep.

Screen Shot 2015-08-17 at 11.41.30 AM

Doğumlarım ikisi de normal oldu çok şükür. Sezaryen öcü değil, zorunlu bir operasyon evet ama ben istemiyordum. Kendim erken doğumla sezaryen doğmuşum ve süt almamışım. Hayatta bunun zorluğunu çok çektim. İki doğumumda da hastane ekibini sezaryene alınmamam konusunda ben ikna ettim diyebilirim, tabii ki eşimin desteğiyle. Doktorlarım da kararlı görünce desteklediler beni. İlkinde 10 dakikada bir sıklıkla başlayıp 25 saat süren doğum dalgalarım varken ikincisinde doğumgünü kutlamamdan dönüşte su gelmesiyle başlayıp toplam 5 saatte sonuçlanan hızlı bir doğumum oldu. Her ikisini de yaşadım, kimse korkmasın içeride kalan olmuyor. En kolay yer bana doğumhane kısmı geliyor nedense çoğu kadınların aksine. Giriş çıkış dikiş 20 dakika sürdü ikisinde de…

Herkesin doğumu (ve her doğum) kendine özel, senin tecrübelerin de çeşitli olmuş. Ya lohusalık?
İlk lohusalığımda kendimi hiç lohusa bilmedim. Sabah 6’da doğum yaptım 8’de eve geldik. Annem babam bahçe işleri için 10. günden itibaren yanımda olamadılar. Üstelik eşimi yardıma çağırdılar. Geceleri al basar diye komşunun kızı geldi yattı evde kimse yoktu yani. Baktım olmuyor peşlerinden bahçeye gittim, bir aylıkken kasaların üstüne bebeği bırakıp kayısı işçiliği yaptım. İkincide biraz daha nazlıydım, eltimin evindeydim ondan belki de. El üstünde tuttu beni sağ olsun. Yardımıma kimse gelemeyeceği için ve eşim de yine iş gezisinde olduğundan doğum öncesi onda kalmaya başlamıştım zaten. Doğum sonrası da bir ay kaldım. O kadar iyiydik ki, ayrılırken saatlerce ağladık ikimiz de…

Screen Shot 2015-08-17 at 11.46.30 AM

Yine yazışmamızda kendini ‘doğala özdeş anne’ olarak tarif etmiştin. Biraz anlatabilir misin: neden, nasıl?
Sana yazarken ortaya çıkan bir tabir bu. Aslında sadebiranne demeyi daha doğru bulmuştum kendime. Lakin baktım ki doğal yaşamaya çalışıyorum ama günümüz koşullarında çok zor yahut ben beceremiyorum. Hani etiketlerde yazar ya doğala özdeş, doğal olmadığını ama ona benzediğini anlatır. Hah işte tam da öyle, benzemeye çalışıyorum. Ekmeğimi, mayamı, yoğurdumu, kefirimi, sirkemi, peynirimi, zeytinimi, temizlik ve kişisel bakım malzemelerimi evde yapıyorum çoğunlukla. Suyu mümkün olduğunca çeşmeden gidip alıyorum. Pazar alışverişinde bildik tanıdık insanlardan ne yedirip içtiğini bildiğim hayvanlarının ürünlerini tercih ediyorum. İki saatten fazla beklemiş yemeği yemiyoruz, karışık yemek de yemiyoruz. Ona göre ölçülü sade yemekler yapıyorum. Çalışan bir kadın olarak da büyük kolaylık oluyor. Herkes geçmeli bu düzene, hiç değilse yemek olarak. Seneye yerleşik hayata geçersek sebze, meyve ve süt işine de girmeyi düşünüyorum. İnsan ne yediğini bilmeli…

Ne güzel… Zor olmuyor mu diye sormak geliyor aklıma ama biliyorum ki bu bir bakış açısı, değil mi? Yani baktığın pencereyi değiştirdiğinde birçok şey gerçekleşebiliyor aslında?
Aynen de öyle sevgili Elif. İster adına evren de, ister Allah sen neyi istersen, neyi dilersen karşına onu çıkartıyor. Birçok koşul sen daha aramaya başlamadan olgunlaşmış oluyor. Tüketmekten çok üretmenin de hazzına varıyorsun üstelik. Mehmet Teber’in Annenin Ruh Halleri diye bir kitabı var yakın zamanda bitirdiğim. Orada geçiyordu bu tabir. İnsanların üretimden kopunca tüketime çılgınca sarıldıklarını anlatıyordu. Evde basit bir şey bile üretsen o kadar keyifli oluyor ki, tüketime ihtiyacın olmuyor. Market alışverişi, AVM gezileri çok çok azaldı bizde. Gereksiz harcama oranımız çok düştü. İki ay çalıştım yine de zorlanmadık, yeter ki önceden bir şeyler düzene konmuş olsun hiç sıkıntı olmuyor.

Şu an doğum iznindesin. Öğretmenliğe ne zaman dönmeyi planlıyorsun, planlıyor musun?
Bu soru şu an en fazla kafamı kurcalayan soru, aslında sorduğun iyi oldu. Deneme amaçlı bir geri dönüş yapayım dedim akşam 17-21 saatleri arası mesai denk geldi, baba işten azıcık erken geldi, sabah eve bir yardımcı aldık, birimiz iş yaptı birimiz çocuk oynattı ve kotardık. Lakin vicdan azabım dinmedi. Çok fazla vaktimi almamasına rağmen çocuklarımın özellikle büyüğün ben çıkarken geçirdiği ufak çaplı krizler son bir haftayı çekilmez kıldı. Normalde bana 9 aylıktan itibaren el sallayıp güle güle diyen çocuğum “Sen gitme başkaları gitsin okula” demeye başladı. Küçük ise kapıdan çıkarken gördü mü ağlıyor, gelinceki sevinçleri ise görülmeye değer. İlk oğlumun doğum izni bittiğinde küçüğe 6 aylık hamileydim ve yaz tatiliydi. Ona 4 yaşına kadar bakmış olacağım bu planla. Bu durumda küçüğe de 4 yaşına kadar bakmak istiyorum. O yüzden doğum iznim bittiği zaman bir sene de isteğe bağlı izin hakkımı kullanmayı düşünüyorum. Peşinden de yeni bir hamilelik olursa tadından yenmez! İki sene de onun izni derken derken emeklilik epey yaklaşacak gibi… Devletten bu alanda çok ciddi adımlar bekleniyor. Devlet de özel sektör de ya kreşleri annelere daha yakın hale getirecekler, yahut annenin istediğinde iznini uzatacaklar. Hiç değilse mümkün olmalı bu. 2 yıl ücretsiz, 2 ay ücretli izin çok az. Üç çocuk isteniyorsa, ülkenin gelişimi için bu gerekliyse çocukların sağlıklı gelişimi için de annenin yanında büyümeleri gerekli. Ben buna inanıyorum. Bu mesele çok su götürür ama…

Screen Shot 2015-08-17 at 11.58.31 AM

Peki, bir günün nasıl geçiyor?
Zor, tek kelimeyle. Birbirinden farklı fıtratlarda ve araları 27 ay olan iki oğlan çocuğu… Büyük ne kadar hareketli oyunlar severse küçük o kadar dinginlik tercih ediyor. Birbirleriyle oynamak istiyorlar ama ikisi de birbirinin oyununu beğenmiyor. Sabahları 4.5-5’te kalktıktan sonra pek uyumam ben, kuş cıvıltılarını dinler, güneşin doğuşunu beklerim. O saatte kalkar bilgisayar, alışveriş, okuma, akşamdan kalma dağınıklık toplama vb. faaliyetlerimi yaparım. Tabii geceden kalma değilsem!

Bebeklerimin ikisi de kurulu saat gibi… Küçük en geç 6 buçukta kalkar ba-ba-ba diyerek. Gecelerin kötü geçtiği nöbet beklediğim günlerde eşim alır 1 saat kadar oyalar yoksa da bebeğimle birlikte kahvaltı hazırlarız. Peşinden 7.30 olmadan büyük uyanır, en son da baba… Kahvaltıya oturulur, baba işe gider ve gün başlar.

Genelde bu saatlerde küçüğün bir uykusu vardır, büyüğe de oyalanabileceği ama sessiz de olacağı bir aktivite tasarlanır yahut kendi tasarlar ve ev işi yapılır, itinayla büyükle oyunlar oynanır, o günün keki/atıştırmalığı hazırlanır. Küçük uyanıp isteyenlerle beraber bir ara öğün alındıktan sonra giyinilip sokağa çıkılır. Hava kötüyse sadece gezip çevreyi keşfederiz, yahut planlı bir arkadaş ziyareti varsa onu yaparız, evde misafir ağırlarız. İyiyse onlar doyana kadar park park gezeriz, gocunmayız. Gelince acıkanlar karnını doyurur sonra küçüğü yatırana kadar büyük salonda tek takılır.

Screen Shot 2015-08-17 at 12.03.12 PM

Sonra büyükle yatma mücadelemiz başlar ve genellikle küçüğün öğle uykusu sonuna kadar devam eder. Ne odadan çıkar, ne çıkarır, ne de uykuya dalabilir hemence çoğu zaman. Eğer dışarıda çok yorulduysa hemen dalar ve bana kendime ayıracak yeni bir zaman dilimi çıkar böylece… Bazen onlarla uyur geceye uyku toplarım (annem böyle diyor), bazen TV, bazen internet, çoğu zaman da okumayla geçer vakit. İkindi öğünü ayarlanır bu arada, sonra sırayla kalkarlar. Kalkanla yemek yenir, salona oynamaya gönderilir, mutfak toplanır. Zaten akşam yemeği hazırlıkları vardır, ağlama sesi geldikçe salona gidilir yahut bir tanesi mutfakta oynatılır. Ortalık annenin elinin de yemekte olmasından mütevellit epeyce dağıtılır bu sıra. En hareketli zamanları bu sıra olur, öğleden sonra saat 3’te eşime taciz telefonlarım başlar kaçta geleceksin aman geç kalma gibi.

Ha haaa çok tanıdık o taciz telefonları…
Sonra yemek yenir onlar babayla oynaşır/koklaşırken ben yarım saat kadar uzanır dinlenirim. Sonra yine uyku mücadelesi başlar 8 itibariyle, küçüğü uyut derken büyüğü al uyut. Uyananı geri yatır derken 11 olur ve pil de biter gün de…

Çocuklar olduktan sonra eşinle ilişkiniz nasıl etkilendi?
Biz alelacele evlenip birbirini tanımaya yeni başlayan bir çift olduk. Senesi dolmadan büyük oğlum katıldı aramıza. Eşimin doğumdan sonraki lohusalık dönemindeki halini asla unutamam. Emzirirken bile başımda bekler, hayran gözlerle seyreder, anneliğime iltifat yağdırırdı en samimi haliyle. Normalde öyle iltifat et desen bilmez, yapamaz. Romantik bir adam da değildir. İnanılmaz sevgi doldu, sevgi bağımız güçlendi. Önceden olsa her tartışmada olmazsa biter çeker giderim diye düşünürdüm içimden hani özgür kız moduyla. Çocuk için değil kendi sevgim, paylaşımım daha çok arttığı için bırakıp da gitmek istemiyorum artık, gidemem değil ama istemiyorum. İkinciden sonra işler öyle olmuyor. İlk çocukta uykusuz kalsa da odadan çıkmayan koca kişisi şimdi ikinci ağlamada yastığı bile almadan kaçıyor odadan! Bizi anne-baba olmak daha iyi karı-koca yaptı bile diyebilirim. Arada günlük çocuk bakımına çok dahil olmaması ve benim zaman zaman artan tempom yüzünden tartışmalar da yaşanmıyor değil lakin… Her zaman çizilen pembe portrelerden, kocanın karısına jestler yaptığı evlerden değil yani bizimkisi. Yine de iki çocuk idare edilebiliyor, koca yastığı alıp gece diğer odaya kaçsa da büyüyorlar bir şekilde…

Çocuklardan önceki hayatına dair en çok neyi özledin?
Çocuk ağlamasıyla bölünmeden kitap okumayı/film izlemeyi/ibadet etmeyi. Tamamen ruhsal şeyler yani, ruhum beslenmeden iyi hissedemiyorum. Fiziksel ihtiyaçlarım kadar önemli benim için onlar da. O yüzden her ikisinde de beşik sallarken haftada bir kitap bitirdiğim doğrudur.

Annelik yapmanın seni en çok zorlayan tarafı ne?
Şu an için ikisi arasında adaleti bulmak. Eşitlik çok zor geliyor. Ne yapsan olmuyor gibi. Birini öpsem o alındı mı acaba diye onu da öpmek istiyorum ama çoğu zaman o kişi istemiyor bile işine bakıyor oluyor. Birini öbüründen ayırır mıyım, fazla sever miyim yahut da eşim ayrımcılık yapar mı şimdi yahut ileride, bunları düşünmek çok yoruyor. Adaletin eşit olmak değil ihtiyacına göre çocuğa özel davranmak olduğu biliyor, özümsemeye hayatıma uygulamaya çalışıyorum.

En sevdiğin tarafı?
Onlarla birlikte oyun oynamak ve daha da keyiflisi ikisi ezkaza aynı şeyden zevk alırken onları seyretmek… Büyüğün şişenin dibindeki suyu bitirmeyip kardeşim de susamıştır ona verelim deyip büyüklere göre küçük, kendince dev görünümlü -ya da tersi mi deseydim- fedakarlıkları görmek…

Screen Shot 2015-08-17 at 12.31.27 PM

Sence sen neyi iyi yapıyorsun?
İyi oynatıyorum. Senin de bir yazın vardı ya hani ben oynatamıyorum diye. Hah işte bizim evde baba çocukla nasıl oynanır’ı benden öğrendi. Güreş, trencilik, yastıklardan ev kurma, kapı eşiklerine tırmanma… Onların bile aklına gelmediği haylazlıkları bulup yaptırıyorum bazı. İyi yormam gerek onları enerjilerini iyi atmaları, keyifli zaman geçirmeleri misyon gibi bir şey bu benim için. Eğlenmeden çocukluklarına doymadan uykuya yattıklarında hayattan alacakları kalmış da alamamış onu bekler gibi uyumuyorlar, belki de bana öyle geliyor. ‘O kadar çok eğlendik ki bugün’ dediğimiz günlerde hep beraber mışıl mışıl uyuyoruz öğlen de akşam da.

O halde yağmur sezonunda ‘Su birikintisi oyunu’ gibi oyunlar sizi paklar. Hem enerji atmaca, hem keyifli zaman geçirmece… Peki, başka neleri iyi yapıyorsun sence?
İyi ikna ediyorum. Eşim de annem de sen yapıyorsun biz yapamıyoruz kriz çıkıyor diyorlar. Bir de kirletsin pislensin de yeter ki öğrensin merak duygusunu yitirmesin diyorum. Bu yüzden evimiz hep bir atölye gibi sürekli icraat var, derli toplu zamanımız nadirdir.

Neyi daha iyi yapmak isterdin?
Daha az bağırmak isterdim. Özellikle birbirlerinin sınırlarına girdiklerinde yapabildiğim ilk şey bağırarak dikkat dağıtmak oluyor, çoğu zaman da mutfaktan. Odaya gidene kadar durmalarını sağlıyor ama yine de üzülüyorsun anne olarak… Ben bağırmadan, onlar birbirlerine zarar vermeden günümüzü tamamlamak isterdim.

“Asla yapmam” deyip de yaptığın şeyler var mı?
2 saat boyunca hıçkırık kesilmeyip uykudan deliye dönünce limon vermek ve 6. kabızlık gününden sonra fitil atmak. Annem hep ateşi fitil iyi düşürür derdi ben de ne olursa olsun asla kullanmam derdim. N’aaaaapıyormuşuz, asla asla demiyormuşuz.

Screen Shot 2015-08-17 at 12.41.51 PM

En son ne zaman kendine vakit ayırdın? Nasıl?
Kendimle başbaşa kalmak için dışarı çıkmayı beklemiyorum. Günlük ayırıp enerjimi/depomu dolduruyorum. Şu an baba her ikisini birden evde tolere edebilir kıvama gelmedi henüz yahut onlar o kıvama gelmedi. O yüzden bırakıp çıktığım yer olmuyor. Sadece küçüğün uyku saati yakınsa onlar dışarı çıkar, ben evde çoğunlukla ders çalışır, makale hazırlığı yaparım. En son da tatilde sık sık denize gittim onlar evde kaldı kısa süreli tabii.

Cümleyi tamamlar mısın: Şimdiki aklım olsa…
Evin borcu, elin borcu demez büyük oğlum 3 aylıkken çalışmaz, kemeri az daha sıkardım. Onun anneanneyle 4 saat kalıp yarısında da uyuması vicdanen rahatlatsa da 15 aylıkken izin aldığımda aslında bana ne kadar ihtiyacı olduğunu fark ettim. Bu konu tartışmaya ve vicdan azabına çok müsait o yüzden uzatmayacağım, kişisel fikrim budur. Kimsenin anneliğine, masraflarına, yatırımına bir şey diyemem lakin en büyük pişmanlığımdır, bu böyle biline…

Boşluğu doldurur musun: Anne olmadan önce … derdim/zannederdim/düşünürdüm.
Anne olmadan önce hayatı, yaşamayı, insanları tüm kalbimle sevdiğimi, daha fazla sevemeyeceğimi, çok mutlu olduğumu düşünürdüm. Eksikmişim, anne olunca mutluluğun, sevginin farklı şekillerini de öğrendim. Mesela uzun uzun masajlar sonrası gelen gark/pırt sesi en büyük mutluluk oluyor bazı geceler… Her çocuk sonrası bundan daha fazla kimseyi sevemem diyorsun da yeni bir gülücük tüm dünyanı, dengeni alt üst ediyor.

“Anne olunca anladın” mı?
Anlamadım diyordum geçenlerde bir olay yaşayana kadar. Büyük oğlum bana kendince kızıp söylendi. O an 3 yaşında ve tipik 3 yaş krizinde olmasına rağmen nasıl zoruma gitti anlatamam. Ergenlik döneminde tipik bir başak olarak annemle olan çatışmalarım, ona olan eleştirilerim aklıma geldi, uyuyamadım. Gece 3’te “anladım” konulu mesaj yazdım, özür diledim rahatladım öyle yattım. Anne olarak yavrunun seni eleştirmesi basit/gereksiz bile olsa çok incitiyormuş anladım..

Tek cümleyle: sence kime ANNE denir?
Deprem çantası olmayan evlerde bile kapının hemen yanında her daim her an çıkabiliriz moduyla çocuğun/çocukların 1 günlük yemek, giyim, temizlik ihtiyaçlarını olmazsa olmazlarını bir çantada tutan kişiye anne denir.

Screen Shot 2015-08-17 at 3.11.49 PM

Prima

Bu söyleşi, Prima’nın desteğiyle yayınlanmıştır ancak yazdıklarım kendi fikirlerimdir. Prima’yla Beş Yıldızlı Söyleşiler’in tamamını buradan okuyabilirsiniz.

4 yorum

  1. ne güzel bir sohbetti bir çok açıdan kendime yakın buldum, ben de oyuncu bir anneyim 🙂 bu arada hıçkırığı kesmek için tek çözüm limon değil, ben emzirerek geçmesini sağlıyorum, bu yazımda açıklamıştım
    http://ge-ce.blogspot.nl/2015/08/haftann-bilgisi-bebegin-hckrgn-kesmek.html

  2. Ne kadar sahici bir söyleşi olmuş..Gülümsemem hiç eksilmedi okurken. İkinize de teşekkürler.

  3. Cok tatli bir sohbet bu! Bir de o kolay tariflerden birkac ornek alabilir miyiz? 🙂

  4. Çok samimi çok hoş bir sohbet olmuş yüzümde bir gülümseme ile okudum.. Anne olunca anladım kısmında da Gözlerim dolmadı değil.. Sevgilerrr