5 Yorum

İlke ve Su’nun hikayesi

İlke ve Su’nun Hikayesi
23 Mayıs 2015, Basel/İsviçre

Bu yazı, beni normal doğum için cesaretlendiren bu blogdaki her satıra borcumdur.

IlkeveSu

Önce biraz kendimden bahsedeyim. Bu yazıyı yazdığım an itibarı ile 15 günlük anneyim. 30 yaşındayım. 2.5 senedir iş nedeniyle geldiğim İsviçre’de yaşıyoruz. Türkiye’nin, özellikle de İstanbul’un hareketli ve kaotik yaşamından sonra buraya adapte olmak başlarda çok kolay olmadı, ama bu apayrı bir yazının konusu… Proje yöneticisi olarak çalışıyorum. Her şey zamanlı ve planlı ya, işte geçen yaz artık bir bebeğimiz olmasının vakti geldi dedik. Yine süper planlarıma göre, yaz aylarında doğum yaparsam iş yoğunluğundaki azalma nedeniyle daha rahat izne ayrılacaktım. Eylül ayında hamile kalmak istemiştim, miniğimiz bizi hiç bekletmek istemedi ve erkenden, Ağustos ayında yerleşti rahmime.

Hamilelik kısmını kısa kesmeye çalışayım. Özetle, ultrason takipleri 12, 22, ve 32. haftalarda yapıldı. 36 ve 39. haftalarda ise NST. 40. haftada hala doğum emaresi olmayınca haftalık NST takibine devam edildi. Burada NST’de sorun çıkmadığı sürece ultrasonla bebeğin suyuna bakılmıyor. NST’leri ebeler yapıyorlar. Annenin anlattıkları dinleniyor. Bebek hareketli mi, herhangi bir sorun var mı? Bence bu uygulama 40. haftaya kadar güzel ve rahatlatıcı, ancak itiraf etmeliyim ki gün aşımından sonra üzerimde fazlaca bir stres yarattı. Bebeğimin sağlığı tamamen benim takibimdeydi ve ben deli gibi sürekli kendimi dinliyordum gün içinde…

BlogcuAnne’deki tüm doğum hikayelerini hatmettim, doğum işaretlerini görebilmek için okumadığım forum, blog kalmadı. Kendimi Yase ile çok mu özdeşleştirmiştim nedir, bebeğim karnımda bekledikçe bekliyordu. Her gün saatlerce yürüyor, onlarca hurma yiyor, squat yapıyor, ebelerin önerdiği doğumu başlatabilecek baharatlı çaylardan içiyor, acı yemekler yiyordum. Ama kızım henüz doğum kanalına yerleşmemişti. İğneden deli gibi korkan ben iki seans akupunktur bile denedim. Yalancı doğum kasılmalarım beş haftadır devam ediyordu, hatta son iki hafta her akşam 10 dakikada bir geliyor, ancak sıklaşmıyor ve sabaha kesiliyordu. Son haftalarda uykularım da iyice azalmıştı.

41. haftanın dolduğu gece eşimi uyandırmamak için salonda, pilates topunun üzerinde geçirdiğim birkaç saatin sonunda saat 2‘de çok az miktarda pembe bir akıntım oldu. Emin olmak için birkaç sancıda daha squat pozisyonunda sıvı gelmesini bekledim. Emin olduktan sonra eşime söyledim. Hastanenin 24 saat servis veren doğum kısmını aradık. Hikayemi dinledikten sonra kontrol için hastaneye çağırdılar. Çağırmalarının bir nedeninin de 40. haftayı geçmiş olmam olduğunu söylemeliyim. Gece 3’te hastanedeydik. NST ve ultrasonla bebeğin durumunun ve suyun miktarının iyi olduğundan emin oldular. Sonra bana iki seçenek sundular. Bu durumların %86’sında doğum 24 saat içinde kendiliğinden başlardı. Bu 24 saati istersem hastanede geçirebilir, istersem eve dönebilirdim. Evde, rahat ortamda doğumun daha hızlı ilerleyeceğine inanıyorlardı. Ertesi gün öğlen 2’de tekrar gelmek üzere eve döndük.

Saat 2’deki kontrolde durum hala aynıydı. Tekrar eve döndük. Akşam 10’da hastaneye yatışım yapıldı. Burada tek üzüldüğüm şey, geceyi eşimden ayrı geçirmekti. 24 saat dolmasına rağmen doğumu gece 2’de başlatmak yerine, ertesi sabahı dinlenmeye çalışarak beklememi önerdiler. Benim yine 10 dakikada bir, sıklaşmayan sancılarım vardı. Ertesi gün açıklığım yaklaşık 3 cm idi, rahimde incelme henüz ilerlememişti, bebek pozisyon almamıştı. Kontrollerden sonra saat 10’da rahim içinde hormon salgılayan bir tampon yerleştirildi. 12-24 saat arasında etkili olmaya başlayabilirdi. Bende yarım saat içinde kasılmaları başlattı. Hızlı bir şekilde 4-5 dakikadan 3 dakikada 1’e indi. 10:30’da eşim geldiğinde ben nefes teknikleriyle kasılmaları karşılamaya çalışıyordum. Aralarda kontrole gelen ebeye gururla NST’deki rakamları gösteriyordum ve kendimce bir aferin bekliyordum. O zaman, önemli olanın ekrandaki rakamlar değil benim nasıl hissettiğim olduğunu söyledi. Dayanamadığım zaman onlara söyleyecektim ve bir çözüm düşünecektik.

Doğum hikayemde en sevdiğim şey bu: Sürekli, şöyle olursa böyle yaparız, olmazsa bunu deneriz demek yerine beni hep o ana odaklamaya çalışan ve rahatlatan bir ekip olması çevremde…

O arada odadaki duşa girdim. Sanırım bir saat orada geçirdim. Kasılmalarım 2 dakikada 1 ve 60 sn sürüyordu, ve gerçekten dinlenmek için hiç vaktim yoktu. Saati hatırlamıyorum ama tahminim 1:30 gibi olmalı, artık yardım istemenin zamanı gelmişti. Kasılmalar arasında beni, benim rahat ettiğim pozisyonda muayene eden ebe incelmenin tamamlandığını ve açılmanın 4 cm’e yaklaştığını söyledi. O kadar kasılmaya rağmen bebeğimin kalp atımları çok iyiydi. O andan sonra beni doğumhaneye almaya karar verdiler. Doğumhaneye yürüyerek gitmek istedim, biraz da oturmak daha fazla zorlaştırdığından işleri… Koridorda karşıladığım birkaç kasılmadan sonra doğumhanede yeni bir ekiple karşılaştık. Hepsi kendini tanıttı, bana güç ve cesaret vermeye çalıştılar. Benimse dinlenmeye ihtiyacım vardı, ve epidural istedim. Bu isteğimi saygıyla karşıladılar.

Epidural öğleden sonra saat 3 civarında uygulandı. İkisi de jinekolog olan ve doğumu telefon başında İstanbul’dan takip eden kız kardeşim ve eşi, eşime bu aşamada epiduralın doğumu yavaşlatabileceğini söylemiş, ama bana cesaret olsun diye gece 1 gibi bebeğimizin doğmuş olacağını tahmin ettiklerini de eklemişler. Buradan sonrası ise gerçekten inanılmazdı. O arada nöbet değişmişti ve ben biri kıdemli diğeri stajyer, dünya tatlısı iki ebeyle kalmıştım. Muayenelerimi uzman ebe yapıyor, daha sonra stajyerin de deneyimlenmesi için, her defasında benden tekrar izin alarak ona da muayene ettiriyordu. Açılmam beklenenden hızlı ilerliyordu. Bebeğin başı hala yukarıda olunca beni pilates topuna oturttular. Sürekli muhabbet ederek bizi rahatlatıyorlardı. Sanırım saat 5 civarında açılmam 8-9 cm olmuştu, ıkınma kısmına geçebilmek için biraz uyumam gerektiğini hissettim. Bizi bir saat kadar odamızda yalnız bıraktılar. 6 civarında döndüklerinde açılma tamamlanmış, bebek pozisyon almıştı ve biz hazırdık.
O arada gelen suda mekonyum vardı. 6:15’te ebelerin yönlendirmeleri ile bebeği itmeye başladım. Hikayelerden okuduğum gibi, tam da ”kaka yapar gibi”.

Belirli bir aşamaya gelince doktor girdi içeriye. Bebeğin kalp atımları süperdi. Ikınmanın sonlarına geldiğimizde ebeler yine beni sakinleştirmek için içeriye pediatristlerin geleceğini, endişelenmememi, bebeği göğsümde biraz tuttuktan sonra kontrol edeceklerini söylediler. Arada bebeğimin saçlı başına dokunmamı söylediler. Gerçekten az kalmıştı. Saat tam 6:42’de bebeğim doğdu, çıkar çıkmaz çığlık çığlığa ağladı. Havluyla göğsüme koydular. 5 dakika kadar sonra eşim başındayken kontrol edildi, sonra tekrar kucağıma geldi ve hemen orada emmeyi denedi. Nasıl da biliyordu hemen nasıl emeceğini! Kordon kanını saklamak istediğimiz için jinekolog doktor bir süre bununla ilgilendi. Çok ufak 3 dikiş atıldı, hiçbiri ciddi değildi. Sonra saat 10’a kadar tam bir kraliçeydim. Doğumhaneye yemek geldi. Ebeler beni temizlediler, tüm bakımları tamamladılar, ve bizi geceyi geçirmek için odamıza aldılar.

IlkeveSu2

Bu kadar uzun yazdım, kısaca benim hikayemden kendime aldıklarım şunlar:

  • Bir doğum dilek listem vardı, ama bunlar dileklerimdi, çoğu gerçekleşti, gerçekleşemeyenlerde de sundukları alternatiflere ve ekibin tecrübesine güvenim sonsuzdu.
  • Son güne kadar doğumun kendiliğinden başlamasını bekledim. Bedenim her şeyi başardı, ama daha da önemlisi bebeğim çok güçlüydü. Son ana kadar ne açılmanın ilerlemesi, ne onun başının aşağı inmesi, hiçbiri önemli değildi. Vakti geldiğinde, minicik ama güçlü bedeniyle her şeyi inanılmaz derecede kısa sürede başardı.
  • Doğumdan hiç korkmadım. Hipnozla doğum kitapları okudum, doğuma hazırlık kurslarına gittim. Kendi kendime, her şeyi akışına bırakmaya söz verdim. Bedenimi dinleyecektim, ve dayanabileceğim kadar dayanacaktım. Kendime hiçbir yolu kapatmadım. Bu hikayenin bir yerinde durum sezaryene dönse de, elimden geleni yaptığım için pişman olmazdım.
  • An oluyor insan bambaşka şeyler söylüyor, sezaryen istiyorum, diye bağırıyor. Etrafınızda sizi cesaretlendirecek bir ekibin olması çok önemli.
  • Eşim iyi ki yanımdaydı, ben artık onu daha da farklı seviyorum.
  • Ve doğum yaptığınız gün, gerçekten bir kraliçesiniz. Tadını çıkarın.

15 günlük lohusa anneden sevgilerle…

İlke

***

Pozitif doğum hikayeleri, kadının bedenine ve tercihlerine saygı duyan, doğumun doğallığını ve mahremiyetini dikkate alan, tıbbi müdahelelerin minimum kullanıldığı ya da gerekmedikçe kullanılmadığı doğumların paylaşıldığı hikayelerdir. Pozitif Doğum Hikayeleri hakkında buradan daha fazla bilgi alabilir, diğer hikayeleri buradan okuyabilir, paylaşmak istediğiniz bir hikayeniz varsa buradan bilgi alabilirsiniz.

5 yorum

  1. Her dogum bir mucize. Her dogum baska ve hepsi ayri guzel. Boyle dogal akisinda giden dogum hikayelerini okumak, serinkanli, cesur anne ve bebekleri tanimak cok iyi geliyor bana.
    Daha kafamda bebek fikri yokken bile okurdum pozitif dogum hikayelerini ve hep mutluluk gozyaslari dokerdim okurken. “Birgun dogum yaparsam, benim de boyle guzel bir hikayem olsun” diye dilerdim hep. Iki dogum yaptim sonra, iki guzel, saglikli oglan getirdim dunyaya. Her ikisi de kendi karar verdikleri zamanda normal dogumla geldiler. Bunu yapabildigim icin kendimi cok mutlu ve sansli hissediyorum. Ve bunda -kendisi farkinda olmasa da- Elif’in ve bu guzel blogun katkisi cok buyuk. Yani aslinda benim de bu siteye ve Blogcuanne’ye borclu oldugum satirlar var, yazilmayi bekleyen.

    Tebrik ederim Ilke. Ne mutlu sana ki, dusledigin gibi bir dogum yapabilmissin. Esinle ve minik bebisinle saglikli ve mutlu gunler dilerim.

    • Teşekkür ederim Seda. Aynen dediğin gibi, ben de hamileliği düşünmüyorken bile okurdum doğum hikayelerini. Ne mutlu bize, bizim de gönlümüzce hikayelerimiz olmuş.

    • Ne mutlu bana Seda… Senin de hikayelerini bekliyorum o halde…

  2. cok guzel bi yazi olmus emeginize saglik tek solukta okudum