5 Yorum

Blogcu Gebe – 21. hafta

Geçtiğimiz haftanın ortasında kalktık geldik Amerika’ya… 12 saatlik bir uçuşun ardından vardık Amerika’nın etnik çeşitliliği en fazla olmakla övünen (en azından öyle olduğunu havalanına yerleştirdiği kocaman ‘America’s most diverse city’ olduğunu iddia eden) Houston’a…

BlogcuGebe212

Yolculuk kolay geçti. Doktorumun üç konuda nasihati vardı: (1) Varis çorabı giymem, (2) Bol su içmem ve (3) Bol yürüyüş yapmam. Bunları tembihlemesinin sebebi, hamile kadınlarda (özellikle tekrarlayan hamileliklerde) tromboemboli denilen pıhtılaşma (tromboz) ve pıhtının damardan koparak beyin, akciğer gibi organlara taşınması (emboli) riskinin olmasıymış. Yani herkeste bu risk olabilirmiş ama tekrarlayan gebelikler bu riski arttırırmış.

İşte bu yüzden tembihlemişti doktorum beni. Velhasıl gittim eczaneye varis çorabı almak için, büyüyen karnımı hesaba katmadığımdan bulamadım tabii… Gebeler için özel varis çorapları varmış meğer (halbuki şu yazıda anlatmıştı konuk yazarım doktor), varis konusu gündemimde olmadığından bir kulağımdan girmiş, diğerinden çıkmış. Neyse, Kifidis’te bulduk da aldık AVM kapanmadan gecenin bir körü. Doğan eve getirdi dedim ‘Bu ne?! Ben buna nasıl gireyim?!’ Boyu boyuma, kilosu kiloma ama o kadar sıkı ki dedim herhalde insanı kangren yapmak suretiyle pıhtılaşmayı önlüyor bu meret.

Neyse, çaresiz giydim havaalanında… Onu giyeceğim için de etek giydim, ayağımda da kolay giyilip çıksın diye crocs’lar, oldukça saçma bir görüntü çıktı ortaya… Neyse, mazeretim var.

BlogcuGebe213

Houston’a vardığımızda Türkiye saatiyle sabaha karşıydı. Bir gecelik bir moladan sonra arabaya atlayıp görümcemlerin yaşadığı dört saatlik bir yolculuğun ardından vardık Dallas’a… Daha önce de gelmiştik buraya ama bu mevsimde değil, şansıma normalin üzerinde bir sıcak ve nem var şu sıralar… Geçen haftalarda İstanbul’da yakındığım hava var ya, hiçbir şeymiş onu anladım. Şöyle söyleyeyim: Evden arabaya gidene kadar nefes alamıyor insan. Birkaç güne geçecek, bu sefer de fırtına gelecekmiş, o da bizim gidişimizi bulabilir, uçaklarımızı etkileyebilirmiş, bakacağız artık şansımıza…

Uçaklar mikrop yuvası ya hani, Doğan da ben de ertesi gün boğaz ağrılı ve şiş boğazla uyandık. Önce o, sonra ben. Seda’ya yazdım hemen ‘Neydi şu soğanlı sütün tarifi? Hani doğal antibiyotik olan?’ Dedi ‘500 ml sütü ısıt. 1 soğanı rendele, kapaklı kavanoza koyduğun süte kat; havluya sar, karanlık bir dolaba kaldır. Yarım saat beklet, sonra süz. Her yarım saatte bir, 2 çorba kaşığı iç, bitene kadar’… Bu tarifi daha önce, Denizli’ye gitmeden bir gün önce boğaz ağrısıyla kalktığımda da yapmıştım ve işe yaramıştı. Yine yaradı. İki günün sonunda boğaz ağrısı kalmadı. Şimdi tıkanık bir burun ve nezleli bir sesle geziyorum ama buna razıyım. Buralarda doktora gitmek ve ilaç almak isteyen bir kişi hiç değildim. C vitaminin üzerinde bile ‘İçmeden doktorunuza sorun’ yazıyor, temkinlilikten ölecek yani o kadar…

Ne kadar kilo aldığımı soran gebedaşlar oluyor, en son doktor kontrolünde 5 kiloydu, eminim artmıştır. Çok hoşnut değilim, hatta hiç hoşnut değilim ama engellemek için çabalıyor muyum diye sorsan yanıtım ‘pek değil’.

BlogcuGebe21

Şu sıralar fiziksel en büyük sıkıntım sabah kahvaltısından sonra çöken halsizlik ve çarpıntı. N’oluyoruz diye eski yazılarıma baktım, Derin’de de yaşamışım aynısını… Araştırmacı blogculuk da yaptım azıcık, bu nedir, neden olur diye, şimdi internet doktorculuğu yaparak kimsenin kafasını karıştırmayayım ama sonuç olarak hamileliğin halleri deyip geçmek lazım sanırım. Yani yemek sonrası tansiyon düşmesi ve halsizliği şeker dahil çeşitli şeylerle ilişkilendiren yazılar mevcut, bana düşen ‘Bu da geçer’ deyip çekmek bence… İnsanların neler çektiğini düşününce…

Herkes gibi ben de kendimi ruhen iyi hissetmiyorum şu sıralar… Başta annem, sonra arkadaşlarım, bazı okurlarım diyor ki ‘Uzak dursan biraz?.. Bakmasan olan bitene?… Hani bebek üzülmesin diye…?’ Biliyorum ki iyi niyetle söyleniyor bunlar; ve bakmayınca, uzak durunca bu olayların duracağını bilsem bakmam tabii. Keşke bakmasam ve yiten canlar geri gelse… Keşke bakmasam ve kötü insanlar yok olsa… Bakmasam ve olanlar hiç olmamış olsa…  Olmaz mı? Olmaz di mi? Ne diyeyim, yazık…

Önümüzdeki günlerde Kanada’ya geçeceğim, ilk kez Toronto’da olacağım. Daha önce de bahsetmiştim, bir grup blog yazarı/gazeteciyle birlikte Kanada’daki bazı devlet okullarını ziyaret edecek, eğitim sistemini yakından tanımaya çalışacağız. Son günlerde Türkiye’de bırak iyi bir eğitim talep etmeyi, can güvenliğinin ötesinde bir şey istemek lüks olmaya başladı… Bu geziyi o gözlükle yapmak enteresan olacak…

Türkiye’den gelecek olan ekiple buluşup okulları gezmeye başlamadan önce birkaç gün kendi kendime gezme şansım olacak Toronto’da; ne yalan söyleyeyim, onu iple çekiyorum. Aradığım ‘kafa boşaltma’ fırsatı o birkaç günde yatıyor belki de…

5 yorum

  1. Merhaba Elif Hanım,

    Bahsettiğiniz bu doğal antibiyotiği hazırladıktan sonra nasıl muhafaza ediyorsunuz? Çocuklar için de kullabiliriz sanırım değil mi? Teşekkür ederim.

    • Işık almayan bir yerde (buzdolabı değil) bekletiyorsunuz. Henüz çocuklara kullanma fırsatım olmadı ama bundan sonraki ilk boğaz ağrısı belirtilerinde denemeyi düşünüyorum.

  2. Biz de 3 hafta önce çocuklarla Amerika’ya yerleştik. Dün çocuklar burda okula başladılar.(Burası Michigan , Detroit’e yakın Northville). Nasıl endişeliyim anlatmak mümkün değil . Gerçi Amerika’da ki en iyi ilkokullar bu eyaletteymiş Söylendiği kadarıyla.. Ama bunu bilmenin şu an bana hiç faydası yok.
    Keşke okulları incelerken buraya da gelebilseniz, ne büyük sürpriz olurdu ..!
    Neyse biliyorum ki olmaz..
    Türkiye’de Yaşananlar konusunda , ben hamile olmasam da, aynı yerdeyiz. Baksam içim yanıyor, zaten sürekli ağlıyorum, başka birşey gelmiyor elimden. Bakmasam, ihanet etmişim gibi geliyor. Zaten buralara gelerek bencilce mücadeleden kaçmış hissediyorum kendimi..
    Ama eşime sunulan burdaki iş fırsatını tepmek, çocukların iyi koşullarda eğitim fırsatını tepmek, hele de Türkiye’de şimdiki eğitim düşünülünce, hiç akıllıca olmazdı. Olmazdı değil mi… ? Değil mi ? ….

    • Sevgili Ozge,
      Herseyden once bu buyuk degisiklik hayırlı olsun hepiniz icin. Turkiyede hersey yolunda olsaydi ve gitmis olsaydiniz boyle hissetmeyecektin degil mi? Simdi de hissetme. Bazen birseylerin duzelmesi icin yapilmasi gereken, o an icinde bulundugumuz durumun otesinde, goremedigimiz bir acida olabilir ve biz belki de dogru secimlerle yavas da olsa kendi payimiza dusen katkiyi yapiyoruzdur. Cocuklara simdiden basarilar. Siz de bulundugunuz yerdeki universitenin varsa “Turk ogrenci birligi” ile irtibata gecerseniz hem dostlar edinirsiniz hem de pek cok gerekli bilgiye daha kolay ulasirsiniz. Sevgiler (Eski bir Illinois’li)

    • Olmazdı Özge…