8 Yorum

Ezgi’nin Gebelik Günlüğü, 8. hafta

Merhaba herkes,

Ben, Ezgi! Blogcu Anne’yi ne zamandır takip ettiğimi bile unuttum, ama Barış’la birlikte “artık bir bebek yapsak mı sanki?” dediğimiz günlerde hemen Elif’e mail atıp gebelik günlüğü için rezervasyonumu yaptırdım! Benim pimpirik sevgilim yüzünden bütün tahlillerim aylar öncesinden yapıldı, vay efendim bebeği şu tarihte yapalım ki yaz dönemine gelsin, okullar tatil olsun ben yanında olabileyim denerek bebeğe ana rahmine düşmesi için tarih bile verildi. Ama tabii işler bizim planladığımız gibi olmadı. Ayy ben plan yapmayı hiç sevmem, babama çekmişim, her an her şey olabilir, yemek yapmaya diye koltuktan kalkıp tatile çıkabilirim mesela! Ama gel gör ki Barış hiç öyle değil. –Tek farkımız bu olsun- Planlı hem ki ne planlı bir sevgilim var. Ne diyorduk, bebek Barış’ın planlarına uymadı. Ve görünüşüne göre Nisan 2016’da hayatımıza viyaklamalarıyla dahil olacak.

 

Ezgi8

Bizim, bebekten önce “bebeğe göre hayat” planlarımız arasında taşınmak da vardı. Benim için radikal bir kararla İstanbul’dan Barış’ın çalıştığı şehir olan Düzce’ye taşındık. Tam olarak yeri merak konusu olduğundan burada da açıklayayım: Ankara’yla İstanbul arasında, Bolu’ya yakın, 81 Düzce, işte burası… İstanbul’u çok seven, Hacettepe Üniversitesi’nde okuduğu süre boyunca Boğaz’ıyla, Moda’sıyla Ada’sıyla burnumda tüten şehrim son 4-5 yılda anlayamadığım bir hızda çığrından çıkarcasına kalabalıklaşıp kiralar da almış başını gitmişken, ben sabah 9 akşam 6 çalışırken dedim ki “bir dakika! hafta içi çalışmak dışında yapmak istediğim onlarca şeyden hiçbirini yapamıyorum. Üstelik ay sonu da çok zor geliyor. Hayal ettiğim hayat bu değil.” Bu sırada 2 yıllık evliydik ve Barış haftanın üç günü Düzce’ye gidip geliyordu. Tam 28 saat ders veriyordu üç günde. İki gece orada arkadaşlarında kalıyordu. Bundan bir sene önce bile “Düzce’ye taşınıp ceviz ağacına bakan bir evde yaşacaksın ve çok mutlu olacaksın” deseler delirdiniz siz herhal derdim. Kalabalıklar, yürüyememeler, ev ve iş arasında bir saatlik mesafe olması ve üç vasıta değiştirmenin normali bırakın iyi ya da şanslı karşılandığı bir düzende yaşamaya paydos dedim! “Barış, hadi Düzce’ye taşınalım!”

Bunu dediğimde, bebeğimiz olsun istiyorduk ve bunun için ben evden çalışma düzenine geçmiştim. 2+1 evde artık kitaplık koyacak yer olmadığından –malum, iki sosyal bilimci evi- kitapları koridordaki duvara üst üste dizmeye başlamıştık. Düzce’ye gittik, bir haftada istediğimiz gibi bir ev bulduk, evi tuttuk. 7 Haziran seçimlerinden sonra taşınmak üzere hazırlıklara başladık. 3 katlı bir binanın giriş katında, bütün odaları henüz mini bir ormana bakan –henüz diyorum çünkü orada da çılgın bir inşa faaliyeti var- evimize yerleştik. Düzce’deki arkadaşlarımızla vakit geçirdiğimiz, her akşam dışarı çıkınca bir arkadaşımızı arayıp kafede buluşup gece yarılarına kadar sohbet ettiğimiz, gündüzleri de çalıştığımız hayatımızdan pek memnun, denemelere başladık.

Ağustos ayında, İstanbul’dan halam geldi ve rafting yaptık. Sonraki günlerde ben rafting fotoğraflarına bakarken sanki göğüslerim biraz büyümüş gibi geldi, reglimin gecikmesine 2 gün vardı. Tez canlı beni tutabilene aşk olsun! Hemen merkezde, -eve 8 dakika, işte bunlar hep büyükşehir refleksi- bir polikliniğe gittim. Zaten merkezde bir tane poliklinik var. Kan testi yaptırdım ve sonuç pozitif çıktı. Ve ben o akşam çocuk yogası eğitimi almak için İzmir Karaburun’a doğru yola çıktım.

Dönüşte Barış’la İstanbul’da buluşup yeni doğum yapan ve doktorundan çok memnun olan arkadaşımızın tavsiye ettiği doktora gittik, öncesinde de arkadaşımıza uğrayıp bebek sevmeyi ihmal etmedik. Çok içten, anlayışlı ve komik bir doktordu. Keseyi gördü ve “evet gerçekten de hamilesiniz!” dedi! Sonra bizi karşısına aldı ve anlattı: “Bak Ezgi, bu süreçte biraz daha yavaş yaşaman gerekecek. Vücudun bir bebeği büyütmeye odaklandığından beynin istediğin gibi çalışmayabilir. Öyle kafadan dört işlem yapmaya çalışma. Bu çok normal, telaşlanma.” Geriye kalanlar bildiğimiz, mide bulantısı, halsizlik vs.

Doktordan sonra Düzce’ye döndük, ama ben öyle her gördüğümü okuduğumdan boş gebelik diye bir şey olduğunu biliyordum ve bebeğin kalp atışlarını duymadan, çok önceden planladığımız tatile çıkmak istemedim. Ve 7 Eylül, Pazartesi günü, sabahın köründe, saat 8.30’da bu defa Düzce’deki hastanede doktor randevumuz vardı. Önce kalp atışlarını gördük sonra da 5+1 ses sistemiyle tüm odada yankılanan kalp atışlarını duyduk… Bum bum, bum bum… O an aklıma gelen ilk şey, sanırım bebekler dünyaya gelmeyi çok istiyorlar fikri oldu… Memleketin yangın yeri gündeminde neredeyse 2 yıldır her olayda ölmüyoruz belki ama, yaşama sevincimiz azalıyor, umudumuzu kaybetmemeye çalışıyoruz ama eskisi gibi de kalamıyoruz işte… Tam da o an, hayatı yaşamayı ne kadar sevdiğimi hatırladım önceden… Bir bebeğin hızlı ve güçlü kalp atışlarındaki gibi…

Doktorun yanından çıktık ve tüm arkadaşlarımıza haber verdik. Bana nasıl olduğumu soranlara “iyiyim, hiç kusmadım!” açıklamasını yapıyor olmamı umarım yadırgamıyorlardır. Çocukken çok kusan biri olarak ve annemin kardeşime hamile olduğunu sabah lavabo ziyaretlerinden anlamış biri olarak benim için hamilelik belirtisi=kusmak olmuş. Ama benim midem çok bulanmıyor. Kokulara karşı hassasım evet, benim en büyük şikâyetim halsizlik. Hiçbir şey yapmadığım halde bütün gün yatmak istiyorum. Ben gündüz uyuyamam, kendimi zorlasam da en fazla yarım saat uyuyabildim bugüne dek. Şimdilik bol bol dinleniyorum, ayakta olduğum zamanlarda da çalışıyorum masa başında. Güzel yemek yapan bir sevgilim olduğu için ayrıca şanslıyım.

Şimdi tatilimizin sondan bir önceki gününde bol yüzerek ve dinlenerek, aynı zamanda çalışarak 8. haftanın son gününe gelmiş bulunuyorum. Bakalım ilerleyen haftalarda neler olacak… Birçok gebelik günlüğünün sessiz takipçisi olarak okumak ve yaşamak arasındaki farkı hissederek heyecanla bekliyorum gelecek günleri…

Ezgi

Yazar Hakkında

EZGİ BERK– Severek aldığı tarih eğitimi sonrası kendini eski çağlara ait kitaplar arasında çalışırken buldu. Hâlâ tarih kitapları arasında çalışmakta, satır aralarında insanların duygu ve davranışlarını aramaktadır. Aynı zamanda eğitim hayatının hangi evresinde kaybettiğini hatırlamadığı zengin hayalgücünü tekrar keşfetmek için çocuklarla çalışıyor. Bazen de çocuklar olmadan, çocuklar için çalışıyor. Çocuk edebiyatı tutkunu. 27 yaşında ve ejderhalara inanıyor.

Ezgi’nin tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların gebelik günlüklerini buradan okuyabilirsiniz.

8 yorum

  1. Hoşgeldin Ezgi!

    Gebeliğin ilk ayları benim de bulantım olmamıştı, ama hazsizlik ve uyku çok olmuştu. Herkesin bedenine göre değişiyor.
    Keyifli bir gebelik dönemi geçirmen dileğiyle,
    Aramızdaki tüm gebelerin oğlu olacak, bakalım senden ne gelecek merakla bekliyorum 🙂

    Sevgiler,

    Gül

    • Hoşbuldum Gül! Çevremizdeki bütün arkadaşların oğlu var, herkes bizden kız bekliyor… Merakla bekliyorum ben de 🙂

  2. Hoşgeldin Ezgi. Zevkle okuyacağız.

  3. Hoş geldin Ezgi,

    Umut dolusun ve yazdıklarını okudukça bu bana da geçti 🙂 Umarım güzel bir hamilelik geçirirsin, çocuğun güzel günlere doğar.

  4. Sevgili Ezgi, çocuktan önce taşınarak çok iyi,yerinde bir tespit yapmışsın. Gerisi benim gibi bu tespiti yapamayan ama şimdi koşa koşa İstanbul’dan gitmek isteyen annelere diyelim. Harika bir yolculuk olsun inşallah. Sevgiler

    • Merhaba Ayşenur,

      Umarım İstanbul’dan kaçmak isteyen herkes kaçacak bir yer bulabilir kendine ve ailesine 🙂 Şööyle Ege’ye doğru, denize yakın olanından dilerim 🙂 Çok teşekkürler!

      Sevgiler