0 Yorum

Kendi Hayallerinden Vazgeçmeyen Anne…

Beş Yıldızlı Söyleşiler’in bu seferki konuğu İzmir’den, kendini ‘işkolik’ olarak tanımlayan ‘bir Melek annesi’ Yeşim Altınel.

***

Bize kendini tanıtır mısın? 
Annemlere yılbaşı hediyesi olarak 30 Aralık 1976’da Kayseri doğdum. İktisat bölümünden mezun oldum, finans yüksek lisansı yaptım, 13 yıl önce mali müşavirlik ruhsatımı aldım, şu anda özel bir şirkette muhasebe müdürüyüm.

Screen Shot 2015-09-02 at 4.47.19 PM

Anne olmadan önceki Yeşim kimdi? ne iş yapar, nelerden hoşlanırdı?
Anne olmadan önceki Yeşim gezmeyi çok seven, her daim kendine oyalanacak bir aktivite bulan, mesleğine ve çalıştığı işe çok önem veren, emek harcayan, kendini geliştirmek için bulduğu her kursa, eğitime giden, her şeyden öte hayattan keyif almayı seven, hayat dolu, enerjik ve çok hırslı biriydi. Çok kitap okurdu; bir gecede bir kitap bitirmişliği çoktur.

Ya anne Yeşim?
Anne olmak yukarıda saydığım özelliklerime; hoşgörüyü ve daha fazla inancı ekledi. Halen çok çalışıyor ve işini çok seviyor, zaman buldukça kurslara gidiyor, kendim için de mutlu olmayı öğreniyorum. Kendimi bildim bileli planlarım oldu benim. Hayallerim, yapılması gerekenler ve alınacaklar listem, elimden geldiğince de yaptım, planlarıma uydum. Anne olduktan sonra da mümkün olduğunca bu hayallerimden vazgeçmemeye çalıştım.

Hala yapmak istediğim birçok şey var. Mesela psikoloji eğitimi almayı çok istiyorum ve mesleğimle ilgili emeklilik dönemimde danışmanlık yapma planlarım var.

Screen Shot 2015-09-02 at 5.08.03 PM

Çünkü anne olmak kendinden vazgeçmek demek değil…
Annelik ülkemizde fedakarlıkla eş anlamlı maalesef. Anne olan kadının her şeyden önce kadınlığı, hayatı, hayalleri, beklentileri elinden alınıyor ve ona sadece anne olmak bırakılıyor. Sadece evini ve çocuklarını düşünmesi isteniyor, böyle yetiştiriliyoruz.

Ve bu çok yanlış…
Biliyorum ki ben ne kadar mutlu ve güçlü olursam Meleğim de o kadar mutlu ve güçlü olacak. Benim kendime kattığım her bilgi, her güven damlası ona artarak akacak. Her anne gibi ben de onu güzel yetiştirmeyi, topluma ve ailesine faydalı, vicdanlı, eğitimli, en önemlisi de dürüst ve çalışkan bir birey olmasını istiyorum. Bunun için ben de kendimi geliştiriyorum.

Bir kişisel gelişim süreci olarak annelik! Okuduğum hiçbir kişisel gelişim kitabı beni şu sekiz senedeki kadar geliştirmedi.
Kesinlikle… Hayattan kopmadan, ekonominin ve ülkemizin geleceğinde benim de payım olmasını istiyorum. Çünkü anneler çocuğun gelişiminde ve dolayısı ile ülkemizin gelişiminde en önemli paya sahip. Sadece kendi kızıma değil ülkemizdeki tüm çocuklara güzel, hak ettikleri, huzur içinde yaşadıkları bir vatan bırakmak istiyorum.

“Anne olan bir kadının hayatı Çocuktan Önce ve Çocuktan Sonra olarak ikiye ayrıldığına” katılıyor musun?
Kesinlikle öyle. Çünkü artık yalnız değilsiniz hayatta, size emanet edilen bir can var, sizden bir parça. O hayata hazır olana kadar en azından kendi başına ayakta durana kadar siz de daha sağlam ve güçlü olmalısınız.

Screen Shot 2015-09-02 at 5.12.10 PM

Hamilelik sürecinden ve doğumundan bahsetmek ister misin?
Hamileliğim güzeldi, tek zorluk her gün Karşıyaka-Kemalpaşa arası işe giderken serviste geçen 1 saatlik yoldu. Onun dışında beni üzen, zorlayan hiçbir şey olmadı. Melek beni hiç yormadı. Sadece 10 kilo aldım. Sağlıklı ve güzel beslendim. Hiç kapris yapmadım, aşermedim, mide bulantısı çekmedim. 37.nci haftaya kadar çalıştım. Doğum iznine ayrılmamla birlikte annemle baş başa geçen hayatımın en zevkli dönemi başladı.

Meleğim 40+5 de aramıza geldi. Her zaman normal doğum istedim ve son ana kadar da bu isteğimden vazgeçmedim. Sadece süre uzadıkça biraz endişelendim. Son kontrolüme bir gün kala Pazar gecesi sancılarım başladı. O kadar çok bu anı beklemiştim ki hiç panik yapmadan önce güzel bir banyo yaptım, ojelerimi sürdüm, saçlarımı şekillendirdim ve uyuyan eşimi kaldırdım. Beraber sancıların sıklığını ölçtük ve annemlerle hastaneye gittik. Gece 12’de hastaneye yatışım yapıldı. Doğumun başlaması çok uzun sürdü, Melek bir türlü gelmek istemiyordu. 12 saat süren sancılardan ve alınan suni sancıdan sonra tam da istediğim gibi, epidural almama gerek kalmadan normal doğum yaptım. Kızım doğar doğmaz doktorum onu benim karnıma yatırdı ve bizi birkaç dakika dinlenmeye bıraktı. İşte o an hala her saniyesi ile aklımda ve ömrümün sonuna kadar da aklımda kalacak… Melek başını yukarı kaldırıp bana öyle güzel bakıyordu ki hem de hiç ağlamadan, bembeyaz pamuk gibi…

Screen Shot 2015-09-02 at 5.18.41 PM

Melek ismini tamamlayan bir hamilelik ve doğum süreci olmuş. 
Bekarken bir gece rüyamda bembeyaz saçlı ve elbiseli bir dede görmüştüm, kucağındaki bebeği benim kucağıma bırakmıştı. Senin de bir kızın olacak ve adını Melek Deniz koyacaksın demişti. O bebek aynı Melek gibiydi, sarı saçlı mavi gözlü…

Ya lohusalığın?
Lohusalığımda canım annem bana, kızıma, evime misafirime her şeyime sahip çıktı. Beni bir dakika olsun yalnız bırakmadı. Ben kızıma annem de bana bebekler gibi baktı. Ben de bu arada dinlenmeye çalıştım, 3 aylık zorunlu izinden sonra işe başlayacağım için her gün süt sağıp dolapta saklamaya başladım. Tek pişmanlığım işimi devredecek kimse olmadığı için evden işimi yapmaya devam etmem oldu. Keşke lohusa olmanın keyfini daha çok çıkarsaydım.

İnan onun keyfi bir türlü çıkmıyor. Ya da ben de çıkaramadım diyeyim. Ben evdeydim, çalışmıyordum ama yine de öyle yatıp dinlenebildiğimi hatırlamıyorum. Annem sürekli peşimden koşuyordu 40’ından önce bu kadar hareketlenilmez! diye…
Haklısın belki de…

Kendini ‘temiz zihinle dolaşan işkolik bir kadın’ olarak tanımlıyorsun. Açar mısın?
Yaptığım işi, başarılı olmayı, yorulmayı, takdir edilmeyi seviyorum. Çünkü işim benim en özel alanım, kendime güvenim, hayatta yapmak istediğim şeylere ulaşmak için aracım aynı zamanda. Bu yüzden ne işimde yaşadığım sıkıntıları, ne de evde yaşadığım sıkıntıları birbirine yansıtmam. Ofise girerken güvenlik görevlisine kafamdakileri, varsa sıkıntımı bırakır tertemiz bir zihinle ve keyifle işe giderim. Mesela çoğu kişi pazartesileri sevmez ama ben çok severim, en güzel kıyafetlerimi o güne saklarım. Yeni bir gün, yeni bir hafta, sürprizlerle dolu ve çok heyecan verici bana göre.

Screen Shot 2015-09-02 at 5.22.49 PM

Ne güzel!
Hayat gerçekten kısa ve onu nasıl yaşayacağız bizim elimizde. İş yerinde ve ailemizle geçirdiğimiz süreleri keyifle yaşamak bizim hayata ve çocuklarımıza vereceğimiz en büyük hediye. Tabii ki sorunlarımız, aksaklıklar, üzüntüler, sıkıntılar olacak ama iyi olan da bir sürü şey var. Sadece nereden baktığımız çok önemli. Çünkü o bakış bir süre sonra alışkanlığımız, alışkanlıklarımız da yaşadığımız hayatımız oluyor.

Bir günün nasıl geçiyor?
Sabah 7’de uyanıyorum. Melek’le beraber 8’de evden çıkıyoruz. Anneme araba ile 5 dakika mesafede oturuyorum. Annem ve babamla güzel bir kahvaltı yapıyoruz, sonra ben işe geçiyorum. Akşam 19:00-19:30 arası işten çıkıp, eşimle annemlerde buluşuyoruz. Yemeğimizi yedikten sonra Melek’i alıp eve geçiyoruz. Annem Melek’e baktığı gibi eşime ve bana da bakıyor. Biraz TV, biraz Melek’le oyun, sonrasında yatak.

Yazın bu düzen değişiyor. Annem ve babam Melek’i alıp yazlığa Seferihisar’a gidiyor. Biz de hafta sonları yanlarına gidiyoruz. Pazartesi de yazlıktan işe dönüyoruz. Melek küçükken her gün gelip gidiyorduk. Bu düzen iki yaz böyle devam etti çünkü Melek emiyordu, onu anne sütünden mahrum etmek istemedim. Çok yorucu oluyordu ama buna değerdi. Bu yaz bu açıdan daha rahat geçti. Melek emmediği için hafta sonları yeterli oluyor. Böylelikle ben de kendime vakit ayırabiliyorum hafta içi. Kitap okuyorum, arkadaşlarımla buluşuyorum… Bilirsiniz, bekarken olduğu gibi…

Hah işte bunu kıskandığımı itiraf etmeliyim! En çok imrendiğim anneler bu İzmirli olup da yazın çocuğunu anneannenin yazlığına gönderebilenler. Herkes için ne güzel bir fırsat! 
Melek için de çok daha sağlıklı ve keyifli. İzmir çok sıcak, gün içinde çocuklar akşamüstü 6’ya kadar dışarı çıkamıyorlar. Klimalı evlerde, TV karşısında gün tüketiyorlar. Ama yazlık hayatı öyle değil. Komşu ziyaretleri, sabah kahveleri, akşamüstü çayları, dedesiyle taze sağılmış süt almaya gidiyor, bana inekleri, keçileri anlatıyor, bahçede hamağında sallanıyor, park, deniz, serin hava. Bundan daha güzel sosyal gelişim olabilir mi? Bu konu da kızım çok şanslı. Anne ve babamın emeğini asla ödeyemem…

Çocuklar olduktan sonra eşinle ilişkiniz nasıl etkilendi?
Ben evlendikten kısa süre sonra hamile kaldığım için eşimle ilişkimizde ya karnımda ya da kucağımızda olmak üzere Melek hep yanımızdaydı. Bu yüzden biz hiç yalnız olmadık. Doğumdan önceki o kısa süre de zaten evliliğin ilk zamanlarıydı, birbirimizi tanıyor, öğreniyorduk. Şimdi de bu durum devam ediyor.

Screen Shot 2015-09-02 at 5.33.50 PM

Çocuksuz hayatına dair hislerin?..
Özgürlük… Ve boşluk duygusu.

Annelik yapmanın seni en çok zorlayan tarafı ne?
Toplum baskısı. Ülkemizin zor yaşam koşulları… İş hayatının ve sosyal yaşamın çocuklara göre değil de tamamen ticari ve erkeklere göre ayarlanmış olması. Gelecek kaygısı, sokakta oynayamayan, tek tip eğitilmiş çocuklar. Kızımı böyle bir ortamda yetiştirecek olmak üzüyor. Çünkü bu topluma aitiz, istesek de istemesek de bazı kurallara uymak zorundayız.

Ah buna çok katılıyorum.
Bir de herkesin yaptıklarınızla ve çocuk yetiştirme tarzınızla ilgili söyleyecek bir sözü, yapacak bir yorumu var. Sizin doğrunuzun hiç önemi yok. Buna da çok kızıyorum ve çoğu şeye kulaklarımı tıkıyor, genelde kibarca başımı sallayıp dinliyor ve geçiyorum.

Tabii kibarca geçemediğim şeyler de var, örneğin kendini öptürmek istemeyen çocuğa baskı yapmak, bu baskıyı özellikle anne babası yapıyorsa daha çok kızıyorum. İzin almadan çocuğuma dokunulması…

Anneliğin en sevdiğin tarafı?
Beraber banyo yapmak, kucağımda onu mıncıklamak, doyasıya öpmek, anne seni çooooookkkkk seviyorum diyen dünya tatlısı, sağlıklı bir evlada sahip olmuş olmak. Çok şanslıyım, şanslıyız…

Sence sen neyi iyi yapıyorsun?
Hayatta sahip olunabilecek en güzel ve değerli şeyler bana göre aile, arkadaşlar, dostlar, hayaller, bir amaç ve boş zamanlarını değerli kılan bir yetenek, zevk. Melek için en büyük hayalim bunlara sahip olması ve iyi koşullarda yaşaması. Ben de bunları sağlayabilmek adına çok çalışıyorum ve bunu da kendi hayallerimden vazgeçmeden, kendimi de mutlu ederek ve Melek’e de mutlu olmayı öğreterek yapıyorum. En iyi yaptığım şey bu sanırım.

Screen Shot 2015-09-02 at 5.40.37 PM

Mesela?
Mesela ben hiçbir zaman Melek’e “anne işe gidiyor çünkü sana oyuncak, bez alacak” demedim, demedik… Ona “kızım ben işe gidiyorum, çünkü çalışmayı çok seviyorum mutlu olmak için de çalışmam lazım, sen da anneanne ve dede ile kalacaksın, akşam beraber olacağız yine” diyorum. Ona şimdiden senin ihtiyaçların için çalışıyorum deyip sorumluluk yükleyip, fedakarlık yaptığımı ve doğal olanın da bu olduğunu bilmesini istemiyorum. Kulağı bile alışmasın buna.

Alkış!
Melek hasta olduğunda hiç telaş yapmadan, ilaç vermeden onu iyileştirmeye çalışıyorum. Kendime öyle bir yol çizdim. Bebekliğinden itibaren bitki çaylarına alıştırdım. Hatmi çiçeği, ıhlamur, adaçayı… Bakıyorum azıcık grip belirtileri var, hemen bitki kürüne başlıyorum, ateşi varsa soğuk presler yapıp, ılık duşlar aldırıyorum.

Ve bence en iyi yaptığım şey gün içinde birçok kez “Melek biliyor musun ben seni çok seviyorum” diyorum. Melek buna o kadar çok alıştı ki artık o da içinden geldikçe bana, babasına, anneannesine “seni seviyorum “ diyor. Bizim insanımız bir türlü sevgimizi göstermiyor, göstersek bile dillendirmiyor. Melek öyle olmasın istedim, seviyorsa söylesin!

Screen Shot 2015-09-02 at 5.47.52 PM

Neyi daha iyi yapmak isterdin?
Oynamayı. Melek ile saatlerce, sıkılmadan oynamayı, el işi yapmayı ve öğretmeyi çok isterdim.

Kulübe hoş geldin!
Evet, evimdeki tertip ve düzen takıntımdan, her daim katalog ev görüntüsünden kurtulabilmeyi ve ona daha çok zaman ayırabilmeyi de çok isterdim.

O düzenden bana da biraz göndersene…
Melek için iyi bir anne miyim bilemiyorum, bunu zaman gösterecek ve büyüdüğünde Melek söyleyecek bana. Onunla oynayan, her anını onunla geçiren, çeşit çeşit yemekler yapıp, bir sürü aktiviteler düzenleyen bir anne değilim, olamadım. Tuvalet eğitimini, öz bakım kurallarını ve daha bir sürü şeyi ben değil annem üstlendi. Hep söylüyorum ben sadece dünyaya getirdim ve onu annemin kollarına bıraktım.

Bu ‘İyi Annelik’ etiketi sırtımızda bir kambur değil mi sence de? Elimizden geleni yapıyorsak, çocuğumuzu fiziksel ve ruhsal anlamda mümkün olduğunca doyuruyorsak yeterince iyi değil miyizdir? Bence sen çocuğunun sahip olabileceği en iyi annesin, birçoğumuz gibi… 
Kendi adıma onun için yaptığım en iyi şey ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmesini sağlamak oldu. Bunun için çok uğraştım, çok istedim. İstediğim gibi de oldu. Doğum izninde biriktirdiğim ve her gün iş yerinde hiç usanmadan aynı saatlerde sağıp eve getirdiğim sütler sayesinde Melek ilk 6 ay sadece anne sütü aldı. 2 yaşına kadar da iş yerinde süt sağmaya devam ettim.

Screen Shot 2015-09-02 at 5.50.43 PM

Eh işte, elinden geleni yapmışsın! Peki, asla yapmam” deyip de yaptığın şeyler var mı?
Mesela yemek hep mutfakta yenecekti bana göre, tabii ki olmadı!

Kola, maden suyu, çay gibi içecekler verilmeyecekti, olmadı. Bir kere tatması yetti…

Onunla saatlerce güzel güzel oyunlar oynayacaktım, hep kazanmasına izin verecektim o da olmadı…

Cümleyi tamamlar mısın: Şimdiki aklım olsa…
Mutlaka doğum fotoğrafçısı ile anlaşırdım. O dönem gereksiz gelmişti ama şu an geriye dönüp baktığımda üzülüyorum. Bol bol fotoğraf çektirirdim hastanede. Zor geçen doğum sonrasında enerjim kalmadığı için ihmal ettim.

Boşluğu doldurur musun: Anne olmadan önce … derdim/zannederdim/düşünürdüm.
Anne olmadan önce derdim ki eşimle hep aynı fikirde olacağız, ona hep aynı şekilde yaklaşacağız, fikir ayrılıklarımızı asla belli etmeyeceğiz. O zamanlar “kötü polis” mesleğinden haberim yokmuş!

Sonra, bütün anneler bebeklerini mutlaka 2 yaşına kadar emziriyor, hepimizin bol bol sütü olur diye düşünürdüm.

Bir de zannederdim ki bebekler ağladığında annelerin mutlaka çözümleri olur, akşam 9’da o bebekler uyurlar, oyun saatleri, yemek saatleri hayatın her aşaması programlanmıştır ve o şirin bebekler buna uyar, anne ve babalar her daim ortak görüşte olur. Ne kadar naifmişim!

Screen Shot 2015-09-02 at 5.56.10 PM

“Anne olunca anladın” mı?
Her çocuk annenin eğiticisiymiş derler ya, evet çok doğru. Hayatı aslında çocuklarımız öğretiyor bize. Ve biz ancak onlar insan içine çıktığında güzel eğitim verip vermediğimizi öğreneceğiz. Hani bir laf vardır, size nasıl davranılmasını istiyorsanız siz de öyle davranın, ben de kızıma bunu öğretmeye çalışıyorum ve çok zormuş. Senin canın sana hiç benzemeyebilir. Ne kadar zormuş anne olmak, baba olmak…

Tek cümleyle: sence kime ANNE denir?
Uzun zamandır kullanmadığınız çantayı dolaptan aldığınızda içinden minik bir body çıkıyorsa siz annesiniz demektir.

Eklemek istediğin başka bir şey var mı?
Gündelik hayat içinde, telaş ve koşturmaktan bazen teşekkür etmeyi, sevdiğimizi söylemeyi ihmal edebiliyoruz. Annem ve babama özellikle çok teşekkür ediyorum. Kızım kızları oldu, doğum iznim bitip 3 aylıkken kızımı annemin kucağına bıraktım ve gündelik hayatıma döndüm. O günden bugüne tam 3 yıldır bir gün olsun bile yanımızdan ayrılmadılar. Kendi hayatlarını unutup fedakarlık yaptılar, hayatlarını bana ve meleğimize adadılar. Siz olmasanız ben bu kadar sağlam duramazdım. Teşekkür ederim, sizi çok seviyoruz.

Prima

Bu söyleşi, Prima’nın desteğiyle yayınlanmıştır ancak yazdıklarım kendi fikirlerimdir. Prima’yla Beş Yıldızlı Söyleşiler’in tamamını buradan okuyabilirsiniz.