9 Yorum

Ebeveynlik arşivi

Böyle arşiv gibi bir şey olsaydı… Ebeveynliğin yazılı kaydını tutan… Bizim ebeveynliğimizin… Bizim ebeveynlerimizin ebeveynliğinin…

Bunların tutulduğu bir arşiv merkezi, bir kütüphane falan olsaydı… Zorlandığınız anlarda oraya gidip kayıtlara baksaydınız… Sizin zorlandığınız konuların büyük ihtimalle geçmişte ebeveynlerinizin de zorlandığı konular olduğunu görürdünüz. 

Diyelim çocuğunuza Hayır demekte zorlanıyorsunuz. Aynısını annenizin ya da babanızın (ya da her ikisinin birden) yaşadığını görürdünüz kayıtlarda… Ve daha eskiye giderseniz onların ebeveynlerinin de benzer davranışlarda ya da anne-babanızda bu davranışlara yol açacak davranışlarda bulunduğunu görürdünüz.

Bu ne işinize yarardı? Çözüme ulaşmanızı sağlar mıydı? Belki evet, belki hayır. Ama en azından sorunlarınızın kaynağını görürdünüz. Yalnız olmadığınızı, ‘kötü’ olmadığınızı, değiştiremediğiniz (ya da değiştiremeyeceğinizi sandığınız) davranışlarınızın siz farkında olmadan sizin içinize kodlandığını… Dolayısıyla bugüne kadar nafile çabalarla çözmeye uğraştığınız sorunlarınızı alışılageldik yöntemlerle değil, daha geniş ve farklı bir bakış açısıyla çözüme kavuşturabileceğinizi anlardınız.

OfkeDansi

Yukarıdaki satırlar, Harriet Lerner’ın Öfke Dansı adlı kitabından.

Buna nesiller arası aktarım deniliyor. Çünkü siz, sadece sizden ibaret değilsiniz. Sizden önceki beş (evet BEŞ) neslin mirasını taşıyorsunuz, tıpkı kendi duygusal miraslarınızı sizden sonraki beş nesle aktaracağınız gibi…

İçinizdeki o öfke var ya hani adlandıramadığınız, o size ait olmayabilir. Tekrar tekrar yaptığınız davranışlar var ya yapmaktan alıkoyamadığınız, onları siz başlatmış olmayabilirsiniz. Kısacası, en çok sorun yaşadığınız alanlar sizden kaynaklanmıyor olabilir. Bunu bilmek bile çok büyük bir rahatlama sebebi değil mi? Sorun sizde değil. Ya da sadece sizde değil. 

Farkındalık denilen şey tam da bu işte… Sorunun kaynağını tespit etmek… Bu, sizi çözüme bir adım daha yaklaştırıyor. Bazen bu çözüm, çözümsüzlüğü kabul etmek de olabiliyor. Ama bu bile bizi sürekli dibe çeken prangalardan kurtulmamızı, en azından kendimizi teslim etmemizi, affetmemizi ve olduğumuz gibi kabul etmemizi sağlıyor. Ki çoğu zaman sorunun kaynağını bulduğumuzda değişim kendiliğinden başlamış oluyor.

Bir de geçmiş yaslar var… Geçmişte tutamadığımız yasları, açığa vuramadığımız öfkeleri kendi çocuğumuz üzerinden yeniden yaşıyor ama bunun farkında bile olmuyoruz. Diyelim çocukluğumuzda bir travma yaşadık ve bunu onaramadık. Çocuğumuz, bizim o travmayı yaşadığımız yaşlara yaklaştığında o travmanın yaşattığı duyguları yeniden yaşayabiliyoruz biz de…

Geçmişimde bir taciz var benim. Daha açık ifade edeyim: Bu ülkedeki birçok kadın gibi ben de küçükken taciz edilmiştim, hem de ailecek tanıdığımız, bildiğimiz, güvendiğimiz biri tarafından… Ve çok uzun seneler bunu kendime saklamıştım. Sonraları çok yakınlarımla paylaşmıştım yine de birçok insandan saklamıştım onları üzmemek için. Sanki suçlu benmişim gibi…

İyiydim ben, güçlüydüm, atlatmıştım. Bana bir şey olmamıştı, olmazdı. Üstesinden gelmiştim ben, geçmişte kalmıştı.

Ama kalmamış. Bunu, kendi çocuğum, benim taciz edildiğim yaşa yaklaştığında fark ettim. Aslında fark etmedim ama rahatsızlığını yaşamaya başladım. Ve elbette bunun için (adı bende saklı) bir terapistin desteğini almam gerekti, ki bu satırları yazabilmemin sebebi de son birkaç senedir içinde bulunduğum bu iyileşme yolculuğudur.

Geçmişte yaşadığınız travmalar (ki ‘Travma’nın tanımı kişiden kişiye değişiyor, biri için travmatik olan bir diğeri için olamayabiliyor) eğer onların yarattığı hasarları onarmazsanız peşinizi bırakmıyor. Bir gün mutlaka sizi yakalıyor.

Öfke Dansı‘nda bir örnek var: Billy sekiz yaşına yaklaştığında babası Bay Kessler’la sorun yaşamaya başlıyor. Daha doğrusu Bay Kessler, Billy’le sorunlar yaşıyor. Onun üzerine gidiyor, onu duygusal olarak hırpalıyor… Terapi seanslarında Bay Kessler’ın sekiz yaşındayken babasını kaybettiği ve bu dönemde bir ‘Yıldönümü tepkisi’ yaşamaya başladığı ortaya çıkıyor. Bilinçaltındaki duygular, Billy Bay Kessler’ın o duyguları yaşadığı yaşa yaklaşınca yeniden ortaya çıkıyor.

Ne tuhaf değil mi?

Çocuğunuzla sorununuz mu var? Yapmak istemediğiniz şeyleri tekrar tekrar yapıyor musunuz? Ebeveynlik arşivinizi biraz karıştırın. Annenizin, babanızın size nasıl davrandığını, onların anne-babalarının nasıl ebeveynlik yaptıklarını öğrenmeye çalışın. Geçmişte ne gibi sorunlar yaşadığını, nasıl çözdüklerini (ya da çözemediklerini) soruşturun.

Çoğumuz aile üyelerimize -özellikle de annelerimize- karşı güçlü tepkiler verir, ama onlarla derinlemesine konuşup kendi deneyimleri hakkında bilgi edinmeyiz. Bizimkini olduğu kadar annemizle babamızın yaşamlarını da yapılandıran güçler, ya da annelerimizin ve büyükannelerimizin bizimkine benzer sorunlarla nasıl başa çıktıkları hakkında hiçbir şey bilmeyiz. Kökünü tarihimizden alan açık bir benliğe sahip olmadıkça da, tüm durumlarda yoğun öfkeli tepkilere maruz kalır, buna tepki olarak diğerlerini suçlar, kendimizi uzaklaştırır, pasife boyun eğer ya da tası tarağı toplayıp taşınırız. — Öfke Dansı, s. 101

Bakmayın böyle yazdığıma, daha çok sorunum var çözmediğim. ‘Yapmamalıyım’ dediğim çok şey var çocuklarıma karşı yaptığım. Ama en azından sorun kaynağını sadece kendimde değil, geçmişimde (ve belki birkaç nesil geride) aramam gerektiğini biliyorum.

Ve bu farkındalık bile başlı başına iyileştirici…

9 yorum

  1. Okuduğum en iyi kitaplardan biri psikoloji ve geçmişten gelen aktarımların sadece biyolojik değil psikolojik olduğunu ispatlıyor lakin okuduklarımın etkisi ile Değişimin Hızı hiç de paralel gitmiyor daha çok paylaşmak be üstüne gitmek lazım

  2. Benim de ergenlik çağında bir ensest hikayem var. Bunu konuşmam 10 yılımı aldı. Yok sayıyordum. Kendime her şey yolunda diyordum. Bunun yaninda mükemmelliyetçi bir anne ve sevilip sevilmediğinden bile emin olmayan bir çocukluk. Şimdi terapi desteği alıyorum ve çocuk sahibi olmaktan çok korkuyorum. Atlatabilmenize cok sevindim:) Umarım ben de başarabilirim. Sevgiler.

  3. Ne kadar guzel yazmissiniz…Benim de cok hatalarim var cocuguma karsi,yapmamaliyim dedigim ama duzeltemedigim…Bu kitabi mutlaka alip okuyacagim.

  4. Çok güzel bir yazı olmuş Elif Hn, Benim de son 7-8 ayım bu şekilde gelişti. Anlamlandıramadığım öfke patlamaları yaşamaya başlayıp bunu 1,5 yaşındaki çocuğumdan çıkarmaya başladığımda fark ettim. Fiziksel şiddet az olsa da psikolojik şiddet daha fazlaydı ki bu bizim ailemizde gelenek. Yalnızlık korkusu, çaresizlik hissi, düşük özgüven, bağımlılık…ve birçok olumsuz duygu ve düşünce birkaç jenerasyonumda var ve ben bunu zamanla daha net görebiliyorum. Benim travmam doğum ve sonrasında bebeğimde ortaya çıan,tıpkı benim gibi, alerjiler oldu. Bu süreç de ise profesyonel destek aldım. Bilişsel,davranışsal terapi, regresyon terapisi ve bonus olarak meditasyon. Herkesin yaşadığı travmalar ve başetme yöntemleri kişiye özel. Ben de fikir olması ve farkındalık yaratması için paylaşmak istedim. Benim de çözemediğim daha birçok konu var ancak kendimi daha sevgi dolu, daha şefkatli ve daha özgüvenli hissediyorum, yaşıyorum.
    Tekrar teşekkürler paylaşım için
    Daha fazla annenin dönüşümünü gerçekleştirmesi dileğiyle

  5. Esimin babasi babasiz buyumus, ve bu yuzden gozlemledigim kadariyla cocuklarina yakin olamayan bir baba, en azindan gosterme acisindan. Esim bizim ailede aliskin oldugumuzun aksine fazla tensel temasa aliskin degil ama simdi cocuklarimiza karsi bu zinciri kirmaya calisiyoruz. Ben ona ornek olmaya calisiyorum, hergun hep beraber aile sarilmasi yapiyoruz, hatta kizim bazen hatirlatiyor unuttugumuzda. Uzun lafin kisasi gecmisten gelen davranislari kirmak icin esler birbirine rahatca yardimci olabilir

    • Tam da bununla ilgili harika bir kitap okuyorum : Yetenekli Çocuğun Dramı. Şiddetle yavdiye ediyorum. Terapi kavramına getirdiği bakış açısı da çok güzel. Diyor ki yazarı Alice Miller:

      ”..fakat terapinin hedefi kişinin yazgısında bazı düzeltmeler yapmak değildir; onun bu yazgı ile yüz yüze gelmesine ve bunun yasını yaşayabilmesine imkan hazırlamaktır.”

      Lütfen her ”terapistim” diyene inanmayın, geçmişini iyice araştırın.

  6. Harikasınız Elif… Bunu kendine itiraf edemeyen ve yüzleşemeyen o kadar çok kadın var ki çevremizde… Ben de hayal, rüya ve gerçek arası hep hissettiğim ama yıllarca anlayamadığım böyle bir tacizle 35 yaşımda yüzleştim çok şükür, geç oldu belki ama yasını tuttuktan bir süre sonra çocuk sahibi olmaktan ölesiye korkan ben şu anda 30 haftalık hamileyim… Unutmayalım ki hiçbirimiz yalnız değiliz ve anne/kadın olmak hepimizin hakkı… Dediğiniz gibi terapistler dahi benzeri şeyleri kendi hayatlarında geçiştirdikleri için sizinkini ortaya çıkaramayabiliyorlar… Sağlığımızdan ve gelişimimizden devamlı olarak sorumlu olduğumuzu bize unutturmayan, canavar gibi zeki, yumuşacık ve kocaman kalpli terapistlerle yolumuza devam etmemiz dileğiyle. Güzel yaşamak ve yaşatabilmek umuduyla!

  7. aynı şeyleri ben de yaşadımm ve çözümünü aradığım(nız) yer çözümlemede okadar doğru ve uçsuz bucaksız ki birkere girdiniz mi,ilerledikçe ayıklanan yaban otları bir yandan ruhu ferahlatıyor bir yandan da derinleştikçe kökünün atalara dayanan o yaban otlarının katlanarak artması(farkındalığın artmasıyla) merakı hep canlı tutuyor..ben de buna benzer terapilerle , kimbilir kaç nesil öncesinden gelen ‘annelik-sevgisi blokajımı kırdım ve kızımla yeniden doğduk❤️

  8. Çocuğunuzla ilgili yaşadığınız kaygının başka bir şeklini de ben yaşıyorum kızım dokuz yaşında ve kızkardeşime çok benziyor.kardeşim 10 yaşındayken trafik kazasında gözlerini kaybetti ve şimdi sanki aynı şey benim kızımında başına gelebilir diye herşeyden korkar hale geldim.kardeşimin yarı annesi gibiydim ona duyduğum şefkat şimdi de bana bunları hissettiriyor.annelik mi böyle yoksa babalarda benzer kaygıları taşırmı içlerinde bilemiyorum.