3 Yorum

Ezgi’nin Gebelik Günlüğü, 9. hafta

Nasıl mıyım? Memleket gibi…

9. haftamın ilk günü, Hrant Dink’in doğum günüydü. 15 Eylül, Salı… Öldürülmeseydi eğer 61. yaşını kutluyor olacaktı… Hrant Dink Vakfı, her yıl 15 Eylül’de Türkiye’den ve dünyadan toplam iki kişi, grup veya kuruluşa barış ödülü vererek yaşatıyor Hrant Dink’i. “Bunun yanında Ödül Komitesi, her yıl, o yıl içinde yapacağı taramalar sonucunda ulaşılan Hrant Dink Ödülü ilkelerine uygun faaliyet gösteren kişi, kurum, örgüt ve oluşumları “Işıklar” adı altında ödül gecesinde kamuoyuna takdim eder.” Bu vesileyle bir kez de buradan söylemiş olayım. İyi ki doğdun #HrantDink!

Ödül gecesi başladığında Dalaman’daydım 20.45 uçağı ile İstanbul’a dönmek üzere. Ancak hiç beklediğim gibi olmadı ve Pegasus’un 20.45 uçağı tam 3 saat rötarla 23.40’ta hareket etti! Halimi varın siz düşünün! En son hatırladığım havaalanının soğuk demir sandalyeleri üzerine artık sarkık durmaktan ağrıyan ayaklarımı uzatıp acımasız klimanın altında incecik hırkamla Barış’a sokulmuş bu kâbusun bitmesini bekliyorum… Barış da o halimi görüp elinden bir şey gelmediğinden Twitter üzerinden Pegasus’un hesabına olanları anlatıp hesap soruyor.

Gece saat 12.30 civarında indik Sabiha Gökçen’e. Oradan transferle doğrudan İzmit’e geçip arkadaşlarımızda kalacaktık. Ama o saatte artık transfer kalmadığı için mecburen İstanbul’daki arkadaşımıza gittik. Gece saat 1.30… Kadıköy Rıhtım’dayız. İstanbul sessiz, Kadıköy sakin… İşte en sevdiğim İstanbul ve benim çöplüğüm Kadıköy… Gecenin o vakti kokoreç kokusu had safhadaydı ama olsun, midem bulanmıyordu. Hemen arkadaşımıza geçtik ve çok geç de olsa uyuyabildim… Ertesi gün Düzce’ye döndük. Ama o kadar çok yorulmuşum ki 3-4 gün kendime gelemedim. Bunda 17 Eylül’de aldığım haberin de sinir bozucu etkisi var tabii.

17 Eylül sabahı bir başka haberle uyandım. Vicdani retçi Mehmet Tarhan, Aydın’da tutuklanmıştı. Yıllardır eline silah almayacağını söylediği için başına gelmeyen kalmayan Mehmet’i, AİHM tarafından Türkiye suçlu bulunup tazminat ödediği halde yine bir punduna getirip sıkıştırdılar. Bu ülkede insan öldürmenin değil, öldürmemenin bedeli neden bu kadar ağır?

Öğlene doğru “birliğine teslim ol” diyerek bıraktılar Mehmet’i. Serbest olduğuna mı sevinelim,yoksa her an yine içeri alınma tehlikesine mi üzülelim bilemedim. Bize ne bunlardan ya da ne alaka diyenleriniz olabilir. Benim hayatıma dokunuyor bunlar. Tıpkı hepimizin hayatına dokunduğu gibi. Henüz bir üzüm tanesi kadar olan bu bebek, işte böyle bir hayata merhaba diyecek… Belki erkek, belki o da ileride vicdani retçi olacak?

Ezgi9

Gelelim vücudumda neler olduğuna… Mide bulantım soğan kavrulunca artıyor, halsizliğim bir önceki haftaki gibi doruklarda devam ediyor. Unutkanlığı da eklemeyi unutmuşum geçen hafta!

Bu halsizlikle bağlantılı uyku hali ile unutkanlığı biraz açayım. Öyle tek kelimeyle geçince etkisini yeterince iyi ifade edememiş oluyorum sanki. Efenim benim gibi zinhar gündüz uyuyamayan, oradan buraya zıp zıp zıplayan ve sürekli gezip tozma eğiliminde biri olunca bu bir koltuktan diğerine devrilme, kahvaltıdan hemen sonra esnemeye başlama ve öğlen mutlaka yatak odasına uğrama hali çok sinir bozucu olabiliyor. Hiçbir şey yapmadan yoruldum diyorum. Sonra bir vücudu iki kişi paylaşmak hiçbir şeyden biraz fazla geliyor, kendime haksızlık ettiğimi düşünüyorum. Bu çelişkili hal… Evet bildiniz, ikizler burcuyum!

En komiği de unutkanlığım. Oturduğum yerden kalkıyorum ve hemen o an, neden kalktığımı unutuyorum! Varın siz düşünün neleri neleri unuttuğumu. Neyse ki bu yazıyı yazma günümü hatırladım. Yoksa tembel öğrenciler gibi son dakika yazı yazan bir yeni gebe olabilirdim!

Bir de bu hafta ilk defa ufak ufak hayal kurmaya başladım bebekle ilgili. İlk temennim bebeğin burnunun bizim aileye benzememesi! Bir de çevreden gelen “kız” baskılarını fazla ciddiye almış olacağım ki bir gece rüyamda kız bebek gördüm.

Bu hafta artık bütün organları tamamlanmış ve bir sonraki hafta itibariyle hızla kilo alacakmış bebek. Vücudumdaki kan oranı %10 arttığı için bacaklarımda ağrı olabilirmiş, başağrısı da görülebilirmiş. Hafif hafif baş ağrım var, özellikle de yüzümü güneşe çevirdiğimde kafatasımda zonklama başlıyor, iyice yarasaya döneceğim galiba. Bacak ağrıları çok şiddetli olursa varis çorabı öneriyorlar ki düşüncesi bile hoş değil.

Kısaca, yine rölantide yaşadığım, başlangıçta üzücü, yorucu, ama ödül gecesi video’larının takibiyle umutlu bir hafta, sonradan yavaş ve sakin günlerle devam etti. Pınar Mermer’in Yavaş Ebeveynlik kitabını okudum. Yer yer dikkat etmem gerekenleri fark ettim, bazılarını da önceden düşünüp zaten yapmadığım için memnun oldum.

Her yıl Hrant Dink Ödül Töreni’nde Işıklar adlı bir video olur. Bu yıl iki video vardı. Biri 2015’in Dünya’dan ve Türkiye’den umut veren organizasyon, kişi ve kuruluşlarının yer aldığı, diğeri de 1915’te Anadolu’da umut veren insanların olduğu bir video…

Herkese mutlu, huzurlu ve anneanne baklavalı bir bayram dilerim!

Çok sevgiler,

Ezgi

Yazar Hakkında

EZGİ BERK– Severek aldığı tarih eğitimi sonrası kendini eski çağlara ait kitaplar arasında çalışırken buldu. Hâlâ tarih kitapları arasında çalışmakta, satır aralarında insanların duygu ve davranışlarını aramaktadır. Aynı zamanda eğitim hayatının hangi evresinde kaybettiğini hatırlamadığı zengin hayalgücünü tekrar keşfetmek için çocuklarla çalışıyor. Bazen de çocuklar olmadan, çocuklar için çalışıyor. Çocuk edebiyatı tutkunu. 27 yaşında ve ejderhalara inanıyor.

Ezgi’nin tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların gebelik günlüklerini buradan okuyabilirsiniz.

3 yorum

  1. Ezgi ben ejderhalara inanmiyorum ama ejderhalara inananlarin dünyayi daha güzel yapacagina inaniyorum. Bu yazin da bu inancimi percinledi!Gecikmis bir hosgeldin de benden!!

    • Çok teşekkür ederim Özlem! Umarım hep birlikte dünyayı daha iyi bir yer haline getirebiliriz 🙂

  2. Merhaba EZGİ…:)bende seninle aynı haftada sayılırım yarın 10 haftaya başlıycaz bizde..benim ikinci gebeliğim 3 yasında bir oğlum var:) senin gebelik günlüğünü keyifle okuyacağına eminim…