2 Yorum

Bir devrin başı

Bilgisayar oyunlarıyla ilk tanışmam Atari’yle oldu. Amcamın vardı yanlış hatırlamıyorsam, böyle denizaltılı, amiralli mi ne bi oyun vardı sanki… Sağa sola gidip gelen gemiler ve ekranın altından onları vurmaya çalışan şimdi ne olduğunu hatırlamadığım bi şey… Sesi bile kulağımda: Bızt. Bızt. Bızt. Bızt… Sonra oyun hızlanırdı bızt-bızt-bızt… En sonunda gemiler üzerine çökerdi bıztbıztbıztcoooooort. Çok zevkli bir oyun olduğu en çok aklımda kalmış ve fakat düşünüyorum da şimdiye göre ne kadar ‘ilkel.’

Atari

Görsel Wikipedia’dan alıntıdır

Sonra Commore 64’lar çıktı piyasaya… Çıkar çıkmaz edinmiştik bir tane… Yazlıkta herkes, büt-tün kuzenler ve hatta diğer çocuklar bizim eve toplanırdı oynamak için. Zavallı annem.

Yukarıda 1985’teki reklamı olan Commodore 64, Atari’ye göre çok daha etkileyiciydi. Bir sürü farklı oyun vardı bir kere, benim favorilerimden biri tenis olan Krakout‘tu. Spy’s Demise diye bir oyun vardı, çok zordu, onu da çok severdim. Bir de Boulder Dash vardı çok eğlendiğim, elmasları toplar, sıkışınca kollarını kavuşturup senin gözlerinin içine bakar, kafasına taş düşerse Cort diye ezilirdi…

Neyse işte, bu oyunları deli gibi oynardık biz.

O zamanlar ne şu anda bildiğimiz haliyle bilgisayarlar, ne tabletler, ne de sosyal medya vardı. TRT’ler yeni yeni çoğalmaya başlamış, özel televizyon kanalları Körfez Savaşı’nda canlı yayın yapan Star’la atılım yapmıştı. Bırak babyTV’yi, çocuklara yönelik kanallar yoktu ama ben lisedeyken MTV çıkmıştı, okuldan gelir gelmez, ellerimi bile yıkamadan açardım… Özetle bugüne kıyasladığında çok daha basit, daha kontrollü, daha güven verici bir ortam vardı teknoloji cephesinde…

Bizim zamanımız ise çok karışık. Her şey çoktan seçmeli: Televizyonlarda bebek seyircilerden tut her yaştan çocuğa yayın yapan bir sürü kanal (ki bunların arasında şiddet çağrıştıran yayınlar yapanlar çok), çocuk parkında elinde tabletle oynayan çocuklar, ‘Beni al, beni de al, daha fazla al!’ diye bağıran reklamlar… Bizim gibi teknolojinin içine doğmamış, siyah-beyaz televizyon günlerini anımsayan ebeveynler için alışması ve yönetmesi kolay şeyler değil bunlar, en azından benim için kolay olmadı.

Tüm bunları göz önünde bulundurarak ekranın hayatımızdaki rolünü kısıtladık biz. Aslında çok da zor olmadı: televizyonda zaten seyredecek hiçbir şey yok. E hafta arası günün büyük bölümü okulda geçiyor zaten, eve geldiğinde TV seyretsen, iPad oynasan başka şeye zaman kalmıyor diyerek hafta arası ekran olayını gündemden çıkarmıştık. Hafta sonları vakit buldukça o da kısıtlı olarak veriyorduk tableti falan, ki her seferinde, istisnasız HER SEFERİNDE kapatmak istediğimizde olay oluyordu. ‘Bu iş böyle herhal’ deyip geçiştiriyorduk.

Derken yaz sonunda ekranla imtihanımızda önemli bir gelişme oldu: Oyun konsolu...  Amerika’da ziyarete gittiğimiz görümcemin evinde Nintendo’nun wii u‘su ile tanıştı çocuklar… Ve tabii ki bayıldılar.

Screen Shot 2015-10-05 at 10.18.22 PM

Uçağa binmeden çıktığımız bir alışveriş sırasında ‘Ne dersin, alalım mı?’ diye Doğan’la karşılıklı birbirimize bakarken bulduk kendimizi… Bu konuda oldukça deneyimli (hatta dünyanın önde gelen oyun şirketlerinden birinde çalışan) bir arkadaşımıza danıştık: ‘Biz galiba bu oyun konsolu işine gireceğiz artık, ne önerirsin?’ Bize Nintendo’nun Wii U’sunu önerdi, bir de oyunlar sıraladı. Çocuklar zaten halalarının evinde SuperMario ile tanışmışlardı, ve biz bir de baktık ki bavula yerleştirmeye çalışıyoruz oyun konsolunu…

Doğan da ben de öyle oyuncu tipler değiliz aslında; hatta ben daha fazla ilgileniyorum (ve daha başarılıyım!) diyebilirim. Ve hep diyorduk kendimize: ‘Yarın bir gün bu çocuklar PlayStation falan isteyecekler, bak onların dilinden anlamamız için çağın çok gerisinde kalmamamız lazım bıdı bıdı…’ Kısacası bir gün bu günün geleceğini tahmin ediyorduk aslında ama o günün bu kadar yakın olduğunu fark etmemiştik. Artık ‘oyuncu’ bir aileyiz.

Aslında bu kararı almamızda çocukların (özellikle büyüğün) büyüdükçe bizden bağımsızlaşmak istediğini fark etmemiz de rol oynadı. Artık bizden bağımsız olarak arkadaşlarının evine gittiği oluyor, eh, kimi arkadaşlarının abileri/ablaları var, orada görüyor, sırf bunun için gitmek istemesin, maksat oyun oynamaksa buyursun arkadaşları bizim evde oynasınlar dedik. (Sanırım bu, annemlerin ‘Sen kimsenin evine gitme ama onlar istediği kadar bize gelsin’ mantığının modernize edilmiş hali, çaktırmayın…)

Ama asıl önemlisi, merak konusu olan bu ‘şey’le bizim üzerimizden tanışmalarını istedik. Ben ilk biramı babamla içmiştim, beni karşısına almış: ‘Al kızım tadına bak, nasıl bir şey olduğunu öğren’ demişti. Madem bu da kaçışı olmayan bir şeydi, o halde bayrağı biz elimize alır, hem bu meraklarını gidermelerine yardımcı olabilir hem de ‘mavracı anne-baba’ rolüyle puan toplayabilirdik. Sanırım başardık.

Eh madem aldık, bari hakkını verelim diyerek bayram tatilinde vurduk kendimizi Wii’ye… Oğlanlar deli oldular tabii, ve anladık ki bunda da sınırlar çok önemli. Oynamadıkları saatleri, ne zaman ve nasıl oynayacaklarını düşünerek geçirmeleri işten bile değil… O yüzden mümkün olduğu kadar normalleştirmeye çalışıyoruz bu işi: Evladım, oyun evde duruyor, bir yere gitmiyor, istediğin zaman oynayabilirsin.

İstediğin zaman derken, saat tutarak oynamak ve hafta arası açmamak kurallarımız arasında… Onun dışında birlikte de oynamaya çalışıyoruz -ki zaten çok da zevkli- ve çocuklar bizim de keyif aldığımızı görünce daha bir eğlendiler sanki…

Genel olarak sevdim ben bu Wii u işini, şöyle ki, bir kere iPad’e gömülüp boyun fıtığı olmaktansa çok daha sosyal bir olay, çünkü birkaç kişi birlikte oynayabiliyorsun. Oyunun birden fazla kurulumu var, ancak takım olarak oynayabilmek havasını çok değiştiriyor. iPad oynarlarken biri yer biri bakar şeklinde oluyordu ve çok gıcık oluyordu. Bunda çok daha az kavga çıkıyor ki bu benim için çok önemli bir konu!

Bir diğer güzelliği ise hareket içeren oyunlar olması. Biz henüz almadık ancak interaktif, yok tenisti, yok danstı gibi oyunları da var. Koltuğa mıhlanıp kalmak zorunda değilsin yani…

Özetle bir çağı geride bıraktık ve yepyeni bir çağa başlıyoruz sayın seyirciler… Teknolojiyi ayarında ve en faydalı olacak şekilde tüketmeye çalışan (ve bunun için belki de gereğinden fazla kafa patlatan) biri olarak şaşkın ve heyecanlıyım. BaĞzı şeylere karşı konulmuyor (gerek de yok sanki?) ve işte evdekileri bu yaşa kadar ‘zor tutmuşken’ karnımdaki bunun içine doğacak. ‘Devir değişiyor’ dedikleri bu olsa gerek…

Ev halkı şimdiden ne kadar iyi olduğum konusunda oldukça etkilenmiş durumda: ‘Vay anne sen neymişsin yaa, nasıl böyle iyi oynuyorsun?!’ Ne sandınız olm diyorum onlara, karşınızda yılların Commodore 64’çüsü var!

Hani ‘oğlan annesi olmak hamurumda yok, ben öyle vurdulu kırdılı, arabalı neyli oyunlar oynayamıyorum’ demiştim ya, bilgisayar oyununa gelince o iş değişecek sanki…

2 yorum

  1. Çok doğru bir seçim yapmışsınız. Biz karı koca severiz oyun oynamayı kendimize almıştık çocuklar direkt bunun içine doğdu. Hele board oyunlarından biri sayesinde 15 içinde toplama çıkarmayı öğrendi büyük oğlum okula gitmeden. Mario zaten tam bir hastalık. Şimdi 3 numara daha 2,5 yaşında ve dans oyunlarına bayılıyor.

  2. “Sen kimsenin evine gitme ama onlar istediği kadar bize gelsin”. Çocukluğuma döndüm bu cümleyle, o zamandan beri karşılaşmamışım hiç, sadece benimkileri böyle düşünüyor sanırdım. Ne zordu! İlkokul 3’te göndermediği bir ev partisine karşılık bizim evde parti vermişti annem arkadaşlarıma. İlkokul 3 ve parti nasıl birleşiyorsa artık, çok eğlenmiştik ama…