2 Yorum

‘Çocukların anlayamayacakları hiçbir sorun yoktur’

Ben hala Cumartesi günkü olayı sindiremiyorum. Hala, ülkenin başkentinde, önceden planlanmış, yetkililerin bilgisi dahilinde olan (ve dolayısıyla güvenliği sağlamakla sorumlu oldukları) bu çapta bir eylemde iki tane bomba patlatıldığını, bu bombalar sonucunda resmi rakamlara göre 97 (ancak bunun daha fazlası olduğunu biliyoruz) insanın öldüğüne inanmak istemiyorum.

Bu olay sonrasında TEK BİR YETKİLİNİN bile istifa etmemiş olması değil beni şaşırtan. İstifa müessesesindeki şaşırma eşiğimi önce 17 Aralık olaylarıyla, ardından Soma’yla birlikte aştım ben. Ne zaman ki o tapelere, ayakkabı kutularına rağmen bırak oğluna ‘paraları sıfırla’ diyen ülkenin başbakanını, ‘hakara makara’ yapan bakanlar aklandı, ne zaman ki 301 insanın öldüğü bir maden faciasında enerji bakanı ‘iki gündür gömleğini çıkarmadığını’ söyleyerek ne kadar fedakar olduğunu ortaya koydu, ben artık bu ülkede hiçbir toplumsal facianın, koltuğuna sıkı sıkı yapışan bu kişilerin istifasına yol açmayacağını kabullendim.

Kabullendim ya, bu, böyle bir ülkede yaşıyor olmaktan utanıyor olduğum gerçeğini değiştirmiyor.

Evet, yiten canların, 9 yaşında ölen çocukların, gencecik yaşam dolu insanların hayatlarının aniden ellerinden alınmasının yanı sıra bir de böyle bir utancın ağırlığını taşıyoruz omuzlarımızda…

Bu gerçeklerle yüzleşmek bana çok ağır geliyor. Çok… Belki de bu yüzden, kaçmak için bunlardan, olaydan fazla, bu olayı çocuklarıma nasıl anlatacağımı düşünüp durdum ilk başta… Biri henüz 5 yaşında; ancak 9 yaşına yaklaşan ve ilkokul dörtte okuyan diğerinden bazı şeyleri saklamak doğru olmadığı gibi mümkün de değil. Evde televizyon seyretmesen gazetede görüyor. Sen bir şey demesen, arkadaşından duyuyor. Nitekim Pazartesi günü okuldan döndüğünde ‘Anne, bizim okuldaki çocuklardan birinin annesi Ankara’daki patlamada ölmüş’ dedi. Gerçekten de kayıplardan biri, çocuğu Deniz’in okulundan geçen sene mezun olan bir anneydi. Gel de çocuktan sakla şimdi…

Neyse ki o sabah okula gitmeden ona bahsetmiştim ben. Ankara’da bir barış için bir eylem düzenlendiğini (ki Gezi çocukları bunlar, artık eylemin ne olduğunu biliyorlar), o eylem sırasında bomba patladığını ve insanların öldüğünü söylemiştim. Kaç kişi diye sorduğunda 100’den fazla demiştim, koca gözlerini daha da büyüterek oooooof demişti. Barış için eylem yapanları kim öldürdü, savaş isteyenler mi diye sormuştu, evet demiştim. Eğer etrafta öfkeli, üzgün insanlar görürsen bil ki bu yüzden demiş, kendisinin de öfkelenebileceğini, üzülebileceğini söylemiştim. Öyle kapanmıştı konu…

Dün sabah, Ankara’ya iş seyahatine gidecek olan babasına ‘Baba senin Ankara’ya gitmeni istemiyorum, ya bomba patlarsa?’ diye sordu. Ona öyle bir şeyin tekrarlanmayacağı, babanın Ankara’nın içine gitmediğini söyledik, rahatladı.

Çocukların merak ettiği konularda kilit noktanın merak ettikleri kadarını yanıtlamak olduğunu söylüyor çocuk gelişim uzmanları. Bu, Ankara’daki patlama için de geçerli, bir gün hepimizin yapması gereken cinsellik konuşmlaları için de… Ne kadar soruyorsa o kadar yanıtlayın. Peki sormuyorsa?

Tam bu olaylar sırasında NY Times gazetesinin blogunda bir yazı çıktı karşıma… Trajik olaylarda çocukları korumak adına iyi niyetle söylenen yalanları ters tepebileceğini bir örnekle açıklıyor, babası kalp krizi geçiren çocuğa annesinin söylediği iyi niyetli yalanın ortaya çıkışını, ve çocuğun anne-babasına ulaşana kadar ne kadar korktuğunu anlatıyordu. Yazıda bahsi geçen bir terapist, çocukların bu tür olayları yalnızken (yanlarında ebeyvenleri ya da güvenecekleri bir yetişkin yokken) öğrenmeleri halinde normalde korkacaklarından daha fazla korktuklarını, çünkü korkuları hakkında konuşabilecekleri kimsenin olmadığını söylüyor, çocukların anlayabileceği şekilde onlara anlatılması gerektiğini belirtiyordu.

Tıpkı Aziz Nesin’in, Şimdiki Çocuklar Harika‘nın sonunda çocuk okurlarına yazdığı mektupta dediği gibi:

Yaşlarınız küçük diye hiçbir gerçeğin sizlerden saklı kalmasından yana değilim. Büyüklerin kendi aralarında konuşup tartıştıkları her konu, sizlere de anlatılmalıdır. Hatta dünyanın karmaşık politika sorunlarını da, cinsel sorunlarını da öğrenmelisiniz. Çocukların anlayamayacakları hiçbir sorun yoktur. Olsa olsa, dinleyenlerin yaşlarına göre, konuların anlatılış biçimi değişebilir. Diyelim kırk yaşında insanlar, herhangi bir konuyu, kendi aralarında konuştukları biçimde, oniki yaşında çocuklara da anlatmaya kalkarlarsa, çocuklar bundan elbet bişey anlamazlar. Ama bu konunun, oniki yaşında çocukların da anlayacakları biçimde bir anlatılışı vardır.

Çocuklar aptal değiller. Hissiz hiç değiller. Yaşar Kemal’in de dediği gibi ‘Basbayağı insandır onlar. Çok şeyler öğrenmemiştir daha, zenginliği azdır, yaşlanmış insanlara karşılık, daha az yaşamıştır, ama düpedüz insandır.’

Çocukları korumak için söylediğimiz yalanları aslında kendimizi korumak için söylüyoruz belki de… Ne de olsa bir şeyi sesli dile getirince daha bir kabullenmiş oluyoruz ya… Oysa bunu yaptığımızda kendimizi bazen komik duruma düşürmenin, çocuğumuza dürüst olmamayı örneklemenin de ötesinde, onu gerçekleri tek başına kabullenmek zorunda bıraktığımız için daha bile fazla korkutuyor olabiliriz.

Bu tür olayları kabullenmekten daha da zor bir şey varsa o da bunları çocuğuna anlatmak… Büyümek tam da bu demekmiş meğer…

2 yorum

  1. NY Times makalesinin linki gozukmuyor, onu yeniden koyabilir misin lutfen? Tesekkurler:)

  2. aslında, sosyal olarak bunu sindirmememiz lazım zaten, unutmamak adına,yaşadıklarımızın getirdiği psikolojik travmayı ise, yaşayacağız, yolu yok herhalde başka. birebir tanıdıklarımız, sima olarak bildiklerimiz, aynı paydanın altında birleştiklerimiz, çok ama çok canımız var yanan, evet ateş düştüğü yeri yakıyor. çoğumuz, ben dahi, günlük yaşamlarımıza döndük, hayat bunu dikteliyor çünkü. ama böğrümüzde kocaman bir taş, çözümünü bulamadığım, geçmeyen baş ağrısı, süreğen mutsuzluk… IG de de söylemiştim, ben aslında ilk başta bilmeyerek, sonra kendime çeki düzen verip, ama maalesef ağlayarak, kızıma anlattım. 9 yaşında. hep stajyer insan derim çocuklarıma, gerçekten staj mtaj değil, bayağı insanlar işte. Ağır gelmemiştir umarım, dedim ki; sevmek var ya çok sorumluluk istiyor, yurdunu, dünyayı, insanları sevmek öyle sözle değil, bu insanlar, hani arkadaşlarım, tanıdıklarımız ki, çoğunu biliyor, bu sorumluluğu ta içlerinde taşıyorlardı. evet, bunu taşımayan insanlar yaptı bunu. bir gün herkesin, tüm insanların sevmenin getirdiği sorumluluğu taşıyacağını biliyoruz, buna inanıyoruz. böyle olması için kim eziliyorsa, evde, okulda, parkta, sınıfta, bahçede oynarken, kim ağlıyorsa işte, tam onun yanında, ona destek olmalıyız. dedim. kendi kendine, ya da başkasından, başka yerde- ki insanlar neler neler konuşuyorlar aralarında bu konuda malum- benden, hayatta en güvendiği insanların başında olsam gerek, annesiyim, ve evinde, en güvenli ve sağlıklı kavrayabileceği yerde, doğru kavramasını istedim. var çocukların da güç nerdeyse oraya kayma teammülleri çünkü bazen.