9 Yorum

Doğum nasıl oldu?

Gebe yazarım Şimal’in ikizlerinin doğumunun üzerinden zaman geçti, bebeler neredeyse 6 aylık oldu. Şimal, doğumdan bu yana ilk kez kaleme aldı yaşadıklarını ve bunun için çok haklı sebepleri vardı… Bu süre zarfında onu merak edenler oldu, ben kendisinin de bebeklerin de sağlıklarının iyi olduğunu söylemekle yetindim; gerisini o anlatacaktı. Ve sonunda hazır hissetti Şimal kendini, geri döndü… 

***

Çok zaman geçti, farkındayım. Ama ben kendime bile anlatamadım yaşadığım doğumu, sonrasında yaşadığım iki haftayı. Hala gözlerim dolu dolu; günler geçti, haftalar, aylar geçti yine de doğum travmamı atlatamadım.

Hamileliğimde ilerlediğim her haftaya sevindim, her hafta ile yaşama şanslarını arttırdığım miniklerim için oh çektim! 34+5’e kadar bu “çok şükür” mutluluğu ile gelmiştim. 34+2’deki doktor kontrolümde doktorum 35+3’te minnakları almayı teklif ettiğinde dehşete kapılmıştım. Ne münasebetti, gelmek istediklerinde gelirlerdi ki o da çok geç olmalıydı.

Doğumdan önceki iki hafta çok fiziken ağırlaşmış olmak dışında tek sıkıntım nefes alıp vermekti. Konuştuğum zaman nefesim düzensizleştiği için başım dönüyordu, bu da bana göre problem değildi varsın başım dönsündü, ne gam…

Doğumun gerçekleştiği pazarı pazartesiye bağlayan geceden önceki cumartesi birkaç kez nefesim tıkandı, bunaldım. Yine de bunu kocaman karnımın yarattığı doğal sıkıştırma olarak düşündüm, üzerine düşmedim, nasılsa o kadar kocaman karınla tüm bunalmalar normaldi nazarımda. Pazar sabah kahvaltıda bu bunalma bir kez daha geldi, camı açtık biraz derin nefes aldım ve kahvaltımıza kaldığımız yeren devam ettik. Sonrasında gün çokkkk güzeldi, çok aydınlık hatırlıyorum öğleden sonrayı. Ne kadar rahat ve mutluyum demiştim kayınvalideme, böyle giderse 38. haftayı bile görebileceğimi düşünüyordum o andaki rahatlık ile.

Öğlen olduğunda sıcak basarak bunalma hali tekrar geldi, sonra günün aydınlığı tekrar doğdu ve bu döngü birkaç kez tekrarlandı; sıcak bastı bunaldım – bunalma geçti aydınlığı fark ettim. Artık gece olmuştu neredeyse, 22 civarı idi ve benim idrakım açıldı: bu çok düzenli bir döngü idi. Sıcak basıyor ve ben rahatlıyordum, sonra tekrar sonra tekrar…. Bir yerde okumuştum sancı sadece ağrı ile olmazdı eğer düzenli bir bunalma, sıcak basması oluyorsa bu da sancı olabilirdi. Eşim yatmıştı, kayınvalidemin yanına gittim “bu sıcak basmaları çok düzenli oluyor biz hastaneye gitsek iyi olur, en azından durumu kontrol altına almış oluruz” dedim. Yine de düşüncem o haftaya kadar olduğu gibi hastaneye gitmek, serum bağlatmak, oh her şey yolundaymış demek ve geri dönmekti.

Eşimin yanına gittim koridorda minik minik, duvara tutuna tutuna. Işığı açtım, “Canım, çok mecbur kalmasam seni kaldırmazdım ama hastaneye gitsek iyi olur” dedim. Gözlerindeki paniği bugün gibi hatırlıyorum, hatta onu paniklettiğim için o kadar üzülmüştüm ki hastaneye gitmekten vazgeçmiştim. “Tamam gitmeyelim ya, gerçekten bir şey olsa bu kadar rahat duramam değil mi ben çok pimpirikliyim sanırım” dedim. Ama yatakta oturmaya devam ediyordum, eşim su içmeye mutfağa gitti. O sırada kayınvalidem “Oğlum ben seni telaş etmek istemem ama Şimal’in yüzünün hali çok kötü istersen hastaneye gidin” demiş. Sakince geri geldi eşim, “Düşündüm de gidelim hastaneye en azından içimiz rahat eder” dedi.

Evden çıkarken kayınvalidem “Hastane çantanızı da alın yanınıza isterseniz” dedi, ne gerek var dedik, haftalardır gidip geliyoruz hem öyle çok sancılı falan bir durumum yok dedim, eşim de bana onay verdi, biz tecrübeyi bir kalemde sildik ama bunun acısı bize tecrübeden ders almanın önemini hatırlattı.

Pazar gecesi trafiği Ankara’da rahattır, sakin bir sürüş ile kısa sürede hastanedeydik. O sırada kardeşim whatsapp’tan yazdı, nasılsın diye. “Panik olma ama hastaneye yaklaşmak üzereyiz” dedim saat 23:00’da ve 01:15’te doğum bitmişti bile.

Hastaneye girdik, doğum katına sakin sakinnn çıktık hatta güvenlikle şakalaştık. Doktorumun kıvırcık saçlı asistanı geldi “Ay yine bizzzzz” dedik, bilmem kaçıncı kez NST’ye bağlandım, ve yine çok sakin eşimle bekleştik, rutinden tek fark bir an bir sıkı tekme yediğimi hatırlıyorum içerden ve yine sıcak bastığını. Meğer doktoruma göre doğum başlamış… Yine de ben o sancıları niye hissetmedim, acaba erken mi alındı bebeklerimin acısını kalbimden hala atabilmiş değilim, o geceyi hatırladığımdaki burukluğum bundandır.

NST aleti öttü, asistan geldi, çizelgenin fotoğrafını çekti, doktora yolladı, içeri gitti ve bana doktordan şu mesaj geldi “Şimal hazır ol doğum başlamış, yoldayım geliyorum merak etme her şey güzel olacak”, hepsi 3 dakika sürdü sanırım.

Ben hayatımda bu kadar korktuğumu hatırlamıyorum, mübalağa değil, hadi belki sokak köpekleri kovalarken korktum bir kere daha bu kadar, ama odur. Ellerim benim değildi artık, o kadar titriyordum ki, durduramıyordum. Titredi ellerim, hep titredi…

Eşim telaşla eve gitti çantayı almaya, keşke tecrübeleri dinleseydik diyerek çünkü bebeklerin kıyafetleri çantadaydı, alınmalıydı o çanta ve bu nedenle doğumu kaçırdı. Neyse ki çok yakın bir arkadaşımı aradık ve ışık hızı geldi şükürler olsun ki. Onun görünce işte hüngür hüngür ağlamaya başladım ben, hala bu kelimelerde ağladığım gibi. Doğum başlamamalıydı, daha vakit vardı ya bir şey olursa bebeklere, daha doğum olmamalıydı, çok erkendi… Onun akabinde yakında oturan doğum fotoğrafçım geldi. Beni doğuma bu ikili uğurladı, ben doğumu yarım saate öncesine kadar aklımdan bile geçirmezken, ben henüz kendimi hazırlamamışken, ben daha doğum çantamı bile almamışken, ben içinden bebeklerime hadi gelin artık ben hazırım dememişken, geldiler…

O buz gibi doğumhaneye indiğimde anestezi ekibinin icapçıları Ankara’nın çeşitli yerlerinden toplanmış ve doğumhaneye getirilmişti; hepsi güler yüzlüydü, bense zangır zangır titriyordum. Masaya alındım, yan yatırdılar spinal anestezi için çünkü oğlum yan yatıyordu karnımda. Birkaç kişi anne karnı pozisyonuna getirip doğum için uyuşturmayı başardılar, ama ya ellerim? O benden bağımsız, durduramadığım, içimdeki bebeklerime dair taşıdığım tüm o korkunun, hazırlıksız yakalanmış olmanın verdiği paniğin dışa vurumu olan ellerim!!! Onlar uyuşamadığı için titriyordu, sonunda asistanlar doğumu engellemesin diye ellerimi tuttular, o kadar sıkmışım ki ellerini, kaçırmak zorunda kaldılar. Önüme hastane örtüleri perde gibi gerilmişti, ellerimin kontrolsüzlüğü sonrasında nefes de alamamaya başladım, nefes egzersizi ile nefes alışverişimi normale döndürmek zorunda kaldılar.

Doktorum geldi ve doğum başladı, 27 Nisan 2015 saat 01:00’dı. Her şey 10 dakikada oldu bitti, yaklaşık 01:12’de kızım Güneş 2560 gr, 01:13’te oğlum Ali Aren 2550 gr olarak dünyaya gözlerini açtılar. İkisinin de ağlama seslerini duyduğumda derin bir oh çektim, ama kimse bana bir şey söylemedi, iyiler mi dedim, iyiler dediler, “ama”sı vardı işin “bu gece kuvözde tutacağız onları, oğlanda solunum sıkıntısı var, sorun değil toparlar” dediler ve bizim günlerrrrrr süren yoğun bakım maceramız başladı.

SimalBebe

Beni odama aldılar, eşimin endişesini hissettirmemeye çalışan bakışlarını hatırlıyorum. Annemi, kardeşimi gördüğüme mutluydum ama hala ellerim titriyordu, bebeklerim yoktu yanımda ve sonraki iki gün göstermediler bana. İki dakika gösterdiklerinde ise oğlum makinalara bağlıydı, kız ona göre nispeten daha iyiydi. Sonraki her gün derin bir nefes alıp yoğun bakımı arardım hastane odamdan, gelebilir miyiz?, diye. Kimi zaman kabul ederlerdi, kimi zaman gidemezdim yanlarına süt sağar yollardım damla damla biriktirdiğim sütleri.

Beni doğumdan sonraki dördüncü gün taburcu ettiler nefes alma problemlerim devam ettiği için günler süren test ve tahliller ardından, neyse şimdi sıkıntım kalmadı. Sonra bebeklerimi hastanede bırakıp taburcu oldum ve süt sağma maceram başladı. Hastanede hastane tipi makine ile sütümü sağıyordum sıkıntı yoktu 80cc kolostrum geliyordu ve minik mideli miniklerime yolluyordum hemen. Eve gittiğimde ise bir arkadaşımın verdiği süt sağma cihazını kullandım, onunla olmadı, sağamadım sütü. İki deneme de mastit oldum, göğüs uçlarım su topladı, şişti ve içleri kan doldu. Zaten hastanenin izin vermediği “Kanguru bakımı” hayallerim yarım kaldığı gibi yakın zamanda emzirme hayallerim de suya düşmüştü. Taburcu olduğum gece saat 23:00 civarı hastane tipi süt sağma makinası kiraladık. Sağdığım sütü vermeye gittiğimde emzirin diyordu hemşireler, meme ucumu gösteriyordum dehşete kapılıyorlardı meme uçlarımı görünce. Her bir “bül” balon gibiydi, tabii ki mübalağa olacak ama yaklaşık tarif için şunu söyleyebilirim ki mememin ucunda bir ufak meme daha vardı. Minik kızım zaten ben hastanede henüz meme başım yara olmamış iken minik ağzını açıp meme başımı ağzına alamıyordu, bu da üzerine tuz biber oldu.

Hemen Genel Cerrahi doktoruna gittik, o beni rahatlattı. Korkma, iltihap yok, sağmaya devam kopacak zamanla bu büller dedi, dediği gibi de oldu ama yaklaşık 1 hafta – 10 günde. Bu arada sadece bu yara değil mastit de beni yaktı geçti. Dev memeler düşünün, yatmanızı bile engelleyen. Devamlı duş alıp sıcak havlu koyuyordum üstlerine. Hatta artık ellerim sıcağı hissetmiyordu. Keşke emebilselerdi minnaklarım bu arada, lakin bu sürede ben süt sağdım her 3-4 saatte bir, bunları eşim soğuk zincirle hastaneye götürdü (İleri ki süreçte de minişler büyüyene kadar biberonla sağılmış süt ve mama verebildim. Hastanede biberonla mama içmeye de alışmışlardı ve benim meme ucumdaki sorun nedeniyle içemeyince 1 aya yakın ben emziremedim.)

Bu hastane ile ev arasında mekik başlayalı 1 hafta olmuştu, oğluş solunum aletinden çıkmış süt ya da mama için ortalığı yıkar olmuştu. Bu azıcık zamanda kokularını aklıma kazımaya çalışıyor sonra o minik suratlarını aşağıda bekleyen eşime, evdeki annelere anlatmaya çalışıyordum. Kilo vermişler, sonra da almaya başlamışlardı, her gün gidiyor ve sağdığım sütlerimi biberonla minişlerime veriyordum o dakikalarla kısıtlı zamanlarda. Bu durumda ben hastaneyi zorlamaya başladım, neden çıkarmıyorsunuz bebeklerimi diye…

Belki de hayatımın sonuna kadar cevabını bulamayacağım bir olay gerçekleşti hastanenin tamam bebeklerinizi çıkarıyoruz dedikleri gün. Son kez bebekleri beslemiş ve çıkmalarını beklerken, oğlunuz bir kalp atağı geçirdi az önce dediler, kalp atışları 260’ı geçti dediler ve ben dondum, durdum, anlamadım. Yoktu sonrası bende…. Ama iyi şimdi, ilaç verdik dediler. Sonra yine oldu ve bir kere daha oldu, toplamda 3 kez. Bu yüzden hastanede tutmaya devam ettiler, ben minik Güneş kızımla hastaneden çıkarken oğlumu kuvözde bıraktık, kalbim kaskatı. Acaba iyi ki hastanedeydi de bu atağı yakaladılar ya da bu kadar hastanede kaldıkları için bu atağı geçirdi’nin cevabını asla veremeyecek olarak.

O gece çok zordu. Hem oğlum yanımda yoktu hem de bana emzirme eğitimde demişlerdi ki, şırınga ile besleyeceksin lakin hastanede şırınga ile beslemeyi göstermemişlerdi. Gecenin bir körü ben elimde şırınga el kadar bebeyi ağzına damla damla süt damlatarak beslemeye çalışınca kıyamet koptu tabii ki, sonra tüm gece bu panikle berbat geçti ve ben sabaha tükenmiş bir anneydim. Eltim aradığında sanki birinin bana nasılsın demesini bekliyordum sadece, hüngür hüngür ağladım ben bu işi beceremiyorum diye, biberona geçtim. Ama sonra 5.5 ay geçti üstünden ve ben tekrar bir yazı konusu olacak uzunnn bir biberon sürecinin ardından son 15 gündür şırınga kullanıyorum mama ya da sağılmış süt vermek için, lakin bu sefer bir emzirme danışmanı eşliğinde.

Oğlumu yaklaşık iki hafta sonra ilaç kontrolünde, nabız saymayı, anormal durumları anlattıkları bir ufak eğitim sonrasında çıkardılar. Şimdi sabah – akşam sulandırılmış ilaç kullanıyor. O kadar alıştı ki yavrum, gece uyku arasında o minik ağzını şırıngaya itirazsız açıp içiveriyor ilacını.

Çok şükür şimdi miniklerim, kedim, eşim ile beraberiz…. Geçen 5.5 ayı da kısa sürede aktarmak üzere hoşça kalın, güzel günleriniz olsun. Sevgiler.

Şimal

Yazar Hakkında

ŞİMAL SEVİMAY BOR – 37 yaşında, Ankara’da yaşayan, yıllarca özel sektörde gece-gündüz, uykusuz çalışıp evlendikten sonra memur olmaya karar vermiş bir mimardır. Geç evlendiğinden de olacak ”çocuğumuz olsun” fikri de geç gelmiş, gelince de “eyvah biyolojik yaşım geçiyor!” telaşından “tüp bebek yöntemi” ile hamile kalmıştır. Burcu İkizler, yükseleni Başak olup kendi içinde bile korkuları, telaşları ve şaşkınlıkları kendini aşan bir kız çocuğu iken Güneş ve Ali Aren’in dünyaya gelişi ile kendini şimdilik unutup onların büyümesine odaklanmıştır. Renkleri ve dokuları, müziği, kitaplarını ve onları okumayı, araştırmayı, paylaşmayı, ilgi şımarığı kedisini sever minnakları ile bunları paylaşmaya çalışır. Sakince zamana kendisini teslim etmiştir.

Şimal’in tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların Gebelik Günlüklerini buradan okuyabilirsiniz.

9 yorum

  1. Sevgili simal,
    Yasadiklarin nasilda tanidik ! Ikizlerimden sonra ilk uc ay kendimi kaybetmistim… O buz gibi ameliyathaneyi,titreyislerimi,onceleri kocaman sisen goguslerimi ve sonrasinda kanayarak emzirdigim goguslerimi,kizimi hastanede birakip,oglumla eve donusum… Yazinla her seyi tekrar tekrar yasadim. Ikizlerim simdi 8aylik ve her sey cok guzel 🙂 cok cok guzel …

  2. Aklım hep sizdeydi. Büyük bir merakla bekledim hikayenizi. Çok şükür ki iyisiniz, sağsalim bir aradasiniz. Her şey düzelecek ve süper güzel, mutlu günler geçireceksiniz.

    iki doğumumdan sonra da memelerimle ilgili büyük sıkıntılar yaşadım. Küçük oğlumu emzirmemeyi bile tercih ettim içim kan ağlaya ağlaya. Yani oluyor işte bazen böyle, hepimizin imtihanı farklı. Yeter ki canınız sağ olsun, o Miniklerin annesi başlarında olsun her şey vız gelip tırıs gider 🙂 huzurla büyütün yavrularinizi, sevgiler…

  3. yazıyı okumadan not yazıyorum.iki hafta izinli olduğum için yazıları takip edememiştim. salı günü okumadığım yazıları okurken şimali aklımdan geçirmiştim hala doğum hikayesini yazmadı diye ve bugün blogda .şimdi heyecanla okuyacağım.

  4. çok şükür üçünüz de iyisiniz.

    ben ilk kırk gün içinde hem mastit hem meme egzaması oldum hem de herkesin yaşadığı o yaralar vardı. hele meme egzamasını Allah düşamımın başına vermesin, hep mastit olayım yeğlerim, öyle diyeyim. ama geçiyor Şimalcim, böyle çok tatlı olmasa da anlatılacak anılar olarak kalıyor hepsi 🙂

    güle güle büyüsün güneş ve ali aren, hoşgeldiler.

  5. Daha gecenlerde demistim kendime, hala gelmedi Simal’in hikayesi diye. Iyi ki yazdin Simal.

    Zor zamanlar gecirmissin, gelecek yillar sana kuzularin, esin ve kedinle bunlari tamamen unutturacak güzellikte günler getirsin sana !!! Sevgiler.

  6. bazı anneler ‘daha anne”..çoğul bebek anneleri mesela..Kolaylıklar diliyorum Şimal.

    Moral olsun istersen ikiz annesi Selcen’in süper komik bloguna uğra olur mu? (birkızbiroglan diye arat çıkıyor)

  7. Allah bebeğinize şifa versin , bir daha kalp sorunu yada başka bir sorun hiiiç olmasın.

    Güle güle büyütün, kızınızı ve oğlunuzu sağlıkla ,mutlulukla inşallah.

    Ve ayrıca tebrik ederim, ikiz bebekleriniz olmasına rağmen , hatta birinde özel bir durum

    olmasına rağmen kedinizi evden atmayıp ona da bakmaya devam ettiğiniz için.

    Yürümeye başladıklarında çok eğlenecekler kedi kardeşleriyle

    sizin gibi güçlü , vicdanlı bir anneleri olduğu için çok şanslılar.

  8. Hepimiz yazını bekliyorduk Şimal 🙂 Allah sana kolaylık versin, güzel günlerin tadını biraz daha büyüyünce çıkarmanız ümidiyle 🙂

  9. Sevgili Şimal,
    Yaşadıklarının bir kısmını yasamış biri olarak hüzünle okudum hikayeni. Premature annesiyim. 1870 gr dogmus minik kizimla benzer Duyguları yasadım. Cok zor coook ağlamalı gunler ve inan coook haklisin. Ama geçiyor demek istedim sadece. Rahatlatır mı seni bilmem ama geçiyor. Simdi Kızımın pesinde koşmakta yoruluyorum inan. Güçlü bir annesin. Ve biz kadınlar gercekten güçlüyüz. Umarım daha guzel gunler sizin olur.