7 Yorum

Eğitimin özeti

Kanada gezimizin ikinci bölümünü arayı çok açmadan yazmak istemiştim ama geçen hafta ne benim yazasım vardı ne de eminim kimsenin okuyası… Böyle böyle günler üzülmekle, öfkelenmekle, kaybetmekle, kaybolmakla geçiyor işte bu ülkede…

İlkokul velisi hayatımın son senesindeyim bu sene… Deniz dördüncü sınıfta, seneye ortaokula başlayacak (yuh, ne zaman böyle büyüdü?!) Aslında büyümedi, sistem onu büyüttü, biliyorsunuz bundan 4 sene önce sistem değişince apar topar ilkokula başlamıştı; eh şimdi de ortaokullu olacak…

Geçtiğimiz hafta düzenlediği veli toplantısında öğretmeni dördüncü sınıfın önemli olduğunu, çünkü ortaokula hazırlık olduğunu, ilk üç sene gibi lay lay lom geçmemesi gerektiğini, bu çocukların ders çalışma disiplinini bu sene oturtmaları gerektiğini, bizlerin de veli olarak onlara destek olmamızın icap ettiğini, bu seneki üçlü işbirliğinin (öğrenci-öğretmen-veli) çok kıymetli olduğunu… söyledi. Her ne kadar etüde kalıyor olsalar da evde 10-15 dakika da olsa konu tekrarı yapıyor olmamız gerektiğini de ekledi.

Şimdi, her sene olduğu gibi bu sene de şevkle başladık okula… Müdürün yapmak istediği birçok şey vardı (ki hepsi imkan meselesi), bir kısmını yapabilmiş (okulun içi boyanmış, yemekhane ve spor salonu elden geçirilmiş, vs.), bir kısmını yapamamış (konferans salonu istiyordu, onun için bağışçı bulunamamış). Bulunamaz tabii çünkü okul tamamen bağışlarla dönüyor, şöyle ki Milli Eğitim Bakanlığı devlet okullarına bina verip doğalgaz, elektrik ve su faturası dışında hiçbir yardımda bulunmuyor. Okulun her türlü iletişim gideri (telefon, faks, internet), tüm personel giderleri (kapıdaki görevlilerden hademelere, yemekhanedeki çalışanlara kadar), tüm temizlik giderleri (yer silme deterjanından tuvalet kağıdına kadar) okul aile birliği ve okula yapılan desteklerle karşılanmaya çalışılıyor. Bunun dışında okula gelir getiren her şeyden (ki o çok eleştirdiğimiz kantin de bunların başında) devlet vergi alıyor. Evet, devlet, devlet okullarının, okulu döndürmek için yarattığı gelirlerinden vergi alıyor.

Okul kitaplarını yine MEB ücretsiz olarak dağıtıyor (ki bunun gerek yayıncılık gerekse eğitim açısından için ne kadar yanlış olduğunu ay başında Günışığı Kitaplığı’nın düzenlediği edebiyat gününde öğrenmiştim). Eh, takdir edersiniz ki kitaplar oldukça yanlı. Sadece yanlı değil, YANLIŞ da aynı zamanda… Örneğin İngilizce kitabında bir ‘puzzle’ var, hani şu verilen kelimeleri bulup işte geriye kalan harflerle şifreyi bulursun ya güya, ‘Ruler’ kelimesini bul demiş, bulabilene aşk olsun çünkü yok! Çocuk ha bire ‘Anne bu yanlış, anne bu da yanlış’ diyerek kitabı düzeltiyor ve hayır sadece İngilizce kitabına mahsus değil bu.

Kitaplardaki alıştırmalar ve ödevler o kadar sıkıcı, o kadar yavan ki, bazı şeyler resmen çocuğun aklına hakaret… Bana bile fenalık geliyor o alıştırmalara bakınca…

DersProgrami

Bu sene dördüncü sınıf olduğu için bazı yeni dersler var: Trafik bunlardan biri. İnsan Hakları bir diğeri. Ders programında ‘İnsan Hakları’nı görünce beni bir heyecan aldı, Oh dedim, ne güzel ders. Ancak hevesimin kursağımda kalması çok uzun sürmedi; nitekim ders var ama kitap yok. Ne öğretmen için bir referans kitabı, ne öğrenciler için bir başvuru kitabı, MEB hiçbir şey önermemiş bu konuda… Öğretmen insan hakları beyannamesinden bahsetmiş, sonrasındaki derslerde ‘oğlum ne yaptınız?’ diye sordum, ‘Matematik yaptık’ dedi… Eh, ülkede olmayan şeyi öğretemezsin tabii; şaşırmamak lazım.

Ve içimi en ama en çok acıtan konu: Branş dersleri… Kanada’daki okulları gezerken beni en çok etkileyen şey bizi gezdiren müdürlerin heyecanıydı. Hepsi sanki en sevdikleri oyuncağı gösteren bir çocuk gibi, okullarındaki tiyatro salonlarını, spor salonlarını, meslek salonlarını, kütüphaneleri ve teknoloji laboratuvarlarını gösterdiler bize… O kadar okul gezdik, o kadar eğitimciyle tanıştık, hiçbiri bir kere bile okullarının akademik başarısından bahsetmediler; varsa yoksa sanat, teknoloji ve spor alanındaki becerilerini öne çıkardılar.

Ya burada nasıl? Oğlum ilkokul dördüncü sınıfta, dört senedir resim, müzik ve beden eğitimi dersleri var, ve hiçbirine branş öğretmeni verilmiyor. Tüm bunları sınıf öğretmeninin yaptırması bekleniyor, ancak sınıf öğretmenlerine bu konuda bir donanım da verilmiyor. Müzik derslerinde blok flüt (o da belki — biz çocuk şarkıları söylerdik), beden eğitiminde yakartop (şanslılarsa) ile geçiyor zaman. Resim dersleri ise ‘serbest saat’ olarak geçiyor, çocuklar kağıt kalemle takılıyorlar. Bundan önceki senelerde veliler para birleştirip branş öğretmenleri tutmuştuk bazı dersler için, ancak sonradan onların da önü kesildi.

Devletin umurunda bile değil çocukların sanata ya da spora yatkınlığı… İşin kötü tarafı, ben çocuğumun yeteneğinin farkında bile olamıyorum. Belki müzik kulağı var, belki resme yatkınlığı, ancak bunu ortaya çıkaracak bir altyapı yok okulda… Ne yaparsam kendi çabalarımla…

Ne ilginçtir ki resim derslerinde çöp adam çizilmesine, müzik derslerinde do-re-mi’den öteye geçilmemesine eyvallah olan devlet, 4+4+4 ile ilkokula indirdiği zorunlu din dersine branş öğretmeni atıyor. Her nedense onu sınıf öğretmenine bırakmıyor; sanat ve sporda yaptığı ihmali dinde yapmıyor ve onu işin ‘uzmanından’ aktarıyor çocuklara; 9-10 yaşındaki, farklı kültürlerden, farklı inançlardan gelen çocuklara…

Çocuğum adına aldatılmış hissediyorum ben. Biliyorum, bunların hepsini biz de yaşadık, biliyorum, ‘bi şey de olmadı’. Yoksa oldu mu? Kaçımız gerçek anlamda yeteneklerimizi kullanabildik? Kaçımız hayallerimizin peşinden gidebildik? İşte öyle, para kazanacağımız işler yapıyoruz çoğumuz, hayat devam ediyor evet…

Ancak söz konusu insanın çocuğu olunca bu bayağı ağırına gidiyor. Yaratıcılığı günden güne baltalanan çocuğumun özensiz bir şekilde hazırlanan ders kitaplarındaki hataları bulup düzeltmesi, bu kitapları hazırlayanların asıl dertlerinin çocuklara bir şey öğretmek değil de ihaleyi kapmak olması, devletin tek beklentisinin çocuğumun okuldan, devletin istediği bir prototip olarak çıkmasının olması beni çok öfkelendiriyor. Çocuklar zerre kadar umurlarında değil. (Diyeceksin ki bunu öldürülen çocuklardan da görmüyor muyuz? Haklısın)

Bugün bana biri ‘Türkiye’de eğitimin özetini çıkar’ dese ona derim ki:

Sanat, spor ve teknoloji eğitimi devletin umurunda değil. İnsan hakları mı? O da ne, kitabı bile yok! Devlet, 12 Eylül’den sonra uygulamaya başlanan ve son 13 yıldır da büyük başarıyla (!) sürdürülen ‘dindar nesil’ yetiştirme hedefinden sapmadan yürüyor. Bu yüzden birer saatlik resim-müzik ve beden eğitimi dersleri için branş öğretmenleri yok; ama iki saatlik din ‘kültürü’ için var.

Başka da bir şeye bakmaya gerek yok. Türkiye’deki eğitimin özeti budur.

7 yorum

  1. Evet bu din dersi olayı ve imam hatip okullarının kıyafet durumu yüzünden Gençler lisede bileklerine kadar olan eteği giyip okula gitmek istemiyorlar. Ve haliylede soğuyorlar okuldan. Ne yapıcaz bu durumda özel okul kapısı mı çalıcaz hiç durumumuz yokken. O bile çağre değil belki de

  2. Oğlum da 4.sınıfta trafik ve insan hakları diye bir ders gorunmuyor programlarında yani her devlet okulunda dersler farklımı anlamadım gitti gerçi eğitim sistemini anlamadım ki farklı olup olmadıgını anlayım 🙂 Din dersinde ne yapıyorsunuz diye sordum oğluma 3 derstir sordum sarı çiçeğe ilahisini soyluyoruz dedi ya da çocugun aklında sadece o kalmış 🙂 kısaca; ağlancak halimize gülüyoruz o moddayım 🙂 sevgiler

  3. 31yaşında 6aylık kız annesi, 15yaşında erkek kardeş ablasıyım. 1998 süper lise, 2006 kimya mühendisliği mezunuyum. son şanslı gruptan olduğumu düşünüyorum. bizim zamanımızdaki süper lise şimdikinin anadolu lisesine 10basardı. kardeşim anadolu lisesinde, 4+4+4ün son 4ü yani. ingilizce yok, fen bilimleri eğitimi çok zayıf ve bu çocuk anadolu çıkışlı olacak. bu hükümetin bu ülkeye verdiği en büyük zarar eğitim boyutundadır. 4+4+4 sistemi başta olmak üzere, meslek liselerini öldürerek, 5 yaşında ki çocukları okula başlatarak, her ilçeye üniversite açarak ve öğretmen atamayarak gelecek nesli mahvettiler. istedikleri kadar imam hatip açsınlardı da keşke anadolu liselerimize, devlet okullarımıza dokunmasalar, dershane kapatması bahanesiyle ceplerini doldurdukları köşe başı özel okullarını açmasalardı. kızımın geleceği, eğitimi şimdiden tasam. mülteci olup göçüp gitsem diyorum bazen kızım için…

  4. Merhaba,

    Benim 3 yaşında kızım var ve sizin durumunuzu görünce bu gidişte bizim başımıza ne gelecek artık diye düşünemiyorum bile. Eğitim sistemi ile pingpong topu gibi oynayan devlet size iki seçenek sunar: ya benim sistemime boyun eğersin ve istediğim nesil ortaya çıkar yada özel okula verirsin ( ki onların eğitim kalitesi de şüpheli, ayrıca senede bir servet ödeyecek parası olmayanlara o da yok).
    Eğitim yetersiz ise geleceğimiz de koyun sürüsünden farklı olmayacak maalesef, utanç verici….

  5. Oglunuzu seneye ortaokulda ozel okula mi gondereceksiniz?

  6. Ilkokullara arapca dersi konmus diye okudum bugun, dogru mudur?