0 Yorum

Ezgi’nin Gebelik Günlüğü, 13. hafta

Herkese merhaba,

13. haftam güzel bir doktor randevusuyla başladı. Akçakoca Devlet Hastanesi’nde Keşkesiz Doğum eğitimi almış ve bunu uygulayan bir kadın doğum doktoru olduğunu öğrendim an ile hastaneden randevu aldığım an arasında saniyeler vardı! Salı günü hemen gittik doktora. O güne kadar geçen sürede neler olduğunu özetledik. Doktor da birsürü test istedi benden. Hatta kan grubumu bildiğim halde “kimlikte yazana güvenmiyoruz” diyerek tekrar kan grubu için bile kanım alındı. Test sonuçlarında sorun yoktu, sadece hafif anemi (kansızlık) vardı. Demir hapına başladım. Test sonuçlarını epey geç aldığımız için hazır Akçakoca’ya gitmişken bir güzel balık yedik, ardından hastanede de epey bekleyince doktorun yanına girdiğimizde saat 5 olmuş, mesai bitmiş, zaten tenha olan hastane boşalmıştı. Biz de bundan istifade doktorla sohbet ettik. Kendisinin ve eşinin şubat ayında bu diyarlardan gideceğini öğrenince bütün doğum hayallerim suya düşse de fazla uzağa gitmeyeceğini öğrenince pek bir sevindim. İzmit’in bir ilçesine gideceklermiş, adını unuttum şimdi. O zamana kadar kendisine gitmeye devam edeceğim, öyle anlaştık.

Gelelim ikili teste. İstanbul’da gittiğim doktor, 13. haftada ikili test yapılması gerektiğini söylemişti. Semra Hanım’a söyleyince Türkiye’deki ikili test sonuçlarına güvenmediğini, üçlü testte de bir farkla aynı şeylere bakıldığını anlattı. “Eğer isterseniz başka bir hastanede yaptırabilirsiniz” dedi. 3 hafta sonraya üçlü test için randevulaştık ve hastaneden ayrıldık.

Akçakoca Devlet Hastanesi sanki 50’li yıllardaki bir kasabanın devlet binası gibi… Bahçeden girince hemen sağ tarafta birsürü çam ağacının olduğu büyük bir yeşil alan var. Çamlar mis gibi kokuyor. Hastane binası eski, koridorları geniş. Benim dedem emekli öğretmen, anneannemle yıllarca hep böyle küçük kasabalarda, köylerde yaşamışlar. Hatta ben doğduğumda dedem 44 yaşında olduğu için hâlâ çalışıyormuş. Benim çocukluk fotoğraflarım hep böyle çam ağaçları, çimenler, lojman arasında… Şimdi hatırlamasam da o günleri anımsadım bu hastaneye gidince sanırım…

Hafif mide bulantılı, mide yanmalı ve baş ağrılı bir hafta yaşasam da bunun memleket gündemine üzülmekten mi olduğunu yoksa bizim zıp zıpın eseri mi olduğunu sanırım hiçbir zaman öğrenemeyeceğim. Bebeyle konuşup buralarda güzel şeyler de olduğunu anlatıyorum ona, aslında kendimi ikna etmeye çalışıyorum sanırım…

Hayatımın hiçbir döneminde yurtdışında yaşamak istemedim. Tatile, gezmeye gitmeyi hep çok istedim ama yaşamaya gitmek bana göre değildi. Babam ve halam İsviçre doğumlu. Çünkü büyükbabam doktora yapmak için İsviçre’ye gitmiş ve o yıllar boyunca babamla halam da İsviçre’de okumuşlar. İlkokuldalarken de Türkiye’ye dönmüşler. Halam daha sonra yurtdışına gitmek istese de 80 öncesinin çalkantılı dönemlerinde gidememiş. Belki kendisi isteyip de gidemediğinden belki de gitse nasıl bir hayatı olacağını düşündüğünden benim yurtdışına yerleşmemi çok istiyor. Kanada’ya gitmek üzerine yakın tarihlerde konuşmuştuk ve ben hiç oralı olmamıştım. Moda sahili özlerdim, arkadaşlarımı, burada alıştığım kültürü, zorla yemek yediren yaşlı teyzeleri, samimiyeti.. Gitmek istemiyordum işte. Ağustos ayında kaybettiğimiz Vangelis hoca söylemişti. “Burası sizin ülkeniz, kimsenin sizi buradan soğutmasına, uzaklaştırmasına izin vermeyin. İktidarlar gelir geçer ama siz kalıcısınız.” demişti.

Birkaç gün önce arkadaşlarımızın evine gittik. Onların da yakın bi arkadaşı Avustralya’da yaşıyor, bir süreliğine ailesini görmek için Düzce’deydi. Daha önceden de tanıyoruz aslında kendisini ama nedense bu sefer Avustralya’da yaşam hakkında uzun uzun, gece yarılarına kadar sohbet ettik. Doğası, insanları, bilgiye verilen değer. İnsanların mesleklerine göre saygı gördükleri değil de insan oldukları için değerli oldukları bir ülke… İstanbul’dan 24-26 saat civarı sürüyor ulaşım. Daha ne olsun? Harika! Git, bir daha da gelme! Kangurular, uçsuz bucaksız parklar da cabası! Barış pek oralı olmadı ama ben 5 yıllık aile kalkınma planı içerisine bir yaz (3 ay boyunca) Avustralya’ya dil eğitimi bahanesiyle gidip orada yaşamı deneyimlemeyi ekledim bile!

Pazar günü, hava biraz kapalı ama çok soğuk değilken çoluk çocuklu arkadaşlarla iki araba Karadeniz Ereğli’sine gittik. Sahilde dolaştık, arkadaşlarımızla sohbet ettik. İyi ki arkadaşlarımız var da akıl sağlığımızı koruyabiliyor, yasımızı konuşarak yaşamaya çalışıyoruz. Haftaya da 2,5 aylık bebeleriyle İstanbul’dan arkadaşlarımız gelecek. Gezip tozacağız Düzce’nin yeşilliklerinde.

Herkesin sağlıkla, hayatta kaldığı güzel günlere…

Sevgiler,

Ezgi

Yazar Hakkında

EZGİ BERK– Severek aldığı tarih eğitimi sonrası kendini eski çağlara ait kitaplar arasında çalışırken buldu. Hâlâ tarih kitapları arasında çalışmakta, satır aralarında insanların duygu ve davranışlarını aramaktadır. Aynı zamanda eğitim hayatının hangi evresinde kaybettiğini hatırlamadığı zengin hayalgücünü tekrar keşfetmek için çocuklarla çalışıyor. Bazen de çocuklar olmadan, çocuklar için çalışıyor. Çocuk edebiyatı tutkunu. 27 yaşında ve ejderhalara inanıyor.

Ezgi’nin tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların gebelik günlüklerini buradan okuyabilirsiniz.