6 Yorum

Gezdim, gördüm, yazdım: Kanada – 2. bölüm

Geçtiğimiz ay Kanada New Brunswick Eğitim Bakanlığı’nın daveti ve Kanada Anaokulu’nun desteği ile Kanada’ya düzenlediğimiz eğitim gezisi notlarımın ikinci bölümü bu… İlki burada…

Nerede kalmıştık? Ha, evet; Frederecton’daki ikinci gecemizde çok geç kalmadan odamıza çekilmiş, uzun olacağı söylenen ertesi gün için enerji toplamak üzere erkenden yatmıştık. Ertesi sabah yine Saint Johns Nehri’nin manzarasına uyandık.

IMG_2827

Otel odamızdan manzara…

New Brunswick’te enterasan bir hava vardı biz oradayken -ya da bana enterasan geldi, bilmem; sabah saatlerinde çok serin oluyor, öğleden sonra ısınıyor, akşamüzeri 6 gibi askılıyla dolaşma ihtiyacı hissediyordunuz. Gece yine serindi… Çok keyifli, babaannemin deyişiyle ‘şurup gibi’… Ancak bizim buradaki gibi uyurken ‘yayla havası’ alamıyorsunuz, nitekim otelin içindeki klimaya mahkumsunuz. Otelin pencereleri açılmıyor, ki Amerika’dayken de en uyuz olduğum şeylerden biriydi bu… Dışarıda mis gibi orman, sen kupkuru havayı soluyorsun içeride… Neymiş, güvenlik…

Sabah otelde kahvaltı yaptık, ardından bizi gezdiren Kanadalı ekip yine söylediği saatten yaklaşık 10 dakika erken geldi (geç kalmak diye bir şey sözlüklerinde yok demiştim). Hep birlikte bir ‘minivan’e doluştuk ve o günkü ilk durağımız olan liseye, Oromocto High School’a doğru yola çıktık.

IMG_2829

Soldan: Kanada Okulları Kurumsal İletişim Direktörü İnci Gökmen, Uykusuz Anneler’den Perihan Gürer, Posta gazetesinden Derya Özel ve ben! Bizi gezdiren ekipten, direksiyondaki Heather Wallace ve onun yanında oturan Kanada Okulları danışmanlarından Gökyar Karşıt kadrajda değil.

Oromocto Lisesi

Okula vardığımızda bizi okulun sosyal faaliyetlerinden sorumlu yetkili karşıladı. Bir de sürpriz vardı, her birimizin adını okulun girişine asmışlar, ‘hoş geldiniz’ demişlerdi (Geziye son anda katılamayan seyahat blogger’ı ve Şehrin Çocuk Hali‘nden Özge Lokmanhekim’i de onurlandırmış, bir karışıklık olup benim ismimi atlamışlardı ama olsundu, çok güzel bir jestti)

IMG_2830

Ardından, öğrencilerin sabah toplandıkları odalardan birine geçtik. Burası ‘uluslararası salon’muş, sabahları dersten önce bir araya gelip sosyalleştikleri alanlardan biriymiş. Odada meyve de vardı, ders öncesinde sohbet ederken tüketiyorlarmış.

Okul müdürünün bize katılmasını beklerken, henüz birkaç hafta önce Türkiye’den Kanada’ya gelen bir lise öğrencisiyle de tanıştık. İşte o öğrenciyle tanışmamızdır beni ‘lise eğitiminde çocuklarımı yurtdışına göndermem’ fikrimden caydıran. En azından ‘kes-sin-likle olmaz’ demekten vazgeçtim. Gerçekten güvenilir bir aracı şirket üzerinden yapılacaksa, hele de Kanada gibi sakin bir ülkenin New Brunswick gibi sakin bir eyaletinde olacaksa, olabilir dedim kendime…

IMG_2835

Müdürün gelmesini beklerken (her okul gezisinde olduğu gibi) binbeşyüzüncü kez tuvalete gitmem gerekti. Nerede olduğunu sordum, söylediler ve kapısına geldiğimde bir durdum. Bayağı bir durdum hem de… Çünkü üzerinde böyle bir tabela vardı

IMG_2865

Önce emin olamadım, sonra tekrar baktım ve salona döndüğümde yetkililere sordum: ‘Yes, that’s an all-gender washroom’ dediler. Yani ‘cinsiyetsiz’ ya da ‘tüm cinsiyetler için’ tuvalet…

Batı ülkelerinde eşcinsel haklarının Türkiye’ye oranla çok daha ileride olduğunu biliyordum, Amerika’da yaşadığım zamanlarda da görmüştüm; ancak bir okulda, bir devlet okulunda böyle bir şeye ilk kez tanık oldum. Zaten de New Brunswick okullarında yeni bir uygulamaymış bu, yaklaşık bir senelik falan bir geçmişi varmış. Henüz tüm okullara yayılmamış, ancak Oromocto Lisesi hemen uygulamaya geçmiş.

IMG_2841

Sonrasında okul müdürü Donna Shirley geldi salona ve bu konuda sohbete başlayınca bizi gezdirmeye okulun ‘Homofobiyle Mücadele Kulübü’nden başladı. Evet, fotoğrafçılık kulübü, drama kulübü gibi sosyal kulüpler arasında bir de ‘Homofobiyle Mücadele Kulübü’ vardı okulda, ve yaptıkları şey tam olarak buydu: Okulda Homofobi ve Transfobi kaynaklı ayrımcılık ve zorbalığın önüne geçmek…

Ardından okulun bu kulübünün kurucusu olan beden eğitimi öğretmenlerinden biriyle tanıştırmak üzere spor salonuna götürdü bizi. Orada hem öğretmenle sohbet etme imkanı bulduk, hem de okulun spor salonunu gördük.

Yeri gelmişken şunu ne kadar vurgulasam az: Tüm gezdiğimiz okullarda (ki okulöncesi hariç hepsi devlet okuluydu – Kanada’da okulöncesi eğitim devlet tarafından sağlanmıyor) fiziksel imkanlardan ziyade, zihniyetti bizleri etkileyen. Elbette okulların fiziksel imkanları Türkiye’deki devlet okullarına göre çok ama çok ileride (yukarıdaki fotoğraflar da bunu anlatır nitelikte sanırım), ancak gerekli olanın ötesinde, lüks adına tek bir şey yok okullarda… Türkiye’deki özel okulların çok büyük bir çoğunluğu orada gezdiğimiz okullardan kat kat daha ‘lüks’ ve ister istemez ‘ne kadar gerekli?’ diye sorguluyor insan… Yanıt: aslında değil.

Sonrasında okulu gezmeye devam ettik. Aşağıdaki fotoğraf okulun kantinini/yemekhanesini gösteren alandan… Çocukların ders saatlerinde bölünmesini önlemek üzere teneffüs saatleri hariç kapalı tutuyorlarmış.

IMG_2847

Bizim okullarımızdaki kantin uygulamasından en şikayetçi bir veli olarak Kanada’da gördüğümüz okullara göre en büyük (tek?) üstünlüğümüzün bu yemek meselesi olduğunu söylemem lazım. Kantin müessesesine teoride çok karşıyım (daha doğrusu sattıkları ürün türlerine) ve fakat okullarımızda verilen (varsa tabii) yemekhane yemeğinin gözünü seveyim. Kuzey Amerika ülkelerinde böyle bir uygulama pek yok, yani varsa da pizza falan veriyorlar, çünkü öyle kuru-fasulye pilav gibi bir alışkanlıkları yok ne de olsa…

IMG_2852

Okulun bahçesinin bir bölümünden…

Oromocto Lisesi’nde bizi en çok etkileyen yerlerden biri de meslek eğitimlerinin gerçekleştirildiği atölyelerdi. New Brunswick’teki (Kanada’nın genelinde böyle mi bilmiyorum) tüm okullarda akademik olduğu kadar mesleki eğitim de veriliyor (bizdeki meslek liseleriyle anadolu liselerinin karışımı gibi düşünmek lazım belki de). Bunu ‘Toplumda teknik mesleklere de ihtiyaç var, herkes üniversiteye gitmek zorunda değil’ olarak açıkladı okul müdürü Donna Shirley… Ve bizi okulun garajına ve marangoz atölyesine götürdü.

IMG_2855

Yukarıdaki arabalardan bir tanesi okula aitmiş, diğerlerinden biri bir öğrenciye (orada 16 yaşından itibaren ‘driver’s permit’ adı verilen, ehliyetten daha kısıtlayıcı bir belgeyle birlikte araba kullanılabiliyor) bir diğeri de öğretmenlerden birine aitmiş. Birinin lastiğini değiştirdiler, diğerine ne yaptılar bilmiyorum ancak dedim ki ‘araba tamir etmek için mutlaka tamirci olmaya da gerek yok aslında, en temel şeyleri öğrensek ne de güzel olurdu’…

Sonrasında marangoz atölyesine geçtik. Öğrenciler henüz yoktu ancak öğretmen bize demo yaptı. Bayağı ciddi zanaat öğreniyor orada çocuklar…

Arada gezdiğimiz çokça sınıf, tanıştığımız birçok öğretmen oldu. Okul müdürünün hepsiyle ilişkisi çok samimiydi; herkes çok güleryüzlüydü, kimse bir diğerine dert yanmıyor, herkes gülen gözlerle bakıyordu. Herkesin işini ciddiye aldığı ve severek yaptığı çok belliydi.

Kanada’da ciddi sayıda ‘Native’ insan da var — oranın Kızılderilileri… ‘First Nations’ diyorlar onlara (‘Birinci Milletler’ gibi bir şeye çevriliyor) ve onlar da soykırımdan nasibini almış tabii ki… Geçmiş yıllarda Kanada hükümeti kaybedilen haklarını onlara geri vermek için girişimlerde bulunmuş, şimdi -her ne kadar katledilenler geri gelmese de- kültürlerini yaşatmak için uğraşıyorlar. Ve okullarda da ‘First Nations’ üzerine seçmeli dersler mevcut; onların kültürlerini, zanaatlarını öğretmeye çalışıyorlar öğrencilere…

Yine okullarda Sex-Ed (Sexual Education – Cinsel Bilgiler) dersi var, bildiğim kadarıyla zorunlu… Onda mıydı, yoksa seçmeli bir başka derste miydi tam hatırlayamadım şimdi, bir demo bebek veriyorlarmış öğrencilere… Böyle bildiğin insan bebek gibi ağlayan, gece boyu uyanan bir şey… Hafta sonu eve götürüp Pazartesi günü kıpkırmızı olmuş gözlerle geliyorlarmış okula, ‘Alın bunu elimizden’ der gibi… Maksat öğrencilere cinsel korunmayı öğretmekmiş, ‘Cinsel ilişkiye girer ve korunmaz da hamile kalır bir de üzerine doğurursanız işte bununla uğraşacaksınız’ der gibi…

IMG_2850

Müzik sınıfından…

Oromocto Lisesi, benim şimdiye kadar gördüğüm okullara benzemiyordu… Çok gıpta ettiğim orada gördüğüm her şeye… Özellikle de müdür Donna Shirley’nin okulla ilgili heyecanına… Kısaca şöyle özetleyeyim:

  • Bize öğrencilerinin ne kadar başarılı olduğundan, notlarından, sınav skorlarından bahsetmedi (ki merkezi bir sınav sistemi yok zaten Kanada’da, üniversiteye giriş de not ortalamasına göre yapılıyor)
  • Öğrencilerin sadece akademik değil, duygusal ihtiyaçlarını da ne kadar önemsediklerini gösterdi: Homofobiyle Mücadele Kulübü bunun en somut örneklerinden biriydi. Geçtiğimiz hafta içinde iki öğrenci,trans olduklarını söyleyerek müdüre ve kulüp başkanı öğretmenlerine gelmişler ve ailelerine açılmalarında yardım etmelerini istemişler. Nasıl bir güven veriyorlar ki çocuklara, ailelerinden önce öğretmenlerine açılabiliyor bu çocuklar…
  • Sadece akademik eğitime değil, mesleki eğitime önem verdikleri belliydi – ki bu günlük hayata da yansıyan bir şey. Sadece Kanada’da değil, Amerika’da yaşadığım dönemde de tanık olmuştum buna — orada toplum statü olarak bu kadar ayrışmamıştır; teknik meslek sahipleri de belirli standartlara sahiptir, vesaire…

Oromocto Lisesi çocuklarımın okumalarını isteyeceğim bir lise ve (hatta zamanı geriye alabilsem benim de okumak isteyeceğim bir okul) ve Donna Shirley de sahip olmak isteyeceğim müdürdü. Çok güzel hislerle ayrıldık oradan…

IMG_2866

Soldan: Uykusuz Anneler’den Perihan Gürer, Kanada Okulları Kurumsal İletişim Direktörü İnci Gökmen, Oromocto Lisesi müdürü Donna Shirley, Posta gazetesinden Derya Coşkundeniz ve ben

Bir sonraki durağımız Bliss Carman Ortaokuluydu.

Bliss Carman Ortaokulu

Bliss Carman’da da bizi en az Oromocto’daki kadar heyecanlı ve enerjik bir müdür karşıladı: John Hamilton.

IMG_2869

Yine aynı şeyleri duyduk burada: Okulun spora, sanata ve teknolojiye ne kadar önem verdiği… Yine sınavlar, notlar, akademik başarılar bir kere bile konu olmadı. Yine önce okulun spor salonuna, ardından kütüphane ve teknoloji salonuna götürdü müdür bizi, ve yine aynı yeni oyuncağını gösteren çocuğun heyecanıyla 3 boyutlu yazıcısını gösterdi bizlere…

IMG_2875

Bu okulda da ‘all-gender’ tuvalet vardı:

IMG_2886

John da bu uygulamanın yeni olduğundan bahsetti ve homofobi konusunda sadece öğrencileri değil, öğretmenleri de eğitmeye çalıştıklarını söyledi. ‘Oldukça dindar öğretmenlerimiz var, onların fikirlerini bir gecede değiştirmek mümkün olmuyor; yavaş ve sabırlı olacağız ama sonunda başaracağız’ dedi.

Sanat atölyelerinden birine girdiğimizde ‘Bakın size ne göstereceğim!’ diye bizi sınıfın arkasındaki bir odaya götürdü müdür bizi. Kapıyı açtığında karşımızda şu makine vardı:

IMG_2882

Kil makinesiymiş bu, yeni almışlarmış okula. Devlet vermiyormuş parasını, topladıkları bağışlarla almışlar. Kendisi de dahil 7-8 kişi ancak taşımışlar, öyle ağırmış. Ancak işte son modelmiş, çok iyiymiş, artık hemen kurutuyorlarmış çocuklar yaptıkları işleri… diyerek anlata anlata bitiremedi.

Koridorlarda gezerken karşımıza birkaç kez özel gereksinimli öğrenciler çıktı; gerek fiziksel görünüşlerinden, gerek davranışlarından gerekse yanlarındaki özel öğretmenlerden belliydi halleri… Sonradan öğrendik ki EA (Educational Assistant) denilen yardımcı öğretmenler atanıyormuş bu çocuklara… Hepsiyle birebir ilgileniyor bu öğretmenler, amaç çocukların evden çıkıp okula gelmelerini sağlamak… Sınıf ortamına düzenli olarak katılmalarının önünde zihinsel bir engelleri olsa bile okulda sosyalleşiyor çocuklar; her gün gidip geliyorlar. New Brunswick’te ‘All Inclusive’ – herkesin dahil edildiği bir eğitim politikası var. Hiçbir çocuk zihinsel ya da fiziksel engelinden dolayı okuldan dışlanmıyor, özel gereksinimli öğrencilere hizmet veren devlet okulları da yok. Öğretmenlerin tüm öğrencilere yetecek şekilde eğitilmesi amaçlanıyor ve bu çocuklar da sınıflara dahil ediliyorlar. Gerekirse işte bir EA atanıyor bu çocuklara…

Bliss Carman bu konuda bir adım daha atmış ve bu öğrencilerinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere bir ‘bakım odası’ hazırlamış. Odada çocukların yıkanabilecekleri bir duş alanı, ihtiyaçlarını giderebilecekleri -ve ayakta duramayanlar için tavandan asılarak hareket edebilecekleri- bir tuvalet, gerekirse yatıp dinlenebilecekleri bir yatak ve herhangi bir şekilde üstlerinin kirlenmesi durumunda okul ortamında kirli gezmemeleri için kıyafetlerini yıkayabilecekleri bir çamaşır ve kurutma makinesi mevcut. Oromocto Lisesi’ndeki All-Gender tuvaletten sonra yaşadığım ikinci dumur oldu bu da…

IMG_2921

Bliss Carman’dan da çok güzel hislerle ayrılmadan önce bir hatıra fotoğrafı çektirmeyi unutmadık…

IMG_2887

Soldan: Bliss Carman Ortaokulu Müdürü John Hamilton, ben, İnci Gökmen, Derya Coşkundeniz, Perihan Gürer, Heather Wallace ve yine Bliss Carman’ın uluslararası öğrencilerden sorumlu yetkilisi

Uzun bir gün olacağını söylemişlerdi ya, biz bir günde alabileceklerimizden çok daha fazlasını almıştık o iki okulda o sabah… Ve önümüzde bir okul daha vardı.

University of New Brunswick

İlk gün gezdiğimiz New Brunswick Community College ile aynı kampüsü paylaşan New Brunswick Üniversitesi’nde dört senelik lisans eğitimi veren Okul Öncesi bölümünü (Early Childhood Development) gezdik öğleden sonra. Önceki iki okulda gördüklerimizden o kadar etkilenmiş ve hazmetmekle o kadar uğraşıyorduk ki Kanada’nın bu ilk üniversitesinde duyduklarımız bize sıradan gelmeye başladı.

Çocukların fotoğraflarını çekemediğimiz için görsel olarak yer veremediğim bir ayrıntı vardı burada: 4 yaşında, down sendromlu bir çocuk ve öğretmeni… Gün bitmiş, herkes evine gitmeye hazırlanırken diğer arkadaşları gibi o da kendi kendine üzerini giyinmeye çalışıyordu. Öğretmeni karşısında yere oturmuş, sabırla bekliyor, ayakkabısını yanlış ayağına giymesi halinde ona doğrusunu gösteriyor ancak bu kadarıyla yetiniyor, onu ‘giydirmiyor’du. Hani ‘Benim için balık tutma, bana balık tutmayı öğret’ sözü vardır ya, işte onu yerine getiriyordu öğretmen. Çünkü o çocuğun da kendi kapasitesi dahilinde ileride kendi kendine yeten bir yetişkin olması bekleniyor orada…

Bu uzun günün sonunda yine otele gidip dinlendik, akşam Eğitim Bakanlığı yetkilileri ve bizzat bakanın kendisiyle yemeğimiz vardı. Daha doğrusu bakan değil, bakandan sonra en kıdemli yetkili olan müsteşardı birlikte yemek yiyeceğimiz kişi… (Bakan devlet tarafından atandığı için aslında göstermelikmiş pozisyonu, asıl işi müsteşar yaparmış). Açıkçası kimle yemek yiyeceğimizi de yemeğe gittiğimizde öğrendik, çünkü bize ‘akşam bizi oraya davet eden yetkililerle yemek yiyeceğimiz’ söylendi; kimse ‘Müsteşar gelecek, şöyle dikkat edin, böyle giyinin’ falan dememişti. Adamın müsteşar olduğunu da açıkçası sofraya oturduğumuzda öğrendim ben, çünkü hiç öyle kalantor bir tipi yoktu, yanında koruması, önünde şoförü falan da yoktu, öyle elini kolunu sallaya sallaya gelmişti yemeğe…

IMG_2912

Yemekten hemen önce restoranın önündeki, Kızılderililere ait toprak olan ‘First Nations Reserve’de gezdik…

Yemek boyunca bizi oraya davet eden, New Brunswick Eğitim Bakanlığı’nın iktisadi işletmesi diyebileceğimiz AEI (Atlantic Education International) yetkilileri ve New Brunswick Eğitim Bakanlığı Müsteşarı John McLaughlin ile sohbet ettik. Ortam çok samimi, herkes çok gerçekti; bir yandan şarap içilirken bir yandan Fredericton’ın içinden geçen Saint Johns nehrinden çıkarılan ıstakozlar takır tukur yendi (ben yemedim valla, hay-yat-ta yemem deniz böceği), espriler yapıldı, gülündü, eğlenildi ve Fredericton’daki son gecemiz de böylelikle son buldu.

IMG_2915

Soldan: Derya Coşkundeniz, ben, New Brunswick Eğitim Bakanlığı Müsteşarı John McLaughlin ve Perihan Gürer

Fredericton’da son gün

Akşam üzeri Toronto’ya, oradan da İstanbul’a uçacağımız günün sabahında, Fredericton’daki son günümüzdeki son randevumuz St. Thomas University’deydi. Sosyal Bilimler alanında uzmanlaşan üniversitede yine uluslararası eğitim koordinatörleriyle sohbet ettik; hatta oranın öğretim üyesi kadrosundaki bir Türk hocayla Derya Coşkundeniz’in yaptığı röportajı Uykusuz Anneler’in periscope hesabından yayınlama fırsatı bulduk.

Ben tüm bu okulları ‘Benden nasıl olsa geçti’ diyerek, hep çocuklarımı düşünerek, onlardan izin almadan onlar adına hayaller kurararak ve hatta belki de planlar yaparak gezdim. St. Thomas Üniversitesi de bunlardan biriydi, ‘Burada okumak ne güzel olurdu’ dedim kendime ve ‘benim için çok geç, ama çocuklarım böyle bir yerde okusunlar çok isterim’ derken buldum kendimi… Bilmem zaman ne gösterecek…

Okul gezilerimiz bittiğinde son kez yemek yedik AEI yetkilileriyle… Birlikte toplamda üç günümüz geçmişti ama üç dolu dolu gündü… Dünyanın bir ucunda, hiç tanımadığım insanlar, profesyonel ilişkinin de ötesinde bir yakınlıkla bizleri gezdirmişler, sadece kendi kültürlerini ve eğitim sistemlerini anlatmakla kalmamış, bizleri de merak etmişlerdi. Öyle sanıyorum ki onlar da bizim eğitim ve bilgi seviyemizden ve en çok da merakımızdan etkilenmişlerdi.

Toronto’yla başlayan ve Fredericton’la devam eden bu kısa ama dopdolu gezi benim hayatımın en keyifli, en ufuk açıcı, en düşündürücü gezilerinden biriydi… Birçok şeye gıpta ile baktım, içim gitti… Hani bir arkadaşına yeni bir oyuncak alınmıştır ya da bir bisiklet, senin çok istediğin ama hiç sahip olamayacağın bir şeydir o… O arkadaşın da iyi niyetle sana gösterir onu, arkadaşının adına sevinirsin ama için de gider bir yandan, ‘Neden benim de olamıyor?’ diye içlenirsin… İşte öyle hissettim ben çoğu zaman…

IMG_2945

Eğitim gezimize başlamadan önce Toronto’da geçirdiğim birkaç günü ayrı bir yazıyla anlatacağım. Gezi notları burada son buluyor. Ancak son buluyor dediysem, bundan sonra eğitimle ilgili edeceğim her lafta, yazacağım her yazıda (ki Kanada Anaokulu’nun desteğiyle eğitim konusunda yazılar yayınlamaya devam edeceğim) bu gezinin yansımaları olacak kesin. Çünkü ‘Bir gün Kanada’ya gittim ve bizim buradaki eğitime bakışım değişti.’ 

Bu geziyi organize eden, başta Gökyar Karşıt ve İnci Gökmen olmak üzere tüm Kanada Anaokulu’na, beni bu geziye davet eden Kanada New Brunswick Eğitim Bakanlığı’na ve gezi boyunca bize eşlik eden, başta Heather Wallace, Eric Smith, Bruce MacDonald olmak üzere tüm AEI yetkililerine, gezi boyunca bana eşlik eden Perihan Gürer ve Derya Özel‘e çok teşekkür ederim. Bir başka ülkeyi ve okullarını bu şekilde gezmek, yakından görmek, içeriden bilgi edinmek hiç unutmayacağım bir deneyimdi.

İzlenimlerimizi bir başka boyutta paylaşabilmek üzere yarın (22 Ekim Perşembe) Kidsnook’ta düzenlenecek bir etkinlikte Derya, Peri ve ben, çektiğimiz fotoğraflar eşliğinde gezimizi anlatacağız. Gelebilecek olan herkesi bekleriz.

KidsnookEtkinlik

Yazının ilk bölümde de belirtmiştim, tüm bunları bizim gezdiğimiz okullarda gördüklerimize istinaden yazdım. Buradan yola çıkıp Kanada’nın genelindeki bütün okulların böyle olduğunu söylemek, tüm Kanada’daki eğitim sisteminin kusursuz olduğunu belirtmek doğru olmaz. Orada da eksiklikler ve sorunlar var, sürekli tekrar eden şeyler de üstelik, ancak takdir edersiniz ki bizim gözlerimiz hep bizde olmayanları gördü, elde değil…

Gördüklerimizi aktarabilmek için çok uğraştıysam da hakkını verebilmek çok kolay değildi. Hani derler ya, sürç-ü lisan ettiysek affola…

6 yorum

  1. Bizim de ufkumuzu actiginiz icin var olun 🙂

  2. Ellerinize saglik ne guzel anlatmissiniz. Toronto universitesini gezme sansiniz oldu mu acaba? Dunyanin en iyi 17. universitesiymis. Dogrusu oglum icin bazen orayi hayalleniyorum. Acaba nasildir?

  3. Kanada da çok john hamilton var galiba..yada müdür ne ara müsteşar oldu anlamadım.

  4. Emeğinize sağlık..çok güzel aktarmışsınız. Çocuğumuz liseyi Kanada’da okusun istersek yapmamız gereken nedir ya da koşulları nelerdir?
    Aynı şeyi üniversite için de anlatabilir misiniz?
    Çok teşekkürler…

  5. ya nasipp..belki bigün çocuklarımız gider..benimde 2 oğlum var. Sizi o yüzden yakın buluyorum..3.cüye cesaretim yok gerçii..sizi tebrik ediyorum ve paylaşımlarınız içinde teşekkür ederim..