4 Yorum

Blogcu Gebe, 29. hafta

Hamileliğim boyunca iki genel seçim gördüm, karnımda bebeğimle iki kez oy kullandım, çünkü burası böyle bir ülke… Ve kullandığım oylar, biriktirdiğim heyecanlar hiçbir işe yaramadığı gibi dün gece sadece sızlayan ayaklarımdan değil, ‘N’olacak bu memleketin hali’ ve daha çok ‘Gittikçe geriye giden böyle bir ülkede ben üç çocuk nasıl büyüteceğim?’ diye düşünerek geçti, uykusuz kaldım. Elbette daha geniş bir pencereden bakınca benim uykusuzluğum kimsenin derdi değil ama işte madem burası günlük, bunu da not etmeden geçemedim.

Geçtiğimiz hafta Cuma günü doktor randevum vardı. Okullar aniden iptal olunca çocuklarla birlikte gitmek zorunda kaldım. Korkarak da bindim vapura ha, öncesinde ‘Boğazda vapurları patlatacaklar’ iddialarını duymuştum çünkü… Sonra dedim ki kendime, ‘Ben 10:15 vapuruna bineceğim, adamlar patlatacak olsa sabah vapurunu patlatırdı, daha kalabalık olur çünkü… Bi şey olmaz evelallah’ Ya işte, böyle de rasyonel bir gebeyim.

Randevu iyi geçti. Bu sefer normal ve kabul edilebilir ölçüde kilo almışım, ve biliyordum böyle olacağını. Çünkü yürümeye başladım yeniden. Çocukları okula götür, okuldan al derken bu hareket bana az kilo olarak döndü. Önceki kilolarımdan da yaz sıcakları sorumlu!

Çok soran oluyor ‘kaç kilo aldın’ diye, bence herkesin kilosu kendine ama merak giderecekse söyleyeyim: şu ana kadar toplamda 11 kilo aldım. Bana kalırsa ben bu işi 17, bilemedin 18 kiloyla kapatırım. Asıl iş doğumdan sonra başlayacak zaten. Şu an tamam tostoparlak, yuvarlağım ama karnımda bir bebe, yüzümde de o bebenin ışıltısı var. O bebe çıkıp da o karın jöle kıvamına gelince, o ışıltı yerini mor halkalara bırakınca gör sen bendeki özgüveni!

BlogcuGebe29

Ayaklarım çok şişiyor son zamanlarda… Doktor vücudumda ödem olduğunu söyledi, tuzu azaltıp suyu arttırmamı tavsiye etti. Yemeklere fazladan tuz koyan bir insan değilim ama sabah kahvaltısında tam yağlı beyaz peynirimi, siyah zeytinimi de ihmal etmem yarabbi şükür. İşte onlardan vazgeçmem lazım sanırım. Tuzsuz peynir de hiç sevmem, pffff…

Ve yeniden yardımcılı hayata adım atmak üzereyiz. Önümüzdeki hafta eski yardımcımız yeniden çalışmaya başlayacak bizimle… Bu sefer bu konuda daha gerçekçi oldum… Evet, ben evde yalnız olmayı, ev işimi kendim yapmayı seviyorum ama bir de işin kapasite meselesi var. İki çocuk bir blog halihazırda zar zor yürürken bu denkleme bir de yenidoğan katıp her şeyin eskisi gibi devam edebileceğini düşünmek üçüncü çocuğunu beklemekte olan bir annenin yapabileceği bir naiflik değil (o naifliği ikinci çocuğumu beklerken yapmıştım). O yüzden eğri oturup doğru konuşalım, hem çocuklara, hem eve hem işe yetebilmek, hem de bu arada sevgili olabilmek ve tabii ki kendini unutmamak bir marifetse eğer o marifet bende yok.

Yaklaşık iki senedir evde sürdürdüğüm bağımsızlığım da sona erecek böylece… Elbette ev işlerine yardımcı olacak birinin olmasından çok mutluyum. Ütülü çamaşır giyeceğim diye bir derdim yok ama en azından çamaşır sepetinden söküp almadan giyebileceğiz kıyafetlerimizi… Evde kendi başıma kalmayı seviyordum ben. Ama işte evden çalışmak bunu gerektiriyor.

Doğumun yaklaşmasıyla birlikte artık gündemimize daha çok girmeye başladı. Çocuklar soruyorlar, özellikle Derin: ‘Doğum nasıl olacak? Ben de görmek istiyorum!’ Ona bebeklerin annenin bacaklarının arasında özel bir kanaldan çıktıklarını söyledim. ‘Karnını kesmiyorlar mı yani?’ dedi. Eğer o kanaldan çıkamazsa karnımdaki bir kesikten aldıklarını da anlattım. Sanırım bu konuda yeterince açık olmakta fayda var. Tatmin oldu gibi görünüyor. Ama hala doğuma girmeyeceği için bozuk…

Çocukların endişelerini hissedebiliyorum. Deniz ‘Derya gelince her şey değişecek’ diyor. Derin ‘Onu kızdırırsam bana kızacak mısınız?’ diye soruyor, abisinin kendisine yaptıklarından yola çıkarak… Ama bir o kadar heyecanlılar da… Yüzlerinden anlaşılıyor.

“Aaa burnu! Evet evet gördüm bak gözleri!” – 3D’li hayata doğru, adım adım… 💕 #blogcugebe

A photo posted by Elif Dogan (@blogcuanne) on

4 yorum

  1. Incir'in Annesi

    Tam da dun gece darlanmisken olmadi Elif. Ya ben bebegi arabadan alirken Incir’imi gozden kacirip tehlikeye atarsamla baslayip, sen bu isi cok hafife aliyorsun aldikca daha da zorlanacaksin”la devam eden paranoyaklasma seansim uykusuzlukla sonuclandi. Uyuyabilip de sabah zaten belli haberleri alinca daha farkli sekilde sinirim bozuldu o ayri. Yani sen de naiflik diyorsan yanmisim. Korkuyorum Elif

    • Herkesin şartları farklı be Zeynep… Belki ben tüm dikkatimi ve zamanımı çocuklara adıyor olsam altından kalkılabilir. Kalkılmaz değil, ama yine de zor bence ve gerçekten de tek kişilik bir iş değil… Öte yandan senin yaşadığın yerde koşullar daha elverişli… Dedim ya, değişiyor…

  2. 36. Haftamda ve ikinci kızımı bekliyorum. Yardımcı Şart konumuna gelsmis vaziyetteyim. Ki su an annem bakiyor kizimla bana. Ah Elif hep yaz. Ve ben ikinci çocuğumu beklerken hala seni okuyor ve rahatlıyorum.
    Bu ülkede yasamak istiyor muyum maalesef bir vatansever olarak hayır! Bir öğretmen olarak evet. Bir nesil daha yok olmasın lutfen.

    • Afra , ışık sadece anneler ve öğretmenlerden doğar ve yayılır. Yoksa bittik. Umutsuzluk yok, güzel olacak her şey.