3 Yorum

Ezgi’nin Gebelik Günlüğü, 15. hafta

15 . haftamın son gününden herkese merhaba,

“Kendi ülkemde azınlıktayım” demiş Elif, seçim sonuçlarının ardından yaşadığı duyguları tarif ederken. Ben de diyorum ki hepimize: E o yüzden buradayız zaten! Çoğalıyoruz işte! En büyük direniş bu değil mi? Adalet bekleyen, insanca yaşamı savunan, barışın dünyayı kurtaracağına gönülden inanan insanlar olarak çoğalıyoruz, çocuk yapıyoruz!

Başa saralım: Ailemin politik tutumu gereği hayatımın hiçbir döneminde siyasetten uzak yaşamadım. 1 yaşındayken annem beni alıp kadın toplantılarına gidermiş. Hayal meyal mitinglerde, babamın tepesinde dinlediğim sıkıcı konuşmaları, annemlerin arkadaşlarıyla biraraya gelip keyifle sohbet etmelerini, beni görenlerin de “aman da aman ne tatlı şeysin sen öyle” diyerek yanağımı mıncıklamalarını hatırlıyorum. Hal böyle olunca gündelik hayatımın bir parçası politika. Aslında bence hepimizin gündelik hayatının bir parçası. Çünkü evimin içine giren, yatak odamın kapısına dayanan iktidarın söylemlerini görmezden gelmiyorum, onaylamıyorum, eleştiriyorum. Demokratik hakkım bu benim. Canımın çok sıkkın olduğu, hayal kırıklığı yaşadığım bir gün, derdimi anlattığım arkadaşım bana şöyle demişti: “İktidarın olduğu her yerde direniş de olacaktır der Michel Foucault.” Evet, ne yaparlarsa yapsınlar, kim bize diş geçirmeye, ezmeye, üstümüze basmaya çalışırsa orada direniş olacaktır. Umudumuzu bir anlığına kırabilirler, ama yaşama biçimimiz olan adalet ve barış isteğini içimizden nasıl söküp atabilirler ki? Bu da onlara dert olsun. Daha çok bir arada, daha gür sesle haykıracağız yaptıklarını.

Ezgi15

Çocuklara yine içinde özgürlüğün, doğanın, her türlü canlıya sevginin yer aldığı kitaplar okuyacağız. Biraz umutsuzluğa kapılınca burnumuzu burunlarına sürtüp kokularını içimize çekeceğiz. 2. trimester’ın nimetlerinden yararlanırken bu bakış açıma da yansıdı herhalde. Kendimi “yenilmiş, oyunu kaybetmiş” hissetmiyorum. Kocaman bir “barış bloku”nun parçasıyım, oy verdiğim partinin mecliste çatır çatır muhalefet yapacağını biliyorum. Eleştirilerim olursa kendilerine ulaşabileceğimi, beni can kulağıyla dinleyeceklerini biliyorum. Ee daha ne olsun? Umutsuz değilim.

Geçenlerde “bu dünyaya çocuk getirmek istemiyorum. Sen nasıl getirebilmeye ikna oldun?” diye soran birine kendi kişisel tecrübemi anlattım; ama asıl sebebim şu: İnsanlar Birinci Dünya Savaşı sırasında çocuk yaptılar. 80 darbesinden sonraki korkunç yıllarda ve öncesindeki korkunç yıllarda çocuk yaptılar. Bence ortalık güllük gülistanlıkken değil karmakarışıkken yapılır çocuk. Yaşamın ve var olmanın, şimdi, burada olmanın, direnmenin yollarından biridir çocuğunun olması. Düşünsenize, hâlâ sevebiliyorsunuz demektir bir kere.

Dedim ya, 2. trimester’ın bendeki iyimserlik hali midir bilmem, iyiyim. Bu hafta üçlü test için doktora gittik. Üçlü testin nasıl bir şey olduğunu bilmiyordum, bakmaya da fırsatım olmadı yoğun gündem ve geçen haftadan ertelediğim işlerin tepemde bir dağ olması sebebiyle. Üçlü test meğerse kan testiymiş! Kan verdim, sonuçlar bir hafta sonra çıkacakmış. Bu arada doktora sormadan edemedim: “Hani oralarda cinsiyeti görebilme ihtimali var mı?” Sanki gördü! Önce bize bebenin iki bacağını gösterdi, sonra da “arada bir şey var, bakın” dedi. Vallahi de pipiyi gördük! Hani ekranda miniminnacık görünür diye düşünüyordum ama net seçebildim. Hemen arkadaşlara, ailelere haber verdik. Ve tabii ki “Aa ben senden kız bekliyordum.” mesajları bilimum iletişim kanallarıyla gelmeye başladı. Kendileri hep çok sevdiğim arkadaşlarım olduğu için sesim çıkmadı. Ama bu sırada benden beklenen kız çocuğu konulu mesaj kotamı da doldurdum. Bundan sonra gelecek mesajlara, “ben de senden kız çocuğu bekliyorum” ile “bir dahakine sevişirken Barış’a söylerim, X kromozomlu sperminin daha hızlı yumurtaya ulaşmasını emreder” arasında değişen cevaplar vermeyi planlıyorum. Size çok pis laflar hazırladım ey bebemin cinsiyetini beğenmeyenler, bilesiniz!

Kalbi gümbür gümbür atan, 120 gramcık bebem duymuyordur umarım bu kız çocuğu yorumlarını. Biz şimdiden isim düşünmeye başladık bile. Hatta iki isim epey ön planda. Daha zamanımız var, elbet seçeriz bir isim. Önemli olan şu üçlü testin sonucunun olumlu olması.

Çok sevgiler,

Ezgi

Yazar Hakkında

EZGİ BERK– Severek aldığı tarih eğitimi sonrası kendini eski çağlara ait kitaplar arasında çalışırken buldu. Hâlâ tarih kitapları arasında çalışmakta, satır aralarında insanların duygu ve davranışlarını aramaktadır. Aynı zamanda eğitim hayatının hangi evresinde kaybettiğini hatırlamadığı zengin hayalgücünü tekrar keşfetmek için çocuklarla çalışıyor. Bazen de çocuklar olmadan, çocuklar için çalışıyor. Çocuk edebiyatı tutkunu. 27 yaşında ve ejderhalara inanıyor.

Ezgi’nin tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların gebelik günlüklerini buradan okuyabilirsiniz.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

3 yorum

  1. Ezgii,

    Kendimi kötü hissettim şimdi, ilk yazmaya başladığın haftalarda ben de aynı şeyi söylemiştim. Ama benimki senden kız beklediğimden değil, tüm gebe yazarların ne tesadüfdür ki oğlan beklediklerindendi 🙂

    Tebrik ederim, sağlıkla büyüsün oğlunuz 🙂

    Sevgiler!

    • Hiç hatırlamıyorum bile 🙂 Şimdiye kadar söyleyenlere de bozulmadım aslında. bundan sonrakiler için bir önlem alayım sayı git gide artmasın 🙂 Ayşenur da açıklamış bugün bebeğinin cinsiyetini şimdi onu okuyordum, cümbür cemaat oğlan bekliyoruz bakalım. Artık bir dönemdaş gebe yazarlar buluşması yaparız oğlanlarla!

      Çok teşekkür ederim, hepimizin bebeği sağlıkla büyüsün 🙂 Sevgiler

  2. Merhaba Ezgi, tanışmıyoruz elbette ama yazdıkların bana moral verdi bilesin. Bunu paylaşmak istedim. 26 haftalık gebeyim ben de.İyi kötü memlekketteki özgürlük ve demokrasi mücadelesinin ucundan tutmaya çalışıyorum. Bir sürü kaygı, çelişki içinde yaşıyoruz şu günlerde. Annelik duygusuyla bebeğimi üzüntü ve stresten sakınmak derdi ile duyarsız kalamayıp ses çıkarmak, bişeyler yapmak, yaptıklarının yetmemesi ve umutsuzluğa kapılmak duyguları.. Çocuk yapmakla iyi mi yaptık düşüncesi..

    Ama dediğin gibi, hayatı, umudu, sevgiyi büyütmek de herşeye rağmen bir direnme biçimi..Onlara, “bütün bunlar olurken siz ne yaptınız” diye sorduğunda bir cevap verebilecek olmak önemli bence.

    Umarım evlatlarımız bizim yaşımıza geldiğinde birşeyleri değiştirebilmiş oluruz, bizim kadar sıkıntı yaşamak zorunda kalmazlar. Umarım hep beraber daha güzel ve özgür bir hayat yaşarız.

    Sevgiler.. 🙂