62 Yorum

Hayalkırıklığı bizim ikinci adımız…

‘Biraz olsun umut var, sonunda az da olsa nefes alabileceğiz‘ dedikten beş ay sonra başladığımız yere geri döndük.

Başladığımız yere mi? Pardon, daha da geriye… Yüzlerce insan öldürüldü bu beş ayda… 

AKP’nın mutlak tek parti iktidarı sona erdi demişken ister mızıkçılık de, ister işini bilirlik de, adamlar ne yaptılar ne ettiler seçimi tekrarladılar ve istedikleri sonucu elde ettiler. Daha doğrusu istedikleri sonuca en yakın olanını diyelim. Anayasayı değiştirebilecek çoğunluğu yakalayamadıklarıyla avunuyoruz bu sabah…

Son birkaç senede artık kaç seçim gördük ben hatırlamıyorum -sırf şu gebeliğimde iki kere genel seçimler için oy kullandım ben ve henüz 7 aylık hamileyim- ama şunu biliyorum ki bu kadar hızlı sayılan bir seçim hiç görmemiştim. 7 Haziran akşamı açılan sandık oranları bir bir artarken karın ağrıları yaşıyorduk. Dün gece sandıkların kapanmasının üzerinden henüz birkaç saat geçmişti ki sayım bitmişti. İlginç, çok hem de…

Ben seçimlerde hile hurda olduğu konusunda şüphe duymuyorum. Duymuyorum ya, seçim sonuçlarının bu haliyle kabul edileceğini de biliyorum. İşte bizim gerçeğimiz bu: Öğrenilmiş çaresizlik.

Ve dahası, hangisi daha kötü bilemiyorum: Hile yapılmış olma ihtimali ve bunun karşısında hiçbir şey yapamayacak olmamız mı, yoksa hile yapılmamış olması ve seçmenlerin yarısının AK Parti’ye yine yeniden güvenoyu vermesi mi? Sanırım ikincisi…

Amerika’da yaşadığımız dönemde bir çift arkadaşımız vardı, Demokrat. Bush’un karşısında Al Gore’a oy vermişler ve Al Gore kılpayı -ve şaibeli bir şekilde- kaybetmişti; kahrolmuştu arkadaşlarımız. Neyse aradan dört sene geçmiş (bu sırada 11 Eylül olmuş, Irak işgal edilmiş, bir sürü insan öldürülmüş ve Amerika’nın ‘Irak’ta nükleer silah var’ yalanları aykkuka çıkmış), Bush tekrar seçime girmiş, karşısına John Kerry çıkmıştı. O da kaybedince bu arkadaşlarımız şöyle bir yorumda bulunmuşlardı: ‘Bu ülkede yaşıyor olmak istemiyoruz. Bush’a bir kere oy vermeyi bir yere kadar anlayabiliyoruz; ancak ikinci kere oy vermek, tüm bu yaptıklarını (Özellikle de Ortadoğu politikasını ve yalan yere bir sürü insanın öldürülmesini) onaylamak anlamına geliyor. Biz bunu onaylayan insanlarla aynı ülkede yaşamak istemiyoruz. Yeni Zelanda’ya taşınacağız”

(Ha, sonra taşınmadılar. Kaldılar ve Obama’nın kampanyasında çalıştılar gönüllü olarak. Ve Obama kazandı.)

Şimdi aynı hisleri ben yaşıyorum. Muhafazar çizgiyi, sağcı siyasi görüşü, cehaleti, kömür için oy vermeyi, CHP’ye mesafeli durmayı, HDP’yi ‘terörist’ olarak görmeyi de bir yere kadar anlayabiliyorum ama… Onca yolsuzluğa, ayakkabı kutularına, fıtrat açıklamalarına, madenciye atılan tekmelere, kaçak saraylara, ve ardından son beş ayda -gayet meşru bir şekilde gerçekleştirilen bir seçimin ardından sırf sonuç istenildiği gibi olmadı diye- direnilen koalisyona, sürdürülen çözümsüzlüğe, yaratılan karmaşa ve ardından gerçekleşen ölümlere rağmen tekrardan ortaya çıkan bu sonuç, tüm bu olanlar için ‘yetmez ama evet’ demektir. 

İşte beni en çok üzen, en çok korkutan da bu…

Hayalkırıklığı ikinci adımız oldu bizim. ‘Artık bu kadar olmaz’ dediğimiz ne varsa oldu, daha fazlası hatta… ‘Bunun üzerine bir şeyler değişir herhalde’ dediğimiz her şey bize Bunlaaaaaaağğğğr şeklinde azar olarak geri döndü. Yüzlerce insan öldü. Yüzlerce… Henüz mezar taşları dikilmedi Ankara’da öldürülenlerin. Ancak dün akşamki seçim analiz programlarında sanki çok normal bir ülkede yaşıyormuşuzcasına yorum yaptı katılımcılar… Seçmen istikrar istemişmiş, muhalefet üzerine düşeni yapamamışmış… Ülkede her şey çok normal ve adilmiş, insanlar metroya vapura binmeye korkmuyorlarmış, muhalefet adil bir şekilde siyaset yapabiliyormuş, devletin tüm medyası, tüm haber ajansları siyasi iktidarın emrine amade değilmiş gibi yorum yap kanka!

Enseyi karartmayalım diyorlar. Benimki şu an kapkara… Çocuklarımın eğitimi için endişeleniyordum, artık o bile lüks kaldı.

Ya ben paranoya yapıyorum ve birçok insanın göremediği komplo teorileri geliştirebiliyorum. Ya da bir tımarhanede yaşıyorum ve işin kötüsü deli değilim.

Öyle ya da böyle, kendi ülkemde azınlıktayım. Benim de payıma düşen bu…

62 yorum

  1. Yılmak yok Elif, yılgınlık yok. Ne yapalım azınlıksak? Biz bu ülkede 60 yıldır azınlığız, onların kendilerini azınlık gördükleri zamanlarda biz daha fazla azınlıktık onlardan. Ama onlar ne yaptılar? Çalıştılar. 3 yıl 5 yıl değil, 60 yıldır çalışıyor onlar. İşte bizim de yapmamız gereken bu. Klavye kahramanlığını bırakıp (sözüm en çok kendime) “gerçekten” çalışmak. Sosyal medyada birbirimizi gaza getirmekle olmuyor. Ben ki 2. Çocuğu dahi düşünmezsen şimdi üçleyebilmek için kaç yılım kaldığını düşünüyorum! Hiç bir şey yapamazsam da çoğalırım en azından! Eğitim şart, kendi çevremizden çıkıp onların çevresine girip orada çalışmak şart. Zaten kendi çevremiz olarak da çok kısıtlı bir alan kalmış durumda. Ne yaparız Nasıl yaparız bilmiyorum -henüz; ama bu çemberi kırmak zorundayız, kimseden bize fayda yok, kendi başımıza proje üretip çalışmak zorundayız. Belki hayalperestlik benimki ama pes etmeyi yediremiyorum kendime, pes etme hakkım olmadığını düşünüyorum. Atatürk pes etmediyse, Kara Fatma’lar pes etmediyse o şartlarda, bugün bizim pes etme hakkımız olmadığını düşünüyorum. bize “beğenmiyorsanız gidin” demelerini kabul edemiyorum! Biz hiç bir zaman kimseye gidin demedik, hep hep birlikte yaşamının yolunu bulmalıyız dedik. Şimdi de onlar bizimle yaşamanın yolunu bulmak zorunda. Biz alıştık rahatsız huzursuz olmaya, onlar da alışacaklar bizimle yaşamaya. Gitmiyorum, gerekirse sırf varlığımla rahatsızlık vermek için bile olsa kalıyorum. Burası benim vatanım, ben bu vatan için çalışacağım, onlar da bildikleri yolu yürümeye devam etsinler…
    Sevgiler
    Deniz

    • Çok doğru söylemişsiniz. Artık hepimiz birşeyler yapmalıyız. Kaçmak yok. Küçük de olsa birer adım atalım. Birşeyler yapalım. Ben düşünüyorum ne yapmalıyım diye?

      Ayrıca gitsek anne-babamız, kardeşimiz, yakınlarımız burada kalacak. Biz orada rahat olabilecek miyiz? Yine rahat olamayacağız ülkemiz için kalanlar için üzülmeye devam edeceğiz.

    • “Kimseye gidin”denmedi mi bu ülkede emin misiniz? Bana üniversitede “git”dediler. Yetmedi doktora yapacakken “git”dediler. Hatta Bostancı güzergahındaki otobüste bile “git, binme, seninle yolculuk yapmak istemiyoruz” dediler.Ağlaya ağlaya taaaa Viyana’ya gittik. Ülkemize hizmet için geri geldik. Size bizden kimse “git”demeyecek korkmayın. Bize yapılanları biz kendini “azınlık” hissedenlere yapmayacağız. Gitmeyin, kalın daha herşey yeni başlıyor. Bizim çevremize kesinlikle girmelisiniz. Böylece sadece makarna yemediğimizi görmüş olursunuz. Lütfen bizim ortamlarımıza gelin yoksa bizi hiç anlamayacak hep aşağılayacaksınız. Çıkın biraz mahallenizden ve gelin bizi tanıyın. Haa bu arada çocuklarınız için endişelenmeyin. Yaşamak istediğiniz Avrupa okullarında çok iyi eğitim aldık. Eğitim sistemini birlikte düzeltelim. Evlatlarımızı birlikte yetiştirelim. Bir de Kara Fatma mı dediniz, emin misiniz, sizin mahallenizde yer bulamayacak kadar halktan biriydi kendisi…

      • Benim mahallemin neresi olduğunu nerden biliyorsunuz? Bana git denmediğini nerden biliyorsunuz? Size gidin denmediğini iddia etmedim hiç bir zaman, dendiyse siz tercihinizi yapıp gitmişsiniz, ben kalmayı tercih ediyorum. Makarna muhabettini açan da ben değilim, makarnanın m’sinden bile bahsetmedim. Ben de onu diyorum işte: DAHA HER ŞEY YENİ BAŞLIYOR :))

  2. Azınlıkta olmaktan gurur duyuyorum ben. Pes etmiyorum, etmeyeceğim. Pes etme hakkım yok benim. Bu vatan uğruna nice insanlar canlarını vermişken ben sırtımı dönüp gidemem. Ben Nasıl alıştıysam / alışmaya çalışıyorsam onlarla yaşamaya, onlar da alışacaklar benimle yaşamaya. Bilecekler ki ne olursa olsun ben oradayım, onlar yüzde elliyse ben de öbür yüzde elliyim. klavye başından kalkıp onların 60 yıldır yaptığı gibi çalışacağım bundan sonra, sosyal medyada zaten aynı fikirde olduğun insanlarla birbirine gaz verip üç beş farklı fikirdekiyle nazik üslubunu bozmamaya çalışarak fikir paylaşmaya çalışmakla olmuyor, olmayacak. Neyi Nasıl yapacağımı “henüz” bilmiyorum ama benim için mücadele daha yeni başlıyor.
    Sevgiler…
    Deniz

  3. Geçen gün ilk defa tanıştıgım genç bir bayan açık açık dedi ki “şubat ta nişanlım askere gidecek ve ben ölmesini istemiyorum o yüzden oyum akp” dedi. Sonra ki günde Bursa lı bir iş adamının yorumunu duydum “chp liyim ama dolar aldı başını gitti ve biz ihracat yapamaz hale geldik tekrar iş yapabilek için oyum akp” diyor. Bunun adı MECBURİ ÇARESİZLİK ve bir nevi çıkarlarını düşünerek gerçekleri görememek. Ne diyeyim inşallah hakkımızda hayırlı olur ve umarım çocuklarımıza miras bırakabileceğimiz bir vatanımız kalır.

  4. Pandora’nın Kutusu iyice boşaldı, son umut kırıntısı da beni terk edip gitti. pasaportları yenileyip hazırda beklemeliyiz hissi içindeyim. Nereye gideriz, ne yaparız, hiçbir fikrim yok. Ama kaçıp gitmek istiyorum. Çünkü asla daha iyiye gidiş olmayacak düşüncesinden kurtulamıyorum. Bir yandan da “hayır, elbette bir yere gitmeyip yaptığın işi en iyi şekliyle yapmalısın!” diyorum kendime. Üstelik yaptığım iş çocuklarla ilgili, nasıl bırakıp gitmeyi düşünürsün, çocuklara daha da fazla iyi şey yapmalısın, diyorum. Offf, içim, ruhum daralıyor.

  5. ekonomik istikrar ekonomik istikrar…s.çyım ekonominize diyorum. bu ülke de EĞİTİM YOK EĞİTİM…sen geleceğini eğitemedikten, doktor, mühendis, öğretmen yetiştiremedikten sonra herkes patron olsun ne yazar. ben 31yaşındayım. benim çocuğum bugünün eğitilemeyen insanları tarafından yönetilecek ve aynı bizim şuan yaşadıklarımızı yaşayacak.
    bu ülke de eğitim hep geri plana atılıyor çünkü biliniyor ki eğitim varsa somut gerçekler vardır, ispatlı güvenilir doğrular vardır.
    kafayı patlatıyorum ben gitmek istiyorum, bu ülkeden kaçmak istiyorum, çünkü bu bir döngü, ben yaşadım benim çocuğumda yaşayacak. böyle devam edecek. kim alır, ne yapar ne eder, ne yer ne içeriz düşünmeden çocuğum için gitmek istiyorum. Artık birilerinin oyunları için halk olarak heba olmak istemiyorum. bu işin sonu yok, dün adamlar eski Türkiye bitti diyorlar. bir sonraki seçim 2019. 2023 hedeflerine hızla ve emin adımlarla ulaşıyorlar…

    • Bu gidişle, hedeflerine, 2023’te değil, 2019’ta (veya hatta daha da önce) bile ulaşabilecekler. AKP’ye muhalif olanları, maalesef, çok kötü yıllar bekliyor.

  6. Evet ben kesinlikle seçim sonuçlarının doğru olduğuna inanmıyorum. Kesinlikle dediğiniz gibi çok hızlı açıklandığını da düşünüyorum.

    ama sonuç: Aynı . Değişmiyor.”İstikrar” kazandı.

  7. Bugun dedim ki kendi kendime Elif, “Ama gercek bu artik.
    Ve belki de inandiklarimizi, inanmak istediklerimizi degil gercekleri yasamanin, onlarla yuzlesmenin vakti…” belki de boyle bilmiyorum. Sadece kendimi yuzlerce insana karsi cok ama cok mahcup hissediyorum. Yuzlerce can gitti. Ve biz bazi seylere degistirmeye yetemedik. Iste gercek bu :(

  8. Üstün zeka raporu olan iki tane pırıl pırıl aklı evvel evladım var, bundan sonra tek yapacağım şey, ikisini de er ya da geç yurt dışında eğitim alacak veya hayat kuracak şekilde eğitim verip bir an önce yurt dışına göndermek için çabalamak. Burada zengin olacaklarsa bile orada çöpçü olsunlar ben razıyım. Evlatlarımın tek bir hayrı dokunmasın bu insan yığınına istiyorum.

  9. Offf sonuclar cikinca esime agzimdan cikan laf, mazur gorun kabaligimi, “they can… themselves, I am done with Turkey” oldu. Azinlik gibi mi hissetmek yoksa insanin kendi memleketinde, kendini yabanci hissetmesi mi? Icinde yalan-dolan- duzenbazlik bile olsa, ulkenin cok buyuk bir kismi bu rezaleti destekliyor ve istiyor. Gercek bu.
    Vatan, millet, sakarya yapamayacagim. Herkesin, tipki bir evlilik gibi, degerleriyle ortusen bir ulkede yasamayi secmesi cok dogal. Demokrasi, insan haklari… Turk insani yolda karsilassa tanimaz.

  10. Altına imzamı atarım. Bugğn işyerinde akpyi desteklemediğini düşündüğüm insanlar bile en azından artık insanlar ölmeyecek, patlama olmayacak dedi. Sadece baktım.. Umutsuzum, hem de çok..

  11. aynı ülkede mi yaşıyoruz acaba sizinle? ya da eğitimden anladığınız nedir? bu korkularınızın sebebi nedir? hep eliniz böğrünüzde bekliyorsunuz ama öyle olması gerektiği için değil. istiyorsunuz ki ülke gerçekten bir çıkmaza girsin ve buna da bu iktidar neden olsun. sizinki sadece ve sadece akp nefreti başka hiç birşey değil. adamlar iyi şeyler yaptığında da muhakkak bir kulp buldunuz. kendi kendinize gaz verdiniz. bugün hiç olmayacak insanlar bile ak parti’ye oy verdiyse bunu ciddi bir şekilde oturup düşünmeniz lazım. demekki adamlar yapılacak en iyi şeyleri yapıyor. bunu yanlış buluyorsanız o zaman “ülkenin yarısı gerizekalı” argümanlarını üretmeye devam edin. oy istediğiniz insanlara “gerizekalı, kömür meraklıları, oy çalıyorlar vs” demeye devam edin. sonra da ülkeyi kutuplaştırdılar deyin. böyle avutun kendinizi…

    • Egitimden anladigimiz bilime, fene, matematige, felsefeye agirlik verilmesi, sorgulayan, erdemli, durust ve adil insanlar yetistirilmesi. Soyler misiniz lutfen bana, bunu bu yonetim 7 yasindaki cocuklara Arapca ogreterek mi yapacak?

    • Sorularınızın yanıtları bugüne kadar yazdığım yazıların içinde, tekrar etme ihtiyacı duymuyorum. Ancak kimseye bir kere bile sizin dediğiniz gibi ‘gerizekalı, kömür meraklısı’ demedim. Onlar sizin sözleriniz…

  12. ne kadar demokratiksiniz elif hanım yorumumu siliyorsunuz. tebrik ederim

    • Yorumunuzu silmedim. İlk kez bıraktığınız için denetime takılmıştı (ilk kez bırakılan tüm yorumlar gibi). Şimdi onayladım.

  13. Kaygılarınızi bir yere kadar anlayabiliyorum. Ancak 13 yıllık iktidar döneminde kimin şahsi yasamina müdahale edilmis, kimin egitimi önünde set konulmus.. Bu ulkede dinini ozgurce yaşamak isteyen bir kitle var ve yillarca o kitle sizin hic yaşamadiginiz şekilde zzulüm gördü. Kim kendine istediği özgüven ve özgürlugu verdiyse onun yanında yer aldi. Sizler bu insanlari makarna kömüre tav olan gerizekalilar olarak görmeye devam ettikçe hic bir sey degismeyecek..

    • ‘Makarnaya tav olan gerizekalılar’ yakıştırması size ait, bana değil öncelikle… Her Ak Parti seçmenini öyle gördüğümü nereden çıkarıyorsunuz, bir; makarnaya tav olmayı aşağıladığım yargısına nereden varıyorsunuz, iki? Kömür için, makarna için oy vermeyi aşağılamıyorum ben, aşağıladığım bir şey varsa o da insanların bu tür ihtiyaçlarını oy için sömürenlerdir.

      13 yıllık iktidarda kimin özgürlüğü kısıtlanmış sorunuzu ise bilmiyorum neye yormalı? Ya bu ülkede yaşamıyorsunuz ya da olan biteni takip etmiyorsunuz. Kürtajdan sezaryene, kahkahadan hamileliğe kadar laf edilmeyen kadınsal konu kalmadı. Çocuk edebiyatının klasikleri ‘yeterince ahlaki’ bulunmadığı için yasaklandı, Twitter/YouTube bloklandı. Bunlardan haberiniz mi yok, yoksa sizin yaşam alanınızın mı dışında bilmiyorum ama beni ve büyük bir kesimi ciddi olarak rahatsız eden şeyler bunlar…

      • Cocuk edebiyatinda kursun asker gibi bir suru zirva ornek var daha minicik çocuklara ask yasamayi empoze eden ben kendi cocuklarima okutmuyorum acikcasi. Verdiginuz orneklerin yaptirima donustugu tek bir olay gösterebilir misiniz?

        Bu sozum size degil; istikrar var deyip oy veren chp liyi ornek verip sasirmisiniz. Asil anlamaniz gereken bu halk hizmete oy verir verdigi oyu görmek ister. Karsi taraf sadece zirvaliyorsa hizmet adina hicbirsey yapmadan bos özgürlük naralari atiyorsa tabiki akp ye oy verilecek. Ki chp kadar kanli tarihi olan bir partinin ozgurluk soylemi sizler icin ne kadar inandirici??

        • “Bu sozum size degil; istikrar var deyip oy veren chp liyi ornek verip sasirmisiniz. Asil anlamaniz gereken bu halk hizmete oy verir verdigi oyu görmek ister.” demişsiniz cevap veriyorum: yaşadığım şehirde kaldırımlar yürünmeyecek derecede bozuk. Şehrin ana caddesinin üzerinde trafik çizgileri yok, her gün kazalar oluyor. Sokak lambaları çalışmıyor. Bunlar yalnızca küçük bir şehirde şöyle bir kafamı kaldırdığımda gördüğüm “hizmetsizlikler”.
          “Karsi taraf sadece zirvaliyorsa hizmet adina hicbirsey yapmadan bos özgürlük naralari atiyorsa tabiki akp ye oy verilecek.” Kimin kime oy vereceği hakkında ahkam kestiğinize göre siyaset bilimcisiniz herhalde? 18. yüzyılda ortaya çıkan kavramlar ve ülkeler tarihine hâkimsiniz yani. Ya da insan haklarından haberiniz yok. Eşitlik ve adalet diye kavramlar var. Haberiniz var mı? Ne anlama geldiğini basit bir sözlük taramasıyla öğrenebilirsiniz. Bakalım sizin zannettiğiniz anlamları içeriyor mu?
          “Ki chp kadar kanli tarihi olan bir partinin ozgurluk soylemi sizler icin ne kadar inandirici??” Söylemlere “inananarak” değil, zihin yapısına bakarak hareket ediyorum kendi adıma. Hani partilerin normalde ilkeleri olur. Uyar uymaz, ona göre tutum alırsın. Asgari müşterekler vardır. Öldürmeyen, çalmayan, adil olan gibi. Buna son zamanlarda küfür etmeyeni de eklemek lazım.

          Sözün özü, isteyen istediği partiye oy verir. İsteyen bu sonuçlara üzülür, isteyen sevinir. Bunu dile getirmek ve getirmemek de kişisel hak ve özgürlükler dahilindedir. Hakaret, kişisel hak ve özgürlükler dahilinde değildir. Kimin ne yapacağına karar vermek, bu konuda ahkâm kesmek de kişisel hak ve özgürlükler dahilinde değildir. İnsan haklarına aykırıdır, suçtur.

        • Evet, ve aynı zamanda Şeker Portakal’ı da var mesela: blogcuanne.com/2013/01/02/fareler-portakallar-ve-yasaklar/

          4+4+4 var çocukları hazır olmadan okula başlatan. Bu konuda başbakanın (şimdiki cumhurbaşkanı) nice beyanları var ‘çocuklarını başlatmayan veliler şımarıktır’ diyen. Binlerce kız çocuğu var ilk dörtten sonra okutulmayan. Nice mağdur öğrenci var okulları bir gecede ortaokula, imam hatip lisesine dönüştürülen. Bunlar da mı yaptırım değil?

          Kürtaj bugün İstanbul’daki birçok devlet hastanesinde yapılmıyor örneğin. Başka şehirlere gitmek, merdiven altı kürtaj yaptırmak zorunda kalan kadınlar biliyorum. Evet resmen ‘yasaklanmadı’ belki ama ‘tecavüz olan kadın doğursun’ söylemlerinin birçok kadının hayatını etkilediğini de biliyorum. Dahası, ‘henüz’ tüm bu söylemlerin faaliyete geçmemiş olması, geçmeyecek anlamına gelmiyor. Bir başkasının özgürlüğünü kısıtlamaya varan söylemler ifade özgürlüğüne değil, bir başkasının özgürlüğünü tehdit etmeye giriyor çünkü…

  14. Merhaba. Gerçekten de neredeyse tüm düşünce ve duygularım, yukarıda yazdıklarınız gibi.

    Gelecek için ümitli olmak gerçekten zor, AKP’li olmayanlar için.

    Mesela, diyelim, AKP/RTE, bir din polisi birimi kurmaya karar verdi (tabi ismini böyle koymazlar; ‘toplumsal huzur polisi’ filan derler kesin) ve bunu yasalaştıracak. Kim/ne, buna engel olabilir ki ? Meclis’te hararetli tartışmalar olabilir, hatta birkaç kavga; ama sonuçta, çoğunluk faktörüyle, geçer yasa. Bu esnada, sokakta belki birkaç yasa-karşıtı eylem olur ama insanlar gazlandığıyla kalır. Polisin sayısı, gücü ve yetkisi o kadar fazla ki Türkiye’de, bu tür bir direniş sonuç vermez. Hem zaten dikkat ettiyseniz, Gezi’den bu yana, etkili bir direniş veya hatta eylem olmadı sayılır. Muhalifler, maalesef sindirildi. Neyse, dönersek dediğime, ve de, yasa geçmiş olur ve maalesef paşa paşa da kanıksanır kısa sürede.

    Bu, sadece bir örnek (ama bence önemli bir örnek, çünkü yaşam tarzı faktörü önemli bir şey hayatımızda, her ne kadar bazıları, maalesef bazı solcular dahil, bununla dalga geçse bile). Daha kimbilir ne tür baskıcı yasalar geçirecekler Meclis’te. Belki hemen bunu yapmazlar (ekonomik sebeplerden); ama 2016’da ve 2017’de çok fazla sayıda baskıcı yasa çıkacaktır; bakın, görün.

    Tabi, bir de IŞİD faktörü var. Artık herkes biliyor; Türkiye’nin çeşitli illerinde de çok sayıda cihatçı var. Bu kişiler de ülkenin (özellikle AKP karşıtlarının tabi) başına büyük dert olmaya, artarak, devam edecek bence.

    Bazı ‘liberal’ (!) yorumcular, tahmin ettiğim gibi, başlamış şu tarz konuşmaya: ‘Sanırım AKP’nin bu başarısı, onların yeni bir sayfa açıp, herkesi kucaklamasına sebep olacak’ filan falan. Kendileri bu dediklerine inanıyorlar mı acaba ? Özellikle son 2-3 senede olanlar malum. Ve de ayrıca, AKP/RTE, otoriterleşmenin, medyaya olan baskının, nefret söyleminin ve de hatta katliamların, AKP’ye oy kazandırdığını gördüler. Neden birden iyiye doğru değişsinler ki ?

    Maalesef, ülke, adeta ‘bitiyor’ biz muhalifler için.

    Sevgiler,

    Cem

  15. blog yazılmasını destekliyoruz elbette :) herkes düşündüğünü ifade etme hakkına sahptir. fakat zanlarımızın hakikat olduğuna ikna olmuşsak yanılmak da kaçınılmaz oluyor. empati kurmak zorlaşıyor… bence vahim bir hal bu.

    bir sandıkk yönettim, 375 seçmen vardı ve 341 i oy kkullandı. oy kkullanma işlemi 16:20 de bittti. yani sonrasında kimse gelmedi. ben de 17 de sandığı açtım, 19 da sayım tutanak vesair bitmişti. 20 de de ilçe seçim kurulu sandıık sonucumu sisteme girmişti. ben salona gititğimde de içerde kuyruk vardı ve benim önümde yığınla başkkan oyları teslim ediyordu. şunu söylmeye çalışıyorum, sandık sonuçları 2 saatte ortaya çıkar, kayıt altına alınır ve en çok iki saatte de sisteme girer.r yani 21:00 da neredeyse her oy sisteme girilmiş olur. istisnalar hariç elbette. dolayısıyla oyların erkken sayılmasından komplo türetmek cahillik sonucu oluşuyor…

    şu oy çalma muhabbetine gelince; sandıkk kurulu diye bir şey oluştururuz seçime başllamadan önce. o kurulda en az 4 kişi olmalıdır. yani başkan hariç 3 kişi daha… işte o üç kişiden en az ikisi partilerin temsilcileridir. partiler bu iş için para ödediğinden her büyük partinin hemen hemen her sandıkta en az bir temcilcisi ve bir müşahit i olur. herkesin gözününn önünde sayılır oylar ve tutanak altıına alınır. çok istisna durumlar hariç oy çalmak mümkün dğeildir.

    ak parti %49.5 oy alldı, içinize sindirin lütfen. hem bölece kendinizle didişmez o komploya bu kkomploya sarılmaz daha kkeyifli zamanlar geçirirsiniz.

    -malesef klavyede sorunllar var, düzeltmeye dee uğraşamam yazıım hatalalrını :)

    • Sizin tecrübeniz bu şekilde olmuş. Tam tersini yaşayan birçok sandık görevlisi arkadaşımı örnek gösterebilirim size…

      Bu, benim bu ülkedeki ilk seçimim değildi. En sonuncusunu 5 ay önce yaşadık, az çok bir fikrim var sandıkların ne hızla açıldığı konusunda… Ve çokça sebebim de var bunda bir iş olduğuna inanmam için (17-25 Aralık mesela). Öyle ya da böyle, AK Parti %49,5 oy aldı, bunu kabul ediyorum. Nasıl aldığı bence muamma (siz bu yorumumu cahillik olarak adlandırıyorsunuz, peki), ki gerçekten hile yoksa, olay daha da vahim dediğim gibi…

      • Her iki seçimde de görevliydim. Her sandık başında her partinin temsilcileri ve ve bunların dışında her partinin müşahitleri vardır. Bu müşahit ve temsilciler ve ayrıca resmi görevlilerin elinde de çeteleler. Oylar sayılırken bu çetelelere işaret atar herkes.

        • Farkında olmadan göndermişim yorumu, kusura bakmayın yarım kalmış. Bu çeteleler en son sayılır ve her parti temsilcisi bunlara imza atar onaylıyorum diyerek. Bu çeteleler temsilcilerde kalır. Yani eğer sisteme girişte her hangi bir hata yapılmışsa partiler ellerindeki çeteleleri kanıt göstererek itiraz eder.Ayrıca bu seçimde 7 haziranda olmayan bir şey vardı. Her partinin belli görevlilerinde (okulların kat sorumluları, ilçe başkanları gibi…) mobil uygulama yüklü telefonlar vardı. Bu telefondaki uygulama sayesinde çetelelerdeki sonuçlar anında ekrana giriliyor ve genel merkeze direk gönderiliyor. Geçen ve daha önceki seçimlerde bunlar elden il ve ilçe başlanlıklarına oradan da genel merkeze iletilirdi. Yani demek istediğim seçimlerde hile yapılması imkansıza yakındır. Zira her parti ellerindeki çeteleler ile akbaba misali ysk nın ensesindedir. Arkadaşlarınızın şahit olduğu durumlare istisnai olup şikayete açıktır. Israrla hile var diye diretmek, siyahın siyah olduğunu bile bile, sırf öyle olmasını istediğiniz için beyaz diye diretmektir.

  16. “cehaleti, kömür için oy vermeyi anlıyorum” ….

    Yukarıdaki sizin cümleniz değil mi Elif Hanım?

    • Evet? Bunda aşağılayıcı bir ifade mi var sizce?

      • Sorunda burada zaten. Türkçeyi gayet güzel kullanan biri olarak bu ifadenizin (medyada da genel olarak bu manada kullanıldığı için ayrıca) gizli bir hakaret içerdiğini siz de gayet iyi biliyorsunuz Elif Hanım:) Göbeğini kaşıyan, kömür için oy kullanan, eğitimsiz,cahil, vs…
        Hepsi aynı manaya geliyor :)
        En azından bunu itiraf edin. İnanın daha dürüst ifade etmiş olursunuz.

        • Ben bilmiyorum ama anlaşılan benim ne demek istediğimi siz benden daha iyi biliyorsunuz. O yüzden tamam, peki, sizin dediğiniz gibi, evet, hı hı.

          • Neden “Cehalet ve kömür için oy vermek” örneği vermek zorunda hissettiniz kendinizi :) Bu kalıpları, karşı tarafın ne kadar akıllı (!) ve ne yaptığını bilen kişiler olduğunu ifade etmek için mi kullandınız?

            • Çünkü öyle bir kesim de var. Ve fakat, benim ‘aşağılık’ bulduğum onlar değil, onların geri bırakılmışlıklarını ve ihtiyaçlarını siyasi rant için sömürenler. Ve asıl ayrımcılık yapanlar buna dikkat çekenler değil, ‘her AK Parti seçmeni makarna/kömür için oy vermiyor’ diyerek o sebeple oy verenleri aslında hakir gördüğünü ‘gizliden gizliye’ ifade edenler…

              • Haklısınız belki de :) …Asıl ayrımcılık yapanlar; oy verdikleri partinin hırsız ya da katil olduğunu düşünmediği için, makarnacı,kömürcü nün yanında, bidon kafalı, göbeğini kaşıyan adam, dağdaki çoban, ucuz olsun diye akşam pazarından sebze alanlar, gerici, yobaz, vs… diye etiketlenenler değil; bu etiketlenmeye karşı çıktıklarını belirtenler.
                Bu durum size mantıklı geliyorsa peki :)

                • Hanımefendi, başkalarının etiketleriyle beni yargılıyorsunuz. Kendi adıma daha fazla uzatmayacağım. Sizin dediğiniz gibi oldu her şey, evet, tamam.

                  • Lafım size değil Elif hanım, zira en son yazınızda hissettiğinizi gayet güzel açıklamışsınız.(Katılmadığım bazı bölümler olsa da.) .Ancak karşımda siz olduğunuz için size söylüyorum. Yoksa tamam hakaret eden siz değilsiniz ,onda hem fikiriz :)

              • Düzeltme (Düzelttiğim ifadeler büyük harf ile olanlardır:)

                Haklısınız belki de :) …Asıl ayrımcılık yapanlar; İNSANLARI ; oy verdikleri partinin hırsız ya da katil olduğunu düşünmediği için, makarnacı,kömürcü nün yanında, bidon kafalı, göbeğini kaşıyan adam, dağdaki çoban, ucuz olsun diye akşam pazarından sebze alanlar, gerici, yobaz, vs… diye ETİKETLEYENLER değil; bu etiketlenmeye karşı çıktıklarını belirtenler.
                Bu durum size mantıklı geliyorsa peki :)

            • Yarasi olup gocunan ve bu sozu yaraniza kolonya olarak dokunen sizsiniz.

              Anlatilmak istenen:
              Bir kisi cahil olabilir (hayatin onu nasil buraya getirdigi belli olmaz), bir kisi komure dahi muhtac olabilir (fakirli utanilacak bir sey degildir) ama bu kisilerin sirtindan rant kazanmak kepazeligin ta kendisidir.

              • Yarası olan gocunur muhabbeti basit kalıyor artık:)Kalıplarınızı aşın. Konu bu değil ayrıca.
                Beğensenizde beğenmesenizde bu ilkede bu iktidarı eleştirse de (Zira sizin sandığınız gibi koşulsuz oy vermiş falan değil kimse. Bunun en iyi örneği 7 haziran seçimlerinde görüldü) genel anlamda beğenen bir sürü insan var. Evet beğenmeyen de var. Bu hiç bir tarafı diğerinden daha iyi, daha vatansever, daha Atatürk’çü, daha dindar, daha akıllı, daha modern, daha daha bilmem ne yapmaz. Sonuçlara üzülebilirsiniz, isterseniz kahrolabilirsiniz. Ama bunu karşı tarafı iğnelemeye çalışarak ifade etmekten vaz geçin artık. O makarnacı kömürcü dediğiniz adamların içinden chp ye mhp ye hdp ye de oy çıkıyor. Artık memnuniyetsizliğinizi, sizden başka herkes aptalmış gibi ifade etmekten vaz geçin. Dost tavsiyesi :)

        • Özlem, ”makarna ve kömür ” en basit iki insani ihtiyacı, beslenmek ve ısınmak /barınmayı temsil ediyor ve evet, AKP’ye ”Dolar daha fazla yükselmesin, ekonomik kriz çıkmasın” gibi nedenlerle oy verenler oldu yani geçim derdi ile. Bu anlaşılabilir bir şey.

          Uzman doktor arkadaşlarım var, AKP’yi aşkla savunuyorlar. Tapeler vs hikaye, yolsuzluk-hırsızlık yalan, hem kim çalmadı ki? kafasındalar. Kendi bilecekleri iş elbette ama beni ürküten bu arkadaşlarımla aramdaki duvar. Asla dindar kabul ettikleri adamlar dışında bir şey okumuyorlar, doğrunun kendi tekellerinde olduğundan, kesinlikle haklı olduklarından %100 eminler. Ben bunu anlayamıyorum. Sahiden. Adam 5 yaşındaki beyin durumu neyse o durumda kalmayı, bildiklerinin üzerine hiç bir şey koymamayı dindarlık sanıyor.

          Aşağılamak değil ama cahilce buluyorum bu tutumu. Bilmem anlatabildim mi?

          • Sadece kendi inandığın şeyin doğru olduğunu savunmak bence de cahilcedir. Dar kafalılıktır hatta. Bu durumda olan benim gibi ak partiye oy vermiş, yada benim asla oy vermeyeceğim partileri tercih etmiş bir sürü arkadaşım var. Ben bunları da eleştiriyorum. Hatta inanması zor geliyor belki size ama benim gibi çoğu oy verdiğimiz partiyi de eleştiriyoruz. Ancak bir an için sizin dediğiniz her şeyin doğru olduğunu düşünsek bile; kalkıp mesela ak partiye yolsuzluk , hırsızlık suçlaması yapıp, sahip olduğu belediye başkanının devlette diş hekimi karısının milyar dolarlık residenceleri ortaya çıktığı halde aynı kadını tekrar vekil adayı ve hatta an itibari ile vekil yapan adama oy vermekte bana saçma ve cahilce geliyor. Size normal gelebilir ama . Herkes, ideolojik olarak yakın gördüğü adamların hatalarını (bildiği halde) arka plana atabilir. Dha önemli başka şeyler götüyordur falan filan…Ben anlatabildim mi :)

  17. Ne güzel yazmışsın.. Söylemek istediklerim ..söylemediklerim.
    Pazar gecesinden beri , biri içimdeki umudu elektrik süpürgesiyle çekmiş ve bomboş kalmış gibi halsiz , yorgun , karanlık hissediyorum kendimi. “Umut” evet! Gezi direnişinden bu yana bir çoğumuzun içine daha da güçlü doğan şey! “Umut” evet! Karanlığa , kötülüğe , oyunlara rağmen taşıdığımız o güzel duygu. Bir anda karardı içim , dışım…Konuşacak , söyleyecek sözüm kalmadı. Paramparça oldum…Sonra etrafımdakilerin “ne bekliyordun ki? ” sorusuna cevap aradım. Ne mi bekliyordum ? Güzel aydınlık bir gelecek bekliyordum var olan ve doğacak evlatlarımız için… Yalana , ihanete , karanlığa , adaletsizliğe , eşitsizliğe , tekelciliğe “hayır” denmesini , bir şeylerin değişmesi gerektiğine inanan insanların bunu artık değiştireceğine inanıyordum.
    Ama olmadı… olamadı ! Yetmedi…
    Ankara’da ölen eniştemin daha kanı kurumadı yerde . Ama insanlar unuttu ve onlar bir kez daha öldüler. Bir avuç insandık …umarım bir gün değiştirebiliriz her şeyi ! her şeyi !

    • Başın sağolsun, Gülçin. Tabi, ne desek boş.

      Ümitli olmak için maalesef gösterge yok gibi. Tamam; tamamen kaybetmeyelim tabi ümidi; ama bu, çok zor maalesef.

      Adeta ‘istikrarlı faşizm’ var bu ülkede; ve dağılacağı filan da yok.

        • Yazıyı okudum. HDP güzellemesi yapmış yazar.(Emirleri Kandil’den alan partiye devlet ne muamelesi yapacak, yapmalı o ayrı bir tartışma konusu.)
          Ancak bu ülkede PKK terörünün Ak parti ile başlamadığını, 40 yıllık bu terör sürecinde PKK nın hangi partiler ile bağlantılı olduğunu, hangi partiler kapatıla kapatıla en son HDP olduğunu bilecek, hatırlayacak yaşta olduğum için çok etkilenmedim.
          Kaldı ki, polisleri yataklarında uyurken katlederek çözüm sürecini bitiren terörist örgüte TERÖRİST diyemeyen, hatta sırtlarını buna yaslamakla gurur duyan adamların, masumiyetine ve mağduriyetine kimse inandıramaz beni.
          Evet ordata KATİL ve KATİLLER var, ancak kim oldukları konusunda oldukça farklı düşünüyoruz.

          • Öncelikle kimsenin sizi “inandırmak” gibi bir niyeti yok. Ne ümit Kıvanç’ın ne de benim. Ümit Kıvanç yazısında bunu yeterince net anlatıyor, ben de yeterince net ifade edeyim. Siz PKK’nın nasıl ortaya çıktığını “bilecek” yaşta olduğunuzu söylemişsiniz. Ben de Osmanlı Devleti’nden bugüne kadar Kürt meselesi üzerine kafa yormuş meslekten tarihçi olarak size yalnızca şu kadarcığını söyleyeyim, daha fazlası makale olur zira. Osmanlı Devleti, 18. yüzyıldan beri bölgeyi Kürdistan olarak adlandırmakta. Bunun için Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nin online katalog tarama arşivine bakabilirsiniz.

            Son söz de Musa Anter’den olsun: “Eğer benim anadilim sizin devlet bütünlüğünüzü bozuyorsa devletinizi benim arazime yapmışsınız demektir.”

            • Alakasız bir son söz olmuş Ezgi hanım. Dilinizin her hangi bir şekilde devlet bütünlüğünü bozduğunu düşünüyor olsaydım şahsım adına, yaptığı devrimlerle dilinizi rahatça (!) konuşmanızı sağlayan RTE ye oy vermezdim :)
              İsteyen istediği fikri savunur tabi. İstediğine inanır, istediğine oy verir. Ama bu HDP nin (kendisinden önce kapatılanlarla birlikte) PKK ve terör destekçisi bir parti olduğu gerçeğini değiştirmez. Bunun için tarihçi olmaya da gerek yok üstelik. Mmleketin son 40 yılına bakmak yeterli.
              Hayırlı günler :)

              • Belki de oldukça alakalı bir sonsöz olmuştur da siz alaka kuramamışsınızdır? Ayrıca benim “anadilim” Kürtçe değil, Kürtçe’nin bir anadil olduğunu savunmak için illa Kürt olmaya da gerek yok. PKK veya başka konularda eğer “tarihçi” veya “siyaset bilimci” olmaya gerek olmasaydı, bu meslekler de olmazdı. Siz olayların tarihsel boyutunu hesaba katmaz, politikayı bir bilim olarak görmezseniz tarih ders kitaplarınızda okuduklarınızı ya da medyanın size verdiği bilgileri tekrar edebilirsiniz. İstediğiniz kadar tekrar edin bunlar “bilimsel” olmaz. Çünkü bilgi değil, yorum içeriyor. Yorum yapmadan önce bilgi sahibi olmak lazım. Dediğim gibi PKK’nın ortaya çıkışı ya da Kürtlerin, kadınların vs. yaşadığı zulümleri “bilimsel” düzlemde burada anlatabilmem mümkün değil. Öğrenme ihtiyacı içerisindeyseniz okursunuz, değilseniz okumazsınız. Tartışmalarınız da bilgi içermeyen yorum seviyesinde kalır. Ben size daha fazla cevap vermeyi gerekli görmüyorum.

  18. O yüzlerce şehide Patlamalara siz oy verdiniz Elif hanım.ne çabuk unuttunuz. Sirtinizda çıban çıksa malum kişi yüzünden diyecek duruma düştünüz. Ama pardon bi akıllı siz ve sizin gibiler bu ülkede zaten. Kibrinizden arinmadiginiz surece de anlayabileceğinizi zannetmiyorum. Tu kaka demekten yorulmadiniz mi sahiden. Her iki kişiden birini aşağılamak ne kadar kolay.
    Ak partinin yaptığı her politikayı destekleyip begenmiyorum. Her sözlerini onaylamiyorum. Sehitler patlamalar isciler eğitim eksiklikleri benim de canımı acitiyor. fakat çare nerede sizin kafa yapinizdaysa almayalım kalsın
    Elimizdeki en iyiyle devam edelim onu eleştirip hakkımızı talep edip düzeltmek için çalışalım inşallah.
    Selametle

    • ‘Elinizdeki en iyi’ 19 yaşındaki çocukların polis tarafından dövülüp öldürülmesi için ’emri ben verdim’ diyen, 14 yaşında yine polisin öldürdüğü çocuğun annesini meydanlarda yuhalatansa ben de onu almayayım, teşekkürler.

  19. Ortada bu hazin tabloyu açıklayacak bir hile olduğuna inanmıyorum.Yani demem o ki “biz bunlarla birlikte nasıl yaşayacağız?” dediğimiz insanların yüzdesini 49 aşağı çekme çabalarımız naif ama ne yazik ki geçersiz.Bu insanlar hakkaten o kadar çoklar.Belki komşun,bakkalın,lise arkadaşın,müdürün,enişten belki daha yakının.Bu insanlar diyorum çünkü AKP seçmeniyle aramızda basit bir ideolojik fark yok,artık ayrım çok daha insani noktalarda.Bu bir sağ-sol,muhafazakar-laik çatışması değil.14 yaşındaki çocuğu öldürtüp annesini meydanlarda yuhalatan adamla ya da ölen çocuğun annesiyle empati kuranlar arasında artık çatışma.Biz artık birbirimizi anlayamayız.Cahil,bidon kafalı,bi makarnaya oyunu satan halk falan da değil karşımıza aldığımız.Cehalet ve fakirlik ile adil mücadele edilir,kötülükle nasıl başa çıkacaksın?Hızsızlığa,yolsuzluğa,rüşvete,cinayete,kaçakçılığa ortak oluyosunuz farkındamısınız falan diyoruz ya hani ara ara,farkındalar.Zaten ellerine fırsat geçse aynısını yaparlar.O’nu böyle taparcasına sevmeleri de ondan.Çünkü kendi yansımalarını onda görüyolar ve ne kadar yükseğe çıkabileceklerini ona bakarak hayal ediyorlar.Bozuğum yok diye para üstüne yatan esnaf,turist görünce 10 tl lik mesafeden 50 tl alan taksici,parayla ödev yaptırıp mezun olan öğrenci,çürük binasını sıva yapıp kiralayan ev sahibi onunla empati yapmayacak da senle benle mi yapacak?Mal varlığı belli olan bülent Ecevit ya da diğer dürüst siyasetçileri değil,bir yüzükle girdim dediği siyaset hayatını dünyanın 6. en zengin başbakanı sıfatıyla zirveye taşıyan Erdoğan’ı idol görecek tabii ki.Çünkü tüm vasıfsızlığına,vizyonsuzluğuna,yetersizliğine rağmen yeterince kirli oynarsa yeterince yükseğe çıkabileceğini biliyor.Fırsat olsa kendi yapacağını başkası yaptı diye oyu neden değişsin?İfade özgürlüğünü istikrardan,kendi malını mülkünü cizredeki halkın can güvenliğinden niye daha çok önemsesin?5 ayda 500 kişi ölmüş diye niye dertlensin?Kıssadan hisse,hileyle,cehaletle falan vakit kaybetöeyelim.Bizim derdimiz kötülükle….(alıntıdır:facebookta gördüm ve paylaşmak istedim,tam olarak anlatmış kim yazdıysa)

  20. İstanbul’un göbeğinde, yeni yaşanmış bir olay; bir saldırı :

    http://ilerihaber.org/galatada-icki-icenlere-saldiri/24787/

    Özellikle buraya yazan AKP’lilere sormak lazım. ‘Münferit olay’ diyip geçiştirecek misiniz bunu ?

    Maalesef, gelecek, çok vahim. AKP’lilerin büyük çoğunluğu, onlar gibi olmayanlar için, bu ülkeyi çekilmez bir yer yapmaya kararlı gibi !

    • Yapmayın Cem Bey :) Böyle mizansenleri 28 şubat dönemi dahil çok gördük : )) Olmuşsa (ki bunun olduğuna hayatta inanmam. Allah bilir kim kurgulayıp montajlayıp sahneye sürdü :) elbette münferittir diyeceğim. Zira ben başı kapalı olmayan, zaman zaman alkol de alan biri olarak daha önce hiç böyle bir saldırıya maruz kalmadım, ama avm de mescit sorduğu için hakaretlere maruz kalan bir arkadaşımı örnek verebilirim.
      Devlet yaptırımı değil bu. Bu ülkede inancını yaşamak isteyenlere devlet tarafından yasaklar kondu, bireyler tarafından değil.

      Demem o ki, bunlar şahısları ilgilendiren ve bağlayan şeyler.

      Bu ülkedeki yasalara göre içki içmek suç değil :)

      • Afedersiniz ama ne mizanseni ?! Hemen hemen her gün, gerici eylemlerle ve söylemlerle dolu gündem. En son da, Manisa’daki ‘kelepçelenmiş başörtülü kadın’ olayıyla ilgili Vali’nin söylemi söz konusu. Eğer bunu duymamış, okumamışsanız (ki sanmam), google’layın.

        Olay, sadece içki değil. Ha, bu arada, evet, içki, yasak değil; ama gitgide artan vergiler ve çeşitli sınırlamalarla (zaman ve mekan olarak), fazla seneye kalmaz, ancak, çok sınırlı yerde içkinin içilebileceği/satılabileceği bir noktaya doğru gidiliyor.

        Başınızı ya kuma gömmüşsünüz ya da sırf tartışmada üste çıkmak için, demagoji/çarpıtma yapıyorsunuz.

  21. ‘AK partiyi kuranlari seviyorum ben. Onların ideolojisi benim ideolojim ile çok benzer. Diyorum ki, bu adamlar bizden’ …. İnsanlık adına çok üzücü. Ben parlamenter sisteme inanan güvenen bir insan değilim. O nedenle insanların bir otoriteyi, kendi kanlarından beslenen bir sistemi ‘kendilerinden’ görmeleri, ‘evlat sevgisi’ ile tanımlamaları aklımın alacağı birşey değil. O nedenle sevgili Betül sana fikir özgürlüğü, birbirimizi anlamak, elele parklarda gezmek, sek sek oynamak falan diyemeyeceğim. Zira ideolojinin benzeri ideolojiler yüzünden her yer betonlaştı, şehirler grileşti, ağaçlar yok oldu, gökyüzü görünmez oldu. Al sana şiirsel yıkım anlatımı. Şu noktaya özellikle dikkatini çekmek isterim ki parti ya da siyasi görüş odaklı olarak karşı çıkmıyorum bu duruma. İnsan olmanın verdiği doğal güdülerle karşı çıkıyorum. Dünyanın sadece insan için yaratıldığı, tüm canlıların ona hizmet etmek için var olduğu safsatasına kendini inandırmışlar, doğayı talan eden karıncalara bile yaşam alanı bırakmayanlar, paranın tek değer olduğuna daha çok parayla daha mutlu olacağına inanan köleler hepsi aynı benim için. E şimdi benimle ne alakası var diyeceksin. İyi de güzelim sen bu iki görüşün vücut bulmuş halisin. Paranın mutlak güç kabul edildiği üstelik doğa düşmanı insan düşmanı bir iktidara aşıksın. Bunu sana anlatmam o kadar zor ki. İkna etmek için değil, insan olarak haklarını bilmen, kimsenin sana bir hak bahşedilemeyeceği gibi kimsenin de onları alma yetkisine sahip olamayacağı bir dünyanın hayalini de olsa kurman için. İnan ki bu hayal ev yapımı kurabiyeyle parklarda buluşma hayalinden daha gerçekçi.

    • ‘Betül’ diye kime, hangi mesaja cevap olarak yazdığınızı anlayamadım; ama neyse, güzel şeyler yazmışsınız. Ama, şunu diyeyim: bence yazdıklarınızdan daha da önemli, vahim nokta, bu ülkede gitgide artan şovenizm. Sosyal medyada da zaten bu apaçık belli oluyor. Özellikle din ve milliyetçilik bazlı şovenizm, korkunç boyutlarda; ve nefret söylemi zirve yapmış durumda. Sadece iktidara yönelik nefret söylemi (ki, o da AKP’lilere ait nefret söyleminden çok daha az boyutta aslında) ceza alıyor. AKP’lilerin nefret söylemi, görmezden geliniyor.

      • :) ‘Memleketi biz mi kurtaracağız ‘yazısı yorumcularından Betül’ e cevaben yazmıştım, bu başlığa eklemişim yanlışlıkla