7 Yorum

‘Doğa çocukların doğuştan gelen en temel hakkı’

Geçtiğimiz hafta Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nden bir davet maili aldım.

Seçimlerden bir gün önce, 31 Ekim’de çocuklarla bir etkinlik düzenliyoruz: Doğa Gözlem Okulu.

Onları AVM’ye değil doğaya götürmek; doğadaki diğer canlılar, bitkiler, tohumlar ve bir sürü oyun arkadaşıyla güzel bir gün geçirmelerini, doğayı keşfetmelerini ve bağ kurmalarını amaçlıyoruz.

diyor ve çocuklarla birlikte bizi bu keşif gezisine davet ediyordu.

İlk tepkim ’31 Ekim… Seçimlerden bir gün önce… Güvenli olur mu ki? O zamana kadar memleket yerinde kalır mı acaba?’ oldu… Çünkü bu ülkede yaşamak bunu gerektirir.

Sonrasında dedim ki ‘Korkmayacağım ve gideceğim!’

Çok şükür korkmamı gerektiren bir şey olmadı, yani söylenildiği gibi vapurlar falan patlamadı ve biz geçtiğimiz Cumartesi günü öğlen saatlerinde geçtik karşıya…

İstikamet Yıldız Parkı’ydı.

Aslında farklı yaş grupları için iki ayrı etkinlik düzenlenmişti: sabah 10:00-12:30 arası 5-7 yaş grubu, öğleden sonra 14:00-16:30 arası 8-11 yaş grubu. Bizim çocukların sabah yüzmesi olduğundan biz birlikte öğleden sonraki gruba katılabileceğimizi söyledik, uygun olduğunu söylediler. Böylece Derin sınıfın en küçüğü -ama belki de dersi en çok ciddiye alanı!- olarak yerini almış oldu ekipte…

DSC_7262

Fotoğraf: Selda Yıldız

Ekibimizle rüzgarlı, oldukça serin ve berrak bir sonbahar gününde Çadır Köşkü’nde buluştuk. Rehberimiz Burcu Meltem Arık Akyüz söylediği gibi mavi poları, mavi yağmurluğu ve ve mavi sırt çantasıyla karşıladı bizi…

DSC_7282

‘Bu mantar bu sayfadakilerden hangisi acaba?’ – Fotoğraf: Selda Yıldız

Kısa bir tanışma-kaynaşmadan sonra gezi boyunca yapmamız gerekenleri öğrendik. Ödevlerimiz çeşitliydi: Ağaç dostlarımızla tanışmak (gözlerimizi kapatıp ağaçlara sarılmak, onu koklayıp, dokunup, etrafında dolaşıp sonrasında gözlerimizi açınca hangi ağaç olduğunu anlamak), zarfımızdan çıkan sonbahar renklerini, dokuları ve şekilleri doğadan nesnelerle eşleştirmek, parkta sessizce yürürken duyduğumuz sesleri ayırt etmek, topladığımız meşe palamutlarının büyüyüp büyümeyeceğini test etmek ve hazine avı…

Tanışıp kaynaştıktan sonra kendimizi Çadır Köşkü’nün önünden Yıldız Parkı’na saldık. Amanın etrafta ne çok gelin vardı öyle! Sanırsın İstanbul’un tüm gelinleri fotoğraf çektirmek için Çadır Köşkü’ne gelmiş! Hani Burcu ‘doğadan toplanacak şeyler’ listesine bi de ‘gelin’ eklese kimse bulmakta sıkıntı çekmez, öyle…

Sonrası yürümek, bir şeyler toplamak, yine yürümek, ağaçlara sarılmak, eşek arısı yuvası aramak, defne tohumu koklamak mantar bulmaya çalışmakla geçti…

Etkinliğin toplamda iki buçuk saat sürmesi planlanmıştı. Ancak güneş ortadan kaybolmaya yüz tutup rüzgar da etkisini arttırdıkça hava biraz ısırmaya başladı. Planlanandan biraz daha erken bitirdik.

Ama öncesinde hazine avını ihmal etmedik.

Tadı damağımızda kalan, çocukların ‘Yaaaaa amaaaaaa niye bitiyooooo hiç üşümedik kiiiiii’ diye isyan ettikleri (ve fakat gerçeğin öyle olmadığını buz gibi olmuş burunlarından ve ellerinden anlayabildiğimiz) etkinlikten sonra azıcık daha oyalandık Çadır Köşkü’nün orada… Fotoğraf çekti bizimkiler, kuğulara baktılar, ördekleri takip ettiler. Harika bir sonbahar günüydü…

Çocuklar çok eğlendiler, gerçekten. Biz de öyle… Hayatımda hiç elime defne tohumu almadığımı fark ettim mesela, defne sabununun nasıl yapıldığını hiç düşünmemiştim o güne kadar. Çınar tohumu görmemişim hiç. Eşek arısı yuvasının neye benzediği hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. Ve tüm bunlar İstanbul’un orta yerinde, Beşiktaş’ta, Yıldız Parkı’nda elimizin altındaydı.

Bu bizim ilk doğa gezimizdi ve Deniz ‘Kessssinlikle’ bir daha gideceğini söyledi. Bundan böyle takipte olacağız Buğday Derneği’ni ve düzenlediği etkinlikleri…

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, 20 yıllık deneyimiyle, ekolojik yaşam bilgilerini paylaşma amaçlı düzenlediği eğitimlerine geçtiğimiz baharda başlamış. Bugüne kadar Kent Bahçeciliğine Giriş’ten, Kendin Yap Eğitimine; Organik Tarıma Giriş’ten, Ekolojik Yaşama Giriş eğitimlerine, farklı farklı konularda ama özünde tüketici olmaktan üretici ve türetici olmaya doğru yolda bilgi ve deneyimini paylaşmaya devam eden derneğin Kasım ayı boyunca Tıbbi Bitkileri Doğru Kullanma ve Tanıma Atölyesi, Canlı Su Çiftliği Atölyesi, şehirde bisiklet kullanmaya yönelik ve basit tamiratı da kapsayan atölyeler ve İstanbul’un Yaban Hayatı Okulu gibi eğitim ve atölyeleri olacak.

Buğday Derneği’nin bu etkinlikleri sadece İstanbul’la sınırlı değil. Bugüne kadar Ankara’da, İzmir’de, Datça’da, Bodrum’da, Arhavi’de, Kayseri’de eğitimleri olmuş derneğin… Özellikle İstanbul dışındaki tüm üye, takipçi ve dostlarına çağrıda bulunuyor dernek, bildiğiniz yer, mekan vs varsa, yardımcı olabilir misiniz bize diye. Eğitimlerle ilgili iletişim adresi: egitim@bugday.org Genel olarak ayrıntılı bilgi için derneği www.bugday.org‘dan ve Facebook, Twitter hesaplarından takip edebilirsiniz. Instagram’da da hesapları var ancak yakında aktifleşecek.

Etkinliği yöneten eğitmenimiz Burcu Arık’ın da Facebook’ta Doğa Arkadaşımın Kutusu adında bir grubu var. Grubun amacını ‘Yakın çevremizdeki doğayı bir oyunla daha yakından tanıyabilmek’ olarak tanımlıyor Burcu ve ekliyor: ‘Müthiş eğleniyor, yakın çevremiz hakkında acaip bilgiler ediniyor ve böylelikle doğaya yeniden bağlanıyoruz’. Kısacası, grup üyeleri her gündönümünde o mevsim için açılan oyuna katılıyor, birbirlerine kutular gönderiyorlar. Bu hafta sonbahar kutularını göndermek için son haftaymış, 21 Aralık’ta ise Kış Mevsimi için oyun çağrısı yapılacakmış. Takipte kalın bence.

Buluştuğumuzda kendini ‘Doğa Gözlemcisi’ olarak tanıtmıştı Burcu Arık. Hakikaten de işi ‘Doğa eğitimi.’ Doğanın hem çocukların gelişiminde, hem de yetişkinlerin çok telaşlı ve hızlı akan gündelik yaşamda sakinleşmeleri için önemli bir destek olduğunu söylüyor. Gerçekten de öyleydi. Bu etkinlik sayesinde şehrin ortasında geçirdiğimiz birkaç saat bize inanılmaz bir enerji, ferahlık ve huzur verdi. Vapurdan inince bir otobüs/taksi mesafesindeki parkta bu kadar çok çeşit ağaç, bitki ve hayvan olabileceğini düşünmemiştim hiç (Sincaplar kalabalıktan kaçmışlardı ancak yedikleri kozalaklar her yerdeydi). Gerçekten de ‘baktığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı.’ Kaçımız tanıyoruz bastığımız toprağı?

DSC_7392

Fotoğraf: Selda Yıldız

‘Kenti paylaştığımız parklarımız, doğal alanlarımız var. Burada yaşayan çok sayıda canlı… Örneğin İstanbul’da bu hafta dahi şahinler evimin tepesinden uçarak güneye gidiyor. Arka bahçemizde göçmen kızılgerdanlar konaklıyor. Kentin hemen her yerinde yeşil papağan görmek ya da duymak mümkün. Gülhane parkının çınarlarında gri balıkçıllar yuvalıyor. Kentin ortasında gelincik, kaya sansarı bile gördüm!’ diyor Burcu. Hiç dikkat etmiş miydiniz? Ben ettim desem yalan olur…

Doğa Gözlem Okulu’nu her mevsim yapıyor olacak Burcu Buğday Derneği ile birlikte…. Kimi zaman Yıldız Parkı, kimi zaman Polonezköy, kimi zaman Kilyos kumulları, Ömerli fundalıkları, Eyüp meralarında gerçekleşecek bu etkinlikler… Kentte büyümekte olan çocukların doğayla vakit geçirmek konusunda kent dışındaki çocuklara göre daha az şanslı olduğunu söylüyor ve ekliyor Burcu: ‘Kızımla da gözlüyorum. Benimle geziyor olmakla birlikte benim kadar doğada özgürce vakit geçiremiyor. Oysa doğa çocukların doğuştan gelen temel hakkı.’

IMG_3747

Buğday Derneği’ne bizi bu etkinliğe davet ettiği için, sevgili Burcu Arık’a bilgi ve tecrübelerini bizimle paylaştığı için çok teşekkür ederim. Bir kısa not: Önümüzdeki Cuma günü 10:30-11:00 arası Burcu Arık ile birlikte Açık Radyo’daki “Tohumdan Hasada Buğday’la Ekolojik Yaşam” programına konuk olacağız. Programı İstanbul’da 94.9 frekansından ya da Açık Radyo’nun web sitesinden dinleyebilirsiniz.

7 yorum

  1. Çok güzel bir aktivite olmuş, çocukların farkındalıklarının artması çok önemli…

  2. annelik ve cocuk egitimi konularinda yazdiginiz yazilari begenerek okuyorum. Bazen katilmadigim noktalar olsa da genel olarak Turkiye’de gelenekselin disinda guzel fikirler veren nadir bayan bloggerlardansiniz. Ozellikle cocuklar kucukken paylasitiginiz yazilarinizi arkadaslarima da tavsiye ediyorum. Bir vatandas olarak ulkenin gidisati ile ilgili fikriniz olmasi ve bunlari blogunuz vesilesiyle ifade etmeniz de gayet normal. fakat son zamanlarda yazdiginiz her yazinizda bir muzmin muhalefet hali var, bir cok yazinizda ilk paragrafta hemen parantez ici bir mutsuzluk umutsuzluk ifadesi koyuyorsunuz. tabi ki fikirlerinizi ifade etmek hakkiniz ama doga ile ilgili bir yazi okumaya niyetlenmis bir anne olarak bu bezgin ifadeler beni acikcasi uzuyor. Ben siyasi olarak AKP nin icraatlerini takdir eden ayni zamanda kisisel olarak da RTEnin cok degerli bir insan oldugunu dusunen bir insanim. secim sonuclarindan da gordugunuz uzere toplumun buyuk bir cogunlugu da bu sekilde dusunuyor. Ama amacim sizinle siyasi bir dialoga girmek degil. sadece orjinal ve dogal yazi tarzinizin, gozlem yeteneginizin bu politik catismalardan etkilenmesini istemedigim icin size bu konuda nasihat etmek istedim. son zamanlarda takipci kitleniz sizin vesilenizle siyasi tartismaya giriyor. bence biraz daha mutedil bir tavir takinabilirsiniz. blogunuzda siyaset adina veya genel olarak fikirler adina bir kategori acip butun fikirlerinizi o sekilde ifade edebilirsiniz. ama sanirim bu satir aralarinda negatif yuklu siyasi mesajlar okuyucuyu yoruyor. uzun oldu ama kendini duzgunce anlatmak istedim. Bu yorumu yayinlamak zorunda degilsiniz. birde takip ettigim bir diger mommy blog “Oyuncu anne” ornek gostermek gibi olmasin crowd management i harika. facebook dan bulabilirsiniz. belki size de bir fikir verir. kolayliklar diliyorum.

    • Yazının girişinde de belirttiğim gibi, ben ülkedeki gelişmeleri ‘annelik ve çocuk eğitimi’ tecrübelerimden ayrı değerlendirmiyorum, hele de böylesi tarihi bir seçim olmuşken… Ve gerçekten o günlerde dışarı çıkmakla ilgili endişelerim vardı, bunları ‘yokmuş gibi’ yapmak benim tarzım değil.

    • Acaba Elif Hanım oyunu Ak Parti’ye vermiş olsaydı ve bu yazının girişinde bezginlik dolu ifadeler yerine zafer ifadelerine yer verseydi, ‘çok değerli bir insan’ dediğiniz RTE’ye güzelleme yapsaydı o zaman da böyle hissedecek miydiniz? Seçim sonuçlarından toplumun çoğunun sizin gibi düşündüğünün görüldüğünü söylemişsiniz, hayir, seçmenlerin yarısı Ak parti’ye oy vermiş olabilir ancak yarısı da vermedi. Bırakın da vermeyenler, RTE’yi sizin gibi değerli bulmayanlar da kendilerini ifade edebilsinler. Bir insanın kişisel blogunda yazdığı yazı sırf sizin bakış açınızı yansıtmıyor ve istediklerinizi söylemiyor diye bu şekilde eleştirmenizi doğru bulmuyorum.

    • Kusura bakmayin ama bu bir nasihat degil, bu bir mudahale. Yani bu blogun sahibine, ‘soyle yaparsan seni daha cok sevecegim, bak filanca oyle yapiyor, nasil seviliyor’ demek, onu istediginiz yone yonlendirmek olmuyor mu? Sizin veya benim veya herhangi birisinin istekleri dogrultusunda yazdiginda, Elif, Elif olmaktan, burasi da Blogcu Anne olmaktan cikar. Ayrica, soylediginiz sey samimiyetsizlik olmaz mi? Oyle dusunup, degilmis gibi yapmasini, sizi/ bizi kandirmasini mi istiyorsunuz anlamadim. Ya da fikirlerini, baskalarinin fikirlerine gore mi sekillendirsin? Birakalim da herkes kendini nasil ifade etmek istiyorsa oyle etsin, olmaz mi?

  3. Merhaba biraz once acikradyodaki programi dinledim. Moda da yeşilliği hayvanlarla paylasmak zor.mu oluyor dediniz ven mi yanlış anladım. Sokak hayvanlari o doganin en temel parcasi ama Yildiz parkini yeni kesfeden biri olarak size ne diyeyim bilemedim.

    • Evet, Moda’da yaşıyorum, ve gerek sahipli gerek sahipsiz hayvanların dışkıları çimlere oturmayı imkansız hale getiriyor. Hayatının büyük bir bölümünü evcil hayvanlarla paylaşmış bir insan olarak bundan rahatsızlık duyuyorum ve bunun hayvanların doğanın parçası olmasıyla değil, ülkenin medeniyetiyle alakalı olduğunu düşünüyorum. Yıldız Parkı’na ise daha önce çok gitmiş olmama rağmen burada bahsettiğim gözle bakmadığımı söyledim, bunun için özür dilemem mi gerekiyor, onu da anlamadım.