21 Yorum

Yargılamanın dayanılmaz ağırlığı

Aşağıdaki yazı Blogcu Anne okurlarından Sema Çelepçi tarafından kaleme alındı.

***

Benimle bazı kadınlar arasında bir duvar var. Oysa reenkarnasyon yoksa, bildiğim kadarıyla ben de bu toprakların çocuğuyum.

15 yaşında, bundan 21 yıl önce (yaş ortaya çıktı yahu), organ nakli kampanyalarını yürüttüğüm anda bu duvar örülmeye başladı aslında aramızda. Bu kampanya annemin gözyaşlarıyla boğulsa da inatla direndim. Hayatımdaki en önemli kadın figürüyle arama duvarı kendi ellerimle örmeye başlamıştım! Annemin yanında ne kadar orta yaşlı kadın varsa onlarla da aramızda duvar örüldü. Evet ölürsem organlarım bağışlanacaktı. Annemin bunu hiçbir zaman kabullenemediğini bilsem de; neyse ki bu arada evlendim de, sevgiliyi ikna edebildim. Allah’tan bu geçen sürede ölmedim de benim organlar da ”yabana gitmedi”

Şimdi bu diklenmelerim, bu “çarşı her şeye karşı” duruşlarım yıllar yıllaaar boyunca eksilmedi, arttı desem yeridir. İnsanlar imkanları varsa “evlenmeden önce beraber yaşayabilmeli” dedim. Hoooop tüm şimşekleri üstüme çektim. Oysa amacım Avrupai olmak değildi. Ama prosedürler ve ailelerin baskıları altında ezilen evlilikleri gördükçe; yahu bir süre rahat rahat yaşayın bakalım dört duvar arasında. Olmazsa en azından iç içe girmiş ailelerle uğraşmazsınız dedim. “Yaşamalı” demedim. “Yaşayabilmeli” dedim. Ama bir baktım, her zamanki gibi etrafımdaki kadınlar çil yavrusu gibi dağılmış.

Üniversite bitti, “elime sığan avuç içi kadar redhouse sözlükten kurtulayım” dedim. Düştüm İngiltere yollarına. Aralarında en çok da kadın olan arkadaşlarım, toplantı düzenleyip hayatımın aşkına “gönderme İngiltere’ye, giderse dönmez” dediler. Oyyyy uşağum… Bu darbe bana çok ağır geldi. Evet, çevremdeki kadınlarla aramdaki duvar iyice yükselmişti.

Duvarın boyumu aşması ise “anne olmam” ile başladı. Ne de olsa “evlendiğinde durulmayan, çocuk sahibi olduğunda durulurdu.” Yahu durulmak isteyen kim? Coşkun seller gibi akan bir ruhum var, niye durdurayım? Ama “ya düzelirse” sevdalısı ahhh o kadınlar…

Hamilelikte göbeğim açık gezdiğim için burun kıvıranlar, yetmedi; o koca göbeğimle oradan oraya gezdim diye beni eleştirmekten geri duramadılar. Valla “göbeğimi gere gere” o şehir senin bu şehir benim gezdim; kime neydi?

Anne olduğumda artık sadece çevremdeki kadınlar değil, çevremdeki annelerin (!) de dikkatleri üstümdeydi. Ne de olsa, her yerde, utanmazca (!) herkesin ortasında bebeğimi emziriyordum. Elimde aylardır hatmettiğim, üstüne tez yazabileceğim Tracy Hogg kitabı ile; süt kokulu kızımın tadını çıkarıyordum. “Cık cık cık” sesleri yükseliyor fonda. Ulan İngiltere’de deli gibi gözlem yapmışım çocuk üzerine. Gitmişim oralara çocuk bakıcılığı yapmışım iki kelime İngilizce öğrenicem diye… Biraz bizimkine uygulamışım çok mu? “Aaaa işkence yapıyorsun bu çocuğa.” “Kitap gibi çocuk mu yetiştirilirmiş?” sesleri kulaklarımda çınlıyor. Çığlıklar boğazımda düğüm düğüm… “Sana neee” diye bağırasım var. “Ağlatmayacağım, emzik vermeyeceğim, sallamayacağım… Sana ne!!!” Sesim çıkmıyor!

SemaCelepci

Eee… Tabii zaman geçtikçe, etrafımdaki “cık cık” sesleri artmaya başladı. Kızım 1 yaşına gelince onunla İngilizce konuşmaya başladığım anda “hoo hoo hoo, Noel Baba bacadan düştü”… Her biri Noel babanın göbeği büyüklüğünde eleştiri toplarına tutuldum. Sağlı, sollu vurdular. Yahu sen konuş anadilini. Ben İngilizce konuşucam; çocuk benim, hayat benim, karar benim. Yok anacım illa yargılayacaklar. Yargıla, yargıla… Her gün bir tuğla koy duvara. İngilizceyi çocuğu tahtaya çıkarıp tek ayak üstünde öğrettiğimi falan sandılar herhalde. “Bu neyin hırsı” cümlesi suratıma tokat gibi çarptı. “Ben masumum hakim bey, vallahi hırs yapmadım. Tek isteğim beyni tazecikken İngilizceyi öğrensin.” Yoook ne dersem deyim. Yargılarken aldıkları o kadar büyük bir hazdı ki… Durmadılar, son gaz devam: “Çalışmaman çok normal, sen en büyük projeni yapıyorsun!” dediklerinde içim bir cız etti, ne yalan söyleyeyim. Zaten hormonlar tavan yapmış… Kim tutar, ağladım böğür böğür!

Sokakta İngilizce konuştuğumu duyanların “görgüsüz” sıfatını acımasızca yapıştırmaları da bardağı taşıran son damla oldu tabii… Bir baktım çevremdeki her kadına kendimi anlatma derdindeyim. Ne oluyor yahu? Neeee? Yargılamaların altında ezilmek mi!!! Hayır hayır bu ben değilim!

“Boşvermişim, boşvermişim dünyaya” diye terelelli şeklinde kendime ortalarda gezinmeye başladım. Eee… Onlar koydukça tuğlaları üst üste ben bayağı yalnızlaştım. Gittim birkaç yabancı arkadaş buldum. Kim olduğuna, ne olduğuna bakmadım bile. Yargılamasınlar da yeterdi!

Kızım büyüdükçe, dikkatleri üstümüze daha da çektik. Ne de olsa şimdiden, kaç yaşında benim gibi dövme yaptırabileceğinin, hızmasının şeklinin ve saçını ne zaman benim gibi maviye boyayabileceğinin derdine düşmüştü… Derdine düştüğü şeyler bunlar olsun. Tabletten uzak, sadece çizgi film izleyen bir çocuk olarak; entrikalar kuramaması, hayatı çok karmaşık görememesi normal. Amaaan bu kadarcık da isteği, derdi olsun canım!

Şimdi biz bu Küçük Gezgin ile doğduğundan beri ülke ülke geziyoruz ya… Yahu buna bile laf edebilecek, bunda bile insanı yargılayacak bir nokta buldular mesela. “Neden çocuğu yanınızda perişan ediyorsunuz?” “Oradan oraya çanta gibi taşıyorsunuz, rezil ediyorsunuz çocuğu!” … E be kadın, insaf! Sen istemiyorsan bırak çocuğunu, çık tek başına tatile. Evet, bizim kız bir gün o otelde, bir gün bu otelde uyanıyor. Evet, pusetlerde uyuyarak büyüdü. Eee seninki yatağında büyüyor diye ben seni yargılıyor muyum? Boşuna İki Gezgin Ruhun Küçük Gezgin ile Maceraları demedik hikayemize!

Şimdi bu yıl tuttum kızı kolundan, aldım başımı 3 aylığına Amerika’ya gittim. Gittiiii yıllarca biriktirdiklerim… Hırsızlardan kalan ne varsa onu da kızın yoluna serdim. Onları da mı hırsızlara heba etseydim? Dedim ki bu sene okula başlamadan önce bu İngilizce olayını iyice bitirelim. Artık benim onunla İngilizce konuşmam çok mümkün olmayacak ne de olsa. “huhuuuu dostum!!!” bu kararımın arkasından şimşekler üstüme üstüme… Hep beraber halay modunda… Oysa… Oysa ne temiz duygularım vardı benim… Ne kadar saf duygularla çıkmıştım yola. Sadece benim ve sevgilimin kararı olan bu durum bir baktım ki herkesin üstüne vazife oluvermiş. Olsun be gülüm! Bir tuğla daha eklenmiş çok mu?

Bir de tuttum blog açtım; GEZİYORUM ÖYLEYSE VARIM. Aaaa!!! Olacak şey değil! Çocuğumu nasıl medyaya alet ederim? Hatta başıma gelen aksiliklerin nedeni, sosyal medyada aktif olmammış. “Çocuk öksürük krizine girdi” diyorum. “Eee… Çocuğun fotoğrafı her yerde, nazar değiyordur” diyor. “Çocuk doğduğundan beri alerjiyle mücadele ediyoruz ondan olabilir mi acaba?” İnsanın laf söylemeye takatinin kalmadığı durumlar bunlar.

Yani diyeceğim o ki… Ben kimseyi yargılamadan bir hayat sürüp, yoluma bakıyorum. Çünkü yargıladıkça aradaki mesafeler artıyor. Bizim kadınlarımız ise, yargılamanın verdiği haz olmadan yaşayamıyor. İşte bu yüzden artık çevremdeki duvarlar üstüme üstüme geliyor. “Neden çalışmıyorsun, o üniversiteleri boşuna mı bitirdin?” diye benim hiçbir şey üretmediğimi düşünüp; bana tepeden tepeden bakanlara artık uçan bir kafa atasım var mesela! Ben ki sosyal baskılara hiç boyun eğmemiş bir kadınım; yorulmuşum yahu!!!

Şimdi, ben bu kadar tuğlayla haşır neşir olmuşken, acaba kızım duvarların altında ezilmeden nasıl ayakta kalabilecek, çok merak ediyorum!!! Diren evladım… Diren!!!

Sema Çelepci
www.geziyorumoyleysevarim.com
www.facebook.com/geziyorumoyleysevarimm
www.instagram.com/geziyorumoyleysevarim

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

21 yorum

  1. kusura bakmayın ama okurken içim daraldı, çok buradayım diye bağıran kibir dolu bir yazı olmuş

  2. Bütün yazı boyunca sizi gibi düşünmeyenleri yerden yere vurup başkalarını yargılamadığınızı söylemeniz enteresan, alışılmış kalıpların dışına çıkmanız sizi bizden daha iyi bir anne yapmaz

  3. gökçe gülşen

    ”Tabletten uzak, sadece çizgi film izleyen bir çocuk olarak; entrikalar kuramaması, hayatı çok karmaşık görememesi normal”
    Enteresan..benim çocuklarım tabletle oynuyor ama bir entrika çevirdiklerini görmedim

  4. Selamlar
    Hepimizin yaşayıp da hoşlanmadığımız bir yargılanma meselesi. Bu yargılar sanki kayınvalide yargıları gibi, belki de hiçbir işi gücü olmayan insanların kendilerine edinebildiği bir vazife. Çocuklarımızı istediğimiz gibi büyütmek, hislerimize göre hareket etmek, annelik iç güdüsüyle yetiştirmek. Kime ne? Onlara, herkes kendi işine baksın denmeli. Öyle bir profil çizmişsiniz ki sizin uçuk, kaçık hayatı dilediği gibi yaşamayı seven, özgürlüğüne düşkün birisi olduğunuzu düşündürdü bana. Oysa ki sesim çıkmıyor yazmışsınız. Sesinizi çıkarın lütfen. Oldukça kısa, sert ve net cümleler kurun ki bu virüsler haddini bilsin. Bende işten çıktığım zamanlardan başlayarak yakın zamana kadar insanlara karşı elimden geldiğince ince olmaya, kırıcı olmamaya ve onları anlamaya çalıştım. Ama insanlar çabuk alışıyor verdiğiniz tavizlere. Merhaba demek, arada bir kahve içmek zamanla sizi o insanların kölesi haline dönüştürebiliyor. MESAFE çok önemli.

  5. yahu o kadar geziyosan paran var demektir kardes, esas sen onlari “fakir ve kiskancsiniz”diye ez bence.her zaman savundum en tatli para koca parasidir gerisi hikaye,gerci gezme paralari senin cebinden de cikiyor olabilir,o ayri(ve bir yorumcu harcanan paralarin kaynagina burnunu sokar,bir darbede ordan gelir magdur yazara,arkada orulen duvar efekti:) ..hem calismak 8-5 sistemin kolesi olmak demek degildir, her calisma hayatindaki insan uretiyor demek de degildir. yani degildir.
    nikahsiz yasamaya bende karsiyim,”imam nikahi out,resmi nikah in “diye bosuna mi sac bas yoluyoz?ama seni yargilamam.
    organ nakli konusundan da tereddutlerim var, beyin olumu oldugu halde,kalb olmedigi durumda hayata geri donenlerin sayisi az degil..ama seni yargilamam.
    cizgi film konunda tereddutlerim var,o konuda detay vermemissin,25.kare falan olmasin iclerinde,ama yine seni yargilamiycam cunku benim sacim da mor.
    hepsini bosver,kolay gelsin,basarilar..

  6. Ortalama olamamışsın hiç, şimşekleri çekmen bundan. İlk yorumda ne demiş, “çok buradayım diye bağıran bir yazı” demiş değil mi? Fark ediliyorsun, dikkat çekiyorsun. Sıradan insanların yapmaya imkanının/cesaretinin olmadığı şeyleri yapıyorsun. Ha belki bunu yaparken başka insanlara duyurma şeklin, onların bunu gösteriş olarak yaptığını düşündürmüş olabilir. Belki öyledir, belki değil. “Kıskanabilirim, gözüme sokma” tepkisi olabilir. Ama sebep neyse ne, çarşı yargılamaya karşı. Dostunsam eğer, doğru bildiğimi söylerim. Ama karar senin, sana uymadıysa sen bilirsin. Dostluğum azalmaz. Hayat senin hayatın, çocuk senin çocuğun. Suistimal olmadığı sürece duracağım yeri bilirim. Benim fikrimi beğenmedin diye senin hassas noktalarını arayıp oralardan vurmak dostluk değildir. O kadınlardan tez kurtulmak, söyleyeceklerinin sana ulaşmayacağı mesafeler koymak gerekir araya kanımca.

  7. Ben esasen sizi sıradan ve yazdıklarınızı da bencilce buldum. Bence düşündüğünüz kadar bu toprakta yaşayan bazı insanlardan çok farklı değilsiniz. İstanbul’da herhangi bir plazaya giderseniz sizinle aynı sıkıntıları yaşayan insanları çok rahat bulursunuz. yaşadığımız memlekette hergün minik minik göçmen çocuklar boğuluyor. Başka anaların evlatları bir hiç uğruna ya şehit oluyo ya bi manyak gelip katlediyo. Bunlar, boktan hayatımızın bi parçası haline gelmişken, sizi çocuğunuzla ingilizce konuşurken duyan biri belki sizi görgüsüz değil de yaptığınızı “saçma” bulmuştur.

  8. Toplum olarak başkalarının hayatlarıyla çok ilgiliyiz, kendimizden olmayanı yargılama hatasına çok sık düşüyoruz, siz de yazınızda bunu eleştirmenize rağmen aynı hataya düşmüşsünüz. Ne yazık ki bazı anneler çocuklarını çok erken yaşta tabletle tanıştırmak zorundalar, ve siz nasıl kızınızla İngilizce konuşmak istiyorsanız ve kendi haklı sebepleriniz varsa, onların da kendi haklı sebepleri var. Bu fikriniz aklıma daha önce bir Facebook grubunda “çok zorda kalırsanız baby tv izletebilirsiniz” diyen bir anneye “tv zararlı dedik siz ne diyorsunuz” diye bağıran başka bir anneyi getirdi hatta. Kullandıkları yöntemler genel etiği aşmadıkça her ebeveynin çocuğu için elinde olanın en iyisini yaptığına inanan biri olarak yargılanırken yargıladığınızı düşünüyorum.

    • Genel etik derken neyi kastediyorsunuz burada mesela? Bence şunu iyi ayırmak lazım ebeveynlik konusunda; çocuk için zararlı olan ve zararsız olan uygulamalar. Ki bunların da bilimsel olarak kanıtlanmış olması kıstasdır. Örneğin çocukla İngilizce konuşmak çocuk için zararlı değildir. Ha başkası saçma bulur, özenti bulur, faydalı bulur; o subjektif bir değerlendirme ve tamamıyla gereksiz bir yargılama, kısaca bize ne. Ama çocuğa baby tv izletmek zararlıdır. Nokta. Yani sapla samanı karıştırmayalım. Siz çocuğunuza baby tv izletmeyi tercih edebilirsiniz, ama zararlı olmasına rağmen bunu yaptığınızı da bilmenizde fayda var, sebebiniz her ne olursa olsun.

      • “Nokta”!!! tabi Sevgili Niki :D. (Sorsan bilimsel makaleyi kendin okudun mu, elestiri kapasitesine sahip misin, arastirmalar hangi sartlar altinda yapilmis, sosyo-ekonomik faktorler, correlation/causation arasindaki fark tik cikmaz ama). Ingilizce sanctimommy deyimini biliyor musun?

        • Deniz bu cevabını, benim mesela başka bir annenin kızına pembe tüller giydirmesi ve benim bunu çok rüküş bulmam üzerine yapsaydın belki anlamlı olabilirdi. Kişilerin tercihlerini yargılamak olurdu bu. Ama bilimsel gerçekliği su götürmez bir konu üzerine yapınca komik olmuş. Benim bilimsel makalenin kendisini okumuş olup olmamam, araştırma metodunu bilip bilmememin de önemi yok bu bağlamda; çünkü araştırmanın sonucunu değiştirmiyor bütün bu detaylar. Merak ettiğin için söyleyeyim; evet araştırmanın kendisini okudum, sana fayda sağlayacaksa paylaşabilirim, evet saydığın terimlerin hepsine hakimim, zira akademisyenim, özetle boş attın ama dolu gelmedi, üzgünüm:)

      • Öncelikle çocuğum yok, olduğunda da umarım televizyon seyrettirmek veya 4 yaşından önce tabletle haşır neşir etmek zorunda kalmam, AMA kalırsam da bir insanın beni hiç tanımadan çocuğuna zarar veren anne olarak etiketlemesine göz yummam, bu arada bazı anne-babalar çocuklarına aşı yaptırmayı bile kötülük olarak görüyorken bazı anne-babalar aşı olmadığı için önlenemeyen hastalıklardan ölen çocuklarını izliyor. Bazı anne-babalar çocuğu haftada 1 saat tv izledi diye kendini kötü hissederken bir çocuk 20 yıl boyunca kendi öz babası tarafından tecavüze uğruyor. Bu çok ekstrem bir örnek mi dediniz, sokağa çıktığınızda iç savaş mağduru, dilini bilmediği bambaşka bir ülkede dilendirilen ve hayvan muamelesi gören çocuklar var. İşte benim genel etik olarak adlandırdığım şeyler bunlar, yani çocuğun gerçekten ihmal edilmesi. Yoksa ben televizyonla büyüdüm ve annem kim bilir tek başına hem çalışırken hem de beni büyütürken içinde ne vicdan muharabeleri yaşadı, ama yine de 2,5 yaşımda okumayı söktüm, 6 yaşımda kendi kendime ikinci dilimi öğrendim ve şu an Türkiye’nin en iyi devlet üniversitelerinden birinde okuyorum. Umarım bir daha bir anneyi sırf sizden farklı davrandığı için azarladığınızda ve etiketlediğinizde bunu hatırlarsınız. Çocuklar sandığınız kadar kolay etkilenmiyor her şeyden.

        • Nikki
          Cocuga Dayak atmanin bilinsel bir faydasi yok ama zarari bilimsel olarak ispatlanmis. Bazen bir anneye dayak atmanin zararli old bahsedince ” biz dayakla buyuduk , anormal mi olduk” diye kendi yontemini mesrulastirmak istiyor . Sizinki de o hesap olmus, tv izlemenin bir faydasi yok ama zararlari ispatlanmis . Asi mevzuundaki gibi Iki farkli ekol tartismasi yok burda. Doktorlar ayda enaz 2 cocugun tv seyretmekten dolayi bir takim otistik davranislar edindigine dair sikayet aldiklarindan yakiniyor ise bu ciddi bir sorun demekki. Olay cocugun akademik basarisi ile ilgili degil sadece, duygusal ve sosyal olginlasmasiyla da ilgili. Ornegin 2,5 yas cocugu okumanin sifresini cozebilir belki ama okudugunu anlamayaz. O yas, resimli kitaplar yardimiyla cocugun kelime ve duygulari ogrenme yasidir..bunun onundeki en buyuk engel yine tv dir. Ideali 3 Olsa da enaz 2 yasina kadar korumaya calismaliyiz ekranin onunden diye dusunuyorum cocuklarimizi.” Salla gitsin, bizde seyrettik ne oldu sanki”ye getirmek iyi bir msj olmayabilir.. Ayrica iddianinzin akisine kimse kimseyi azarlamadi etiketlemedi yada ben oyle anlamadim.
          Sevgiyle..

          • Anlatmak istediğimi çok güzel örneklemişsin, teşekkür ederim. Amaç tabi ki kimseyi etiketlemek değil, çünkü bunun kimseye bir faydası yok. Amaç ebeveynlerin çocuklarına zarar veren uygulamaların bilincinde olmaları ve bunlardan kaçınmak için çaba sarfetmeleri. İlk adım bilincinde olmak. Bir saatten bir şey olmaz, biz izledik bir zararını görmedik gibi söylemler bu bilince ulaşmanın önünde engel. Ama ebeveyn derse ki; “çok zorda kaldım, izlettim, ama zararlı olduğunu biliyorum, başka çözümler düşüneceğim bir dahaki sefere”, işte amaç budur. Yoksa bana ne senin çocuğun nasıl yetiştirirsen yetiştir demek çok kolay, hele de çevrede etiketlemeden muzdarip ama İngiliz sinisizminin en tatlı göstergesi “sanctimommy” etiketini yapıştırmak için hazırda bekleyen insanlar varken. Bunca zaman ayırıp cevap yazmamın amacı son derece politika kaynaklı, özetle “sağlıklı çocuk, sağlıklı toplum”, kurtuluşumuz sağlıklı çocukların yetişmesinde.

          • “Biz de seyrettik ne oldu sanki” tarzı bir şey demedim, sadece Tv için insanların bu kadar suçlanmasına gerek yok dedim. Tabii ki her ebeveyn çocuğunu kötü şeylerden korumaya çalışır ama bu yüzyılda çocuk yetiştirmek için bol bol zaman ve para gerekiyor ve ülkemizin acı bir gerçeği de ebeveynlerin çoğunun bunlara sahip olmaması, yani çocuk Tv ya da şekerli yiyecekler gibi kötü diyebileceğimiz şeylere ister istemez, az da olsa maruz kalabiliyor, bu o ebeveynleri kötü mü yapar? Ya da yetersiz mi yapar? Bunu söylemek pedagoglar dışında kimseye düşmez, ama bu blog furyasının acı bir getirisi olarak insanlar en küçük bir hatada karşılarındakini yetersiz v.b olarak yargılayabiliyor, bu yazıdaki “çocuğum tablet ve tv izlemiyor ondan entrikadan uzak, sizinkiler gibi değil” hanım gibi.

        • Nikki verdiğin tek kişilik örneği emsal alıp, genel kaide olarak kabul etmek pek mantıklı olmaz tahmin edeceğin gibi. Bilimsel araştırma dediğin zaman çok daha geniş örnek havuzlarında ve diğer tüm şartlar kontrol edilerek sonuca varılıyor. Tabi bir de senin örnek verdiğin erken okumayı sökme, ikinci dili öğrenme gibi yetkinlikler, benim bahsettiğim tv’nin zararları ile ilgisiz aslında. TV neden zararlı? Kötü ve çocukların yaşına uygun olmayan içerik, asosyalleşme, dünyayı kavramanın gecikmesi, merak kaybı vb yan zararların yanında en önemlisi; çocukların beyni tv’nin hızlı akan resim yapısını ve hızlı değişen kamera açılarını, uyarıcı sesleri algılayacak kadar gelişmemiştir. İzlediklerini kaydeden ve anlamlandırmaya çalışan çocuk beyni, izlemesi sona erdikten saatler sonra dahi arka planda çalışarak bu hızlı akışı deşifre etmeye çalışır ve aşırı yorulur. Bu da çocuklarda uyku sorunları, hiperaktivite ve dikkat bozukluğu, otizm gibi olumsuzluklara sebep olabilir. Yani tv’nin zararlı olması gri bir alan değil, net olarak zararlı. Anladığım kadarıyla sizin daha çok takıldığınız konu annenin etiketlenmesi. Ama çocuğun gördüğü zararın yanında bunun bir önemi olduğunu düşünmüyorum. Benim o anne ile ilgili ne düşündüğümün bir önemi yok, çünkü bu annenin kendi vicdan muhasebesi. Kendi kar-zarar karşılaştırması. Çünkü herkesin şartları farklı. Mevcut şartlar içerisinde en az zarar göreceği alternatif tv izletmek olabilir, ancak dikkat; bu tv’nin zararlı olduğu gerçeğini değiştirmez. Ancak bence burada asıl önemli olan konu; neden tv’ye muhtaçmışız gibi bir anlayış var? Çocukları oyalamanın tek yolu tv mi gerçekten? Olmazsa olmaz mı? Ben tek alternatif olmadığını biliyor ve tecrübe ediyorum. İsteyenin pekala bulabileceğine de cidden inanıyorum.

          • Ceren hanım, çocukların oyalanması dışında size katılsam da benim asıl demek istediğim ebeveynlerin birbirlerini çocuk yetiştirme stilleri üzerinden kolayca yargılaması ve bunu kötü bulmam, yoksa çocukların doğadan ve ailelerinden başka bir şeye muhtaç olduklarını düşünmüyorum.

  9. siz farklı duygularla yazmışsınız illa ki
    ancak o kadar ‘marjinalim ben’ imajı çizmeye çalışmışsınız ki ben bu yazının ana duygusunu kendinizi ve kızınızı övme çabanız, bakın ne kadar da farklıyız biz gösterişiniz olarak algıladım maalesef

  10. sizin çevre bir garip. bütün çabalarınıza rağmen bana normal geldiniz. bizim çevremizde örneğin çocuk doğar doğmaz pasaportunu alıyor:)) çalışmayıp çocuk çombalak habire gezip tozan insan sayısı o kadar fazla ki sen neden çalışıyon diyorlar:)) mutlaka aileden biri çocukla ya Almanca ya da İngilizce konuşuyor ben ikisini de konuşuyorum örneğin bizim çoncukla kimse de napıyon sen demiyor bana Almanca konuş herkes İngilizce biliyor deniyor örneğin:))

  11. Yazıda yazılan hiçbir şey garip değil, marjinal değil… Ne bir başarı görüyorum burada ne de eleştirilecek bir şey tipik büyük şehir durumu ortalamanın üstünde plaza insanın çocuk büyütme yöntemleri… “gezgin” kelimesi otellerde kalıp 3 ay dil için Amerikaya giden biri için de fazla iddalı geldi sadece bana… Herkes çocuğunu ne şekilde yetiştireceğine kendi karar verir, çocuğu için de en doğrunun ne olduğuna anne/baba kendileri karar verir…