9 Yorum

Çalışmamak “Lüks” Değil

Yazar Hakkında

EBRAR GÜLDEMLER – Anne, bibliyofil, çevirmen, öğretmen… Otuz yaş eşiğini, bisiklet binip resimler çizdiği bir zamanda, iki çocukla geçti. Hayat cömertçe tam da istediği yöne evrildi. Uzun yıllar filmler, diziler, çizgiler çevirdi. Yeniden diplomalar edindi, evler değiştirdi. Çok okuyan, çok konuşan, çok yazan ve anlatan hallerini öğretmenlikle öğüttü. Kitap okumaya, örgü örmeye, yemekler pişirmeye, ikindi ışığına, semenderlere, renklere, uzun yaz öğleden sonralarına, dil öğrenmeye, bisiklet binmeye bayılıyor. İyiliğe, perilere, inceliklere, dengeye, kız kardeşlik kültürüne, barışmaya ve affetmeye, kelimelerin gücüne, her şeyin hayal etmekle başladığınave en çok sevgiye inanıyor. Çocukları büyütünce gemi seyahatine çıkmayı planlıyor.

Ebrar’ın tüm yazılarını buradan okuyabilirsiniz.

Parkta oturuyorum, çocuklarımın okula gittiğini fark eden birkaç anne “ooo ne güzel okuldalar bütün gün” diyor. İçimi çekiyorum sakince ama o iç çekme süresinde yaşlanıyorum. Bazense çalıştığımı anlamış oluyorlar ve “iyi bari bırakacak yerin var demek ki” diyorlar. Hatta tüm gün işte dinlendiğimi düşünenler olduğu gibi, aksine çocuklarıma yazık ettiğimi ima edenler de oluyor. Kapanış cümlesi genellikle aynı; “ee rahatsın tabii!” Bu cümleyi evde çocuklarıma bakmayı seçtiğim zamanlarda da duyduğum için, benim seçimlerimle ilgisi olmadığını içten içe biliyorum.

Her durumun ve seçimin belli fedakarlıkları da peşinde getirdiğini, seçimlerimin kesinlikle kendi rahatım ve keyfim için olmadığını açıklamak istiyorum, -öyle olsa da beni ilgilendirir ya, neyse- gücüm yok. Aşağıda çevirisine yer verdiğim şu yazıyı okuduğumda sahiden hislerime tercüman oluyor, ben de tercüme etmekten çok mutlu oluyorum.

***

Screen Shot 2015-11-15 at 7.40.16 AM

Bana masanın karşısından bakarak; “evde kalma lüksün olduğu için şanslı sayılırsın” dedi.

Bu sekizinci kez oluyor. Bu hafta bunu söyleyen sekizinci kişi. Sekiz benim için bardağı taşıran damla demek. Hiç değilse bu bardağı.

Kendisi de bir anne ve duygular konusunda usta olan görümcem üzerimde giderek artan baskıyı hissetti. “Evde kalmak bir lüks değil” dedi. “Çok zor. Bildiğim en zor işlerden.”

İçimi çektim. Ardından çocuklarım geldi, biri yüksek sesle trenini yerleştirmemi isterken, diğeri beni tuvalete çağırıyordu. Sakince uzaklaşmaya karar verdim. Görümcemin savunmasına minnettardım ama bu tam olarak söylemek üzere olduğum şey değildi.

Elbette, ben de “lüks” sözcüğünün evde kalan anne rolümü tanımlamasından nefret ediyorum. Ama düşündüğünüz sebeplerle değil.

Burada hangi işin daha çok emek gerektirdiğini tartışmayacağım; çalışan anne olmak ya da olmamak. Ben “herkes için zor olduğu” tarafındayım. Beni bu ifadede rahatsız eden, içerdiği maddi ve manevi imalar.

Lüks ağır bir kelime. Evet, kocam bir iş sahibi olduğu ve sahip olduğumuz düzeni karşılayabildiği için şanslıyız. Birçok ailenin çocuklarının temel ihtiyaçlarına dahi yetecek geliri olmadığının farkındayım. Çocuk büyütmek çok masraflı bir iş ve bir çok aile için gelir ve gider denkliğini sağlamak çok zor.

Dolayısıyla, elbette çalışmayan anne olabildiğim için şanslıyız. Ama lüks, ihtiyaç dışındaki şeylere denir. Fazlalıktır. Benim yaptığımsa temel ihtiyaç ve keyfime düşkün değilim.

Screen Shot 2015-11-15 at 7.40.38 AM

Eğer kocamın ailesiyle bu konuda masaya oturma fırsatım olsaydı, onlara hayatımızdaki lüksler hakkında birkaç şey söylerdim. Kocam ve ben birimizin evde kalabilmesini mali olarak karşılayabilmemiz için planlar ve düzenlemeler yaptık. İş yükünü birimizin alması ve diğerimizin evde kalması için ne yapmamız gerektiği hakkında kararlar verdik, hepsi zor kararlardı. Endişelenmeyin, evim darmadağın değil. Mutluyuz ve karnımız tok, sırtımız pek. Ama benim evde kalmamı maddi olarak karşılayabilmek bir dizi kararın ve seçimini sonucuydu. Lüks değildi.

Bana son zamanlarda bu yorumu yapan sekiz kişi de ekmek bulmakta zorlanan insanlar değildi. Fatura ödemek için uğraşan ya da son bozukluklarla süt almaya giden insanlar değildi. Birkaçı hakkında yanılabilirim, ama genellikle böyle tercih eden aileler, bir maaşla da idare edebiliyor. Güncel bir araştırmaya göre, gelir düzeyi en yüksek aileler çocuk başına en aşağı gelirdekinden iki katı harcama yapıyor. Bu harcamalar genellikle eğitim -üniversite masrafı dahil- ve ev giderleri oluyor. Örneğin odaları ayırmak, yüksek gelirli bir aileye göre. İki katı masraf. Yani iki maaş değerinde.

Peki öyleyse; neden daha büyük ev, daha havalı semt, tatil ve vazgeçtiğimiz bütün o şeyler bir ihtiyaçken ve ikinci bir geliri gerektiriyorken, ben lüks kabul ediliyorum?

Kablolu yayını kapattık. Çok az sayıda ve yeni ya da harika diyemeyeceğimiz elektronik eşyamız var. Yaz kampı, kurs ve dışarıda yemek gibi masrafarı kıstık. Bir tek iyi televizyonumuz var, o da on yıllık ve çocuklara göre değil. Biz böyle yapıyoruz, bizde işe yarıyor. Olduğumuz yere varabilmek için yaptığımız fedakarlıklar bunlar.

İki kişinin çalıştığı ailelerin hepsi maddi sebeplerle bu seçimi yapmıyor. Fakat kariyer için yahut sadece çalışmak istedikleri için çalıştığını söyleyenler genellikle beni rahatına düşkün olarak değerlendirmiyor zaten. Onlar sadece başka seçimleri olan arkadaşlarım.

Ama kendileri birçok lüksün keyfini sürerken, benim yaptığımı lüks olarak tanımlayanlar gerçekten kızdırıyor. Seçimlerimiz herkese uygun olmayabilir. Ama bu seçimlerin zenginlik yerine, bilinçli fedakarlıklarla yapıldığı konusunda anlaşabilir miyiz?

Toplumumuzda ebeveynler için birçok farklı seçenek var. Sonuçta mutlu ebeveyn, mutlu bir aile demek. Evde kalmak yahut saatlerce dışarıda çalışmakla ilgisi yok.

Mutlu bir aile –mutlu bir geniş aile- kendine uygun seçimleri yapan ve başkalarınınkine saygı duyandır. Bu da, seçimlerimizi oluşturan kararlarımızı ve fedakarlıklarımızı küçümseyen “lüks” gibi ağır yükü olan kelimeleri kullanmamak anlamına geliyor.

***

Yazının orijinalini buradan okuyabilirsiniz.

 

9 yorum

  1. Yazinin icerigi, nokta vurusu yapmasi bir yana benim gozum cevirinin guzelligine takildi en cok. Hic ceviri ‘kokmayan’ cok guzel otantik ifadeler (karnimiz tok sirtimiz pek) iceren, sanki sifirdan yazilmis, kulaga batmayan bir ceviri olmus. Elinize saglik Ebrar hanimcigim 🙂

    • Vallahi ben de aynı hisse kapıldım. Geri dönüp neresi çeviri,ydi diye aradım, sonra hangi kısmını kim yazdı anlayamadım diye baştan bir daha okudum ve orjinalini okuma gereği duymadım. Elleriniz dert görmesin sevgili Ebrar! Ve Jasmina sultan güzel yanaklarından bu vesileyle kocaman öptüm!
      Not: Dışarıda çalışmıyor olmamı lüks sayanların da hep başka kadınlar/anneler olması bana çok ironik geliyor doğrusu… Birbirimize anlatamadık ki derdimizi başkalarına anlatalım…

  2. Yazınızı, başlığı facebookta dikkatimi çektiği için okuma şansım oldu. Bir baba olarak iş yükünün (dışarıdaki işler ve ev işleri) paylaşıldığı ailelerde daha mutlu bir ortam olduğu düşüncesindeyim. Ev işlerini hafife alan insanlara da acayip gıcık oluyorum bunu da belirteyim. Ayrıca yazınız bir çeviri değil sıfırdan yazılmış gibi, paylaşımınız için teşekkürler.

  3. Yazi “bana luksu yakistiriyosun ama ben kanaat ediyorum , daha cok kazanip cok harcayarak luks icinde olan esas sensin”minvalinde evrilmis.
    Bana da evde oldugum icin hep ” cok yoruluyon di mi, kucuk cocuklar cok zordur, Canim ya..” Diye acirlardi. Bana da bundan fenalik gelirdi.” Yoo cok rahatim, butun gun cocuklarla hoplayip zipliyoz, bise yaptigim yok” derdim ki oyleydi bence. Yani ne soylediginiz degil, karsi tarafin bundan ne hissettigi onemli. Cevresindekiler ” aa ne guzel cocuklarinla berabersin” demek istedi belki ,o ise ” Bana bak ben senin kadar harcamiyom taaam mi ” falan demis. Anneler su alinganliklari biraksinlar bi gozlerini seviyim.orjinaline bakmadim ama tercume akiciydi gercekten, tesekkurler .

  4. Annelere en büyük kötülükleri yine anneler yapıyor bende bunu anlamıyorum işte. İlla yorum yapma cesaretleri takdirlik derece de mükemmel. Çok güzel kaleme alınmış sevgiler

  5. Yurt dışında bu bir seçim olabilir ama burda bu seçim çoğu şey gibi bizim yerimize yapılmış durumda ve çoğumuzun evden çalışma gibi bir lüksü -evet lüksü – yok. Kadının evde oturması kulturumuzun bir parçası oldu ve biz çalışan kadınlar hem bu zihniyete karşı savaşıyoruz, hem çocuklara yetişememe suclulugunu yaşıyoruz hem de bizim evlerde temiz, o yemekler yapılıyor, o bulasiklar yıkanıyor vs… Bu yazının amacını anlamadım, ne yapalım aciyalim mı tek tv var diye???? Seçim sizin evet, bizi de çok ilgilendirmiyor ama hissettiğiniz suçluluk mu artık ne duyguysa sürekli bir ‘biz de evde çalışıyoz tamam mıaaa’ diye bir onaylatma çabası nedir anlamadım. Ablacım gel bunları sabah kızını burdaki okula birakip tüm gün binayı temizleyip, sonra kosup eve gidip bir de orda yemek, ödev vs uğraşan kadına anlat. Ev hanımlarının bitmeyen çilesi mi empati duymamız gereken nedir? Çalışmama guzellemelerini bırakın, bu yüzden kadınların tek derdi adamların maaşları oldu. Bizler de sanki erkeklerin islerini çalıyor gibi muamele görüyoruz. Bu memleket herkesin devamli üretmesine ihtiyacı var. Kapısındaki iki tavuktan iki yumurta dahi alan köy kadinini tenzih ediyorum.

    • alkış!!!! bayıldım gülay hanım! çok çok haklısınız 🙂

    • Ebrar, harika çeviri olmuş, ben sonuna gelene kadar başını unutup sen yazdın sandım:) Eline sağlık.

      Kim ne derse desin çalışmamak bir ”lüks”. Neyin peşinde bu çalışmayan kadınlar? Bir tercih yapmışsın, çalışmıyorsun, ee, gerisinden bize ne? ”Hem karnım doysun hem pastam bütün olsun” sendromu bugünün annelerinin derdi. Çalışan ”çalışmıyormuş” gibi mikemmel ev hanımlığı peşinde, çalışmayan ise ”çalışıyormuş” gibi muamele görmenin. Ayy, aman, ne haliniz varsa görün. Ben işe dönüyorum:)

  6. Lüks kelimesine ne çok takılmış yazar. maddi değil manevi olarak anı biriktirmek açısından da konuşulmuş olabilir ne anlamda lüks dediler yazara da bu kadar alındı bilemiyorum tabii. aza razı geliyoruz biz lüks vs yok ortada demiş. ama onun azı bile başkalarına göre fazla olabilir. ya da tam tersi olabilir. çocukla ortalama bir hayatta ne lüksü içinde yaşayacaksın zaten. hayat şartları belli. anne baba çalışınca da villalarda uşaklarla dadılarla yaşamıyorsun sonuçta. bizim hayat şartlarımızda ne olur çocukları özel okula gönderirsin o da ortalama bir özel okula, ortalama faaliyetlerine sosyal yaşamına devam edersin. bu arada neden hep anneler evde oturuyor da babalar çalışıyor o da enteresan. erkekler iş hayatında nerde olursa olsun daha fazla kazanıyor demek ki.