0 Yorum

Ezgi’nin Gebelik Günlüğü, 17. hafta

Sonunda yine evimden- herkese merhaba!

Bu hafta oraya koştur, ordan çıkıp aceleyle buraya koştur, trafiğe takıl, trafikten çıkabilmek için trafik radyo dinlerken bir yandan da cep telefonundan trafik yoğunluk haritasına bak haftası oldu! Düzce’ye yerleşip sessiz sakin, her yere yürüme mesafesinde bir hayatla tanışalı daha 5 ay oldu ama ben unutmuşum ya İstanbul trafiğinin ne menem bir şey olduğunu! İstanbul’un en güzel zamanının Pazar sabahı olduğunu… Hele ki Şişli ve Mecidiyeköy, evlerden ırak olsun hafta içleri.

Efendim bu hafta bizim bebenin pipisinin Facebook alemlerinde çok konuşulmasıyla başladı. Halbuki salı günü biz Elif’le buluşmuş, kısacık da olsa çok güzel sohbet etmiştik. Dönüşte bir baktım ki sünnet konusunda derin(!) tartışmalar yaşanıyor. Kim bilir Elif salt hakaret içeren kaç yorum sildi. Mevcut yorumların bir kısmına da ben yanıt verdim. Ne yazık ki beni düşündürecek, işin bir de bu boyutu varmış dedirtecek bir karşıt görüş gelmedi. Konu böylece ben ve Barış arasında daha sonra tekrar konuşulmak üzere kapanmış oldu.

Ama bu süreçten ben bir şeyler öğrenmez miyim? Öğrendim tabii. Özne ve iktidar üzerine okuma yapmaya ve bunu çocuk hakları perspektifiyle görmeye karar verdim. Hatta özne ve iktidar kelimeleri yan yana geldiğinde akla ilk gelen isim olan Michel Foucault ile bu işe başlamaya karar verdim. Yıllardır az az okuma yaptığım ve kaçtığım Foucault kitapları şimdi masamın üzerinde. Hafif tırssam da ağır dilinden, mecbur okuyacağım. Çünkü; hükümetler halklara baskı yaptıkça biz tekil bireyler de sanırım ev içi iktidarımızı perçinleyerek dişimizi geçirebildiğimiz, üzerinde iktidar sahibi olmaya çalıştığımız aile içi yaşamlar inşa ediyoruz. Bu da kadın ve çocuğun ev içinde de baskılanması oluyor. Hatta erkek kadın ve çocuğa baskı yapıyor, belki kadın da tek iktidarını yönlendirebileceği çocuğa. Dolayısıyla çocuklar ebeveynlerin iktidarını üzerlerinde hisseden birer insan olarak yetişiyor. Bu elbetteki her evde böyle değil ya da bunun zıttı kuralsızlık değil. Bu iktidar-özne ilişkisi bu hafta boyunca hep kafamın bir köşesinde döndü de durdu. Ama bu düşüncenin başlangıcı taa geçtiğimiz Nisan ayına dayanıyor.

Başka Bir Okul Mümkün Derneği, Başka Öğretmenler Mümkün (BÖM) Projesi başlattı Mart 2015’te. Bu proje kapsamında Nisan ayında Kaş’taki Düşler Akademisi’nde 4 günlük bir eğitim aldık; bunun ilk 2,5 günü çocuk hakları üzerineydi. İstanbul Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimi (ÇOÇA) verdi bu eğitimi bize. Eğitim sırasında bir de atölye çalışması yapıldı ki işte beni bu noktalara getiren çalışmadır o.

Bir tahtaya 4 tane cümle yazıldı. Bize tek tek bu cümleler gösterildi ve kesinlikle katılıyorum, katılıyorum, katılmıyorum, kesinlikle katılmıyorum seçeneklerinden birini seçmemiz, aramızda tartışmamız istendi. Benim derdim son cümleyle. Şöyle bir şeydi: “Çocuklar genel seçimlerde oy kullanabilir.” Bu cümleyi gördükten sonra hangi tarafta olacağımı bilemeyip şöyle ortalarda gezindim. Herkes yerini seçtikten sonra ben kendimi “katılıyorum” köşesinde buldum ama pek de nedenini bilmeden. Sonra katılmayan arkadaşlar sebeplerini anlatırken hepsi çocukların ebeveynleri tarafından yönlendirileceğini, bu sebeple oy kullanmamalarını tercih ettiklerini söylediler. Belki çocukların yönetim için akıllarının ermeyeceğini düşünenler de vardı, bilemiyorum. Bir de yaş sınırı konusunda kafalar karışıktı. Ama benim için önemli olan ebeveynler tarafından yönlendirileceğinin düşünülmesiydi. Osmanlı kadın hareketi ve Dünya’daki kadın mücadelesi üzerine yaptığım okumalar ve izlediğim filmlerde de aynı cümle geçiyordu çünkü. Diyorlardı ki kadınlar oy kullanmasın diyen erkekler, nasılsa kocalarıyla aynı partiye/kişiye oy verecekler! Çünkü kocası olmayan kadın toplumda yok zaten! Kadın bir birey değil, fikri olamaz, kocası ne derse onu yapar! Şimdi çocuklar için aynısını düşünüyorduk işte! Ben de katılıyorum köşesinden kesinlikle katılıyorum köşesinde tek başına duran Özenç’in yanına geçtim. Hükümetler, devletler yıllardır çocukları yönetmiyor mu? Bu toplumun yüzde bilmemkaçı çocuk değil mi? Neden seçimlerde oy kullanmaya hakları yok o zaman? Dahası yönetenler arasında neden çocuk yok? Ya sevgili okuyucu, gördün mü yediğim tokadı? Biz çocuklar için güvenli sokak oyun alanları istiyoruz, ama çocuk seçmen olsa siyasiler onlara da hitap etmek, söz vermek zorunda kalacak. Sözlerini tutarlar tutmazlar ayrı mesele, ama hitap etmek zorunda kalacaklar. Biz yetişkinlerden daha çok park, bahçe ihtiyacı var onların ve bunun için daha canla başla mücadele edebilirler.

Typic
Sanırım böyle düşünceler arasında boğuşarak kendimden bir anne doğurmaya çalışıyorum. Çocuğu üzerinden hayaller kurmayan, çocuğun kendi istediği gibi biri olması için ona destek olacak, güvenliği için kuralları olan ve bir kadın olarak kendini unutmayan, kendisine ayırdığı zamanları olan bir kadın olmaya çalışıyorum. Olur olmaz, ne kadar olur bilmiyorum. Ama bence uğraşmaya, üzerine düşünmeye değer. Ve bu beni çok heyecanlandırıyor! Çocukların düşünme biçimine hayran olduğum için onlarla çalışıyorum ben. Onlara benzemeye çalışıyorum aslında.

İşte bunları kafamda evirip çevirirken bol bol da gezdim bu hafta. Henüz bizim bebe minicik olduğundan ve bence rahat bir gebelik geçirdiğimden fıldır fıldır gezebildim. Bu sorunsuz hali için kendisine teşekkür eder, devamını dilerim! Böylece kitap fuarına gittim, orada kalabalıktan pek gezemesem de çalıştığım yayınevinin standında kitaplarını çocukken çok okuduğum Aytül Akal’la tanıştım. Aynı gün liseden bizim kızlarla buluştuk. Her zamanki gibi kazık kadar halimize bakmadan sanki 10 yıl önce, yine lisedeymişiz gibi gırgır şamatalı bir akşam geçirdik. Hiç kilo almadığımı söylediler!

Ertesi gün de Düzce’ye döndüm. 17. hafta bebekte nasıl gelişmeler oluyormuş, neresi ne kadar büyümüş hiçbir fikrim yok. Ama 18. haftada bunu telafi edeceğim!

Sevgiler,

Ezgi

Yazar Hakkında

EZGİ BERK– Severek aldığı tarih eğitimi sonrası kendini eski çağlara ait kitaplar arasında çalışırken buldu. Hâlâ tarih kitapları arasında çalışmakta, satır aralarında insanların duygu ve davranışlarını aramaktadır. Aynı zamanda eğitim hayatının hangi evresinde kaybettiğini hatırlamadığı zengin hayalgücünü tekrar keşfetmek için çocuklarla çalışıyor. Bazen de çocuklar olmadan, çocuklar için çalışıyor. Çocuk edebiyatı tutkunu. 27 yaşında ve ejderhalara inanıyor.

Ezgi’nin tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların gebelik günlüklerini buradan okuyabilirsiniz.