6 Yorum

Ne Mutlu 70-80 Kuşağına!

Aşağıdaki yazı Blogcu Anne okurlarından Sabiha Gürkaynak tarafından kaleme alındı.

***

IMG_338330’lu yaşlarımızdayız hepimiz.
Anne olalı on yıldan az oldu.
Ne zaman büyüdük, anne olduk anlayamadık.
Yarış atı gibi ergenliğimiz, genç kızlığımız hep test çözmekle geçti.
En iyi notları biz aldık, en başarılı biz olduk.
En iyi okullarda okuduk ve şahane birer diplomanın sahibi olduk.
Sonra anne olduğumuz güne kadar yaptığımız her şeyi çok büyük bir başarı sandık.
Çünkü öyle sanmamız istendi.
En önemli şey akıllı, uslu olmaktı; küçük bir kızken de, büyüyünce de bir şey değişmiyordu.
Akıllı ve uslu küçük kızlar derslerine çok çalışır ve hep başarılı olmak için çabalardı.
Arada Barbie evi için ağlayabilirler ama çok uzatmasınlardı.
Çünkü akıllı ve uslu bir kız olmak bunu gerektirirdi.
Düzenli ve temiz olmaları, defterlerini, kitaplarını gıcır gıcır muhafaza etmeleri de beklenmekteydi bu kızlardan.
Misafir gelince annelerine yardım etmeleri, sofra toplamaları, süpürge tutmaları da gayet olağandı.
Çünkü aslında bunların hepsi annelerinin işiydi ve fakat zavallı annelerinin yardıma ihtiyacı vardı ve onlar annelerinin sağ kolu olmalıydı.
Yeter ki babaları annelerine kızmasındı; zaten her şeyi yaparlardı.
‘Afferin!’di onlara! Daim yıldızlı pekiyiydi karneleri.
Ne kadar da ‘olgun’ -yani hiç arıza çıkarmayan- çocuklardı. Maşallahtı.
Annelerinin akıllı kızları, güzel kızları, prensesleri…!
AspykIA6_nlTP5XcxnMuyid9aJlSyLMYs0G252Y72uFr

Ama sonra bir bebek geldi, iki şaplak atıverdi o prensesin suratına ve dedi ki;
“Pşştt, akıllı, uslu, güzel kız; kalk bakalım. Aslında mevzu biraz daha derin, gel ben sana anlatayım.”
Sen bir ömür boyu hep tabağına koyulanı yedin.
Hiç problem çıkarmadın.
Huysuz, mutsuz, sevimsiz ve şımarık bir kız olmadın.
Her şeyi olgunlukla karşıladın.
Anneni ve babanı hiç üzmedin.
Hep alttan aldın ve bazen kardeşinin altını bile almak sana kaldı.
Hiç kıskanmadın, öfkelenmedin ve kimseye karşı kötü bir düşünce beslemedin.
Sorun çıkmasın diye herkesi ve her şeyi idare ettin.
Bir de bana üzülmesin annem, diye incecik düşüncelerin oldu.
Sessizce derine gömdüğün çocukluk telaşların ve isteklerin de…
Şimdi sen bunların hepsini yaptın ya, çok sevilen ve daim takdir edilen kızı oldun ya ailenin,
Ne oldu biliyor musun?
Koca bir hiç!
Çünkü sen, sen olamadın ki hiç!

IMG_3387

Sana bir resim çizdiler, sen de hiç taşırmadan en güzel şekilde boyadın.
Resmin fevkalade olmuşsa da, aslında senin istediğin bu resmi boyamak değildi.
Aslında sen resim yapmak da istemiyordun ama hoş sana soran olmadı.
Ama şimdi ben geldim.
Her şeyi değiştirmek için, sana yardım etmek için geldim.
Sil baştan o kızı çıkar dışarı da birlikte oynayalım, elele büyüyelim diye geldim.
Çocukluğum keyfine nasıl varılır gel de ben sana öğreteyim.
Sırf işime gelmediği için dakikalarca nasıl ağlanır öğren mesela, istemediğinde nasıl kocaman ‘hayıırrr!’ denir öğren ve bir de edebinle sinirlenmeyi öğrenmelisin bence.
Sinirlenip kocaman bağırabilmelisin mesela, içinde damlamasına, orada birikip seni çürütmesine izin vermemelisin.
Üzülmüşsen üzülmüş gibi yapmalısın küçük kız. Üzülmek zayıflık değildir, aksine bir kalp üzere yaşadığının belirtisidir ki, bununla gurur duymalısın.
Yeri gelince, “oynamıyorum ben, aldım topumu gidiyorum işte, hıh!” demelisin. Beş dakika sonra pişman olabilirsin ama hata yapma hakkını kullanmalısın küçük kız.
Bir şarkının dediği gibi,
“Kendini kıvrımlarınla ve köşelerinle sevmelisin.
Ve mükemmel olan mükemmellikdışı herşeyini!”
Sen kimsen, o’sun, -mış gibi yaşamak zorunda olmamalısın.
Ve aslında böyle ne kadar mutlu bir kadın olacaksın, inan hiç bilmiyorsun…”

ApluKi0piTx_DnnpLypf6fVoR3B46_sXroYBzNnecmMa

Sustu sonra o bebek.
Akışına bıraktı.
Ama elimizi hiç bırakmadı.
Bizi kendi dünyasına götürdü.
Çok az girmeye fırsat bulduğumuz, belki hiç tanıyamadığımız çocukların dünyasında bizi yanına oturttu.
Kırmızı balık gölde kıvrıla kıvrıla yüzdü,
Küçük kız da ilk defa çocuk oldu.
Ne kadar zor bir masalın kahramanı olduğumuzu çocuğumuzu büyütürken anladık biz.
Terapistten önce kendi çocukluğumuza kendimiz inmek istedik, ama onu bir türlü bulamadık.
Çünkü çocuk dediğin; çocuk gibi olmalıydı.
Bizse akıllı uslu olması gerekenlerdik.
Neyse olan olmuştu, artık masallara mutlu son gerekiyordu.
Çok şükür ki bazı çocuklar için vakit çok erkendi ve çok şükür ki o çocukların anneleri geç de olsa izin vermişti iki çocuk gibi oynamalarına…

Ne mutlu 70-80 kuşağına!

 

fazlaanne.com
twitter: @susaminannesi
instagram: fazla_anne

***

Fazla Anne’nin diğer yazılarını buradan okuyabilirsiniz.

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

6 yorum

  1. ”Ama şimdi ben geldim.
    Her şeyi değiştirmek için, sana yardım etmek için geldim.
    Sil baştan o kızı çıkar dışarı da birlikte oynayalım, elele büyüyelim diye geldim.
    Çocukluğum keyfine nasıl varılır gel de ben sana öğreteyim.”
    Nasıl güzel anlatmışşınız… Nerede okuduğumu hatırlayamadım ama bir yazar diyordu ki: Çocuklara sürekli bir şeyler öğretmeyi bırakıp, onlardan bir şeyler öğrenmeye başlayınca anneliğin sırrı ortaya çıkıyor. Bırakalım a b c ‘yi 1-2-3’ü zamanı gelince öğrensinler, bizim onlara öğreteceklerimizden daha çok, onlardan öğreneceklerimiz var… Sevgiler.

  2. Yaziniza bayildim.biri bes yasinda biri 8 aylik iki çocuk annesiyim.ne zaman birakalim onlar çocuk ,cocuk gibi davransinlar desem hep cocuklarimi simartmakla ,terbiye vermemekle suclaniyorum.yalniz cocuklarim da neredeyse sizin anlattiginiz akilli uslu cocuk olup arada bir abartmadan barbi evi icin aglayabilen kıvamda. cidden sakin çocuklar.benden robot yetistirmemi bekleyen insanlari anlayamıyorum.ben sinifta ders anlatirken bile ogrencilerimin put gibi durmasini istemiyorum.birakalim da cocuk çocuklugunu yasasin.bize bu sans verilmedi biz cocuklarimiza verelim…

  3. Çok güzeldi, kalbe dokunan.. Devamını bekliyorum.

  4. şimdiki çocuklar için gercekten üzülüyorum 80 lilerde doğdugum icin kendimi bayagı şanslı gorenlerdenim doya doya çocukluk yaşadık. Ne sendrom gördük ne depresyon 🙂

  5. Adının Sabiha Gürkaynak olduğunu bilmiyordum ama bu yazıyı fazla annenin yazdığını hemen anladım ! Harikasın Sabiha.

    Okumadıysan ”Yetenekli Çocuğun Dramı” çok şey anlatabilir sana, yaşanmayan çocukluk hakkında.

    Selamlar, sevgiler.