7 Yorum

Kalbî Yorgunluklar

Aşağıdaki yazı, Yorgun Anne rumuzlu Blogcu Anne okuru tarafından kaleme alındı.

***

Bazı akşamlar var, daha doğrusu bazı geceler… Evli arkadaşlarımı düşünüyorum. Ah harika olmalı, kendileri eti pişirirken, kocaları salatayı doğruyor, sonra o büyük ve neşeli aile sofrasında kahkahalarla bir yemek… Ardından kahve makinesi çalışıyor, çocuklar zaten erkenden odalarına çekiliyor, sonra biraz televizyon, sohbet, tahta çerezlikler, belki şarap, sonra İskoç battaniyelerine sarınıp sarmaş dolaş uykular.

Biliyorum, belki gerçek bundan çok uzak ama o “evlerin ışıkları bir bir yanarken” diye şarkısı olan saatler, bazen çok zor oluyor. Yalnızlık bazen gerçekten karanlık gibi çöküyor. Yorgunluklar birikince, her şey üst üste gelince… Konuştuğunda, sesinin duvara çarpıp daha yükselerek sana dönmesinden yılıyorsun, bir kulakta, bir ruhta aksetsin istiyorsun… İlk yıl, çocuklar bebek arabasında, oturduğum sitede uzun yürüyüşler yaparken, tam o çatal kaşık sesleri saati hani, ailelerin yemek telaşı vakitlerde zile basıp kaçmak isterdim.

Yorgunum derken, en çok da kalbimi kastetmişim aslında. Biraz dinlendikten sonra, o uzun karanlık yolu, tek başına çarpa çarpa yürüyüp bitirdikten ve hayatı düzenledikten sonra, evet nihayet Maslow piramidinin ilerleyen basamaklarına çıkmak ve aşk! İnsan en çok da kendinin o aşık halini özlüyor.

Sevgili Bekar Anne, hiç değilse dene. Dene tabii. Ama işte bazı şeylere dikkat et. Et ki; günün sonunda daha yorgun bir kadın kalmasın elinde.

Her şeyden önce, boşanma yahut büyük ayrılıkların ardından enkazı toplarken, ilk ilişki yüksek ihtimalle, sorunlu oluyor. Bildiğin türden hayat sona ermiş. Haliyle yeniden ve güçlü bağlanma isteği kafanı karıştırıyor, bağlanma pattern’ini tekrarlayabiliyorsun. Bir problemden kurtulmaya çalışırken, daha beterine tutulabiliyorsun. Kaç oradan.

Muhtemelen o flört dünyasından epey uzakta kalmışsındır. Önce bir sistem güncellemesi yapayım senin için; her şey artık çok hızlı! Bilmem anlatabiliyor muyum? Sakin sakin tavuklu pilav yerken ilişkiler ve bu anlamdaki yayın akışını konuştuğun adam “işte biraz zaman geçirirsin, sonra fiziksel temas, sonra ilişkinin adını koymak” falan diyebiliyor, yemek boğazına diziliveriyor. Akşam yürüyüşünün ardından, yukarı “kahveye” davet bekleniyor. Üslup sıfır, direk hareket var. Oysa çapkınlık yapmanın da bir raconu var, olmalı.

Bir kere üzgünüm, toplumda sahiden “dul kadın” algısı hala var. Sizin erkeksizlikten ölmek üzere olduğunuzu ve yaşam destek ünitesinin fişini elinde tuttuğunu zannedenler epey çok. Bu nedenle geliştirdiğimiz otomatik katılık da evet çok eğlenceli değil. O katılığı da, soğukluk zannetmeleri ayrı bir zeka düşüklüğü. Mecburi bir zırh bu.

Sonra ıssız adamlar var. “Ben bağlanmayı sevmiyorum, kendim daha çocuğum ne çocuğu yahu…”lar var. “Geceyi seninle geçirmek, sabah da aramamak istiyorum” demek istiyor, terbiyesi müsaade etmiyor; kıyamam. Sonradan öğreniyorsunuz ki, boşanmış olmanızla ilgili değil, bu kuşağın genel bir sorunu olarak bu tipler dünyaya dağılmış. Artık annesiyle hangi olması gereken bağı kuramadıysa, hala sağlıklı bağlanma yaşayamıyor olmalı. İlişkide terapist rolü alışık olduğun bir şey, dinlemeye kalkacak oluyorsun, sonra tam da neyden kaçtığını hatırlıyorsun.

Kimisine anlatman gerekiyor. Şunu beklerim, şöyle olmalı vesaire. İlişkiye Giriş 101. Zamanında o kadar çok anlatmışsın ki zaten, halin yok. Yaşamsal bir ihtiyaç olarak; “anlaşılmak.” Uzun uzun anlatmadan. Anlatmaya kalktığın da oluyor çünkü şefkat öyle kıymetli ki, birazının peşinden bile kıtalar aşacak kadar gereksinim duyuyorsun. Ama hayır, anlatmamalısın. Sonra senden öğrendiklerini yeni deneyimlerinde kullanacak zaten, ölü yatırım.

Beceriksizler çok. Evet, ilkel bir tanımla beceriksiz. Hayatı kotaramıyor, bunu da özgür ruh falan olmasına bağlıyor. Sense annelikle uğradığın deformasyondan mütevellit bir koruma, kollamaya kalkabiliyorsun. İş “yemeğini yedin mi? aman üşütme”ye varabilir, şimdi bu adamı yavaşça bulduğun yere bırakıyorsun, anlaştık mı?

Mesela, kendi monoton ve korkunç sıkıcı evliliğinden şikayet eden saygısızlar var. Belli bir mesafeden, medeni halini bilmeden, hayran olduğun adamı evde elinde kumanda dizi seyredip “akşama ne yemek var?” diye tısslarken düşününce, haline şükrederek kaçıyorsun. Gözünün önünde merdivenden aşağı yuvarlanan adam hali. Pencereden dışarıyı seyrederken hayal kuran mı daha dürüsttür, o pencereyi kırıp kendini dışarı atan mı sahi?

Durup böyle bir tanrıçaya bakar gibi “sen ne güçlü kadınsın!”lar var. Sağol canım, evet. Küfür! Evet, güçlü kadınız ama bu rolü romantik ilişkide de üstlenmek istemiyoruz mesela. Bu özelliği pekiştirip, “güçlüsün sen, güçlü kal” mesajını duymak istemiyoruz. Adamın gücüyle gözümüz kamaşsın, üstelik o güce ihtiyacımız da olmasın istiyoruzdur belki, mesela.

Evlilik düşünenler, “ciddi” düşünenler var. Derhal o kurumsallığa girmekten korkabileceğini göremiyor, hepsi bu. O evrak işi bile aşırı mantıksız gelebiliyor bir süre… Sahiden ve çok derinden aşık olanlar var. Ama korkuyor. Denizin kenarına dek geliyor, ayağını dahi sokamıyor, anlamıyorsun. Mesela, ben bunu bulamadım tam olarak, neden korkuyor olabilirler? Derinlikte boy vermek gibi, galiba.

Kabalar var, düzler var, kafası karışıklar ve iflah olmaz romantikler var, senin sorun çözmedeki becerini kendi hayatında faydaya çevirmek isteyenler var. Maymundan insana doğru evrilen bir skala bu. Ama sahiden çok yavaş bir evrilme. Haliyle Neandertal’larla tanışıyorsun, zamanla anca primatlara ulaşıyorsun.

Sense, ağaç gövdelerindekine benzer izler taşıyorsun. Aslında herkesinki gibi ve görünmez. Olduğun kadın halinle sevilmek istiyorsun, bütün olarak, parçalanmadan. Sabahlara kadar konuşacağın, dünyayı baştan yaratıp birlikte gezebileceğin biri tarafından. Görünmez oklarla inen bir aşk değil de, “ben artık sahiden yalnız değilim” dediğin ve bu şansı korumaya söz verdiğin biri.

Velhasıl Bekar Anne, galiba “sonsuza dek mutlu mutlu yaşadılar” yok, onun yerine güzel anlar, saatler, birlikte çıkılan yollar var. Güvenmek var, saygı var, koşulsuzca kabul görmek, sakince bir bankta oturup beraber susmak var, yorgun bir günün akşamında “anlıyorum, buradayım” kelimeleri var…

Yani şey… Vardır bizler için de herhalde, değil mi?

Yazarken dinledim:

***

Yorgun Anne’nin diğer yazılarını buradan okuyabilirsiniz. Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

7 yorum

  1. İki çocuk annesi bekar bir anneyim ve yaşadıklarımı yazsam aynı paralellikle olurdu. Aslında yazdım da, ama sizin kadar cesaretli olamadım, hiç yayınlayamadım. Bu seferde “dul kadın ” yaftasına “isyankar” kelimesi de eklenecekti. Anlaşılmayı beklemek çok yorucu. Fakat nasıl bir ironiyse ben hala böyle birilerinin olabileceğine olan inancımı yitirmiyorum. Sanırım bu da beni, “Salak isyankar dul kadın” yapacak 🙂

  2. Kadınlık halleri insanı nasıl da büyütüyor. Erkeklerin içindeki çocuğu itinayla besleyip büyütebilmesine şaşırmamak lazım. Anne olunca bir kadın çoğu şey gibi hayatı da anlıyor netekim. Bayıldım yazınıza. Evlerin ışıkları meselesinin ayrıca altını çizmek isterim. Aşk dolu günleriniz olsun.

  3. Offf…Daha yarısındayım yazının ve sürekli tüylerim diken diken..Çok iyi anlıyorum sizi. Yakın olsak da haftada bir akşam, kalabalık sofralara otursak birlikte, kahve makinesini tekrar tekrar çalıştırsak, mısır patlatsak sonra, çaylar içilse, gece bitmese, bebeleri koyun koyuna yatırsak..

    Neden bu kadar zor artık ilişki kurmak? Kadın-erkek değil, kadın-kadınayı kastediyorum. Niye bu kadar kalın zırhlar ve ruhlar neden bu kadar hazır vedalaşmaya??

    Kaleminiz çok kuvvetli, keşke bir blogunuz olsa..

  4. O kadar iyi anlıyorum ki seni, yorgun anne. Bazen anlatmak istiyorum arkadaşlarıma neler hissettiğimi ama ağızımı açmak bile yoruyor, bırak kelimelerin çıkmasını. Delik deşik içim benim de, kırık. Anlatıyorsun bir adama misal, hani hep susuyorsun paylaşmıyorsun ya…bu sefer de anlatayım diyorsun, açılayım diyorsun…üzülen yine sen oluyorsun. Dönüyor en kırık yerlerinden vuruyor sana. Zor hakikaten de, gerçekten de zor ama vardır ya…yani gece boyu konuşabileceğimiz, elimizi tutup yolumuzda yoldaş olacak birileri muhakkak vardır…vardır be bitanem vardır…

  5. Çok iyi bir yazı olmuş, kaleminize sağlık. Bu dönemde kadınlık başlı başına zor. Hele de özgür kendine güvenen bir kadın olarak kendinizi yetiştirdiyseniz. Evli ya da bekar farketmez…Anlaşılamadıktan sonra…

  6. son paragrafa aynen katiliyorum. rastlanti bu ki gecen gunlerde iki farkli arkadasim konu nasil acildiysa evlilikleriyle ilgili hayal kirikliklarindan bahsettiler. iki arkadasimin da ikinci evlilikleri bu arada. dikkatimi ceken sey ise ikisininde varolan evliliklerini ve kocalarini eskisi ile kiyaslamalari oldu. onun iyisini bunun kotusunu ornek vererek konusuyorlar. halbuki bu adamin bu ozelligi berikisinin su ozelligi olsun,ustune de karisik gibi bir siparis olayi yok hayatta. sevdigin adam neyse onu oyle kabul edip deger vereceksin. cunku hic degismiyor dedigin sey , belki sadece kendinsindir. mesela bir arkadas dediki “ilk evliligimde k.validem sorun oldu, simdikinde uvey kizim aramizi bozuyor”.insanlar agac kovugundan cikmiyorlar ki, bir gecmisleri,aidiyetleri var. kocanla mutlu olmak istiyorsan ailesini,isini, sartlarini oylece kabullenmelisin gibi geliyor bana. diger arkadasin yeni bebegi oldu,eski kocasinin,eski evliliklerinde bebekle cok ilgili ve yakin oldugunu fakat simdiki kocasinin yeni dogan bebegiyle oynadigini fakat bakimindan kacindigi soyledi.dedim ki evet eski kocan belki daha cocuk ruhluydu,bebeklerle arasi da iyiydi. bu cocuk ruhlulugu onu ilgili bir baba yapti belki,ama iyi bir koca olmasi icin gereken sorumluluklari ustlenmesine mani oldu ve nihayetinde bosandiniz. simdiki kocan belki bebeklerle iyi degil,ama kocalik vasfi kuvvetli,kocanin iyi yonlerini besliyip onu ve kendini mutlu etmek varken, zayif yonlerinin ustune giderek kendini neden uzuyorsun?

  7. yorumum yarim kaldi, son sozlerimi soyliyim.yani belki biz kadinlarda 4/4 luk degiliz.”kulturlu bir anne ama pasakli bir kadin, iyi bir ev hanimi ama kotu bir es, iyi bir es ama kotu bir gelin”olabiliriz cunku herkes her rolu her zaman iyi yapmak zorunda degil. genelde esimden elestiri yiyice orhan babaya baglanip,beni boyle sev sevecekesen, oldugum gibi goreceksen”i mirildanmaya baslarim.
    bir arkadasim vardi tam 5 kez nisan atti, pardon 4 kere atti 5. de evlendi:) onun da sorunu mukemmeli aramasiydi,ve eski nisanlilarini zihninde hep kiyaslardi.
    “ali bana bagiriyor,halbuki omer hic sesini yukseltmezdi demekki beni omer kadar sevmedi.
    hasanin borclari olmasa onla evlenirdim, kemalin parasi var ama bana ilgisiz..”falan.
    yazida”kosulsuz Kabul gormek”denince bunlari paylasmak istedim.
    hepimize kolayliklar diliyorum…