6 Yorum

Blogcu Gebe- 32. hafta

Geçtiğimiz hafta çok önemli bazı keşiflerde bulundum:

  • Omega 3’ten (balık yağı) sonra gark gurk geğirip ağzıma balık tadı gelmesini önlemenin tek yolu bu kahrolası hapı tammmmm yatarken almak. Bu çok kritik.
  • Kahveyi kesince geçen hafta bahsettiğim bacak ağrılarımda ciddi oranda bir azalma oldu.
  • Domates midemdeki kaynamayı tetikliyor, kesin bilgi. Susam da öyle o yüzden simit devre dışı. Sarımsağın da benzer bir etkisi var, ki dün akşam ayıptır söylemesi yediğim annemin leziz humusuyla midem hala kavga halinde.
  • Göbek kaşıntım arttı, çok hem de… Çatlağım yok, daha önce de olmamıştı, bence şimdi de olmayacak, ama kaşıntılar öyle ki bazen günde birden fazla kez krem sürmem gerekiyor.

İnsanlık için küçük ama benim için büyük keşiflerdi bunlar.

Geçtiğimiz haftanın bir diğer önemli olayı ise İçsel Doğum eğitiminin ikinci modülüne katılmış ve 4 günlük yoğun bir eğitimin sonunda ‘Stajyer Doula’ olarak mezun olmuş olmamdı.

An itibariyle…

A photo posted by Elif Dogan (@blogcuanne) on

Bunun ayrıntıları başka bir yazının konusu…

Bu dört günlük ikinci eğitim (ilki Haziran’daydı), öğretici olduğu kadar besleyici ve keyifliydi de benim için… Konu zaten ilgi duyduğum bir konu, Julia’nın anlatımı zaten çok güzel, ancak orada bir sürü kadınla birlikte olmak, onların enerjisini hissetmek harikaydı. Eğitim sırasında egzersizler yapıyorsunuz ve rol çalışmaları oluyor, işte birisi gebe, birisi doula oluyor; herkes her role bürünüyor ancak koca karnımla gebe değilmiş gibi yapmak pek kolay olmadı. Egzersizler sırasında çok güzel hissettim, bence Derya bebe de öyle, bir sürü kadının dokunuşunu hissetti, eminim enerjilerini de aldı ve bence bu onu da, doğumunu da olumlu etkileyecek…

Oradan aldığım gazla Pam England’ın ‘İçgüdüsel Doğum‘ (Birthing From Within) kitabını yeniden aldım elime bu sabah  (ki zaten kurs kapsamında okumam gereken kitaplardan biri). Kadınların, halihazırda doğum hakkında çok şey biliyor olduğunu sadece bazı şeyleri unuttuğunu ve hatırlamaları gerektiğini söylüyor kitabında Pam England. Ve diyor ki:

… sonunda anladım
kadınların doğuma zihinleriyle değil, kalpleri ve ruhlarıyla hazırlanmaları gerektiğini…
ve kadının doğumunu
zihninde değil, bedeninde gerçekleştirdiğini…

Bu yüzden de içsel bir hazırlık gerektiğini söylüyor Pam England.

Ne ilginçtir ki, bu işi üçüncü kez yapacak olsam da bir yandan heyecanlanmaktan, bir yandan da endişelenmekten alamıyorum kendimi… Hoş, ‘hamilelerin işi endişelenmektir’ de diyor England, ‘kendine fazla güvenen bir gebe korkutur beni…‘ İşte bu doula eğitiminin bu döneme rastlaması bir yandan endişelerimle yüzleştirdi beni, bir yandan da ufkumu açtı. ‘Nasılsa ikisini doğurdum yea, bunu da doğururum evelallah’ diyordum başlarda kendime ama hayır…

Her hamilelik farklı olduğu gibi, her doğum da farklı ve ben bu doğumu da tüm olasılıklarıyla birlikte kucaklamaya hazır olmak istiyorum. Evet, kendimi doğal, müdahalesiz bir doğuma hazırlıyorum, ve ayrıca olabilecek müdahaleleri kabul etmeye açık olmak istiyorum. Güvendiğim bir doktorum var, donanımlı bir hastanede olacağım, emin ellerdeyim, ve gerisini akışa bırakacağım. Sonunda bebeğim kollarıma gelecek…

Bunları hatırlatacağım kendime doğuma kadar…

İşin psikolojik yönü bu şekilde devam ederken fiziksel kısıtlamalar giderek artıyor. Göbeğim artık herkesle ve her şeyle aramda; yere oturduysam eğer (eğitim boyunca yaptığım gibi) kalkışım yürümeyi yeni öğrenen çocuklarınki gibi oluyor: dizlerinin üstünde dur, popoyu dik, ellerinle kendini it. Dün gece bir karış mesafedeki kaleme uzanamadım, resmen uzanamadım, olmadı. Ağlamaya kalkışınca Doğan’cım canım ‘hamile olmasaydın da uzanamazdın hayatım, çok ters düşmüş’ dedi ama o zaman dönüp alabilirdim. Dönemedim çünkü ters dönmüş kaplumbağa gibiyim!

BlogcuGebe32

Ayaklarımın ağrısı hafiflemiş olsa da şişliği devam ediyor. Geçen gün Doğan’la ayaklarıma bakıp ‘Oha ya bu ayaklar benim mi cidden’ diye hayretimi belirtirken ‘Hakkaten yaa, Hobbit ayağı gibi’ dedi. Hobbit ayağı mı?! Yani şimdi evet, şişmiş olabilir, ve evet, tırnaklarımı düzenli kesemiyor olabilirim (sen de kesmiyorsun çok şükür!) ve bir Hobbit ayağı da değil yani şimdi! Hem öyle bile olsa, ben benim ayaklarıma Hobbit ayağı gibi diyebilirim, sen diyemezsin! Sensin Hobbit ayağı!

Haftalar geriye doğru saymaya başladıkça etraftan da sorular gelmeye başladı: Eee, ne kadar kaldı? Hazırlıklar nasıl gidiyor? Valla şekerim ne kadar kaldığını bebe bilir de hazırlıkların henüz başlamadığını ben çok iyi biliyorum. Öte yandan çok fazla eksiği olacakmış gibi gelmiyor bana, biz üç beş bi şey almıştık, kızkardeşimden bayağı bir şey geldi (hem benim verdiklerim, hem onun aldıkları), depoda kimsenin almadığı bir bebe yatağı duruyor, yeter bunlar, el kadar bebenin neye ihtiyacı olabilir ki (devreler yandı!). Şaka bir yana, şu anda hazırlık anlamına en büyük gündemim hastanenin doğumhanesini görmek, bir; bebenin puset ve anakucağını hazır etmek; iki. Onlarla da önümüzdeki iki hafta içinde ilgilenmeyi düşünüyorum, yarışmacı arkadaşlarıma başarılar dilerim.

Çocuklar da giderek heyecanlanmaya başlıyorlar. Deniz ‘Anne, ben çok büyük olduğum için bunların hiçbirini unutmicam, Derya’nın doğuşunu hep hatırlicam’ diyor, ağzını yüzünü öpmek istiyorum. Derin bebeklerin nasıl doğduğunu merak ediyormuş, görmek istiyormuş, doğumhaneye giremeyeceğini ama ona söz -uygun- bir video seyrettireceğimi söyledim, onun arayışındayım şimdi.

Yardımcılı hayata geri döndük, iki haftadır eski yardımcımız yeniden bizimle ve dünya varmış. Şimdi görsen ev cıncık gibi -ha olmasaydı da olurdu- ama onun da ötesinde yetişemediğim noktalarda yardım alabilmek gerçekten çok iyi geldi; diğer türlü paramparça oluyordum. Şimdi en azından kendimi iyi hissetmediğimde çocukları okuldan alabilecek birisi var ve bu bana iyi geldi.

Şu an oldukça düzenli, tıkır tıkır işleyen bir evimiz var, bakalım bebe gelince nasıl değişecek bu düzen… Çocukların uykusu, çocukların okulu, en önemlisi çocukların psikolojisi nasıl etkilenecek? Deniz daha önceden bu travmayı (!) yaşamış olduğundan aşina en azından ancak Derin bir sürprizle karşılaşacak bence…

Geçen sefer ikinci bebeğini bekleyen birçok annenin yaptığı gibi ikinciyi ‘aman nasıl olsa o bebe, daha bi şey anlamaz’ diye düşünerek daha çok Deniz’in üzerine eğilmiştim. Aman kardeşini kıskanmasın, aman onu unuttuğumuzu düşünmesin diye, hatta doğuma giderken bile oyuncakçıya uğrayıp onun ‘Abi olma hediyesini’ almıştım. Derin’i boşlamak pahasına yapmamıştım bunu ama kendimi de çok hırpalamıştım. Bu sefer öyle yapmayacağım, herkes kendi başının çaresine baksın, hem iki taneler beraber sürünsünler nihohahahahhahaaaa!

Şaka be şaka, tabii ki öyle düşünmüyorum. Ancak Stan Tatkin’in

Önce bebekle
Sonra birbirinizle (eşinizle)
Ondan sonra diğer çocuklarınızla ilgileneceksiniz…

olarak ifade ettiği Öncelik Sıralamasını da unutmuyorum. Yani, şimdilik… Umarım bebek olduktan sonra da bunu aklımda tutmaya devam edip, gebeliğin altın çağları boyunca yine yeni yeniden aşık olduğum sevgilimi listenin sonuna atmam… Atmam di mi? Atmayayım n’olur.

Geçenlerde hamilelik üzerine konuşuyorduk Doğan’la, dedim ki ‘gittiğin her yerde ilginin senin üzerinde olması iyi bir şey, ama bunun geçici olduğunu bilmek değil.’ Eğri oturup doğru konuşalım, herkes beni yuvarlak karnım için seviyor, gittiğim restoranda ‘Hanfendi, canınızın çektiği bi şey olursa söyleyin vereyim’ diyen şef de dahil. ‘Bebe olduktan sonra tüm ilgi ona yönlenecek ve ben içi boş, jöle gibi karnımla baş başa kalacağım’ deyince ‘Hiç de bile, ben seninle ilgilenmeye devam edeceğim’ dedi canım sevgilim. Madem öyle, ben de buraya yazıyorum – ne de olsa söz uçar yazı kalır: bebek doğduktan sonra bana ilgi göstermeyi bırakırsan o Hobbit ayaklarımla tepelerim seni.

6 yorum

  1. ahahahahahaa…hobbit ayakları..koptum :))))))))))))))))))

  2. Selam Elif,
    Saka maka surpriz yumurta derken 32 hafta gecmis bile 🙂
    Yardimcisiz olmaz! Olursa sen sen olmazsin ki 🙂 insanliktan cikar insan be.
    Benim dogumuma annem gelip 3 ay kaldi. Olmasaydi biz biz olmaz ben de kizimin ilk aylarinin keyfine varamazdim. O gitmeden ikinci bir dondurucu da aldik. Toplam 11 cekmeceli dondurucu oldu evde. Annem ve ben bir guzel doldurduk cekmeceleri, aklina gelecek her turlu yiyecekle. Borekten, karniyariga, turluye kadar. Dogranmis sogan, pismis parca et vs simdi o yokken cok rahat ediyoruz. Ustelik esim de sut izni kullaniyor, oglen uc bucuk oldu mu evde eger bu olmasaydi biterdim yorgunluktan. Bu arada hemen her gun bir kac saatligine kayinvalidem geliyor. Bir gun kizimin utuleri bir gun camasirlari seklinde yardimci oluyor. Ya da hic olmadi kendilerine yaptigi yemegi cok yapip bize getiriyor, torunuyla ilgileniyor. Valla ben bu kadar rahatliga, yardima ragmen tek cocukla pi lim bi ti yor 😀
    Sevgiler…

  3. çok güzel yazıyorsunuz demişmiydim önceden? Dememişsem şimdi diyeyim; iyi ki yazıyorsunuz. Bana çok iyi geliyor

    • 37.haftaya kadar çalıştım. koca göbekli bir hamile olmadım ama ayaklarım o kadar şişiyordu ki ocak ayında terlikle işe gidip geliyordum:)) doktorların hemşirelerin giydiği terliklerin 42 numarasını giyiyordum. doğumdan sonra da 2 hafta şiş kalmıştı.

  4. Nihat'ın Annesi

    Duygularını ifade edişine B-A-Y-I-L-I-Y-O-R-U-M. Gerçektn şöyle arkadaşımla sohbet edermiş gibi oluyorum. Sağsağlim kucağına al bebegini:) bu arada “Öncelik sıralaması” yazısını atlamışım, sonu hikayelerde en sevdiğim sonla bitti. gözlerim dolarken yüzümde kocaman bir gülümseme belirdi.

  5. Elif’çim evet bende o hamile zamanlarımı, herkesin gösterdiği ilgiyi seviyordum ama geçen gün farkettim kanguru ile kucağında bebeğini taşıyan anneye de aynı ihtimam var Tiyo olsun kanguru in bebek arabası out.