2 Yorum

Ezgi’nin Gebelik Günlüğü, 19. hafta

İçime bir öküz oturdu. Tam böğrüme. Bir hafta içinde bir coğrafyada ne kadar kötülük olabilir? Pirüpak, saf kötülük ama. Kaldıysa eğer adaletin bir gramı bu topraklarda, vatandaşlarını tramvatize eden devlete dava açsın savcılar. Ben bu yazıyı yazarken insan hakları savunucusu avukat Tahir Elçi’nin cenazesi var.

Başa sarayım, anlatayım, ağlayayım, yas tutayım: 19. haftamın dördüncü günüydü. Yine kahvaltıya gitmiştik Barış’la, biraz buruktuk gazeteciler tutuklandığı için ama yakında çıkarlar diye düşünüyorduk. Kahvaltımızı ettik, çarşıdaki işlerimizi hallettik. Eve doğru yürürken Barış’a dedim ki; “bence ben bu gebeliğim süresince memlekette olanlardan bir kitap hazırlayayım. Baksana 19 haftada neler oldu, daha neler olacak kim bilir. Hatta çizgi roman olsun. Bir karede seninle konuşuyor olalım, acaba bebeğin cinsiyeti ne diye. Diğer karede Ankara barış mitinginde bombalar patlıyor.”

Ben bunları söylerken Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi Sur’da basın açıklamasını yaparken öldürüldü. Diyarbakır’daki Dört Ayaklı Minare’nin zarar görmesiyle ilgili basın açıklaması yaparken. Cumartesi annelerinin avukatını öldürdüler. Bizim yanında olduğumuz ya da olamadığımız her türlü haksızlıkla mücadele eden Tahir Elçi’yi. Ensesinden. Bir de polisi öldürmüşler. Arada “bak polis de öldü” demek için polisini öldüren devlet. İnsan bu kadar değersiz bu ülkede. Faili meçhul her cinayetin faili devlettir. Senin iktidarın sırasında yapılan suikastı önceden bilmek ve engelleyemezsen de suçlusunu cezalandırmakla görevlisin. Devletin işi bu. Bu yüzden var, insan kitlelerinin organizasyonu için. Bir devlet katili ne zaman bulamaz? Katil kendisi olduğunda.

Bu haftaya IŞİD’le savaşan Rus uçaklarının düşürülmesiyle başladık. Ertesi gün Türkiye’den Suriye’ye –artık ne götürüyorsa- giden tırları bombaladı Rusya. Bu haber tabii ki Türkiye medyası tarafından verilmedi. Çünkü sansür her yerde. Sonra Türkiye Devleti’nin IŞİD’e tırlarla gönderdiği silahların kanıtlarını bulup bunu haber yapan Can Dündar ve Erdem Gül’ün tutuklanmalarıyla devam ettik haftaya. Hey, bu arada galiba bizim bebenin hareketlerini hissetmeye başladım! Ama pardon, 30 tane gazeteci cezaevinde bu ülkede. Gazetecilerin tutuklanması yaptıkları haberin doğruluğunu kanıtlamış oldu. Sonra Tahir Elçi’yi vurdular. Ben tam da “daha neler göreceğiz bakalım?” derken. Ben tam da “bir bebenin anne karnındaki gelişimi süresince bir ülkede neler oluyor” derken. Bin defa da yazsam aynı cümleyi, inanamıyorum bu olanlara.

Typic

Tam göbek deliğime kadar büyümüş olan bebeden, artık karnımın dışarıdan da görülebiliyor oluşundan, kendimi iyi hissettiğimden, 200 gram civarında bir bebe taşıdığımdan bahsetmek istiyorum ben. Tek derdimin eğilmede zorluk çekiyor oluşumdan ibaret olmasını, “kilo alıyorum yaee” diye mızmızlanmak istiyorum! Behiç Ak’ın bir çocuk kitabı var. Adı, “Ben Ne Zaman Doğdum?” Memo, bir gün evde, mahallede herkese ne zaman doğduğunu soruyor. Anneannesi bu masa örtüsüne şu deseni yaptığım gün diyor, arkadaşı başka bir şey söylüyor. Bizim bebe “anne bana ne zaman hamile kaldın?” dese, “son regl tarihim 20 Temmuz yavrum. Suruç’ta Kobane’ye gidip oyuncak, yardım götürmek isteyen gençleri öldürdükleri gün” demem gerekecek. İlk ne zaman hareketlerimi hissettin diye sorsa onun da cevabı iç açıcı değil. “Gazetecilerin tutuklandığı günden bir sonraki, Tahir Elçi’nin öldürülmesinden bir önceki gün.” İrfan Akdağ diyor ki: “Kindar nesiller yetiştiriyoruz.”

Bizim sorunumuz artık ideolojik farklılıklar değil, düşüncelerimiz, bakış açılarımız değil. Biz artık Tolstoy romanıyız. Savaş ve barış bloklarıyız yalnızca. Ölen ve öldürülenlerden ibaret siyasal görüşlerimiz.

Ben burada çocuk haklarına aykırı, çocuğun kendi bedeni diye oğlanı sünnet ettirmeyeceğim diyorum. Devlet takır takır insan öldürüyor. Ece Ayhan’ın yıllar önce dediği gibi devlet dersinde öldürülüyor çocuklar. Biz de her şeye rağmen yeniden yaşamı savunuyoruz işte. Bebeler büyütüyoruz rahmimizde. En güzel günlerimiz en büyük direnişe dönüşüyor. Sonra aklımızda o cümle: “Özel olan politiktir.” Devlete rağmen yaşamaya, çoğalmaya, var olmaya devam edeceğiz. “Halkız biz yeniden doğarız ölümlerde!”

Son söz Cemal Süreya’dan:

“bir çiçek nasıl açıyorsa kendiliğinden

bir kuş nasıl uçuyorsa

öyle sever, çalışır insan,

kıraçlar çarptıkça dağlara

gül göçürür şafağından

doğanın altın şafağından

insanın altın şafağından

tarihin altın şafağından

biz kırıldık daha da kırılırız

kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza.” ‪#‎TahirElçi

 

Ezgi

Yazar Hakkında

EZGİ BERK– Severek aldığı tarih eğitimi sonrası kendini eski çağlara ait kitaplar arasında çalışırken buldu. Hâlâ tarih kitapları arasında çalışmakta, satır aralarında insanların duygu ve davranışlarını aramaktadır. Aynı zamanda eğitim hayatının hangi evresinde kaybettiğini hatırlamadığı zengin hayalgücünü tekrar keşfetmek için çocuklarla çalışıyor. Bazen de çocuklar olmadan, çocuklar için çalışıyor. Çocuk edebiyatı tutkunu. 27 yaşında ve ejderhalara inanıyor.

Ezgi’nin tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların gebelik günlüklerini buradan okuyabilirsiniz.

2 yorum

  1. Ezgi bunca kalp yoran, zihin ezen, yurek burkan olayi kendi dunyandan ne de guzel yazmissin, eline saglik. Biz o Tolstoy romanlarinda yasiyoruz ya da hatta belki de anestezisiz ameliyat oluyoruz ya her gun bu ulkede; birileri de bizi hicbir sey olmamis gibi yasamaya, calismaya, para kazanip gelecegi dusunmeye ikna etmeye calisiyor ya! Ben bazen en cok onlara kiziyorum iste! Ben acik yaralarimiza gunlerce haftalar aylarca aglayip yas tutmamamiza bozuluyorum. Dursun hayat istiyorum durmuyor. Sonunda da aklim baska ruhum baska saat diliminde yasiyormus gibi bolunup parcalanmis hissediyorum. Sonra o lanet devinim beni de “ama hayat devam ediyor” noktasina getiriyor. Baska cikis yoluna izin yok cunku. Bugunun dunyasinda acidan kederden cildirmak cok enayice!!! Unut, kalk, yuru, onune bak… Ahh ah. Senin ozelinde bebegini saglikla kucagina aldiktan sonra aylarla sinirli da olsa belli bir sure diliminde zaman duracak, memleketin de dunyan da bebegin olacak; iste o zamanin hayalini kurardim sanirim yerinde olsam. O anlara cok siki sarilirdim…

    Sevgiyle,
    Cigdem(blogcuana gebeleri bulusmasindan)

    • Merhaba Çiğdem,

      Hatırladım seni tabii, günlüğünü de çok severek okumuştum. Siz meslektaşsınız bir de Tahir Elçi’yle… Bir de senin için bu haksızlıklar ve hukuksuzluklar çok daha ortada, çok daha fazlasını görüyorsun eminim bizim gördüklerimizden. Annem de avukat ve hep der ki “Don Kişot gibi yeldeğirmenleriyle savaşıyoruz bu ülkede adaleti sağlamak için.”

      Güzel dileklerin için çok teşekkür ederim. Acıyı ve yası yaşamaya çalışıyorum ki içimde kalmasın, iyileşebileyim bir parça da olsa, ileride daha büyük bir acı olarak çıkmasın karşıma. Bir yandan da umudumu kaybetmiyorum hâlâ, zor zamanlardan geçiyoruz. Heyecanla bebeyi bekliyoruz; kaka, meme, çiş, uyku derken günlerin nasıl geçtiğini bilemeyeceğimiz zamanlar acılarımız kabuk bağlayacak umuyorum… Tekrar çok teşekkür ederim, birileriyle dertleşmek iyi geliyor. Bir sonraki gebe yazar buluşmasında bizim bebe de kucağımda olur umarım 🙂