5 Yorum

Ezgi’nin Gebelik Günlüğü, 21. hafta

Herkese merhaba,

Bu hafta İstanbul’da İBS Anne Bebek Çocuk Fuarı’ndaydım. Neredeyse 2 aydır merakla beklediğim fuar dolu dolu geçti. İstanbul Kongre Merkezi’ne Gümüşsuyu üzerinden annemle beraber gittik. Giderken yolda yağmura yakalandık bir güzel ıslandık. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin hemen yanındaki İstanbul Kongre Merkezi binası, yukarıya doğru değil aşağıya doğru büyüyor. Fuar -5. kattaydı. O kadar aşağıda olmak beni biraz tedirgin etse de rengârenk standlar arasında nereye bakacağımı şaşırmış vaziyette gezerken tedirginliğim uçtu gitti. Kimi stand çok sade ve bence çok güzeldi. Kimi standa ise yaklaşmaktan bile korktum. Deri kaplı bebek arabaları, tahtı andıran beşikler benden uzak olsun, sevenine yar olsun.

Ben kendi evini de ikinci el eşyalarla döşemiş biri olarak Toprak Ç.’nin de hemen hemen bütün eşyalarını ikinci el alma taraftarıyım başından beri. Barış da benim bu huyuma alıştı zamanla, ses çıkarmıyor. Kullanılmış eşyaları seviyorum ben. O eşyalardaki yaşanmışlık duygusu hoşuma gidiyor. Acaba benden önce bu koltukta oturan bir başkası neler düşündü, neler hissetti diye düşünmeyi seviyorum. Şimdi bebek giysilerinde veya eşyalarında da mesela kumaş kokusu yerine bebek kokusu arıyorum. Başka bir bebek de olsa ne fark eder ki? O da bunun içinde uyudu, ağladı, kustu, belki diş çıkarma sancısı yaşadı. Sanki bu eşyaların üzerinde birikiyor insan anıları. Bu işin duygusal boyutu. Bir de çevre ile ilgili boyutu var ikinci el eşyaların. O da sürekli çevreyi harap eden fabrika çıktılarını kullanmaktansa zaten halihazırda var olan eşyaları el değiştirerek kullanıma sokmak. Hem ilk kullanıcısı para kazansın hem satın alan daha uygun fiyata yeni üretilmiş değil de önceden üretilmiş bir eşyayı kullanarak çevre korumasına katkıda bulunsun. İşte bu nedenlerle ikinci el eşya toplayacağımdan İBS’den pek fazla ürün almamayı hedefliyordum. Yine fena değilim ama cam biberonlar, emzikler derken beklentimin üzerinde alışveriş yapmış oldum. Bu arada yeni ve yeni gibi az kullanılmış eşyaların satışının yapılacağı kidimami aplikasyonunun standına uğrayıp Elif’i görmeyi de ihmal etmedim!

IMG_4569

O minicik bornozları, birbirinden güzel ambalajlanmış hediyelik eşyaları gördükçe kendimi zor tuttum! Anakucağı olarak Tiny Love’ı bir arkadaşımda kullanırken görmüştüm ve çok beğenmiştim. O bize gelecek, böylece almama gerek kalmayacak. Geçen yaz Bodrum’dayken görüp çok beğendiğim bir bebek arabası vardı, markası Micralite. Türkiye’de yalnızca bir internet sitesinde satılıyor ve fiyatları da diğer bebek arabaları gibi 1.500-2.000 TL arasında. Bence en önemli özelliği 6.2 kilo olması! Benim beğendiğim bebek arabasını da ikinci el buldum, onu da öyle alacağım. Geriye karyola alışverişi kalıyor ki o konuda çok kararsızım. 1 yaşından sonra yer yatağı yapmayı düşündüğüm için 1 yıl kullanılacak bir karyola arıyorum, fakat neredeyse hepsi gençlik çağına kadar kullanım vaat ediyor piyasadaki karyolaların. Onun için de İkea’ya bakacağım.

Battaniyeyi anneannem örecek. İki battaniye örüp birbirine dikecek ki battaniyesi kalın olsun Toprak’ın. Bir yüzü mor, bir yüzü turuncu, birleştirme ipi de yeşil olacak. Beğenmezse ileride bu battaniyeyi kendime alıp ona istediği gibi bir battaniye bulabiliriz! Sırada bebek odası denen tuhaf bir dünya var. Miniminnacık bir bebenin o kadar çok eşyaya ihtiyacının olması fikri bana biraz tuhaf geliyor. Bebek odası takımları o kadar kocaman ki! Bir karyola, bir de 3 yaşlarındaki bir çocuğun boylarında dolap yaptıracağız burada tanıdğımız marangoza. Böylece Toprak dolabına emeklemeye başladığından itibaren ulaşabilecek. İster dağıtsın ister kendisi giyinmeye çalışsın, yeter ki ulaşabiliyor olsun. Bizim bebek odamızın mobilyaları bunlardan ibaret olacak. Bol fil, aslan, inek figürlü uyku setleri ve giysilere açığız tabii!

Typic

Bütün hafta sonum böyle geçerken Toprak Ç. hızla kilo almaya devam ediyor. Tahminen bu hafta 400 gram kadar. Ben de tam kemik gelişim döneminde olduğu için bol bol peynir, yumurta, süt tüketiyorum. Fiziksel olarak da bir şikâyetim yok. Hatta hâlâ az da olsa yüz üstü yatabiliyorum! Daha ne isterim?

Dünden beri kötü haberler geliyor yine kulağıma. Miili Eğitim Bakanlığı Cizre’deki öğretmenlere mesaj atarak oradan uzaklaşmalarını istemiş. Hastanelere de duyuru yapmış, hazırlıklı olun diye. Bölgeye asker sevkiyatı da artmış. Devlet, Cizre’yi haritadan silmeye, orada yaşayan bütün insanları öldürmeye kararlı galiba. Tıpkı 1915’te Ermenilere yaptıkları gibi. O zaman da önce aydınları Ankara Ayaş’ta toplayıp sürgün bahanesiyle Diyarbakır civarında öldürüp sonra halkı öldürmüşlerdi. Okur yazarlar bu olanları yazamasın, adaletin peşine düşemesin diye. Bugünlerde de aynısını yapıyor devlet aklı. Önce Tahir Elçi’yi öldürdüler, adalet arayamasın diye, şimdi de halkını öldürmek için saldırı hazırlığı içindeler. Çocuklarını bırakıp gitmeyi reddeden öğretmenler orada, aileleriyle vedalaşıyor. Bizim kulaklarımız tıkalı, yardım edemiyoruz. Halbuki her şey gözümüzün önünde oluyor. O insanlara ne diyeceğiz bunlar olduktan sonra?

Hatta ben bugün, bilgisayarımın başında oturmuş Toprak’ın odasını, İBS’yi anlatmaya utanıyorum. Anlatmayı bıraktım, düşünmeye utanıyorum. Çocuk hakları çalışan arkadaşım Gözde, nasıl da tercüman olmuş hislerime:

“Hazirandan beri yaşıyorum! Yaşamaktan utanıyorum! Utandıkça kabuğuma kapanıyorum, kapandıkça utancım artıyor. Yaptığım her şey batıyor, ne kadar acımasız oldum diyorum, ne kadar rahatına düşkün!… Biliyorum ki utanç işe yaramıyor( ki herkes duysa bu utancı işe yarayabilme ihtimalini biliyorum) , işe yarayabilmem gerekiyor. Cizreli Silopili çocuklar savaş yaşarken, işe yarayabilmenin yolunu arıyorum. Toplantıdan öte, basın açıklamasından öte…”

Ezgi

Yazar Hakkında

EZGİ BERK– Severek aldığı tarih eğitimi sonrası kendini eski çağlara ait kitaplar arasında çalışırken buldu. Hâlâ tarih kitapları arasında çalışmakta, satır aralarında insanların duygu ve davranışlarını aramaktadır. Aynı zamanda eğitim hayatının hangi evresinde kaybettiğini hatırlamadığı zengin hayalgücünü tekrar keşfetmek için çocuklarla çalışıyor. Bazen de çocuklar olmadan, çocuklar için çalışıyor. Çocuk edebiyatı tutkunu. 27 yaşında ve ejderhalara inanıyor.

Ezgi’nin tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların gebelik günlüklerini buradan okuyabilirsiniz.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

5 yorum

  1. Merhaba sevgili Ezgi….Bu yazinida içerdiği sosyal mesajları merak duygusuyla bir çırpıda okuyuverdim.Kalemine yüreğine sağlık.Cizreyi,Silopiyi Sur u yine unutmamissin.Sosyal ortamda denk gelmissindir belki “Bu bebeler bu şehir deyken ben bubsehri nasıl bırakıp kacarim,kacarsam nasıl dönüp bakarım yüzlerine” diyen o koca yürekli öğretmen gozumun nuru kardeşim.Öyle bir sevgi ile bağlı ki orada öğrencilerine o kadar inaniyorki oradaki halka duygusal tüm baskılara rağmen gelmedi bırakmadı kurucularını.Belki birgün ondan dinlediğim kadarıyla sana oradaki bebekleri daha uzun anlatma şansım olabilir kimbilir….Sevgilerle

  2. Canım o kadar sıkkın ki haber bakamıyorum. Korkuyorum, utanıyorum, ülkem akıl tutulması yaşıyor ve hiçbir şey elimden gelmiyor. Kardeşliğe inanarak büyütüldüm. Bu kardeşliğin tek taraflı olduğu olayları tarihten okuyordum, hayal gibi geliyordu ama ne yazık ki bugün bunu artık yaşıyorum. Kendinden olmayana bir dönem saygı duyuyormuş gibi davranan ülkemin, fırsatı bulduğunda nasıl bir katliam destekçisine dönüştüğünü görüyorum. Bir ay sonra bu topraklarda bir çocuğum doğacak, O’na doğduğu yılla ilgili haberler, hediyeler, o yıl basılmış kitaplar, tiyatro biletleri biriktirmeyi düşünüyordum ama şimdi içimden hiçbir şey gelmiyor, umudum tükenmek üzere.

    • Merhaba Karamuk,

      Savaş ortamında yaşadığımız bir gerçek. Aynı sınırlar içerisinde olsak da bir ülke diğerini işgal etmiş gibi evler topla tüfekle vuruluyor, evlerinin içinde çocuklar öldürülüyor. En karanlık günlerden çıkacağız aydınlığa. Umudumuzu kaybetmeyelim, geçecek mutlaka.

  3. Ben Amerika’da yasiyorum ve ben de tam bir 2. el hastasiyim. Burada o kadar yogun bir piyasa var ki. Herseyin 2. eline 3-5 kurusa bulabilirsiniz. Benim yasadigim sehirdeki 2.el anne grubuna uyeyim. Bebegime devamli ikinci el bir seyler aliyorum. Eskiyenleri de yardim kurumlarina bagisliyorum. En guzeli de beni yargilayan, hor goren kimsenin olmamasi cevremde. Turkiye’de ne kadar utanir insanlar ikinci el kullandiklari icin.
    Yine de bebegin ilk giydigi bir kac tulumu yeni alin ve onlari yikamadan hep saklayin. Cok degerli o ilk giydikleri.
    Bir oglum olsa ben de ismini Toprak koyacaktim, bir kizim oldu…
    Bol sanslar

    • Ne güzel! Annemin aldıkları var epey, bir de hediyeler gelecek diyorlar 🙂 Çok teşekkür ederim iyi dileklerin için 🙂