2 Yorum

Türkiye coğrafyasında kaygısız ebeveynlik

Bir kitap okuyorum son zamanlarda: Bringing Up Bébé. Amerikalı gazeteci Pamela Druckerman’ın sevgilisinin ardından Fransa’ya taşınıp evlenip çocuk sahibi olduktan sonraki gözlemlerini, Fransız ve Amerikalı ebeveynlerin karşılaştırılmasını içeriyor. Bitirdikten sonra Kitaplık‘ta paylaşacağım, şimdilik okuduğum kadarıyla beğendiğimi söylemekle yetineyim.

Özetle, benim çok imrendiğim ve kendime yakın bulduğum bir ebeveynlik stilinden bahsediyor kitapta. Sevgi dolu ancak kurallı… Çocuğun tercihlerine saygı duyan ancak temel konularda sınırlarını çizen… Onu yönlendiren ancak onu baskılamayan…

Kitapta anlatıldığı kadarıyla bizler toplum olarak Amerikan tarzı ebeveynliğe çok daha yakınız. Ya da ona dönüşmüşüz diyelim, okumuş (!) olanlarımız en azından… Mükemmeli arayan, bu mükemmele ulaşmak için daha ‘verimli’ olmaya çalışan, kaygılı ebeveynler…

Çocuk ve Haklarını Koruma Platformu‘nun dünkü basın açıklamasına göre ‘‘Türkiye kamuoyunun %42’si ebeveynlerin çocuk yetiştirmekte başarısız olduğunu, %66’sı ise ebeveynlerin desteğe ihtiyaç duyduğunu düşünüyor”muş. Kaygılarımıza giderek daha fazla esir düştüğümüz bir düzende çok da şaşırtıcı değil belki de…

Yine Çocuk ve Haklarını Koruma Platformu’nun açıklamasına göre, Türkiye’de her 10 kişiden sadece 2’si Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan Çocuk Hakları Evrensel Beyannamesi’nden haberdarmış.

Tam da bu yüzden belki de, Dünyalı Dergi 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü ve haftası boyunca bu konuda yayınlar yapmış, Kasım sayısında Çocuk Hakları Posteri hediye etmişti. O poster bizim evdeki Dünyalı okurunun duvarında yer aldı geçtiğimiz hafta…

CocukHaklari

Ne diyor o posterde?

  • Sağlık sorunlarımla ilgili ailem, arkadaşlarım ve devletin bana yardım etmesi benim hakkım.

  • Düşünmeye, hayak kurmaya, hissetmeye ve kendimi ifade etmeye hakkım var.

  • Kimsenin beni yetişkin gibi çalıştırmaya hakkı yok.

  • Barış ortamında yaşamaya, şiddetin her türlüsünden ve savaşlardan korunmaya hakkım var.

  • Ücretsiz bir okula gitmeye, kendi kültürümü, farklı kültürleri, doğayı tanımamı ve dünyayla iletişim kurmamı sağlayacak bir eğitim almaya hakkım var.

Ebeveynlerin bir kısmı çocuklarımızın bu haklarının farkındayız, bunlar için çabalıyoruz. Alamadıkları hakları için endişeleniyor, yedikleri, içtikleri konusunda, özellikle eğitim alanında kafa patlatıyoruz.

Önümüzdeki hafta sonu İstanbul’da bir seminer düzenlenecek: İmdat, Veli Oluyorum! Montessori ve Kaynaştırma Eğitimini Geliştirme Derneği’nin düzenleyeceği seminerde EgitimPedia kurucusu ve eğitim danışmanı Ali Koç ebeveynlerin bu kaygılarına yönelik konuşacak. Ben daha önce kendisini çok kez dinledim, her seferinde de bana çok iyi geldi, bu hafta sonu da gitmek niyetindeyim; gelebilecek olanlara mutlaka tavsiye ederim.

İmdatVeliOluyorum

Neler konuşulacak bu seminerde? Duyuruda belirtildiği üzere

  • Devlet okulu mu, özel okul mu?
  • Kampüs okul mu, küçük okul mu?
  • Okul mu seçmeliyiz, öğretmen mi?
  • Yabancı dile başlamak için doğru yaş nedir?
  • Okumayı ne kadar erken öğrenirse o kadar iyi mi?
  • Kaygılarımın ne kadarı gerçekten kaygılanmaya değer?

Bana göre en önemli soru da sonuncusu… Kaygılarımızın ne kadarı gerçekten kaygılanmaya değer?

Kaygılanmakta haksız mıyız? Elbette değiliz. Anlaşılır endişeler bunlar. Ben de birçoğunu taze veli olarak sordum, hala da soruyorum. Çocuklarımdan biri seneye orta okula başlayacak, bir diğeri ilkokula ve ben hala ‘Devlet okulu mu, özel okul mu?‘ sorusunu kafamda döndürüyorum. Ben değil, bu soruyu kafamda döndürmeme sebep olan sistem utansın.

Öte yandan, kaygılarımızın gölgesinde bu kadar esir kalmaktan da kurtulabiliriz aslında… Kontrol edemediğimiz şeylerin etkisinin sandığımız kadar fazla olmadığını fark ettiğimizde, kendi ağırlığımızın bilincine vardığımızda ve çocuklarımıza güvendiğimizde her şeyin değil belki ama birçok şeyin yoluna girebileceğini görmek çok da zor değil.

Tabii bunlar biz ‘şehirliler’ için geçerli… Bazı ebeveynler var ki çocuklarının gelecekleri için endişelenmek, onların iyi bir eğitim almalarını ummak ve bu yolda planlar yapmaya çalışmak onlar için çok çok lüks kaçıyor.

Örneğin Cizre ve Silopi’de, bir gece ansızın gelen bir SMS’le sözüm ona hizmetiçi eğitime alındığından şehri terk etmeleri istenen öğretmenlerin öğrencileri ve onların velileri… Onlar kendilerine ‘Devlet okulu mu, özel okul mu?’ diye soramıyorlar. Ya da ‘yabancı dil eğitimine ne zaman başlamalı?’ diye düşünemiyorlar. Çünkü can güvenliği şu anda onların önceliği… Çünkü aynı ülkenin sınırlarında yaşasak da bambaşka muameleler görüyor, yaşadıkları toprakları ya terk etmek ya da evden çıkmamak pahasına hapis hayatı yaşamak zorunda bırakılıyorlar. (Eğitim Reformu Girişimi’nin ‘Çocuklar yaşasın, eğitimsiz ve öğretmensiz kalmasın’ başlıklı çağrısını lütfen okuyun.)

Ve biz, aynı haklara sahip olduğumuz bu ebeveynlerin yaşadıklarının yanında ‘devlet okulu mu, özel okul mu?’ diye sormaya, çocuğumuzun iyi bir eğitim hayatı olması için şartları zorlamaya utanıyoruz.

Yoksa Türkiye coğrafyasında kaygısız ebeveynlik mümkün değil mi? Can güvenliğinin ötesindeki temel haklarımızı talep edebilmek için Fransa’da mı ebeveynlik yapıyor olmamız gerekirdi?

2 yorum

  1. Elif seni uzun zamandır takip ediyorum …Koşulların ne olursa olsun hep duyarlısın ..Bencil değilsin ve çocuklarını düşünürken başka çocukların sorunlarını da önemsiyor ve en önemlisi dile getiriyor olman o kadar önemli ki…Hani bazen tam umudu kesecekken bir insan yeniden yaşama dair umudumuzu yeşertir ya …İşte sen benim için böylesin …İyi ki varsın…

  2. Fransa’yi bilmem, son patlamalar nasil etkiledi ama ABD’de ebeveynler cocuklarinin can guvenliginden o kadar emin degil aslinda… okullara silahli saldirilar cok korkutucu.
    Egitim ve kulturle ilgili diger sorunlara girmeyeyim bile.