2 Yorum

Ayşenur’un Gebelik Günlüğü, 25. hafta

Merhaba herkese,
Çok değil daha bir hafta önce haftalık yazımı Elif’e gönderirken “Önümde doğum sırasında birçok arkadaşım vardı, herkes birer birer kucağına almaya başladı bebeğini. Şimdi 3.sırada olmak beni heyecanlandırıyor” demiştim. Önce Gül’den geldi güzel haber, bu sabah da Elif’ten. İkisine de sevgilerimi iletiyorum buradan. Selim ve Derya’yla nice güzel günleri olsun. Bu haftaki hızlı hareketten sonra bir anda ilk sıraya geldim. 3.sıra heyecanlandırırken bir baktım önümde kimse kalmamış. heyecanım daha da arttı tabii, dilerim ben de “vaktinde” onlar gibi sağlıkla bebeğimi kucağıma alabilirim.
Typic(1)
Biz bu hafta oldukça sakin bir hafta geçirdik. Aslında büyük ölçüde kendimle başbaşa kaldığım bir hafta oldu. Hareketsizlik ve sürekli evde olmak pek bize göre bir şey değil bir kere daha anladım. “Nerede hareket orada bereket” diye boşuna söylememiş atalarımız. İnsan sürekli düşünmeye, üretmeye yönelik bir ruhla doldurulmuş bence. Onun kısıtlanması, atalet altında kalması olur olmaz düşünceleri kafasına üşüştürürken, üzerine tembelliğin çökmesi içinden çıkması zor bir kısır döngüne dönüşüyor. İşte ben de bu düşünceler ortasında kaldım özetle bu hafta boyunca. Yapmak istediğim, yapmak zorunda olduğum, vakitsizlikten yapamadığım onca şey dururken ben bu hafta içinden çıkamadığım bir tembellik ve atalet altında kaldım. Kitap bile okuyamadım, müzik bile dinleyemedim. Hiçbir şey yapmak istemedim. Birkaç günden zarar gelmez deyip akışına bıraktım ama artık rahatsızlık vermeye başladı. Evde oturmaya alışık olmayan bünye arıza vermeye başladı sanırım. Tez vakitte toparlanmak gerek.
Bu hafta kontrolümüz vardı. Alışılmış gebelik takiplerinin aksine biliyorsunuz ben haftada bir en geç on günde bir doktor yolunu tutuyorum. Bizim rutinimiz de bu hamilelikte böyle oldu. Bu hafta ekstradan gündemimize giren şeker yüklemesi oldu. Hem PCOS hastalığım, hem genetik durumumuz hem de kilolu hamile kalmış olmam nedeniyle potansiyel diyabet hastasıyım. Bunu biliyoruz en başından beri ve “mümkün olduğunca” ona göre beslenmeye çalışıyorum. Mümkün olduğunca diyorum çünkü ben pek başarılı olduğumu düşünmüyorum bu konuda. Diğer korkularım ve kaygılarımın yanında bunun da strese neden olmasını istemediğimden çok üstünde durmadım bugüne kadar. Aslında daha özenli olmam gerekir bunun da farkındayım.
Şeker yüklemesi düşüncesi beni biraz rahatsız ediyordu. hem uzun bir süre aç kalacak olmak hem de herkesin tarif ettiği o çoook şekerli suyla bir saat baş başa kalıp süreyi tamamlamak zor gibi geliyordu. Beklediğimden çok daha kolay oldu. Akşam 12’ye doğru hafif bir şeyler atıştırıp yattığım için sabah 10da klinikte olduğumda daha açlık konusunda çok kötü durumda değildim. Açlık gerektiren tahlillerimi verdikten sonra hemşire bir kutu içecek getirdi bana. Nedense suyun içine şeker atıp karıştıracaklar diye düşünmüştüm. Kutuyu görünce, üzerinde limonlu vs yazılarını okuyunca sevindim. Tatlı bir limonata tadındaydı içecek. O da çok zorlamamış oldu. Bir saat boyunca üstüne başka bir şey yiyip, içmedim, tuvalete gitmedim. Bir saatin sonunda kan vererek yükleme işlemini atlatmış olduk. Bu kısım kolaydı. Ama sonucu henüz almadım, umarım o da beklediğimden iyi çıkar ve ekstra bir diyet veya ilaç kullanımına gerek kalmadan bu dönemi atlatırız.
Ultrason kontrolümüz de vardı aynı gün. Bu tabii ki işin keyifli kısmıydı. Çok şükür ki; bebeğimizin gelişimi haftasına uygun olarak ilerliyor. Ben yine heyecandan boyunu posunu kilosunu sormayı unutmuşum tabii. Kontrollerimizde doktorumuz da diğer öncelikleri önce anlattığı için gerisini sormak aklımıza gelmiyor. İyi mi? İyi… Her şeyi yeterli mi? Yeterli… Dikişler sağlam mı? Sağlam… Gerisi yok. Birileri sorduğu zaman aklıma geliyor, boyu ne kadar olmuş, kilosu ne kadar olmuş acaba diye. Bir de şu var tabii, bugüne kadar doktorları izlediğim kadarıyla yolunda gitmeyen bir şey olduğunda zaten mutlaka bilgi veriyorlar. Ya da artık beş senelik geçmişimize dayanarak yüzüne baktığımda hissedebiliyorum, iyi veya kötü bir şey olduğunu. Kötü bir şey hissetmeyince de sormuyorum, karıştırmıyorum kafamı diyelim.
Şu an için acil bir erken doğum tehlikemiz gözükmese de, hazırlıklı olmamız için, akciğerleri destekleyici iğne olduk . Bu hafta 2+2 toplamda 4 doz olarak aldık. 12 saat arayla vuruluyormuş bu iğneler. Saatine dikkat ederek yaptık. Olası bir erken doğumda bize yardımcı olması için gereken önlemleri de almaya başlamış olduk.
Bu hafta yürüyüşe izin çıktı. 10-15 dakikalık sürelerde kendimi yormadan yürüyebileceğim. Havaların soğumasıyla iznin çıkmasının aynı zamana gelmesi kötü bir tesadüf diyelim. Ama giyinip kuşanıp dışarı çıkabileceğim artık. O süre bile bizim için çok önemli. (Bu hafta evde geçirdiğim buhranları düşününce)
Yeni haftada, yeni güzel haberlerle görüşmek umuduyla,
Sevgiler,
Ayşenur

Yazar Hakkında

AYŞENUR A. – Hayatının otuz beşinci, evlilik yolculuğunun yedinci, anne olma serüveninin beşinci senesini yaşayan, yolları, dalış yapmayı, kitapları, kanaviçe işlemeyi, öğrenmeyi seven ve her daim uzakları düşleyen bir yolcu.

Ayşenur’un tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların gebelik günlüklerini buradan okuyabilirsiniz

2 yorum

  1. Maşallah Bu haftaya kadar kazasız belasız gelmişsin inşaallah 37-38. Haftaları görürüz, bende 14. Haftamdayım 2 gün sonra Dikiş atılacak, senin blogunu okumak ümitlendiriyor beni, bugun annem Kıyafetler bakmış şunu alalım bunu alalım dedi ama ilk bebeğimi 22. Haftada kaybettiğimden 7. Aya kadar bekleyeceğim dedim,yazmaya devam et lütfen

    • Emine’cim hislerini çok iyi biliyorum, anlıyorum. Ben de alışveriş için en azından 28’in hatta 30’un bitmesini bekliyim diye kendimi frenliyorum. Bizim gibi geç kayıplar yaşayanların hepsinde vardır sanırım bu durum. Umarım operasyonun iyi geçer, sen de sağlıkla devam edersin gebeliğine. Bebeklerimiz kucağımızda dönüp konuşuruz seninle bugünleri. Güzel dileklerin için çok teşekkür ederim, sen de benim dualarımdasın artık 🙂