8 Yorum

Emek’in Gebelik Günlüğü, 14. Hafta

Herkese merhaba,

Ben Emek. İlk hamileliğimin 14. haftasındayım, ve 36 yaşında olduğum için “ileri yaşta annelik” kategorisinde bu maceraya atılmış bulunuyorum. Burada sizlerle hamilelik yolculuğumu paylaşacağım için heyecanlı, şimdiden tombik olan göbeğimi paylaşacağım için de bir miktar çekingenim. Sebep şu: ilk üç ayım çok mide bulantılı geçti, ve ben kurtuluşu peynir-ekmek, kraker, patates ve makarna dörtlüsünde buldum. O sebeple biraz kilo almış olabilirim, yapacak bir şey yok.

Dediğim gibi, 14 haftadır hamile, ve 16 haftadır da evliyim. Sevgili kocamla çocuk sahibi olmaya karar vereli de 15 ay oldu. İstatistikler böyle. 18 senedir matematiğin içindeyim, matematik okudum, şimdi de üniversitede yine matematik anlatıyorum, o yüzden rakamları çok severim, hele de asal sayıları! Hamilelik sürecine de gayet hazırlıklı başladım, okunacak bilimum kitap ve yazıları okuyarak.

Emek14

İlk ay hamile kalmayınca bir moral bozukluğu yaşadım tabii, şimdi ne kadar komik gelse de. Rakamları, istatistikleri anlamak bir mesele, kabul etmekse bambaşka. Biz deneme yanılmayla yolumuzu bulmaya çalışırken ekim geldi, ve benim regl ağrılarım başladı. Zaten kafam buna bozukken bir de yakın bir arkadaşımın ikinci sefer hamile olduğunu öğrendim, hem de ilk denemelerinde! Beni kimse tutamaz artık. Conrad (söz konusu eş) eve geldiğinde kendisine: “dışarı çıkıyoruz, ve içebileceğimiz en büyük margaritayı içiyoruz” şeklinde talimat verdim. İyi huylu eş bu yangını başka türlü söndüremeyeceğini bildiğinden yola koyulduk, ve gariban bir Meksika lokantasının en büyük margaritasıyla ben biraz olsun huzur buldum.

Gece kafamız biraz hoş eve geldiğimizde dedik ki, yarın yeni bir gün. En sevdiğim sözdür. Ertesi gün önce ağırlık kaldırma dersime gittim –bu paragraftaki yanlışları bulunuz- çıkışta da bir hamilelik testi alayım, ne olabilir ki dedim. Aldım. Eve geldim. Ve çift çizgiyi gördüm. Her şey orada durdu. Bundan sonra hiçbir şey aynı olmayacak diye düşündüğümü hatırlıyorum.

Türkiye’yi en çok özlediğim zamanlardan biriydi o gün. Doktorumu aradığımda bana 6. haftaya randevu verdiler, tam 2 hafta sonrasına! Hatta o randevu “hamilelik koordinatörü” ileydi, bilgi almak için. Sabır, sabır. Ancak 8. ya da 9. haftada ebeyle görüşüp kuzumuzu ultrasonda görebildik. O an unutulacak gibi değil. Kuzunun boy boy resimleri şimdi buzdolabından bana bakıyor. En son görüştüğümüzde 13. haftaydı. Önce de söylediğim gibi, Amerika’da 36 yaş “ileri yaş”a giriyor hamilelik açısından, ve milyon tane (ya da birkaç tane) ekstra teste maruz kalıyorsunuz. Yeni jenerasyon testlerden bir tanesi de cell-free DNA dedikleri birşey. Annenden kan örneği alıp, bebeğin kromozomlarına bakıyorlar, Down sendromu ve diğer iki kromozom bozukluğu için, cinsiyeti de öğrenebiliyorsunuz bu testte.

İki hafta önce testin sonuçları geldi, negatif! İçimiz rahatladı, her ne kadar bunlar yine %80-%90 doğruluk ihtimalleri olsa da. Fakat bebeğimizin cinsiyetini belirleyememişler. Hemşire de “testin hatası da olabilir, ancak cinsiyet kromozomu bozukluğu ihtimalini göz ardı edemeyiz” deyince soluduğum hava ağırlaştı sanki. Bunu takip eden günlerde konuşabildiğimiz kaç tane genetikçi arkadaş, doktor ya da uzman varsa konuşarak bir karar verdik: sonuç ne olursa olsun bu bebeği bütün gücümüzle seveceğiz. Nasıl sevmeyelim? Ultrasonda kıpır kıpır, bir oraya bir buraya dönmesini, minik bacaklarıyla yaylanarak kendini itmesini gördükten sonra? Kalp atışlarını duyduktan sonra?

Velhasıl şu anda durduğumuz yer budur. İçimizi hep iyiye yorarak, heyecan içinde bekliyoruz kuzumuzu. Bu cuma ilk defa Türkiye’ye gidiyor kuzu, ona şimdiden hayran ailesiyle buluşmaya –benim üzerimden tabii, bu seferlik. Pideleri, şöbiyetleri de onun yerine ben yemek zorunda kalacağım artık. E n’apalım?

Ben Türkiye sehayatı yaklaştıkça “e kuzumuz yüzde elli Türkiyeli” dediğimde kocam –yüzde yüz Amerikalı kocam- “hayır, yüzde yetmişbeş Türkiyeli o!” diye düzeltiyor, benimle her yıl yıl üç haftasını Türkiye’de geçirmeye başladıktan sonra kendisinin yarı Türkiyeli olduğuna karar verdi çünkü. Bu hissiyatı pekiştirmek için de her gün bir tabak yeşil zeytin yiyor, gittiğimiz restoranlarda çekirdeksiz zeytin getirdiklerinde burun kıvırıyor, beyaz peyniri beğenmediğinde “Türkiye’de biz buna lor deriz” deyip peynir tabağını iteliyor. Sağ olsun, Türkçe öğrenmeye başladığından beri de benim İngilizcem gerilemeye başladı sanki. Geçen gün derste çocuklara “tamam tamam, olur öyle” dedim. Koca bir sınıfa. Türkçe. Bu hamilelik kafası dedikleri şey beni ne hale getirecek acaba, merakla bekliyorum.

Neyse, sayesinde mizah yönünden bir sıkıntı yaşamıyoruz. Güzel ülkemin yaşadığı acılarla baş etmek, hayata devam etmek için mizahtan güçlü birşey düşünemiyorum. Haziran’da kuzumuz geldiğinde daha güzel günleri birlikte kutluyor olalım, olmaz mı?

Yazar Hakkında

 EMEK KÖSE– İzmirli bir matematikçi. Amerika’nın Maryland eyaletinde yaşıyor. Matematiği çok sevdiğinden üniversitede matematik hocası olarak çalışıyor. Okuyup yazmaya, yemek yapmaya, araba yolculuklarına, gri pofuduk kedisine ve kocasıyla Phish konserlerine gitmeye bayılıyor. Güneş enerjisiyle çalışıyor ve deniz kıyısının bolca hayalini kuruyor. İlk bebeğini bekliyor.

8 yorum

  1. Hoşgeldin Emek 🙂 Zevkle takip edeceğim 🙂

  2. Filiz Yılmaz

    Kendime yakın durumlarda ve aynı haftalarda bir gebe yaşasınnn….. 🙂
    Sizin durumunuzdan farklı olarak ben 35 yaşında ve tamamen sürpriz bir şekilde ikinci bebeğime hamileyim 6 kasımda arkadaşlarımla harika bir gece ile içen ve test yapsam mı diye düşünürken testen bir gün önce (11 kasım) 1 bira içsem ne olurki zaten hamile değilimdir diyen ben ertesi gün çift çizgi dumurunu yaşayan yine ben :)) ve süper sonuç 13+2 haftalık gebeyim herşey yolunda.Umarım bu güzel yolculuklarımız sağlıkla tamamlanır,sevgiler…

  3. Merhaba Emek,
    İleri yaş hamileliğinde beni yalnız bırakmadığına sevindim. Aynı yaşta ilk bebeklerimizi bekliyoruz. Hoşgeldin ve iyi ki geldin … 🙂

    • Yasasin!!! Birlikteyiz bu isin icinde yani, cok sevindim 🙂 Ikimizin de yolculugu piril piril olsun!

  4. Tebrik ederim!!!. Bu blogun takipcisi olacagim. Ben de ayran sever, Lubnan usulu kuru baklavaya ” baklava mi bu yaaaaaaa” diye burun kiviran, dort aylik kizimiza Ali baba’nin ciftligini soyleyen, Istanbul’da benim “yapmaaaaa” larima karsi vapurdan atlamasini ogrenmis “has” bir Kanada’liyla evliyim :)). Ve bizim de pofuduk bir kedimiz var :))

    • Tebriklerin icin cok tesekkur ederim Deniz, senin hikayeler de harikaymis 🙂 Bizimki de tam bir omur 🙂

  5. emoşum ve bebeğimiz, merhaba ! müthiş yolculuğunda beraberiz. herşey yolunda gidecek hayırlısıyla ve sizi kucaklayacağız !
    dünyanın bütün güzel annelerine ve bebeklerine selam olsun, dünya onlarla güzelleşiyor !