1 Yorum

Ezgi’nin Gebelik Günlüğü, 24. hafta

Herkese merhaba,

Bu hafta, kaçamadığım tetanos aşısıyla randevum vardı. Taa gebeliğimin başında doktor söylemişti, aile hekimine gebeliğimi bildirdiğimde beni 22. hafta gibi arayıp tetanos aşısına çağıracaklarını. Bir hafta gecikmeyle çağırdılar. Ben de tırıs tırıs gittim. Kolumu açtım, azıcık yanacak diyen hemşireye “acımadı ki acımadı ki” diye artistlik yapıp akşam spora gidebilecek miyim diye de sordum. Ne bileyim ben başıma gelecekleri! “Birkaç saat sonra git” dedi bana hemşire. Desene 3 gün kolunu kıpırdatamayacaksın, hayatın zehir olacak! Değil spora gitmek, sol kolumu üstümü değiştirirken bile kaldırdığımda acıyordu, eliyle koluyla –yani yazıyla- gelir sağlayan biri olarak bu durum işlerimi de aksattı. Uykumu da aksattı, spora da gidemedim. O hafta iki gün gitmiş oldum. Yığınla biriken işler arasında bir baktım ki 24. hafta gelmiş de geçiyor. Hatta yılbaşı gelmiş!

Geçen hafta doktorsuz kaldığımı ve biraz üzüldüğümü, hafif de paniklediğimi anlatmıştım. Bu hafta acil bir çözüm bulmam gerekti; çünkü şeker yüklemesi zamanı geldi! Annesi ve anneannesi diyabet olan biri olarak feci halde risk grubundayım. Ama 75 gr glikoz yüklemesi kulağa hiç mantıklı gelmiyor. Yani zararlı maddeyi vücuduma ve Toprak’a gönderip de vücutta neler olduğuna bakarak gebelik şekeri olup olmadığımı anlamaktan daha makul bir yol olmalı bence. Umarım ileride bulunur.

Typic(5)

Bu hafta doktora gittik, Toprak’ı elleri ağzında yakaladık! Bacakları da v yapmış, gözleri fıldır fıldır oynatıyordu. Ben de kendisine sırıttım bol bol, gördü mü bilmem. Ama hissetmiştir umarım. Şeker yükleme testi için de 3 gün sonra tekrar gideceğim. Hiç hoşlaşmasam da yaptıracağım gibi görünüyor son durum.

Gelelim bu doktor randevusunun beni yıkan, perişan eden, günümü zehir eden olayına. 24 haftada tam tamına 16 kilo almışım! Yazıyla onaltı! Hemen diyetisyenden randevu aldım ve zinhar hayatımdan karbonhidratı çıkardım, artık ağzıma koymam! Sabah kahvaltısında iki dilim ekmek dışında makarnaymış, kumpirmiş, pizzaymış, poğaçaymış benden uzak olsun! İki tane temmuzda doğum yapan arkadaşıma yazdım, dert yandım. Canlarım, onlar da moralimi düzelttiler, dikkat et yeter, emzirirken gidiyor dediler. Biri 15 kilo vermiş doğumdan sonraki 5 ayda, diğeri de 1,5 kilo fazlam kaldı dedi de biraz moralim düzelir gibi oldu.

Hâlâ bir doktorum yok. Bu konuyu iki hafta sonra İzmir’de alacağım doğuma hazırlık eğitimi sırasında ebeye danıştıktan sonra bir kez daha düşünüp netleştireceğiz Barış’la. Bir yanda ödeyebileceğimizin çok üstünde fahiş fiyatlar diğer yanda ise anneye ve bebeğe saygının az olduğu bir doğum tipi var. Terazinin iki kefesi de çok riskli benim için. Kordonun geç ve Barış tarafından kesilmesi, doğum anında ortamın loş ışıklı olması, doğar doğmaz Toprak’ın hemen kucağıma verilmesi ve ilk muayenesinin kucağımdayken yapılması ile doğumdan birlikte çıkmak hayalimdeki. Çok kuvvetli bir istek aynı zamanda. Bunları kendi rutin doğum planı içine almış bir doktor arayıp tarayıp bulacağım. İzmir’de doğum bu nedenle kuvvetli bir seçenek.

Geçtiğimiz hafta sonu annem geldi İstanbul’dan. Hafif gergin anlar yaşasak da idare ettik. Kötü şeyler duymak istemediğimi birkaç kez dile getirsem de kötü şeyler anlattı. Ben de tepki verince bir de üstünüze afiyet “çok abartıyorsun” dedi. Ebeveynleriyle nispeten iyi ilişkisi olabilen insanları çok kıskanıyorum. Ben bir türlü iyi ilişki denebilecek bir ibreyi tutturamadım. Yani biz annemle ve babamla tutturamadık, neticede tek taraflı bir beceriksizlik yok ortada. Neyse ben güzel şeyleri hatırlayayım değil mi?

Annem hastane çıkışı takımı almış. Yavaş yavaş bebek eşyaları toplanıyor. Bu da demek oluyor ki bir dolap yaptırmanın zamanı geldi. Marangozla konuştuk, bir metre boylarında eni bir buçuk metre olacak şekilde iki katlı toplam altı çekmeceli ve yukarıda kalan boşluğunda da askı yeri olan bir dolap yaptıracağız sanırım. Bebenin ulaşabileceği boyda ve onun odasında olacak. Kendisi ilk bir yıl bizimle aynı odada kalacak gibi görünüyor.

Doğumdan sonrayı düşünmeye başlamak çok eğlenceliymiş, minicik giysilere bakmak da!

Herkese sağlıklı, neşeli, mutlu bir yıl dilerim! Ülkem için ise yalnızca barış diliyorum.

Sevgiler,

Ezgi

Yazar Hakkında

EZGİ BERK– Severek aldığı tarih eğitimi sonrası kendini eski çağlara ait kitaplar arasında çalışırken buldu. Hâlâ tarih kitapları arasında çalışmakta, satır aralarında insanların duygu ve davranışlarını aramaktadır. Aynı zamanda eğitim hayatının hangi evresinde kaybettiğini hatırlamadığı zengin hayalgücünü tekrar keşfetmek için çocuklarla çalışıyor. Bazen de çocuklar olmadan, çocuklar için çalışıyor. Çocuk edebiyatı tutkunu. 27 yaşında ve ejderhalara inanıyor.

Ezgi’nin tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların gebelik günlüklerini buradan okuyabilirsiniz.

 

Bir yorum

  1. “Ebeveynleriyle nispeten iyi ilişkisi olabilen insanları çok kıskanıyorum. Ben bir türlü iyi ilişki denebilecek bir ibreyi tutturamadım.”

    Şu cümleniz içime oturdu tutturamayan bir evlat olarak…ve ben bu ilişkiden umudumu da kaybettim, artık hiçbir şekilde düzelemeyeceğini de biliyorum..iki ileri bir geri çok yoruldum..

    bundan sonra tek isteğim bir anne olarak kendi evladımla iyi ilişki kurabilmek… aksi ihtimal beni çok korkutuyor…umarım başarırırız…