15 Yorum

Doğumda Çocuk Hakları

Aşağıdaki yazı Blogcu Anne okurlarından Dr. Elif Çakır tarafından kaleme alındı.

***

Merhaba,

Ben Elif Çakır. Çocuk Sağlığı Hastalıklar Uzmanı ve Güncel Anne blogunun yazarıyım. Doktor olmayı ben seçmedim ama tıp fakültesine girdiğim andan itibaren tek düşündüğüm bölüm olan pediatriyi ben seçtim. Asistanlığımın ilk yılını tamamlamadan da kendisi de benim gibi çocuk doktoru olan hayatımın aşkı ile tanışıp, evlendim. Hayatım boyunca hep anne olmanın hayalini kurmuş biri olarak biraz zor oldu bu hayalime kavuşmak.

Neredeyse 3 yıl süren uğraşıdan, bir düşükten, onlarca boşa giden beta hcg tahlilinden (kanda gebelik testi), bir dolu jinekolog vizitinden  sonra  35 yaşımın kıyısındayken hamile kaldım. ‘’Tamam artık ben normal yollarla hamile kalamıyorum tüp bebek yapayım.’’ diye düşünürken hiç umulmadık bir anda bingo…

FullSizeRender_2

Tüm hamileliğim bebeğimi hangi hastanede doğurursam daha güvenli olur düşüncesi ile geçti. Ankara’daki hastaneleri tek tek araştırdım doğurmadan önce. Yenidoğan yoğun bakımları var mı, varsa ne gibi özellikleri barındırıyorlar bünyelerinde diye. Sonunda koca koca hocaların konsültan olduğu, 3. basamak yenidoğan yoğun bakım hizmetinin verildiği, tam donanımlı, benim ve eşimin de mezun olduğu bir tıp fakültesi hastanesinin ameliyathanesinde (keşke doğumhanesinde diyebilseydim) doğdu oğlum.

Hikayenin burada bitiyor olması lazım değil mi? Her insan kendi masalını yaşar ve tüm masallarda ve filmlerde kadınla adam evlenirler, iki tane güzel çocukları olur ve ondan sonra ne olduğunu hiç birimiz bilmeyiz. İşte ben de bilmiyordum. Hayatım boyunca nasıl bir anne olacağımın hayalini hep kurmuş ama nasıl doğum yapacağımı hiç tasarlamamıştım. Bunun ne önemi vardı ki? Bebeğim sağlıklı doğsun yeterdi.. Onca yıldır beklediğim bebeğimi doğumdan ancak bir saat sonra kucağıma alabilmiştim ama bunun da hiçbir önemi yoktu. Sonunda ben de o da tamamen sağlıklıydık ya. Önemli olan buydu!

Manyaklık derecesinde okumaya meraklı olan ben hamileliğim boyunca doğumun sadece teknik kısmı ile ilgilenmiştim. Bir doğum veya sezaryen sonrasında anne ve bebek birbirlerine sağlıkla kavuştuklarında her şeyin bittiğini düşünmüştüm. Sanmıştım ki bize tıp fakültesinde doğumla ilgili tüm detaylar öğretildi. Sanmıştım ki bir bebek doğar doğmaz önce muayene edilmeli, sonra annesine verilmeli. Yanılmışım… Ben ve oğlum pek çok fırsatı kaçırmışız, çok sonra fark ettim.

FullSizeRender

Doğumdan hemen sonra, daha ilk saatlerde içime anlamlandıramadığım bir huzursuzluk yerleşti. O zamanlar bu huzursuzluğu lohusa depresyonuna, sütümün sezaryenden dolayı gelmiyor oluşuna bağladım çıktım. Ama şimdi biliyorum ki her şey daha farklı olabilirdi.

Bir doğumun ardından şüphesiz en önemli şey tabii ki de anne ve bebeğin sağlık ve esenlik içinde birbirine kavuşması. Elbette… Ama ya başka şeyler? Mesela ne olurdu acaba doğumdan hemen sonra bebeğim muayene edilmek üzere ısıtıcının altına değil de benim kucağıma yerleştirilse? Ya da o taptaze bedenine ilk değen şey, steteskopun soğukluğu değil de annesinin öpücükleri olsa? Acaba doğum sonrası içime çöreklenen ve uzunca bir süre kaybolmayan iç sıkıntısı biraz daha hafif olabilir miydi? Kim bilir? Ya da daha başarılı bir emzirme gerçekleştirebilir miydim? Evet, muhtemelen.

Aslında sadece ben değil pek çok anne, hamilelik ve doğum ile ilgili çeşitli hazırlıklar yapıyor, hastane çantası hazırlıyor, jinekologları ile doğum ve kendileri ile ilgili çeşitli senaryoları paylaşıyor ama nedense bebek ile ilgili bir sağlık planı yapmak nerede ise kimsenin aklına gelmiyor. Hele doğumdan önce doğum odasında bulunacak çocuk doktoru ve bebek hemşiresi ile tanışmak nedense hep ihmal ediliyor. Ben de olaya sadece anne ve bebeğin fiziksel olarak sağlıklı bir şekilde kavuşması olarak baktığım için ve bebek dostu sezaryen kavramı ile geç tanıştığım için çok pişmanım.

FullSizeRender_1

Peki şimdiki aklım olsa, (ülkemiz şartlarında çok zor olduğunun farkındayım ama) neler yapar, neleri sorgulardım:

  • Doktorumla doğumdan önce sadece teknik ayrıntıları konuşmakla yetinmez, onun ‘’bebek dostu doğum/sezaryen’’ kavramına nasıl baktığını da sorgulardım.
  • Gene doğumdan önce çocuk doktorum ve bebek hemşirem ile tanışırdım.
  • Çocuk doktoruma bebeğimin ilk muayenesinin ve tıbbi bakımının mümkünse ve bebeğimin sağlığı elveriyorsa benim göğsümde iken veya ilk emzirmeden sonra yapılmasını istediğimi iletirdim. Böylece bebeğim az önce koptuğu annesine hızla geri dönmüş olurdu. Ve başarılı bir emzirme için gerekli olan ve altın saat olarak adlandırılan, doğumdan sonraki ilk bir saatte emzirmeye başlamış olurdum.
  • Kadın doğum uzmanıma mümkünse benim veya bebeğimin sağlığı açısından akut, acil bir müdahalede bulunmaları söz konusu değilse bebeğin göbek bağının bir-iki dakikalık pulsasyon sonrası kesilmesini istediğimi söylerdim.  Böylece bebeğime daha çok kök hücre geçişi sağlanmış olur, yenidoğan sarılığı ve erken dönem kansızlığı görülme ihtimali azalmış olurdu.
  • Bebeğime benim bilgim ve onayım dışında mama, yalancı emzik verilmesini istemediğimi söylerdim. (Benim bebeğime verilmemişti çok şükür.)
  • Bebeğimin tıbbi gereklilik hali yoksa yıkanmasını istemediğimi belirtirdim. (Bizim oğlanın yıkanmadığını belirteyim.)
  • Ve eğer çocuk doktoru bir anne olmasaydım, bebeğime doğum sonrası yapılacak tıbbi girişimler hakkında (Vitamin K ve Hepatit B aşısının ilk dozu vb.) bilgilendirme alırdım. Bunların niye yapılması gerektiğini sorardım doktoruma.

Ben tüm bunları kısmen ihmal etmişim. Aradan beş yıl geçti. Bir çocuk doktoru ve anne olarak olaylara ve sağlık sistemine bakış açım yeniden şekillendi. Bir hekim olarak biliyorum ki Türkiye gibi doğum oranının çok yüksek olduğu ve göç altındaki bir ülkede, en azından bir süreliğine daha kamu hastanelerinde yukarıda saydığım şeylerin gerçekleşmesi bir hayal olarak kalacak.

Türkiye’nin de taraf olduğu Çocuk Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 24. maddesine göre her çocuk ulaşılabilir en yüksek sağlık standartlarından yararlanabilmeli; gerekli tedavi ve iyileştirme hizmetlerinden faydalanabilmelidir. Ve bence doğumdan hemen sonra anne kucağına kavuşmak en temel sağlık haklarından biridir.

Sevgili Anne Adayı,

Daha önce de söylediğim gibi, biliyorum ki çok zor ama doğumdan önce bebeğinin çocuk doktoru ile tanışmayı ve ona bebeğin ile ilgili isteklerini iletmeyi hiç değilse dene. Senin veya bebeğinin sağlığı elverirse doğum sonrası kucağına verilmesini talep et. Talep et ki bebeğin doğduğu o ilk saat, emzirme ve anne bebek ilişkisi açısında o altın saat kaçırılmasın. Bebeğinin tenine ilk steteskopun metali değil de senin öpücüklerin değsin. Bebek radyan ısıtıcının altında ameliyathane yeşillerinin üstünde değil de senin yumuşacık kollarında alsın ilk nefeslerini.

Belki böylece sadece anneye değil bebeğe de saygılı doğum talep eden kişi sayısı artar ve bizim ülkemizde de bazı şeyler yavaş yavaş değişir.

Dr. Elif Çakır
guncelanne.com
instagram.com/guncelanne_cocukdoktoru/
facebook.com/GuncelAnne
twitter.com/drepb

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

15 yorum

  1. merhaba,

    Elif hn.öncelikle paylaşımınız için çok teşekkür ederim.
    ben benzer senaryoyu ikizlerimin doğumunda yaşadım.bırakın bebeklerimle ilk teması altın saati vs.taa ki ben olay çıkarıp çocuklarımı görmek istediğimi bağıra bağıra söyleyene kadar bekletildim.ve yine annenin rızası dışında bebeğin sağlığı için olduğu söylense bile hiçbir tıbbi girişimi uygun bulmuyorum.umarım bundan sonraki annelerde durum farklı olur.

  2. Elif Hanım çok güzel yazmışsınız. Buna benzer başka yazılar da okumuştum başka kaynaklardan, yine de rastlayınca aynı hevesle okuyorum. Ve çok çok şükür ki, aslında bu konuda hiç de bilmeden, tamamen tesadüf eseri, olası kötü deneyimleri yaşamamış ve sizlerin “şunu isterdim” dediğiniz herşeyi yaşamışım. Ne kadar güzel. Ben, gebelik günlüğümü burada takip edenler belki hatırlarlar, sezaryenle doğum yaptım İzmir’de bir özel hastanede. Çok şanslıyım ki, ebeler, hemşireler, doktorlar tam da istenilen şekilde davranmışlar bana. Bebeğim, o bebek odasına hiç gitmedi, benden sonra babasının kucağına gitti, doğumdan sonraki 45.dakikada kucağımda emziriyordum, her türlü bilgilendirme yapıldı, hastanede kalış süresi boyunca hep yanımdaydı, mama verilmedi, emzik verilmedi, benden habersiz hiçbir şey yapmadılar, saat başı emzirmeme yardım etmek için hemşireler odama geldi ve gece-gündüz hep güler yüzlüydüler hep. Kordonu kesilmeden önce birkaç dakika beklendi (bununla ilgili tek bir şey bile bilmiyordum ben oysa!).

    Yani çok şükür ki böyle bebek-anne dostu hastaneler de var memlekette!

    Teşekkürler size de, bilgilendirme için.

    • Merhaba Pelin,

      Çok büyük ihtimalle İzmir’de doğum yapacak bir gebe olarak sormadan edemedim: Hangi hastane? 🙂

      • Merhaba Ezgi, sağlıkla kavuş inşallah bebeğine!
        Ben Çınarlı Kadın Doğum Hastanesi’nde doğum yaptım. Tüm personelden çook memnun kaldım. Ücreti de diğer özel hastanelere göre daha uygundu üstelik. Odaları küçücük, çok lüks değil. Ama zaten sen orada 5 yıldızlı otel konforu değil de, huzurlu bir doğum arıyorsan sorun olmaz bence 😉 ***Yalnız bir detayı vermeliyim: doğumumu hastane doktoru değil, benim kendi özel doktorum yaptırdı. Kordon kanı beklemeyi falan hastanede rutin mi yapıyorlar bilmiyorum.

        • Merhaba Pelin,

          Cevabın için çok teşekkür ederim. Benim de doktorum belli, hastane arıyorum aslında. Çok iyi oldu bu bilgi. İzmir’e gittiğimde kendisine ileteceğim 🙂

          Sevgiler,
          Ezgi

  3. İlk doğumum son derece özel bir hastanenin gayet “iyi” bir doktoruyla, son derece sudan sebeplerle sezaryen oldu. Bebeğim, benim çıldırmam sonucu eşimin hastaneyi ayağa kaldırmasıyla, yanıma geldiğimde doğumun üzerinden en az bir saat geçmişti.

    İkinci doğum için SSVD destekleyen bir doktor arayışına girdim ve bu arayış sırasında “keşkesiz doğum” kavramıyla tanıştım. Dr. Hakan Çoker ve ekibiyle yola çılmaya karar verdik. Neticede yine normal doğum olamadı, ama müthiş güzel bir “bebek dostu sezaryen” oldu. Bebeğimiz benden hepi topu 3-4 dakika ayrıldı, ki o sırada yanıbaşında babası vardı, ve hemen kucağıma verildi. Kontroller için alındığında aradan iki saatten fazla zaman geçmişti. Yıkanmadı.

    Uygulamadaki bu farklardan öte, asıl büyük fark annenin ve bebeğin hissiyatı. İlk çocuğumda ilk üç ay anne gibi hissedemedim bile. Evet çok sevdim, evet hemen emzirmeye başladım… Ama o ilk bağlanma eksik kaldı işte, anlatılır bir his değil bu. İdrak edemiyor insan duygusal anlamda o 9 ay taşınan bebekle kucağa verilenin aynı varlık olduğunu. Ben böyle hissettiysem bebeğim kim bilir nasıl hissetti. Doğar doğmaz anneden koparılmak ne acı bir şey olmalı…

    İkinci doğumda ise yalnızca ben değil, eşim de yaşadı o ilk bağlanma duygusunu. Sanki bebeğimiz her an hayatımızdaymış gibi bir duyguyla döndük evimize.

    Artık “keşkesiz doğum” destekçisi doktorlara ulaşmak eskisi kadar zor değil; özellikle büyük şehirlerde. Herkese şiddetle öneririm! 🙂

  4. Sağlık konusunda ne yazık ki ülkemiz bu durumda ve evet 5 yıl değil bence daha uzun bir süre yazdıklarınızın bir çoğu gerçekleşmeyecek gibi görünüyor. Ellerinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş.

  5. Yazınız son derece şımarıkça yazılmış bir yazı, ben de yazıyı okudukca dogumda Allah korusun cocugunuzun basına gercekten cıddı bır seyler geldı zannettım, okudukca saskınlıgım artıkca arttı,yok efendım ısık altında tutulmuş,yok 1 saat sonra yanınıza verılmış,bir cocuk doktoru olarak karsınıza onlarca zor şartlarda dogan,gercekten fızıksel ve zihinsel engelli çocugu olan ve daha da acısı tedavi ettirebilecek gucu olmayan onlarca anne-baba geliyor olmasına ragmen(tabi özellikle devlet hastanerinde ve veya tıp fakültelerinde çalışıyorsanız ki özellerde çok afedersiniz gribe yakalanan çocukları ıle dehsete dusmus onlarca anne gördüğüm için devlet yada tıp fakultelerının altını çizmek istedim) bu yazınızla hayrete dustum, bence ozellıkle sosyal statusu “biraz daha yüksek” bu devrın annelerinde gercek bir bencillik ve anne olmanın getırdıgı asırı bir şımarıklık sözkonusu. Zor şartlarda fiziksel ve zihinsel engelli çocuklarını büyütmeye çalışan ve bu koşullarda dahi mücadeleden vazgecmeyen annelerimizin ellerinden öpmek istiyorum.

    • Yorumunuzun cok sert oldugunu ve sizin yazinin anlamini kacirmis oldugunuzu dusunuyorum. Bununla beraber dediginiz gibi belli bir maddi duruma gelenlerin simariklik icinde olduguna katiliyorum.
      Anneler arasinda bir hiyerarsi var. Ilacsiz, “dogal” dogumla dogurmus, doulalara para dokmus, emzirmis, herseyini organik yapan, aslaaaaa ekrana baktirmayan anneler en yukarda (bu Anneler arasinda uyku egitimciler ve attachment’cilar “kim en mikemmel anne” konusunda hala kapisiyorlar). Eger sezaryen olduysaniz, emzirmediyseniz ve organik almiyorsaniz, cocugunuz sekerli pasta tukettiyse ve ekrana baktiysa yandiniz. Piramidin en altindaki cahil (!) mahluksunuz.

    • İlk başta ben de eyvah bir komplikasyon oldu, bebişe bir şey oldu diye korktum. Allah’tan sağlığı ile ilgili ciddi bir durum yokmuş. Yazıyı kaleme alan hanımefendinin iyi niyetle yazdığını ve yararlı bilgiler verdiğini düşünüyorum ama ilk başları biraz endişelendiriyor okuyanı. Üsluptan dolayı sanırım.

    • engelli yada degil tum bebekler ilk tanismasini anne teniyle yapsalar guzel olur elbette. hakli bir konuya deginmissiniz ama bunlarin muhatabi tam olarak bu yazi degil sanki..
      yukaridaki yoruma da katiliyorum,bebeklerimiz ellerimizde ego oyuncaklarimiz olmus, kendi ihtiraslarimizi tatmin ettigimiz masum vitrinler..

    • Gerçekten artık bu konuların çok abartıldığını düşünüyorum. Annelik sanki bir meslek veya trend haline geldi. Şu anne, bu anne , bilmem ne anne, yahu normal annelere ne oldu? Çocuğunuz sağlıklıysa, akıl sağlığı yerindeyse daha ne istiyorsunuz? Kendi kendinizi dolduruşa getirmeyin …

  6. Yurtdisinda dogum yaptim. Hastanem sehirde doulalarin favori hastanesi olarak biliniyor ve butun bunlari yapiyorlar(mis). (zaten genelde butun hastaneler yapiyor-mus). Haaaa ne zaman komplikasyon oldu, doguma giren aile hekimi (cunku kadin dogum uzmani riskli dogumlara giriyor) beni “acelesi yok” diye bekletti, o zaman bebegim de ben de cok kotu bir surecten gecti. Ne altin saati, ilk UPGAR’i bir oldugu icin uc saate yakin gozlem altinda olmasi gerekti. Ben de saf gibi “ac birakmamislardir herhalde o arada” diye dusunuyordum. Birakmislar. Eh emzirme ve vajinal dogum herseyden daha onemli (!) tabi. Sonra getirdiklerinde bir turlu emmedi. Sonuc hipoglisemi olmus, sarilik gecirmis, kilosunun 10%unu iki gunde kaybetmis bir bebek. Ittire kaktira uc ay emzirdim. Sonunda bebegimle cebellesmeyi birakip formule gectim, dunya varmis oh be dedim.
    Yani vajinal dogumla, emzik verilmeden de cok buyuk bir gol yiyebiliriz. Bunu cok aci bir sekilde anladim.
    Yaziniz icin tesekkurler. Kusura bakmayin, bu konuda cok doluyum, belki konudan biraz saptim.

  7. Merhaba,
    Ben Amerika’da dogum yaptim. Normal dogumdu, kaldigim odada dogum yaptim. Dogum yapinca bebegi hemen gogsume koydular. 5-6 saatte yikamadilar. Anne ile daha iyi bir bag kurmasi icin. Sutum hemen geldi, o da mememden ayrilmadi.
    Boyle oldugu halde, ben bebegime baglanamadim, lohusalik depresyonu gecirdim. Ilk iki ay onsuz hayatimi ozledim durdum. Hala, ilk goruste ask yasayan annelere ozeniyorum.
    Yani sizin dediginiz hersey saglansa da bazen baglanti kurulamiyor.
    Ama dediginiz noktalara burada cok ozen gosteriliyor. Umarim TR’de ayni hassasiyete kavusur.

  8. Semra Yılmaz

    Merhaba, ben 45 yaşında iki çocuk annesiyim. Iki çocuğumu da Bursa da devlet hastanesinde dünyaya getirdim. İlk çocuğum yani kızımı dünyaya getirirken 26 yaşımdaydım be ilk dogumun verdiģi bir acemilik vardı. Normal doğum yaptım iki evladımı da hep öyle istemiştim gönlüme göre de oldu. Herşey yolunda gitti. Ama ikisinde de doğumdan sonra başka bir yere götürmelerine izin vermedim. Doğumdan birkaç dakika sonra iki yavrumu da kucağımda tuttum onların kokularını içime çektim. İnanın dünyanın en güzel duygusu bu. Demem o ki eğer siz istemezseniz ve tabi ki çocuğunuzda da acil müdahale gerektirecek herhangi bir sağlık sorunu yoksa kimse onu kucağınızdan ayıramaz. Çok şükür ben şanslıydım. Umarım yeni anne adayları da benim kadar şanslı olurlar. Teşekkürler