4 Yorum

Emek’in Gebelik Günlüğü, 16. Hafta

Bu haftanın yazısını İzmir’den yazıyorum. Çokça güneşli, ılık, şeker gibi bir gün bugün, ama canım İzmirli hemşerilerim yine yünlü, dik yakalı kazaklar, paltolar içinde soğuklardan çok muzdarip. Bayılıyorum buna! Haftanın en güzel yanı aileme, arkadaşlarıma kavuşmuş olmak ve yine bir doktor ziyaretinde, kuzumuzu görmek, iyi olduğunu bilmek. Benden mutlusu yok!

Typic (2)

Hazır İzmir’deyken çok güvendiğimiz, ailece de tanıdığımız kadın doğum doktorumuzu ziyaret de ettik, kontrol amaçlı. İnsan bir de Türkçe duymak istiyor kuzunun iyi olduğunu. Bu sefer hayli kalabalık bir izleyici kitlesini –ki bu anneannesi, büyük teyzesi ve dedesi oluyor, poposu havada amuda kalkmış olarak karşıladı bizim kuzu. Sonrası bir break dance havasında geçti, zıp zıp zıp. Eğer yaptıkları yapacaklarının teminatıysa kuzunun, bizi epeyce hareketli yıllar bekliyor! Ziyanı yok, zira biz onu da sabırsızlıkla bekliyoruz. Doktorumuz uzun uzun herşeyine baktı kuzunun, kalp kapakçıkları, kalp damarları, böbrekleri, uzun kemikleri, beyni, parmakları, üst dudağı ve unuttuğum bir sürü başka şey daha, ve sabırla anlattı bize, sonuç olarak: herşey yolunda, ve yüzde yüz bir kızımız oluyor! Aynı doktor ziyaretinin ultrason sonrasında da bir vejeteryan olduğum için güzel de bir azar işittim, seçme şansı olmayan bir çocuğu da vejeteryanlığa zorladığım için. Ailemin özellikle bu konu üzerinde doktora yaptığı tezahüratlar eşliğinde oradan ayrılıp bir köfteciye gittik. “Hayatımdaki çelişkiler hanesine artı bir lütfen, ama önce bir kasap köfte alayım ben.”

Aynı gün farkına vardığım birşey ise, bizim ailedeki bütün tartıların az tarttığı. Kabus! Bundan sonra daha dengeli beslensem daha iyi olacak, abur cuburu azaltsam bu sorun çözülür heralde ama o poğaçalar da pek güzel çayın yanında akşam… Gerçi aynı zamanda büyük bir kararlılıkla hergün yürüyorum neredeyse, ve hatta İzmir’e gelmeden bir hamile yogasına da gittim deneme amaçlı, iyi ki de gitmişim! Kocaman bir salon dolusu hamile kadın düşünün, her boyda ve ebatta, ve buna ilaveten üç-beş tane de bebekli anne! Gayet yumuşak sesli öğretmenimizin eşliğinde esnemeye, kalçamızı açmaya, ve eğilip bükülmeye çalışıyoruz. Bebekler matlarda annelerinin önünde yatıyorlar, muhteşem bir görüntü! İlk defa yalnız hissetmedim kendimi, sanki bir gruba aitmişim gibiydi, benim gibi bir çok kadınla beraber!

Biraz geç kaldığım için bana battaniye kalmamış, bunun üzerinde yanımdaki matta oturan kadın “burada bir annenin battaniyesi yok!” diye seslendi hocaya. Bir anlık bir aydınlanma yaşadım, o anne benim, ben anneyim! Bebeklerden biri ağladığında hiç kimse ayıplamadı, yargılamadı, ve anne hemen orda emzirmeye başladı bebeği; her yer böyle olsa olmaz mı? Bu kadar doğal birşey gündelik hayatta niye zor? Velhasıl, hamile yogasının hayranı oldum, her pazar akşamüstü oradayım bundan sonra!

Geçtiğimiz hafta bir miktar kalp çarpıntısı yaşadım, dört-beş gün, günde 24 saat neredeyse. Gece uyandığımda bile yüksek sesle ve hızlı hızlı çarpıyordu kalbim. Bir de farkında oldukça başka birşey de düşünemiyorum, hepten takıyorum kafamı! Bol yürüyüş, sıfır kafein (güle güle kahve, çay, çikolata), biraz meditasyon ve bolca teyzelerim ve kendiliğinden sakin eş ile sohbet hafifletti, son birkaç gündür tamamen kesildi. Beni epeyce huzursuz etti bu mesele tabi, ya bebeğime bir zarar veriyorsam? Bugün doktorda demir eksikliğinden de olabileceğini öğrendik. Eğer öyleyse sorun yok, çünkü köfte neyin yiyeceğiz heralde bundan sonra. Buna ilaveten de stresi minimuma indirmeye karar verdim, özellikle de iş kaynaklı stresi. Birkaç haftaya rapor veririm nasıl gidiyor diye.

Kalp çarpıntısı dışında son birkaç haftadır gayet iyi hissediyorum, sanki eskiden olan benmişim gibi! O ilk üç ayın yorgunluktan kolunu kaldıramama, toplantıları iptal edip eve gelip uyuma, yemeği, temizliği, bulaşığı kocaya kapatma devresi geçti sanki, artık geceyarısını gördüğüm oluyor. Bu demek değil ki dokuz saatten az uyuyorum, yanlış anlaşılma olmasın. Yaşasın ikinci trimester!!! Hamilelik hep böyle geçecek değil mi?

Bu zaten kısa olup, İstanbul’daki hain kar yüzünden daha da kısalan Türkiye tatilim bitmek üzere, ve sanki kafamın üstünde kara bir bulutla geziyorum bu yüzden. Çok kalasım var, ama çok gidesim de var. Teyzem derdi, “ne oralı ne buralı, hem oralı hem buralı” diye, tam da öyle, ikiye bölünmüş bir durumda hissediyorum kendimi. Büyük ihtimal kuzumuz da böyle hissedecek, değil mi? Onu da zamanı geldiğinde öğreneceğiz. Belki şimdilik bizi heyecanla evde bekleyen, bebeğimizin herşeyi iyi ve normal çıktığı için bana “bu sonuçlar sen çok iyi bir anne olduğun, herşeyi doğru yaptığın için” diyen kocamı düşünsem en iyisi, Türkiye’de bıraktığım kalbimin yarısı yerine? On üç yıldır ben bu işi çözemedim, bu kavuşmalar ve ayrılıklar hiç kolaylaşmadı. Fikri olan varsa dinliyorum.

Herkese olabildiğince iyi bir hafta diliyorum, bunca kötü memleket haberi üzerine.

Emek

Yazar Hakkında

 EMEK KÖSE– İzmirli bir matematikçi. Amerika’nın Maryland eyaletinde yaşıyor. Matematiği çok sevdiğinden üniversitede matematik hocası olarak çalışıyor. Okuyup yazmaya, yemek yapmaya, araba yolculuklarına, gri pofuduk kedisine ve kocasıyla Phish konserlerine gitmeye bayılıyor. Güneş enerjisiyle çalışıyor ve deniz kıyısının bolca hayalini kuruyor. İlk bebeğini bekliyor.

 

4 yorum

  1. Merhaba Emek,
    Ben de o hissi aynı mesafe olmasa da hep Ankara-İstanbul arasında yaşadım, yaşıyorum… İnsanın kendi evi olunca sanırım evinin olduğu yer bir tık ağır basıyor;)
    Kalp çarpıntısı deyince, aklıma direk demir geldi, hemen yazmalıyım çaya kahveye bağlamasın, bunu da düşünsün derken yazmışsın zaten. Tabii tahlille de durumu netleştireceksinizdir belki. Hamileliğimden önceki doktor kontrolümde demir depolarımın (ferritin değeri) sağlam azaldığı ortaya çıkmıştı da, hamilelik öncesinden itibaren doğumdan 3 ay sonraya kadar demir hapıyla yaşamıştım. O dönemde haftada 3-4 kez spor yapmama rağmen (yani teoride fit olmama rağmen) işe gelirken çıkmam gereken yüksek merdivenleri bitirdiğimde, odamdan yemekhaneye çıktığım 2-3 kat sonunda kalbim fırlayacakmış gibi çarpardı. Aslında şu nabız ölçen kardiyo aletlerinde de benzerini gözlemliyordum, nabzım 170-180leri buluyordu, ayak parmağım uyuşuyordu… Ve evet evlenince çok kilo aldığımdan hamile kalmadan vereyim, belli bir saatten sonra ağır yemek yemeyeyim zihniyetiyle bana demir verecek pek bir şey de yemediğimi itiraf edeyim; yine de tahlil yapılmadan önce çarpıntı ve diğerlerinin demirle bu kadar bağlantılı olacağını düşünmemiştim. Bir arkadaşıma doktoru demir hapı vermemişti, hamileyken adet görmeyince toplarlar diye…

    • Eda’cim her iki cevabin icin tesekkur ederim. Evlendikten sonra biraz daha buraya ait hissetmeye basladim galiba kendimi, bebegimiz dogduktan sonra da bu hissin artmasini bekliyorum 🙂

      Demir konusundaki deneyimini paylastigin icin de tesekkurler. Ben de yeni yeni demiri bol yiyecekler yemeye calisiyorum 🙂

      Sevgiler,

      Emek

  2. hem oralı hem buralı olmanın iyi taraflarını edinmeli cesur anne ! nasıl da geldin bebeğinle ! o da çok gezente olacak eminim..
    şimdi artık güzelce dinlenin… hem rutin, hem hergün yeni ..hatta hiç bilmediğin..ilk ‘ler..
    bakalım ne zaman ilk tekmeyi, pardon iletişimi hissedeceğiz ?