0 Yorum

Gökçe M’nin Üçüncü Gebelik Günlüğü, 13. Hafta

Merhabalar,

Bu son hamleliğim hiç dinlenemiyor olmama rağmen ilk ikisinden çok daha pozitif ve huzurlu geçiyor. Daha ilk muayeneden gittiğim doktorum içimizdeki bütün korkuları atmak istercesine hiç merak etmeyin her bebek kısmetiyle gelir, bunun da kısmeti varmış sakın bebeğinizden vazgeçmeyin diyerek içimize serin sular serpti. Daha sonraki kontrollerde de normalde senin durumunda üçüncüyü tavsiye etmezdik ama merak etme çok sağlıklısın, bak bebeğin kalp atışları duyuluyor, bebeğimiz sağlam sadece sende kanama var. Bak aslında plesenta previa var ama tam totalis değil, rahim ağzını kapatmamış, kanın dışarı çıkması bizim için çok iyi vs. diyerek hep gönlümü ferahlattı.

Aslında her zaman üzüldüğüm, hep vicdanını içimde taşıdığım bir konu birinci doğumumda neden suni sancıya itiraz etmediğim. Sonuçta suyum sağlıklıydı, ben sağlıklıydım, Zeynep sağlıklıydı… Doktorum ne kadar moralimi bozmaya, bebek çok büyüdü çatın dar çıkaramayacaksın demeye devam etse de ben dayanacaktım dedim hep kendi kendime. Doktoru değiştirebilirdim dedim yıllarca. Aylin’in hamileliğinde plesenta previa gelince (ki bence en önemli sebebi ilk doğumun sezeryan olması) yine kendimi suçladım. Kısaca negatiflik ilk doğumlarımı ve lohusalığımı etkileyen en önemli sorun oldu benim için.

Şimdi çevremde çok tatlı, çok pozitif insanlar var. Bu son gebeliğimde Blogcu Anne’yi tanıdım mesela, her mailinden ışık çıkıyor sanki. Buraya yazmak değil Elif’ten mail almak rahatlatıyor asıl beni. Çevremdeki meleklerden biri. Her şeyin yolunda gideceğini müjdeleyen… Sonra Ebrar var, bu ekibin pozitif üyelerinden, aynı duyguları paylaştığım tatlı anneler var, günaydın diyoruz birbirimize.

Typic (2)
Bu sene tekrar bulduğum lise arkadaşlarım var yanımda, daha ilk günden beri tam destekler. Moralimin düşmeye başladığı, “kanamam var kızlar dediğim” anlarda Whatsapp grubumuzdan hemen imdadıma yetişiyorlar, “merak etme tuttu bu bebek” diye beni yükseltiyorlar.

Özgür de daha pozitif ve olumlu. Aylin’de bile daha çok düşünmüştü nasıl finanse ederiz, Zeynep’in hakkından mı yiyecek vs diye. Şimdi ilk öğrendiğimizdeki şaşkınlıkla karışık itirazı saymazsak her hafta daha da olumlu ve daha da destekleyen bir babaya dönüşmesini şaşkınlıkla izliyorum.

Ben de artık 35 yaşın üzerinde unumu elemiş eleğimi asmışım, mutlulukla ilgili mücadelemi kazanmışım, daha pozitif ve sakinim çevremde olup bitene karşı.

Doktorum gebeliğimin riskli olması, yaşım, üçüncü doğum olması gibi sebeplerle başka bir uzmana görünmem gerektiğini söyledi 3 hafta önce randevu aldık. Randevu alınamıyor, çok dolu oluyor deniyor ama ben gerektiği zamanda (ense kalınlığı için uygun zamanda) orada olabilecek şekilde randevumu alabildim.Neyse işten izin aldık koştura koştura (kanamam korkusu yüzünden koşabildiğim kadar hızlı) randevumuza gittik, bir yandan ben sağlıklı olayım, bebeğim sağlıklıdır inşallah derken, bir yandan da Özgür’le konuşuyoruz “cinsiyeti söyler mi acaba” diye. Bir saat rötarla içeri girebildik, durumumuzu anlattık muayene başladı. Öncelikle plasenta mır mır bir şey dedi, birden atladım orayı biz anlayamadık, plasenta previa mı dedim, hayır plasenta ön duvarda previa denemez problem yok dedi. Birinci ohhh geldi bizden. Sonra kanamanın boyutu ne durumda diye sordum, gayet sağlıklı yaranın izi bile yok diyebiliriz dedi biz ikinci ohhh çektik. Sonra ense kalınlığı, anlamadığımız değişik kemik ölçümleri, bazı derin tıpça laflar arasında bir şeyler yakalamaya çalışıyoruz.Bu arada ben ekranda sürekli bebeğimin kafasını görüyorum burun kemiği falan ölçülürken… İçimden “aynı ilk ikisi gibi bir kafa, aynı fındık burun, aynı köfte dudaklar, bu resmen kız” diyorum ama iç sesimi bastırmaya çalışıyorum çünkü bu sefer erkek olur diye şartlamışız kendimizi ne yalan söyleyeyim. Doktor tam konsantre bir yerleri ölçerken arada sessizce “cinsiyetini bugün öğrenir miyiz acaba” diyorum. Söyleyeceğim diyor ama söylemiyor, beklemeye devam ediyorum. Ayağa kalk öksür, kanın alınsın, biraz hareket et, oynat bebek pozisyon değiştirsin, enseyi yeniden ölçmeyi deneyeceğim diyor… Ben hala meraklarda.

Neyse ense kalınlığı ölçülüyor, 2.4-2.7 diyebiliriz normalde 3.4 civarında yüksek risk diyoruz, rakam ne kadar küçük olursa o kadar iyi diyor. Bebeğin haftası da boyut olarak önde gidiyormuş, o yüzden de kalın çıkmış olabilir diyor, ikili test sonucunu bekliyoruz an itibariyle.

Sonraaaa lafın arasında mır mır uterus falan gibi bir laf duyuyorum, yine üstüme alınmıyorum ama doktor “bu arada cinsiyeti kız” deyince, dayanamayıp bir kahkaha attıyorum. “İlk ikisi neydi?”, “ne olabilir?”. Özgür’e hayırlı olsun harem ağalığın, ben de Dudu hatun falan oldum herhalde diyorum. Sonrasında yurtdışında yapılan bir DNA tarama testi, amniyosentez gibi bir test vs vs konularında bilgiler alıyoruz ama gülmekten koptuğumuz için bir kulağımızdan giriyor diğerinden çıkıyor açıkçası. Zaten ileri düzey ultrasona kadar beklerim herhalde 14. haftada karnıma iğne falan sokturmaya niyetim yok şu anda.

Sonra benim bir toplantım vardı, muayeneden koşarak ona gittim, akşam geç gelebildim eve, Özgür de geç geldi biraz çocuklar yatmadan yatakta yakaladık “size bir şey söyleyeceğiz”. Zaten Zeynep sabahları büyüyen karnıma bakıp bakıp “anne bana söylemek istediğin bir şey var mı?” diye soruyordu akıllı meleğim. Çok sevindiler, Aylin pek anlamadı ama kız olmasını istediğini söyledi, erkek beni döver dedi! Nasıl dayak yemişse artık kızım.

Bu hafta da böyle geçti gitti, etrafımızda bombalar patlarken, insanların çocukları ölürken nasıl oluyorsa bir şekilde pozitif kalabildiğimiz, birileri hep bize yardım ettiği için pozitif haberler ve sonuçlar aldığımızı sanıyorum bebeğimizle ilgili.

Son bir yıldır geceleri çocuklarıma sarılıp uyurken hep bir şey olsa birini bir kolumun altına diğerini diğer kolumun altına alır kaçarım, Çilek’i nereye koyacağım diye düşünüyordum. Şimdi kadro çoğaldı, carrier’a falan ihtiyacımız olacakmış gibi görünüyor.

Bir yandan sonsuz mutlu eden bir düşünce insanı bir yandan da endişeye boğuyor. Tuhaf şey.

Gökçe

Yazar Hakkında

GÖKÇE – Çilek kedisiyle ve kız kardeşiyle başına buyruk bir hayat sürerken iş yerinde Özgür’le tanışıp flörtün birinci yılında evlenen, ikinci yılında hamile kalan, üçüncü yılından sonra aileyi büyüttükçe mutluluğunu katlayarak çoğaltan 36 senelik profesyonel mutluluk arayışçısı. 9 yıllık evlilikleri boyunca işe yakın oturabilmek pahasına 6 ev değiştirdiler, şu anda iki kızları ve kedileriyle Şişli’de yaşıyorlar. İkisi de tekstil mühendisi, ikisi de sektörün sürekli şikayetlenen gönüllü kölelerinden. Bir gün bu esaretten kurtulduklarında ne yapacaklarını şaşırmamak için planlar yapıyorlar. Ablaları gibi sürprizle gelen üçüncü meleklerini arabanın neresine oturtacaklarını bilemiyorlar ama buna rağmen çok heyecanlı ve mutlular.