0 Yorum

Ezgi’nin Gebelik Günlüğü, 26. hafta

Herkese merhaba,

2. trimester’ın son haftasına kötü başladım, harika bitirdim. Kötü şeyleri de hatırlamalıyım ki “bir daha asla!” diyebileyim, toplum olarak diyebilelim. Bu yazıyı yazdığım tarih, 19 Ocak. Ne olmuştu 19 Ocak’ta? 2007 yılında, ben henüz üniversite birinci sınıf öğrencisiyken ve Ankara’yı sevmezken İstanbul’a gitmek için otobüse binmiştim. Hiç unutamam o sahneyi, otobüste televizyon açıktı ve bir cinayet haberi vardı. Hrant Dink sözleri cımbızlanarak, bilinçli hedef gösterilerek katledilmişti. Ben de çaresizlikten, öfkeden, acıdan hüngür hüngür ağlayarak kat etmiştim o yolu…

Tam 9 yıl oldu, hukuk mücadelesi sürüyor, adalet yerini bulmuyor. Tahir Elçi’de de bulmayacağı gibi. Ama bu demek değil ki mücadele etmekten vazgeçeceğiz. Hep söylediğim gibi başka bir yol bilmiyoruz ki kötülüğün karşısında dik durmaktan gayri.
Bu hafta Barış için Akademisyenler, Bu Suça Ortak Olmayacağız başlıklı bir bildiri kaleme aldı ve imzaladı. Bildirinin tam metnine şu adresten ulaşabilirsiniz.

Ben bundan daha insancıl bir metin yazılabileceğini düşünmüyorum. Bu bildiriye gelen tepkiler de ne kadar doğru şeyler söylendiğini kanıtlar nitelikte. Devlet olarak çocukları öldürüyorsun ki bu kadar rahatsız oldun bu metinden. Velhasıl, bu bildiriyi imzalayan birsürü arkadaşımız var. Kimisi evde yokken evine zorla girilip arama yapıldı, hem de terörle mücadele tarafından. Kitaptan başka ne bulacaklar acaba? Kimisinin cep telefonuna el konuldu. Hepsi de haksız ve hukuksuz. İnsan haklarına aykırı. Tehdit edildiler, hedef gösterildiler, mesleklerinden uzaklaştırıldılar.

Bunlardan biri de Düzce’den arkadaşımız bir kadın hoca. Kendisi sosyolog ve göç üzerine çalışıyor. Doktorası yurtdışında. N’olacak şimdi? Bu hoca, yurtdışına bir üniversiteye akademisyenlik başvurusu yapıp giderse ne kazanacak Türkiye Cumhuriyeti? Beyin göçü olmasın diye uğraştığını söyleyen hükümete bak! Düzce’ye gelen çocuklar böyle bir cevherden yararlanamıyor olacak, ama kimin umrunda? Ondan sonra bizden neden bilim insanı çıkmıyor. Hukuki çerçeve içinde yapılabilecekler var, bir de insanları öldürmeye teşebbüs etmek var. Tezer Özlü arka fondan sesleniyor: “Burası bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi.” Ama hayır, kabul etmiyorum. Gitmesi gereken, yok olması gereken ben değilim, katiller ve zalimler. Onlar var oldukça biz de direnmeye, yaptıklarını yüzlerine vurmaya devam edeceğiz. Bu da onlara dert olsun!

Typic (2)

İşte haftam böyle başladı. Ama çok çok çok güzel devam etti. İzmir’e gelmek için önce İstanbul’a gittik, hazır gitmişken de orada daha önce gittiğim doktora göründük. Bol bol Toprak Ç.’yi gördük, 810 gram, 32 cm olduğunu öğrendik. Her şey yolunda, tam tamına haftasında gidiyor. Yüzünü göstersin diye Fatih Bey epey dürttü bizim bebeyi ama açmadı ellerini, “daha fazlası tacize giriyor artık” diyerek zorlamaktan vazgeçti.

Ertesi gün bindik uçağa, geldik İzmir’e. Daha ertesi gün sabah Bolşevik disipliniyle Gözde Ebe’yle Ayşegül’ün ilk gebesi ve onun sevgilisi olarak eğitim salonunda yerimizi aldık. 7 gebe ve burada ne olacağını bilmeden gelen babalar. İlk gün bizim doğum şeklimiz, annelerimizin, anneanne/babaannelerimizin doğum yerlerini bir Türkiye haritası olup hareket ederek öğrendik, hatırladık. Bu bilgilerin hafızamızda olduğunu keşfettik. Anneye ve bebeğe saygılı bir doğum ile dışarıdan sürekli sözle ya da fiziksel müdahalenin olduğu doğumun birbirinden apayrı iki dünyasını canlandırdık. Doğum dalgalarını, bedenimizi tanıdık; nefeslerle neler yapabileceğimizi önce öğrendik, sonra deneyimledik. Doğumun fazlarını öğrendik ertesi gün, doğum sırasında hareketli olmanın neden ve nerelerimiz için önemli olduğunu ve hangi hareketlerin bizi rahatlatacağını. En sonunda rahat, gevşek bir bedenle harika bir doğum gerçekleştirebileceğim bilgisini bedenime ilettim. Zihnim kapalı, bedenime güvenerek hareket edeceğim doğum başladığında. Gerisi vücuduma kalmış.

Bu iki günün en güzel yanı tanıdığım yeni insanlar oldu. Hatta benim gibi 26. haftasında olan Eda’nın bebeğinin de oğlan olduğunu ve adını Toprak koyacaklarını öğrendiğimde kendimi tutamadım bir “yok artık” döküldü dudaklarımdan! Gebeliklerimizin arasında 1 gün var sayın seyirciler! Şimdiden adaşıyla ve fena halde akranıyla tanıştı bizim bebe. Umarım tekrar görüşeceğiz.

Yoğun hafta sonu eğitiminin ardından da ne zamandır görmek istediğim Boba 4g’nin Türkiye distribitörü Hülya Hanım’la görüştük. Sohbetine de samimiyetine de doyamadım. Ne kadar güzel insanlarla tanıştım bu 2-3 gün içinde, nasıl mutluyum anlatamam.

Haftaya İzmir’de doğum doktorum olmasını istediğim Ahmet Bey’le randevum var, 35. hafta yerine araçla 38. haftada buraya gelmeyi düşünüyorum. Ama her şey Ahmet Bey’le konuştuktan sonra netleşecek.

Herkesin doğum eğitimi alabilmesini ve Gözde gibi işini seven, kendine güvenen bir ebe ile tanışmasını dilerim.

Sevgiler,

Ezgi

Yazar Hakkında

EZGİ BERK– Severek aldığı tarih eğitimi sonrası kendini eski çağlara ait kitaplar arasında çalışırken buldu. Hâlâ tarih kitapları arasında çalışmakta, satır aralarında insanların duygu ve davranışlarını aramaktadır. Aynı zamanda eğitim hayatının hangi evresinde kaybettiğini hatırlamadığı zengin hayalgücünü tekrar keşfetmek için çocuklarla çalışıyor. Bazen de çocuklar olmadan, çocuklar için çalışıyor. Çocuk edebiyatı tutkunu. 27 yaşında ve ejderhalara inanıyor.

Ezgi’nin tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların gebelik günlüklerini buradan okuyabilirsiniz.