0 Yorum

Emek’in Gebelik Günlüğü, 18. Hafta

Yazar Hakkında

EMEK KÖSE- İzmirli bir matematikçi. Amerika’nın Maryland eyaletinde yaşıyor. Matematiği çok sevdiğinden üniversitede matematik hocası olarak çalışıyor. Okuyup yazmaya, yemek yapmaya, araba yolculuklarına, gri pofuduk kedisine ve kocasıyla Phish konserlerine gitmeye bayılıyor. Güneş enerjisiyle çalışıyor ve deniz kıyısının bolca hayalini kuruyor. İlk bebeğini bekliyor.

18. hafta aynı zamanda İzmir’li Emek’in karla imtihanı haftasıydı. Cuma günü başlayan kar fırtınası Cumartesi geceyarısına kadar bizim tepemizde takıldı, sonuç: bütün yarımada yarım metre kar altında. Bu kar kıyametinin bonusu ise pazartesi iptal olan okullardı! Cuma-Pazartesi arası sevgili kocacığımla ceviz kabuğu kadar olan evimizde burun burunaydık, pek de güzeldi. Şu sıralar içimde hiç maceracı biri yaşamıyor, öyle söyleyeyim. Ben daha çok yemek yapayım, kitap okuyayım, ortalığı toplayayım tadındayım. Eğer kar bir hafta daha kalkmasaydı, ikimiz de tanınmaz hale gelmiş olacaktık, non-stop yemekten.

Kar benim şahane yürüme trendime de ket vurdu maalesef. Ama ben de bu vesileyle internette prenatalyogacenter.com’da bulduğum bedava hamile yogalarını yapmaya başladım. Kedi Bulut bu duruma önce çok şaşırdı, ama sonra ben şınav çekerken kollarımın altından geçmek olsun, yerde debelenirken bana pati atmak, sırtıma park etmek olsun, bu yoga serüvenine dahil olmaktan çok mutlu oldu. O bahsettiğim web sitesinde farklı amaçlar için yoga serileri var, misal bel ağrıları için, kalçaları açmak için, karpal tünel ve daha niceleri için. Ben yine de pazar akşamları olan hamile yogama gideceğim. Bir oda dolusu hamile ve bebekli anne ile birlikte olmak harika bir şey. Hocamız her seferinde yeni yeni şeyler de öğretiyor, pek keyifli geçiyor zaman. Fakat haftada birkaç defa da evde yoga yapmaya çalışacağım, yürümeyi aksatmadan. Pazartesileri ise ağırlıklarla yapılan bir derse gidiyorum, kollar, sırt ve bacakları güçlendirme amaçlı.

Yine de hızla kilo alıyorum. Bu sabah Elif’in “Şimdiki Aklım Olsa” yazısını okudum, orada “Aman canım, kaç kere hamile kalıyoruz sanki, sefam olsun’ diye önüme geleni yemezdim. Aldığım kiloları sonra nasıl vereceğimi gözümün önüne getirir, ağzıma attığım lokmayı iki kez düşünürdüm.” diyor, yarından tezi yok (bu akşam için çok geç artık, çoktan kurabiyeleri süte bana bana yedik) iki kere düşünmeye çalışacağım bir şey yemeden.

Typic (2)

Artık ne koşabiliyorum ne de şöyle hakkını vererek egzersiz yapabiliyorum, tam dört kere et yedim, üstüne bir de şarap içememeyi de eklerseniz, hayatım bir hayli değişti şu son birkaç ayda. Benim yufka yürekli kocam birkaç günde bir “bebeğimiz için yaptığın bütün fedakarlıklar için sana çok, çok, çok teşekkür ederim” diyor da beni yumuşatıyor neyse! Geçen “alışabildik mi bir çocuğumuz olacağımız gerçeğine” diye konuşuyoruz. Ben alıştım –e bi zahmet- ama hala unutuyorum zaman zaman. Ultrason veya doktor kontrolü ertesi bir süre ondan başka birşey düşünmek ve konuşmak istemiyorum, ancak zaman geçince gündeliğe kaptırıyorum galiba kendimi. Ve bir türlü bebeğimle konuşma alışkanlığını oturtamadım.

Bir hamile çift arkadaşım bebeklerine kitap okuyor mesela, ben bazen hal hatır sormayı unutuyorum, ne kitap okuması. Bu da kötü ve yanlış hissettiriyor kendimi. Ben bu iç sorgulamalarını yaşayadurayım, Conrad’da baba olacağı farkındalığı daha derin bir sorumluluk bilinci olarak cereyan etmiş. Benim fark ettiğim bir başka değişiklik ise, İzmir’de gittiğim doktor ziyaretinde, bebeğimizin gayet iyi olduğunu öğrendikten sonra sanki daha bir heyecanlı yaşıyor bu dönemi. Kendi çocukluğunda okuduğu ve çok sevdiği kitapları ebay’den avlama hareketine girişti mesela. Kütüphanecinin meslek hastalığı işte. Ya da dün bebişe lastik çizme almamız gerektiğinden bahsediyordu. Ben de diyordum ne eksik. Üç tane de kitap almış, “karınız genişlerken size neler bekler” bir tanesi, o klasik “bebek beklerken sizi neler bekler” serisinin baba adayları için olanı, iki tane de 0-1 yaş arası bebek bakımı üzerine. Bu açıdan benden ileride sayılabilir. Ben roman okumaya dönüş yaptım son birkaç haftadır.

İş cephesinde herşey yolunda gibi. Gergin olduğumu fark ettiğimde, “amaaaan bırak eksik kalsın,” diyorum ve böylece sanki o iş konusundaki çok gereksiz mükemmeliyetçiliğim törpüleniyor. Haftaya üç günlük bir iş sehyehatim var ve evimden uzak olmak inanılmaz gözümde büyüyor, dedim ya, çok evcimenim bu sıralar.

Haftanın iyi haberi kalp tetkiklerinin temiz çıkması oldu, yani kalp çarpıntıları bir kalp hastalığından değilmiş. Bir on güne kadar o çok detaylı 20. Hafta ultrason randevumuz var, yüksek-risk doktorumuzla, öyle heyecanlıyım ki uykularım kaçıyor. Raporlar böyle.

Herkese ılık, sakin ve mutlu bir hafta diliyorum.

Emek