0 Yorum

Ceren’in Gebelik Günlüğü, 15. Hafta

Yazar Hakkında

CEREN – 34 yaşında, çok pozitif ve heyecanlı bir yengeç burcu. 2 yaşında kıvırcık bir kız annesi. Sakin bir balık burcunun 5 yıllık sevgilisi. İstanbul’da yaşıyor. Spora, okumaya, çalışmaya, gezmeye bayılıyor. Bir yandan çalışıyor, bir yandan doktora tezi yazıyor. Sağlıklı yaşam hayatındaki öncelik olarak başköşede duruyor, bu konuda okuyor da okuyor. İki çocuklu bir anne olacağı günü sabırsızlıkla bekliyor.

İkinci trimesterin tatlı günlerinden sesleniyorum sevgili okuyucular.

Bulantılarım bitti. Artık, en azından teknik olarak, sebze yiyebiliyorum! Teknik olarak diyorum çünkü bu hafta bence berbat beslendim. Yani fast food, poğaça, sandviç falan. Halbuki geçen hafta, bu hafta için diyordum ki; “oooh ne güzel sabahları sebze sularıma başlarım yine, evde mis gibi zeytinyağlılar pişiririm, bol vitamin mineral yaşar giderim, sporuma 1-2 gün koşu eklerim, harika hissederim kendimi.” Hayaller wellness spa, gerçekler terlik pijama sayın okuyucu.

Zeynep’in Cuma hafif ateşle başlayan hastalığı 2-3 gün yine hafif ateş, halsizlik ve iştahsızlıkla devam etti. Virütik hastalıkları genelde bu şekilde atlattığından ve hastalığında başka belirgin bir odak görmediğimizden doktoruyla iletişimde kalıp takip ettik sadece. Bol sıvı, bol meyve, bol kucak bir de tabi. Ama Pazartesi akşamı işler değişti. Uyutmayan bir öksürük, şiddetli huzursuzluk ve artan ateş başlayınca Salı hemen kontrole gittik, bakteriyel bir boğaz enfeksiyonu başlamış. Gelsin ilaçlar. Çok şükür bugün daha iyi minik kuzucuk. Biz anne-babanın üzerinden ise tır geçti desem yeridir.

Zeynep’in hastalıkları boyunca biz abartmıyorum 7/24 yapışık yaşıyoruz. Büyüdükçe biraz rahatlıyor ama bebekken tuvalete gidemediğimi bilirim kucağımdan indirdiğimde kıyametleri kopardığı için. Bu hastalıkta da geleneği bozmadık. Normalde gayet bayıldığı aile fertlerine hiç yüz vermediği gibi, babasına “seni sevmiyorum ben” diyerek son noktayı da koydu. Neyse ki babası bu reddedilişi fazla ciddiye almayarak sırnaşmaya, yanaşmaya devam etti de, en azından özbakımım için bana birkaç dakika yaratabildi Zeynep’i oyalayarak. Zaten bu sabah Ziya’yla telefonda konuşurken ikimizi de tebrik ettim, bir haftadır her gece 3-4 saatlik (o da bölük pörçük) uykuyla durup, işe gidip, minnoşun hasta olmasına üzülüp, stres olup bunlara rağmen birbirimize sarmadığımız için. Çünkü vallahi çok zor.

Diğer minnoşum içerde neler yapıyor bilemiyoruz. Hala ben koşturmadan kurtulamadım bebeğim kusura bakma. Ama büyüyorsun ona eminim, yani büyüyen karnım öyle diyor! Bazen varlığını unutsam da, ara ara seni, doğumunu, Zeynep’le iletişimini hayal edip mutlu oluyorum. Sanıyorum ikinci (ve sonraki) çocuğun/çocukların en tatlı hayal konusu kardeşleriyle iletişimlerini resmetmek olmalı.

Dün akşam Zeynep kucağımda kafasını göğsüme yaslamış, top gibi yusyuvarlak olmuş uyurken, kardeşi de hemen altında aynı pozisyonda yatıyor muhtemelen diye düşündüm. Sonra onları birlikte uyurken, oynarken, yüzerken, zıplarken ve bilimum başka aktivitede de düşünüp pek duygulandım. Galiba hamilelik hormonlarım nihayet devreye giriyor.

Geçen gün eski bir ajandamı karıştırırken ilk hamileliğimin olduğu notlara denk geldim. Doktor randevularıma bakıp amma sık gidiyormuşum diye düşündüm. Bazen 10 günde bir, bazen 2 haftada bir kontrole çağırmıştı doktorum. Ki rutin kontrol içindi, bilinen bir risk yoktu. Bu hamilelikte ise ilk kontrole gittiğimde doktoruma (ki bu ilk defa gittiğim bir doktordu), tıbben bir gereklilik görmüyor ise, çok sık kontrole gelmek istemediğimi söylemiştim. Biraz tuhaf karşılasa da sevgili doktorcuğum herhalde gerek de görmedi ki, son kontrolden 4 hafta sonraya randevu verdi. Yani en son 12. haftada görmüştük Zeynep’in minik kardeşini. Bayağı heyecanlı ve hevesliyim önümüzdeki hafta gideceğimiz kontrol için. Free cell DNA testinin sonucu da haftaya çıkacak. Onun dışında, TORCH testlerinin sonuçlarında sorun çıkmadı. Şimdilik herşey yolunda.

Bu arada ilk randevumuzda Ziya’ya göre doktorum benden nefret ett! “Sonraki randevularda toparladın biraz” diyor. Doktorun işine çok karıştığımı, onu isterim bunu istemem diye sinir ettiğimi söylüyor. (Yani bence tam da böyle söylemiyor, zaten bence ben de hiç böyle yapmıyorum, biraz da beni kızdırmaya çalışıyor! Bence yani.) Ama ben de baştan söyledim, ben meraklı bir insanım. Ne yapıyor, niye yapıyor bilmek ve nihai kararı bunları bilerek vermek istiyorum. Beden benim bedenim, çocuk benim çocuğum. Asıl hiçbir fikrim olmadan, hiç tanımadığım bir adamın bunlar üzerinde vereceği her karara tamam demek bana tuhaf geliyor.

İlk hamileliğimde 20. haftadayken doktorumla doğumla ilgili konuşamaya çalışıyordum ama her sorumu geçiştiriyordu. Doğum kursuna gitmek istediğimi, tavsiye edeceği bir yer olup olmadığını sordum. “Böyle yerlere gidip sonra tuhaf fikirlerle buraya geliyorlar, yanlarında yok ebe yok doula birilerini getiriyorlar. Pek tavsiye etmiyorum” dedi. Gözlerim açıldı benim tabi kocaman. Sonra doğum için hangi hastaneyi tercih ettiğini sordum, söyledi. Hangi özelliğinden dolayı burayı tercih ediyorsunuz dediğimde, epidural anestezi ekibinin çok iyi olduğunu söyledi. “Peki normal doğumda epidurali rutin mi uyguluyorsunuz?” sorum son vuruş oldu. “E sene olmuş 2013 niye acı çekeceksiniz ki” cevabı ile nakavt. Sevgili ex-doktorumdan bir daha görüşmemek üzere ayrıldım.

Sonraki 10-12 hafta gittiğim doktorla son derece iyi anlaşmamıza rağmen sigortamda çıkan sorunlar ve doğumun bize anormal bir maliyet yaratacak olması sebebiyle ben 31. haftada yeni bir doktordan randevu almış kapısında dikiliyordum. Zaten doğuma az zaman kalmış, daha doktor denemekle, anlamaya çalışmakla kaybedecek vaktim yok. Girer girmez kısaca hikayemi anlattım ve “doğumla ilgili kesin taleplerim var, size uyuyorsa devam edelim, yoksa ben zamanınızı almayayım” dedim. Doktorcum da en az benim kadar cins bir şahıstı. “Ben de zaten her gebeyi kabul etmem, hele de 31. haftada böyle hop diye çıkıvereni neredeyse hiç kabul etmem, ama hadi ben de şartlarımı söyleyeyim de baştan anlaşalım” dedi. Pek de güzel anlaştık. Bence gayet iyi oldu çünkü herkesin beklentilerini açıkça paylaşması hayal kırıklıklarının önüne geçiyor.

Bu yüzden de şimdiki doktorumla ilk randevuda tüm hamilelik süreci ve doğumla ilgili beklentilerimi uzun uzun konuştum. Beni tanısın anlasın ve eğer uyuşamayacaksak da yol yakınken ayrılalım istedim. Yoksa ben de biliyorum, hamilelik ve doğum pek de kontrol edilebilir süreçler değiller. Ama en azından bu süreçlere aynı pencereden baktığımızı bilelim dedik, kötü mü yaptık sevgili okuyucu?

Bu haftalık da benden bu kadar. Haftaya söz veriyorum o sağlıklı yemekler evde pişecek, o sebze suları sabahları içilecek, o sporlar yapılacak!

Ceren