0 Yorum

Emek’in Gebelik Günlüğü, 20. Hafta

Yazar Hakkında

EMEK KÖSE- İzmirli bir matematikçi. Amerika’nın Maryland eyaletinde yaşıyor. Matematiği çok sevdiğinden üniversitede matematik hocası olarak çalışıyor. Okuyup yazmaya, yemek yapmaya, araba yolculuklarına, gri pofuduk kedisine ve kocasıyla Phish konserlerine gitmeye bayılıyor. Güneş enerjisiyle çalışıyor ve deniz kıyısının bolca hayalini kuruyor. İlk bebeğini bekliyor.

Bu haftayla birlikte yolun yarısına gelmiş oluyoruz, heyecan giderek artıyor. Her ne kadar İzmir’de gittiğimiz müthiş doktorumuz “26. haftaya gelmeden hazırlıklara başlamayın” dediyse de benim evdeki çalışma odam kuzunun eşyaları yüzünden yüklük haline gelmiş durumda. Hamilelik sayesinde fark ettiğim bir şey ise, insanların doğum ve doğum sonrası üzerinde birlik ettiği, dayanışmaya girdiği. Arkadaşlarımdan, hiç tanımadığım onların arkadaşlarından neler neler geldi bize, hamile kıyafetleri, çocuk oyuncakları, yeni doğan kıyafetleri, kitaplar, battaniyeler ve daha neler neler. Nasıl mutlu oldum ve oluyorum anlatamam. Birincisi, tabii ki bir sürü masraftan kurtulmuş oluyoruz, ikincisi ve hatta daha önemlisiyse yalnız olmadığımızı hissediyorum.

Şimdiden arkadaşlar “haftada bir yemek getireceğiz” yok “gelip evi süpüreceğiz” şeklinde benim hiç aklımda olmayan görevlere gönüllü oluyorlar. İnanamıyorum. Bir yandan da beni daha çok heyecanlandırıyor bütün bu hareket ve iletişim, iş ciddi vallahi, anne-baba oluyoruz! Bu akşam hatta uzaktan tanıştığımız hamile bir çiftle arkadaş olmaya evlerine gidiyoruz, sosyalleşme tarzımız bile değişti şimdiden.

Birkaç gün önce 20. hafta anatomi ultrasonu vardı. Heyecan içinde gittik ve bu sefer kızımız poposunun üstünde dik oturmuş ve ikiye katlanmış şekilde karşıladı bizi. Herhalde o da benim gibi bir yogasever. Ultrason teknisyeni sürekli bize “bilmemneyi gördüm, demek ki şu bozukluğu elemiş oluyoruz” şeklinde haberler vererek beni gerdi sağolsun. Bir on-onbeş kalem hastalık ve bozukluk atladık öyle. “Ben zaten o bozukluktan bihaberdim, sen şimdi niye ondan bahsediyorsun ki bana?” diyemedim. Cehaletin bir miktarı iyi aslında, bilmediğin için endişelenmiyorsun. Bir noktada bizim minik yogi ikiye katlanıp bazı ölçümleri yaptırmadığı için ara verdik ve ben bir dakika sağ tarafımda, bir dakika sol tarafımda yatarak, üzüm kuruları yiyerek ikna ettim kızımı, biraz pozisyonunu değiştirdi ve bütün ölçümler yapıldı. En son doktor geldi, bir de o baktı bizim kıza ki her şey yolunda! Böbrekti, kalptı, kan akışlarıydı her şey normal!

Typic (3)Kızımızın profil resimlerini de alarak ayrıldık ofisten, kutlama amaçlı ikinci öğlen yemeğimizi de yiyip eve döndük, içimiz çok rahat bir şekilde. Ondan beri her gün kim bilir kaç kere o güzel profil resmine bakıyorum. Ve inanamıyorum, bu benim kızım!

İlerleyen haftaların bana getirdiği bir başka yenilik de yüksek çözünürlüklü, çılgın senaryolu rüyalar! Her gün bir film çekiyorum, bir bilseniz. Geçen gece bacağım kırılmıştı, kemiği elime alıp doktora gidiyordum, dün bütün gece bisikletli bir mafya kovaladı durdu beni. Kimisi çok eğlenceli, kimisiyse bildiğiniz kabus, uyandığınıza sevindiklerinizden. İyi, hoş ama yorucu oluyor, bütün gece çalışmışım gibi uyanıyorum. Zaten uyku dediğimiz dinlence de bölük pörçük bu sıralar; her gece en az bir sefer uyanıyorum, sonra geri yatıyorum ve çoğu zaman uyuyabiliyorum. Sırt üstü yatmak beni henüz rahatsız etmese de, okuduğum kitaplarda dedikleri üzere, daha çok soluma dönüp yatmaya çalışıyorum ve çok da rahat değilim açıkçası bu durumdan. Bir arkadaşım kendine bir yastık dikmiş, şöyle 1.5 metre uzunluğunda, normal yastıktan dar ve daha tombul; yatarken yastığı soluna koyuyor, hem bacaklarının arasına alabiliyor –bu da kalça ağrısına iyi geliyormuş- hem de ona sarılıyor, böylece sırt üstü dönmesini de engellemiş oluyor. Amazon’da hamile yastığı diye arattım ve benzerlerini buldum. Listeye ekliyorum.

Bunların dışında son zamanlarda iyice düşkünleştiğimi hissediyorum Conrad’a. Neyse ki meşgul insanlarız ikimiz de, yoksa hergün dipdibe olasim var. Acaba o plasentanın salgıladığı oksitosinden mi? Hani o bağlılık hormonu? Benim uzman görüşüm bu yönde. Fakat gerçekten, geçen arkadaş randevularımı iptal etmeye niyetlenirken yakaladım kendimi! Tabi hemen müdahale ettim, arkadaşlarla zaman geçirmek önemli ve şart!

Bu haftanın diğer bir kişisel zaferi ise konserve sardalyaları yemek için süper bir yöntem bulmuş olmam: balık çorbası! Soğan, sarımsak, domates, patates ve iki üç konserve sardalye (burda tazesi bulunmuyor), of ne güzel oldu. Bu sayede vicdan azabından kurtuldum, çocuğa omega 3’tü DHA’ydı yedirmiyorum diye suçluluktan yanıyordum. Bu sorunu da böylece çözdük. Yaşasın internet!

Şimdilik bu kadar, herkese kalbimizi kavurmayacak haberler alacağımız bir hafta diliyorum.

Emek