1 Yorum

Özgecan sana ne öğretti?

Mersin’de yaşayan kuzenim Facebook hesabından seslenmiş dün:

Bugün günlerden Özgecanmış. Bazılarımız taptaze bir genç kızın melek bakışlı resimlerini paylaşıyoruz. Altına da unutmadık yazıyoruz. Unutmadık gerçekten de. Hele Mersin’de yaşıyorsan her geçtiğin yerde, parkta, bahçede, gençlik merkezinde onun ismi yazılı, unutmanıza imkan yok. Her gördüğümüzde acılı ailesi için bir kez daha sabır diliyoruz içimizden. Ama bugün benim söyleyeceğim daha başka bir şey.

Eğer hepimiz bu dünyaya bir görevle geliyorsak, ve görevimizi tamamlamadan istesek de gidemiyorsak, sanırım bugün; peki bu günahsız genç, hatta benim için yaşı itibariyle çocuk, ne görevle geldi de böyle erkenden çekti gitti diye düşünmeliyiz. O giderken bize neler bıraktı, bize neler öğretti, neler düşündürdü?

Ben kendi adıma çok şey kazıdım hafızama. Bunlardan sadece birini yazacağım buraya, listenin gerisini sizlere bırakacağım. Ben, özellikle iki erkek çocuğu yetiştiren bir anne olarak, bir ailenin hem çocuklarına hem de topluma yapacağı en büyük iyiliğin insana insan olarak bakabilmeyi, cinselliğin sadece iki insanın da rızasıyla yaşanabileceğini, en sevdiklerine yapıldığında üzülecekleri bir şeyi hiçkimseye yapmamaları gerektiğini öğretmek olduğunu öğrendim. Eğer bu vahşi cinayeti işleyen o adama ailesi bunu öğretmiş olsaydı, Özgecan bugün anneciğinin dizinin dibindeydi.

 Ve sormuş ardından:

… Siz neler öğrendiniz? Neler uyguladınız hayatınıza? Lütfen yazar mısınız yorumlara? Özgecan boşuna bizi bu düşüncelerle bırakıp gitmiş olamaz, öyle değil mi? Sorar mısınız insanlara, Özgecan bize ne öğretmek için gelmiş bu dünyaya?

Ben ne öğrendim Özgecan’dan?.. Her şeyden önce, henüz çocukken başıma gelen, bu yaşıma kadar önce çocuk aklımla bana inanmaz diye, büyüdüğümde de önü üzmeyeyim diye babamdan sakladığım taciz olayını artık taşımamam gerektiğini öğrendim. Annem biliyordu, ancak babama söylememiştim. Niye söyleyeceketim ki, ne faydası olacaktı ona, abisi gibi sevdiği, bildiği birinin kızını küçükken taciz ettiğini öğrenmek? Onu üzmekten başka ne işe yarayacaktı? Böyle düşünüyordum senelerdir…

Özgecan’la birlikte Twitter’da ortaya çıkan #sendeanlat dalgasıyla artık içimde tutmamaya karar verdim bu gerçeği. O zamana kadar kafamda hep ‘Bir gün babamı karşıma alırım, gözlerini içine bakarak anlatırım’ diyordum. Dayanamadım. Telefon açtım, ve dedim ki: ‘Benim, babamın bunu bilmesine ihtiyacım var. Babamın arkamda durmasına ihtiyacım var. Babamın üzülmesi, şu an benim bunu artık taşıyamamamdan daha az önemli benim için…’ 

Üzüldü tabii babam. Çok hem de… Ve öfkelendi… Ama en önemlisi arkamda durdu. Tam ihtiyacım olduğu gibi… Bense kuş gibi hafifledim. Oh, dedim, dünya varmış. Artık benim için dünyadaki en önemli insanlar biliyor bu gerçeği. Benim suçum değildi. BENİM SUÇUM DEĞİLDİ.

Sonra, yalnız olmadığımı öğrendim Özgecan’dan… Ben de #sendeanlat diye yazdıktan sonra bir sürü mesaj aldım kendini anlatan. Çocukken komşusu/kuzeni/amcası… tarafından taciz edilenlerin mesajları geldi hemen ardından. Bunları okumak bana hem çok ağır geldi, hem de yalnız olmadığımı bilmek hafifletti beni… Bir yandan ‘Başına böyle bir şey geldiği için çok üzgünüm’ derken yazanlara, bir yandan da elini tutup ‘Yalnız değilsin, değiliz’ demek istedim.

Özgecan olayını takip eden günlerde öfkeliydim, tüm erkeklere… En yakınımdakilere, çocuklarıma bile! Onların, ben her ne kadar onları eşitlikçi duygularla yetiştirmeye çalışsam da sadece erkek doğdukları için bazı avantajlara sahip olacak olmalarına… Gece karanlıkta tek başlarına rahat rahat gezebilecek olmalarına, hava sıcak olduğunda üstlerini çıkarıp gezebilecek olmalarına… Sonra, biraz iyileştikten sonra, bu öfkemi bir kenara koyup bunların farkında olmalarına, bunların erkek oldukları için onlara bahşedilen haklar olmadığına, sadece toplumun düzeni gereği hasbelkader sahip oldukları avantajlar olduklarını anlamalarına uğraşmam gerektiğine karar verdim.

Ve elbette, tıpkı Umut Abla gibi, zamanı geldiğinde cinselliğin, her iki tarafın da rızası olmadan gerçekleşemeyecek bir birliktelik olduğunu öğretmem gerektiğini, bunun için daha şimdiden kız arkadaşlarıyla nasıl şakalaştıklarına dikkat etmelerini anlatmam gerektiğini öğrendim. Lisedeyken erkek arkadaşlarımızın gömleğimizin arkasından görünen sütyenimizin lastiğini çekip bırakmalarının beni kötü hissettirdirdiğini hatırladım; oğullarımın, kız arkadaşlarıyla bu şekilde şakalaşmayı doğru bulmayan ve hatta bunu yapanları durdurmaları gereken oğlanlar olmalarını istediğimi öğrendim.

Özgecan yasası hala çıkmadı, kadına şiddet hala bitmedi, kadın cinayetleri hala sona ermedi ama Özgecan çok derinlerde bir şeylere dokundu bu toplumda… ‘Tecavüzün en yaygın olduğu ülkeler’ haritasından uzun vadede çıkamayacağız belki (çünkü bunun için bu tür travmalar değil, uzun vadeli bir eğitim ve zihniyet değişikliği lazım) ancak belirli bir kesimde bir şeyleri değiştirdi Özgecan…

Ozgecan

Yine de, kendimi ailesininin yerine koyduğumda, kendimi ‘Keşke Özgecan hayatta olsaydı da biz bunları öğrenmeseydik’ demekten alamıyorum.

Ya sen? Özgecan’dan sen ne öğrendin?

Bir yorum

  1. Ellerine saglik Elif’cim.

    Ben de Ozgecan’dan once cocuklarimiza, sonra yakinlarimiza “kendine yapilmasini istemedigini baskasina yapma” kuralini ogretmemiz/hatirlatmamiz gerektigini ogrendim. Ogullarimizi insan gibi yetistirelim ki kizlarimizi “erkeklerden kork” mantigiyla korkutmak zorunda kalmayalim.