9 Yorum

Odadaki fil

İngilizce’de ‘Elephant in the room’ — ‘odadaki fil’ diye bir deyiş vardır. ‘Herkesin gördüğü ama görmezden geldiği, tartışmaktan kaçındığı konu’ anlamında kullanılır.

İki gün önce bu ülkenin başkentinde bir terörist patlama oldu. En az 28 kişi öldü, onun üç katı kadar insan da yaralandı.

Olayı, olayla ilgili yayın yasağıyla aynı anda duydum ben. Çünkü işte bu kadar otomatiğe bağladı bu ülkede ‘yayın yasağı’ denilen aşağılık sansür mekanizması…

Instagram’da bir paylaşım gördüm sonra. ‘AN yine KARA’ diyordu. Oradaki o ‘yine’ sözcüğü var ya… Tüylerimi ürpertti. Çünkü henüz bundan 5-6 ay önce -bundan çok daha büyük çapta üstelik- bir patlama daha olmuştu, yine bu ülkenin başkentinde… Ve hayat hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu. Ne istifa, ne bir şey…

Bundan henüz birkaç hafta önce İstanbul’un Sultanahmet gibi bir meydanında bir başka patlama olmuş ve 10 kişi ölmüştü. Ama hayat hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu. Ne istifa, ne bir şey…

Bundan bir süre önce Suruç’ta… Seçimden hemen önce Diyarbakır’da… Ülkenin her yerinde bombalar patlıyor ve biz hayatımıza devam ediyoruz.

Ediyoruz, çünkü hayat devam ediyor. Bunu, halamları trafik kazasında kaybettiğimiz günün ertesinde anlamıştım ben. Haberi aldığım o gece dünya durur sanmıştım. Oysa ertesi sabah güneş yeniden doğmuştu. İnanamamıştım…

Hayat her şeye rağmen devam ediyor da, böyle bir ülkede, böyle bir çaresizlik ve duygusal yükle yaşamak da çok ağır geliyor be insana… Birincisi, artık hiçbirimizin can güvenliği yok. Bazılarımız daha fazla tehdit altında, evet, ama hepimiz her an bok yoluna gidebiliriz, geldiğimiz nokta bu…

İkincisi, bu yaşadığımız her an şansımızdan yaşıyormuşuz hissi insanı tarifsiz bir suçluluğa boğuyor. Yediğinden, içtiğinden, giydiğinden geçtim, çocuğundan bile utanıyor hale geliyorsun. O gün orada ölen insanlardan biri olmamış olmanın, sevdiklerinin o gün orada ölen insanların arasında olmamasının gizli mutluluğu seni utanca boğuyor. Çünkü hemen yan mahallede, o olmazsa da seninle aynı ülkede o akşam bir aile eksik uyuyor. Ne uyuması? Yatamıyor.

Bir utanıyorsun, iki isyan ediyorsun, derken işte, hayat devam ediyor. Sonuçta yemek yiyorsun, yatıyorsun, kalkıyorsun, gülüyorsun, sevişiyorsun, tatile çıkıyorsun. Ölenle ölmüyorsun, hele de tanıdığın değilse…

Sosyal medyada bir ‘yas’ kodu gelişti artık, ve benimsendi: Ülkede bir terör olayı varsa hemen herkes onunla ilgili paylaşım yapıyor ya da hiçbir şey paylaşmıyor. Bu bir yandan yapay görünse de bir yandan çok da doğal gelişiyor aslında, çünkü herkes onu konuşuyor oluyor. Ve sonrasında, olayın büyüklüğüne göre belki ertesi gün, bilemedin iki gün sonra ‘normal’e dönüyor paylaşımlar… Kimileri bunu ‘herkes unutuyor’ olarak yorumluyor. Evet, belki unutanlar vardır. Ama bir de unutmak isteyenler var.

Sosyal medyadaki bu ‘normal’ paylaşımlar, insanların biraz da normale dönme çabaları gibi geliyor bana… Çünkü yapabileceğimiz hiçbir şey yok, çünkü bok gibi bir ülkede yaşıyoruz ve çünkü -eğri oturup doğru konuşalım- tıpkı sıradan bir Orta Doğu ülkesi gibi artık günlük hayatımızda terör tehdidiyle yaşayan bir ülke oldu burası. Bunu kabullenmek çok zor ve çok ağır. O yüzden de öyle bir şey yokmuş gibi yapıyoruz. Öyle bir şey yokmuş gibi yaparsak belki gerçekten yok olur?

O kadar ağır geliyor ki yaşananlar… O kadar çok çaresiz hissediyor ve hiçbir şey yapamıyorum ki… Belki her şey normalMİŞ GİBİ davranırsam daha iyi hissederim?

Belki kulaklarımı ellerimle sımsıkı kapatır ve bir yandan LALALALALALAAAAAAA HİÇBİR ŞEY DUYMUYORUUUUM diye bağırırsam, dışarıdaki uğultuyu, gürültüyü yok sayabilirim?

Oysa odadaki fil tüm heybetiyle orada duruyor. Ben onu görmeMİŞ GİBİ yapsam da hiçbir yere gitmiyor, yerinden bile kıpırdamıyor…

9 yorum

  1. Çünkü mış gibi yapmazsam çocuklarımın yüzüne bakamıyorum ve o daha her şeyden bir haber melekleri bu girdaptan uzak tutmak istiyorum. O kadar güzel bir yazı ki günlerdir ifade edemediğim şeyleri okudum, teşekkür ederim.

  2. cunku sanki umuda da sarilmazsak, etrafimizdaki guzel seyleri de gormemeye baslarsak bu karanlik hic bitmeyecekmis gibi geliyor. Bir mum yakma cabasi belki bizim ki. ama oyle bir ic sizisiyle yesiyoruz ki o mumlari yakacak halimiz bile kalmiyor. bir zaman yazmistin elif, “baskasinin yaptiklarinin utanci” diye. artik o utanc icimizden tasiyor. 🙁

  3. Bu dünyada pek çok öfkelendiğim şey var. Hatta o kadar çok var ki, bazen bazılarını perde arkasına atmazsam devam edemezmişim gibi düşünüyorum. Devam etmemek de bir seçenek ama ben kendim için uygun görmüyorum. Kötü yerlerini çıkartırsam karşılaştığım hayat beni mutlu ediyor. Ancak…
    Bu ara tahammül etmek için destek almak ve destek vermek gerekiyor; psikologlardan da olabilir, arkadaşlardan da, anne babadan da, kocadan/sevgiliden/eşten de,sadece markette karşılaştığımız tanımadıklardan da. Acıyı yok saymadan, onu yaşayarak, öfkeye “çok” yenik düşmeden hem de. Çünkü öfke gerçek, kabul etmeli. Ama önemli olan ardından ne geldiği. Nasıl zor, değil mi? Ama devam etmek istiyorsak, bunu yapmak zorundayız. Tahammülsüz kalmak halinin bizi yıpratmaya çalışan bir grup canavar tarafından karşımıza çıkarıldığını ve bununla mücadele etmek için seçeneklerimiz olduğuna inanmak durumundayız. Ya canavar bizi yenecek, ya biz canavarı; ya da başka yollar bulacağız, henüz bilemediğimiz, öğrenemediğimiz.
    Dünyada yanlışlarla dolu pek çok şey var. Kabul. Bu dünyada kendimden başka hiçbir şeyi ve hiçkimseyi değiştiremem. Kabul. O zaman kendimi olmak istediğim ben olmak adına çalıştıracağım. Yenilgiyi kabul etmiyorum!

    not: Bundan yaklaşık bir, birbuçuk saat önce kendimi yenilgiye uğramış gibi görüyordum. Ama bu çelişkiyi başka ağızdan duymak, bir olayı 3. göz olarak görmek gibi geldi bana. “Kendine gel. “dedim kendime.

  4. Düşünmüyoruz, yok sayıyoruz çünkü düşünürsek gerçek bizi korkudan delirtecek, sokaktan geçerken patlayarak ölebileceğimiz gerçeği.

  5. Söylediklerinize katılmıyor değilim ve fakat şu an ” sıradan bir ortadoğu ülkesinde” yaşıyor olsaydık , bizi istemeyen insanların ülkesinde ya mülteci olur yahut o yolda ziyan olurduk.

  6. Öyle ne yazık ki geldiğimiz nokta. Her gece ailemizden biri bok yoluna ölmedi diye huzur buluyorum resmen.

    Yurtdışında yaşıyorum ve bazen haberleri duymayıp da kendi hayatımdan güzel şeyleri paylaşınca, ardından suçluluk duyuyorum. Millerce ötede bile olsam huzurum kaçıyor. İçin acıyor; ama yaşama devam ediyoruz . Elimizden birşey gelmiyor 🙁

  7. Hayır yitirmeyelim umudumuz
    en azından birseyler değişsin
    isteyenler yitirmemeli ümidini.
    Var gücümüzle elden gelen neyse bi fazlasına gayret ederek…değişecek. .değişmeli
    Duayla. ..