0 Yorum

Ceren’in Gebelik Günlüğü, 18. Hafta

Yazar Hakkında

CEREN – 34 yaşında, çok pozitif ve heyecanlı bir yengeç burcu. 2 yaşında kıvırcık bir kız annesi. Sakin bir balık burcunun 5 yıllık sevgilisi. İstanbul’da yaşıyor. Spora, okumaya, çalışmaya, gezmeye bayılıyor. Bir yandan çalışıyor, bir yandan doktora tezi yazıyor. Sağlıklı yaşam hayatındaki öncelik olarak başköşede duruyor, bu konuda okuyor da okuyor. İki çocuklu bir anne olacağı günü sabırsızlıkla bekliyor.

18. haftamızdan herkese merhaba sevgili okuyucular! Geçen hafta yaşasın enerjim yerine, ben de eski düzenime döndüm derken bu hafta tekrar hamile olduğumu hatırladım. Daha doğrusu hatırlatıldım! İşteki yoğunluğu hiç anlatmayayım, kafam ayrı vücudum ayrı koşturdu bütün hafta. Çok mutluyum yaptığım işten, o ayrı. Ama yoruldum mu, hem de çok fena. Sonra da Cumartesi sabahı erkenden kalkıp spora gittim, bir yandan da enerjim yerine geldi diyerek fındık kızımı da yanımda götürüp bir yandan da onun peşinden koşturdum, e daha öğlen saatlerinde arabada Zeynep uyusun diye Ziya’yla turlarken uyuyakaldım tabii…

Bir de üzerine uzun süredir unuttuğum migren ağrılarım geri geldi. Strese ve yorgunluğa bağlı olduğunu hissediyorum. Yani her sinyal bana diyor ki, tamam ilk haftalar geçti, enerjin düzeldi, AMA SEN HAMİLESİN! Yazın maratona hazırlandığın takvimi kaldıramazsın. Önceden yetiştiğin her şeye şu ara yetişemezsin. Vitesini küçültmen şart. Öncelik sıralaması yapmalı ve bazı şeylerin üstünü çizmelisin. Bunu kabullenmiş olarak bu haftaki ödevim şu dönemde yapmaya çalışmaktan vazgeçeceğim şeyleri belirlemek.
Bu hafta yüzme, ağırlık, yürüyüş/koşu ve yoga derken haftada 4 seferi tamamladım. Hamileliğimin sonuna kadar bir sağlık sorunu olmazsa en az bu tempoyu devam ettirmeyi planlıyorum. Spor zaten olmazsa olmazım oldu hep. Bir de üzerine hamilelikteki önemini bilen bir SSVD adayı olarak kuvvet, dayanıklılık ve esneklik çalışmalarını planlı olarak yapmaya çalışıyorum.

Dolayısıyla üzerini çizeceğim aktivite spor olmayacak, orası kesin. Zaten ilk hamileliğimde doğum üzerine okuduğum kitaplardan çoğunda doğumu bir maraton olarak tanımlamış ve bu yüzden fiziksel hazırlığın da önemine dikkat çekmişlerdi. Benim de kendi doğumumdan hatırladığım adrenalin ve mutluluk patlaması haricinde ciddi bir yorgunluktu. Özellikle de sonlara doğru hep “şurada iki dakika yatıp dinlenebilsem” dediğimi hatırlıyorum hep. Bu yüzden de bu maratona fiziksel olarak hazırlanmış olmak istiyorum.

Typic (3)
Dün ilk defa çok belirgin olarak bebeğin hareketlerini hissettim. İnanılmaz mutlu ediyor bu his beni. Akşamları yattığımda ufacık hareketler hissettim sonra. Şimdi her sabit durduğumda bu hareketleri bekliyorum. Bir de gece rüyalarım bir renklendi, bir şenlendi ki sormayın. Zaten pek fena değildim bu konuda ama geçen günkü rüyam hala aklımdan çıkmıyor, hala gülüyorum halime. Rüyamda yeni doğum yapmıştım. Ve 4 tane (yazıya DÖRT) bebeğim vardı! Bir de mesela biri 6 aylık, biri 4, biri 3, biri 1 aylık, yani dördüz de değiller, rüya boyunca nasıl böyle bir şey olabildiğini de sorgulayıp durdum zaten. Hepsini kundaklamışım, sırayla emzirip duruyorum. Tamam emzirmeyi çok sevmiştim ama bu seferki bir tuhaftı. Dört bebeği emzir emzir bitmedi rüya boyunca. Ama hepsi sakin bebeklerdi, emzirip gazını çıkarıp yatırıp sonra da oturmuş yemek yiyordum rahat rahat (burada rüya olduğunu anlamam lazımdı). Bu arada Zeynep’in bir kardeşi daha var, yani 6 çocuk annesiyim! İşte bir yandan yemek yerken bir yandan da Ziya’yla sohbet ediyoruz. Onu bir bakıcıya ihtiyacımız olmadığına, pek güzel işte idare edebildiğimize ikna etme çalışıyorum. Ziya da “ya saçmalama, 6 çocuğumuz var ne diyorsun sen?” diyerek beni kendime getirmeye çalışıyordu!

Bu bakıcı konusu aslında gündemimizde olan bir mesele. Biz Zeynep’i bakıcısız büyütebiliyoruz çünkü birçok açıdan çok şanslıyız. Ailelerimiz bize yakın oturuyorlar ve bizi inanılmaz destekliyorlar. İkimiz de kendi işimizi yapıyoruz ve mecbur kaldığımızda saatlerimizi esnetebiliyoruz. Ancak şimdi iki çocuklu bir aile olduğumuzda aynı sistemi devam ettirmek kolay olmayacak gibi görünüyor. Bir bebeğe bakmak zaten kolay değilken ailelerin iki çocukla başa çıkmasını beklemek haksızlık olacak diye düşünüyoruz. Gerçi Zeynep’i yavaş yavaş kreşe başlattık. Böyle giderse sonbaharda zaten tam gün okula gidiyor olacak. Ama 3 yaş için tam gün okul demek, okulun öğleden sonra 4-4:30 gibi bitmesi demek. Evet daha uzun kalabileceği okullar da var belki ama bu yaş için bunun doğru olduğunu düşünmüyorum. Dolayısıyla en azından öğleden sonra için bile bir yardıma ihtiyaç olacak gibi. Diğer yandan çevreden bakıcısı olan arkadaşların yaşadığı zorlukları, sorunları ve bazen faydadan çok problem yarattıkları örnekleri duydukça da bu fikirden soğuyorum. Belki de bizim formatta bakıcının çocuklarla yalnız kalmayacak olması, hep bir annenin bakıcıyla olacak olması bu sorunların çoğunu bertaraf eder diye de ümitlenmiyor değilim.

Tüm bu belirsizliklerin yanında bir de zamanı belli olmayan bir ev değiştirme ihtimalimiz var ki, bütün işleri değiştiriyor. Ne zaman bu konular açılsa Ziya’ya bin beş yüz alternatifli planlar üretiyor, her ürettiğimiz plana karşı fikirler türetiyor, konudan konuya atlayarak kayboluyor, sonunda “aman neyse sonra bakarız” diyerek konuyu kapatıyoruz.

Yine böyle sonuçlandırmayı bırak, alternatif bile üretemeden kapattığımız bir başka konu da isim meselesi. Geçen gün Ziya’ya sordum “hiç isim düşündün mü” diye, acayip ilgisiz bir soru sormuşum gibi “yooo” dedi, nereden çıktı şimdi bu bakışı ile! “Doğru tabi ya, direk isimleriyle doğuyor bizim bebekler” demedim ama ben. “Ben düşündüm ama bir şey bulamadım” dedim. Çünkü bir kere kız ismi mi erkek ismi mi düşünmeliyim, neye konsantre olacağımı şaşırıyorum. Sonracığıma tam aklıma bir isim geliyor, uzaktan bir kere görüp ufacık gıcık olduğum birinin ismi olduğunu hatırlayıp siliyorum o ismi direk. Sonuçta da elimde bir şey kalmıyor işte. Bu arada fark ettik ki ben hep kız isimleri düşünüyorum, Ziya da erkek. Halbuki ben oğlumuz olacağına inanıyordum, Ziya da kızımız. Bilinçaltımız bize nasıl oyunlar oynuyor acaba yine?

Bu haftalık da benden bu kadar, 19. haftada görüşmek üzere!

Ceren