1 Yorum

Ayşenur’un Gebelik Günlüğü, 35. Hafta

Yazar Hakkında

AYŞENUR A. – Hayatının otuz beşinci, evlilik yolculuğunun yedinci, anne olma serüveninin beşinci senesini yaşayan, yolları, dalış yapmayı, kitapları, kanaviçe işlemeyi, öğrenmeyi seven ve her daim uzakları düşleyen bir yolcu.

Ayşenur’un tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların gebelik günlüklerini buradan okuyabilirsiniz

Bir hafta aradan sonra herkese merhaba!

Öncelikle biz iyiyiz. Ara verme nedenim çok şükür ki sıkıntılı bir durumdan dolayı değil. Günler o kadar hızlı geçiyor ki ne zaman gün bitmiş, ne zaman hafta bitmiş şaşırıyorum. Evde geçen zamanımın en hızlı akan kısmı bu son iki hafta oldu. Sanki daha dün oturup 33.haftayı anlatmış gibiyim. Günlerim çok yoğun mu derseniz, aslında hiç değil. Yaptığım hiçbir şey yok diyebilirim. Aksine kitap okuma hızım ve miktarım bile düştü.

Zaman nasıl geçiyor peki? Sağ olsunlar, ziyarete gelenler oluyor, yalnızlık zor, o yüzden bu kısım beni çok mutlu ediyor. Her gelenle keyfim katmerleniyor. Okuyabildiğim kadar okuyorum ama bu ara pek yoğunlaşamıyorum. Sırt ağrılarım nedeniyle uzanırken uyuyakalıyorum son günlerde, bu da günün çabuk akşama ulaşmasına sebep oluyor.

Hazırlıklarımızı tamamladığımızı varsaysak da sanki hep bir şeyleri unutmuşum ve eksik kalmış hissi içimi kemirip duruyor. Unuttuysam da doğumdan sonra birileri el atar durumu kurtarır diye ümit ediyorum. Çünkü ne eksiği tespit edecek, ne de eksiği bulduğumda gidip bulup alacak gücüm, enerjim yok. Son iki haftadır çok yoruluyorum. Kendimi yorgun hissediyorum. Gündüz uykuya düşme nedenim de bu belki. Sebepsiz bir uyuşukluk içindeyim. Gece uykularımın çok bölünmesi, sırt ağrılarımdan dolayı rahat uyuyamamam da belki etkendir bu durumda. Sebebi nedir bilmiyorum ama bıraksalar bütün gün kolumu kaldırmadan yatacak durumdayım.

Doğum öncesi hamilelerde bir enerji patlaması yaşandığına dair onlarca hikaye okudum. Evi baştan sona temizleyenler mi ararsın, sokak sokak gezenler mi ararsın… Bu enerji patlaması bana neden uğramıyor meraktayım açıkçası. Ayrıca 37.haftaya kadar çalışmaya devam eden tüm hamilelerin ne kadar büyük bir iş başardıklarının farkında olmalarını istiyorum. Belki bize dayatılan bu, “sonuna kadar çalış ki doğumdan sonra daha çok iznin olsun” mantığı. Ama başardıkları çok büyük birşey bence. Ben yatmak zorunda kalarak geçirdim son aylarımı, buna rağmen güçsüz hissediyorum kendimi, Allah onlara kuvvet versin diyorum.

Typic (3)

34.haftada doktor kontrolümüz vardı. Bebeğimiz, sağlıklı görünüyordu. Yine iki doktorun kontrolünden geçtik. Kilosu, gelişmesi haftasıyla uyumlu görünüyor. Baş aşağı dönmüş ve başını dikişlere yaslamış durumdaydı. Suyumuz, şekerden dolayı üst sınıra yakın miktarda ama neyse ki tehlikeli boyutta değil. Sorunumuz hem bebeğin hem suyun ağırlığı arttığı için dikişlere olan baskı da artmış durumda ve artmaya devam edecek.

Erken doğum ihtimaline karşı, akciğer gelişimini destekleyen iğnelerden oldum. 2 doz 12 saat arayla vurulması gerekiyor. Tam kan sayımında, D vitaminim eksik çıktığı için, bir de D vitamini takviyesi aldık. Doktorum hareket kısıtlaması konusunda çok net bir kısıtlama getirmese de, ben içgüdüsel olarak bebeğimin birkaç hafta daha benimle kalmasının daha iyi olacağını düşündüğümden çok hareket etmek istemiyorum. Ev içinde hareketlerimi çok kısıtlamasam da dışarıda yürüyüşe çıktığımda kasılmalarım arttığından, yürümekten korkuyorum. Normal doğumda, yürüyüş yapmanın kaslar için ne kadar önemli olduğunu biliyorum, ama hareketlenmeyle doğumun tetiklenmesinden de korkuyorum. En azından 36.hafta bitene kadar kimse beni yürütemeyecek sanırım. Bu düşüncem bilimsel olarak ne kadar doğru bilmiyorum ama kasılmaları hissederken de aksini yapmak içimden gelmiyor.

Son kontrolümüzdeki gibi her şey yolunda giderse normal doğuma doğru yol alıyoruz. Konuyu araştırmadan önce, hamileliklerim hep sıkıntılı olduğu için ve serklaj uygulandığı için sanki hep sezaryen olacak gibi düşünmüştüm. Ama işin aslı öyle değilmiş. Her şeyin yolunda gitmesi durumunda bebeğin durumu da kontrol edilerek 38.haftadan sonra uygun bir zamanda dikişler alınıyormuş ve 1-2 gün içinde doğum gerçekleşiyormuş. Dikişler alındığında aslında açılmaya müsait bekleyen rahim ağzını serbest bırakmış ve bir nevi doğumu başlatmış oluyorsunuz. Bugünlere gelip artık doğumu düşünüyor olduğum için o kadar çok şükrediyorum ki… Dilerim sağlıkla sonuçlandırırız bu süreci…

Doğumdan sonra işe dönüş zamanım en çok sorulan sorulardan biri bana. Bu kısmı hiç düşünmek istemiyorum aslında. Zaten normal doğum iznime göre bebeğimi yaklaşık 2,5 aylık bırakmak durumunda kalacağım. Bunu vicdanım hiç kabul etmiyor. Diğer yandan 3 aydır raporluyum. Toplamda yaklaşık 6,5 ay işten uzak kalmış olacağım.

İş yerimi de sıkıntıya sokmadan nasıl çözerim durumu bilmiyorum. Ücretsiz izinle uzatmak istesem, işten uzak kalma sürem gittikçe uzayacak ve bu karşı tarafta nasıl algılanacak bilemiyorum. Şimdiden sıkıntılar olduğunu biliyorum ve hiç istemediğim şeyler oluyor o cephede, müdahale edememek, senelerce emek verdiğim bölümde kontrolüm dışımda hiç istemediğim kararlar alınması, dengelerin bozulması beni üzüyor. İşe dönmek yada dönmemek, en büyük sorunlardan biri ve o kadar kişisel ki, karar vermesi çok zor bir durum. Senelerce emek verdiğin kariyerinle, kimselere bırakmaya kıyamadığın bebeğin arasında kalmak… Anneler bence bu durumda kalmamalı, bir çözüm olmalı…

Bu haftanın son haberi isim konusunda gelsin. Aylardır süren arayışımız sonuçlandı. Döndük dolaştık aklımıza ilk takılan isme geri döndük. Aslında çoğul konuşmayayım, ben aramaya devam ettim ama eşim her zamanki sakinliğiyle bu süreçte benim durulmam için bekledi. Bulduğum her ismi dinledi, sakinleşip seçimi yapmam için bekledi. Ve biliyorum bu ismin olacağına en başından beri emindi.

Oğlumuzun adı Dağhan. Evdeki somut varlığının yanında, seslenmelerimiz de somutlaştı artık. Umarım sağlıkla kucağımıza alıp, ismiyle doyasıya seveceğimiz günler de gelecek!

Sevgiler,
Ayşenur

Bir yorum

  1. Ayy çok heyecanlıyım , Dağhan vaktinde gel olur mu 🙂