0 Yorum

Ezgi’nin Gebelik Günlüğü, 32. Hafta

Yazar Hakkında

EZGİ BERK– Severek aldığı tarih eğitimi sonrası kendini eski çağlara ait kitaplar arasında çalışırken buldu. Hâlâ tarih kitapları arasında çalışmakta, satır aralarında insanların duygu ve davranışlarını aramaktadır. Aynı zamanda eğitim hayatının hangi evresinde kaybettiğini hatırlamadığı zengin hayalgücünü tekrar keşfetmek için çocuklarla çalışıyor. Bazen de çocuklar olmadan, çocuklar için çalışıyor. Çocuk edebiyatı tutkunu. 27 yaşında ve ejderhalara inanıyor.

Ezgi’nin tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların gebelik günlüklerini buradan okuyabilirsiniz.

Bu haftanın ikinci gününde, yine BlogcuAnne sayfasını ziyaret edip acaba bugün hangi güzel kadın, hangi güzel yazıyı yazdı diye rutin kontrolümü yaparken kürtaj yazısına rastladım. O zaman bir itiraf da benden. Neticede bu bilgiyle yıllardır yaşıyoruz zaten. Hatta bu gebeliğimde ne zaman yeni bir doktora gitsem, bunun ikinci gebeliğim olduğu, ilkinde kürtaj olduğum bilgisini vermek zorunda kalıyorum. Hayır, zorunda kalan ben değilim, buna maruz kalıyorum, zorunda bırakılıyorum yani. Benim kürtaj deneyimim çok sancılı olmadı, iyi bir hastanedeydim ve Barış yanımdaydı. Zaten benim bedenim benim kararımdı. Sonuçta bundan en çok etkilenen ben olacağımdan kimsenin söz söylemeye hakkı yoktu. Yine de anneme ve hatta o sıralar birlikte yaşadığım halama bunu sonradan söyleyebildim. Gayet toplumsal baskının sesini tepemde hissettim: “Evli değilken böyle bir şey başına nasıl gelir” diyebilirlerdi, demezlerdi aslında da derlerse ben o sırada bu konuda kaplan kesilecek duygusal yeterlilikte hissetmedim kendimi. Sonrasında söyledim elbet, Barış’la da konuştuk üzerine. Her şey sorunsuzca halloldu, geriye bir tek nasıl oldu da korunurken hamile kaldım, üstelik Barış haftanın üç günü İstanbul’a gelebilirken bunu nasıl başardık sorusu kaldı, doktora da sormama rağmen hiçbir zaman anlamadım.

Geçen hafta çok güzel bir haber aldım, o da nasıl olduğuna anlam veremediğim gebeliklerden. Taa liseden arkadaşım, birkaç ay önce yumurtalarındaki birkaç problem nedeniyle hamile kalamayacağını öğrendi. Birsürü şey saydı doktorlar, hatta ameliyat olması gerektiği bile söylendi. Hamile kalmasının imkânsız olduğu söylendi. Sonra n’oldu? Evet bildiniz, şimdi hamile! O kadar sevindim ki hem bizim bebeyle yakın doğacak olmalarına, hem doğal yollardan hamile kalabilmiş olmasına… Ama en çok da bedenime güvenmeyi, onu anlamayı, sevmeyi öğrendim bu yaşananlardan.

1457070548715

Gördüğünüz üzere bu hafta bol bol düşünerek geçti; çünkü uykudan uyandıran hapşuruklar ve bol burun akıntısıyla gribin kıyısından döndüm. Kendimi fazla yormadım, -zaten bu minik şehirde ne kadar yorulabilirim ki?- ve ailemizin sebze, bitki çayı, doğa uzmanı Emel’in tavsiyesiyle kekik çayı içtim. Emel’le Yakup buradaki yeni kankalarımızdan. Kendileri Eylül ayında İstanbul’dan taşınmışlar Düzce’ye. Emel’in üniversite öncesinden kırsal yaşam deneyimi olduğu için sebze nasıl seçilir, hangi bitki çayı neye iyi gelir sorularımın muhatabı oluyor. Laf aramızda, kendisi çok güzel kek de yapıyor. Neyse ki şu sıralar rejimde de ben de kek yemeden görüşebiliyorum Emel’le. Evdeki doğal dağ kekiğini azıcık bitki çayı topuna koyup kaynar suyla içtim, bir güzel geldi boğazıma, hiçbir şeyciğim de kalmadı 3-4 gün içinde toparlandım.

Bu arada Toprak bol bol tekme atıyor. Özellikle Barış’ın sesini duyduğunda çok oynuyor. Oynayınca Barış’ı hemen yanıma çağırıyorum, elini koyup dinliyor. Önceden sessiz sessiz hareketi hissetmeye çalışırdı, son günlerde “Anneye öyle vurulmaz” demeye başladı. “Çocuğuma karışma” diye çıkıştım ben de. İlk ebeveyn tartışmamız bu mu oldu şimdi?

Bu zamana kadar hep doğuma odaklanmıştım, artık yavaş yavaş doğumdan sonrasını da düşünüyorum. Barış nasıl bir baba olacak acaba? Ben nasıl dönüşeceğim? Toprak nasıl bir bebek ve sonrasında çocuk olacak? Hatta doğumdan sonra Düzce’ye döndüğümüzde Toprak’a evi gezdireceğiz. En çok da salonun balkonundaki ceviz ağacını göstereceğim için sabırsızlanıyorum. Bir sonraki yaza orada çıplak ayak yürüdüğünü düşündükçe içim mutluluk doluyor! Bunları düşünmek çok heyecan verici. Ayrıca şimdiden kardeş kıskançlığı gibi konularla da ilgileniyor oluşumu tamamen henüz ilk bebeyi doğurmamış olmama bağlayanlar var. Bakalım zaman ne gösterecek?

Bu hafta bir de artık oraya buraya tıkıştırılan kitaplar için bir kitaplık siparişi verdik internetten. Hafta sonu tipik ev insanı olarak kitaplığı kurduk. Bu seferki yatak odasında duracak. Oraya çocuk kitaplarını ve bir süre önce okuduğum doğum, bebekle hayat odaklı kitapları koydum. Onları dizerken “doğum bir bitsin, hamile arkadaşlarıma dağıtacağım bunları” diye düşündüm. Sonra ÖSS’ye girmeye az kala arkadaşların “sınavdan sonra bütün test kitaplarını yakacağım!” serzenişleri geldi aklıma. O zaman bile böyle düşünmemiştim, ama her kafadan çıkan seslere “çok saçmaymış” “bıktım bu laflardan” demekten epey sıkılmışım ki çocuk gelişimi kitaplarını görmek istemiyorum. Bu hafta epey Doğmamış Çocuğun Gizli Yaşamı’nı okudum, anne karnında bebeklere ne yapıyormuşuz biz diye dehşete kapıldım. 30 yaşında bir adamın yaşadığı depresyonun sebebi, annesiyle babasının sevişmesinden üç saat sonra doğumun başlamış olması çıkıyor mesela. “Bu kadar mı hayatıma dikkat etmeliyim” diye düşünüp kitabı kapadım ve bir süre kendisinden uzak durmayı düşünüyorum.

Bu haftalık da bu kadar. Haftaya bizimkini görmeye doktora gideceğiz. Bu da önce bebeğimi görüp çok mutlu olacağım, sonra da tartılıp üzüleceğim anlamına geliyor. Hâlâ yüzüğüm parmağıma oluyor diye her gün zafer kazanmış gibi mutlu olsam da akşamları hızlı hızlı yürüyüş yapsam da yediklerime dikkat etsem de kilo almamın önüne geçemiyorum. Önüne geçmeyi bıraktım, yavaşlatamıyorum bile. Her yaz kilo veririm ben, ona güvenerek kendimi sakinleştirmeye çalışıyorum, zorlandığımda da doğum yapmış arkadaşlardan “eski kilona döneceksin, kesin bilgi” diyen mesajlar alıyorum.

Aa bir de bebe döndü mü dönmedi mi onu öğreneceğim tabii. Bu ara tekmeler yukarıdan geliyor sanki!

Sevgiler,

Ezgi