5 Yorum

Ebeveynliğin Çöküşü

Kindle’ım geldi ya, ilk kitabımı bitirdim bile… Hayır, çok fazla boş zamanım olduğundan değil… Derya’yı üzerime asıp uyutmaya çalışırken evin içinde bolca yürüyorum, o sırada okuyorum. Ya da emzirirken… Gece emzirmelerinde bile okuyorum, hatta geçen gece Derya meme emip uykuya döndükten sonra da okumaya devam ettim, ertesi gün benim için pek hayırlı olmadı.

Bu hafta The Collapse of Parenting (Ebeveynliğin Çöküşü) isimli bir kitaptan bahsetmiştim kısaca… Daha doğrusu yazımın amacı için alıntı yapmıştım oradan. Dijital oyunlarla ilgili bir alıntıydı ama kitapta çok daha fazlası var aslında…

Kitabın alt başlığı ”How We Hurt Our Kids When We Treat Them Like Grown Ups” – Çocuklarımıza yetişkin gibi davrandığımızda onlara nasıl zarar veriyoruz. Leonard Sax isimli bir çocuk doktorunun yazdığı kitap, aslında Amerikan toplumundaki yozlaşmayı anlatıyor ancak anlattıkları bana ürkütücü şekilde tanıdık geldi.

Kitap iki ana bölümden oluşuyor: Sorunlar ve Çözümler.

Sorunu ”Son 30 yılda otorite ağırlıklı olarak ebeveynlerden çocuklara geçti.”  olarak tanımlıyor kitap… Bir ‘saygısızlık kültürü’nün oluştuğunu, bunu ergenlerin tavırlarından giydikleri tişörtlere kadar her yerde net bir şekilde görebildiğinizi söylüyor Sax.

Eskiden anasınıfı ve ilkokulda çocuklara ‘sosyalleşme’ öğretilir ve onlara Robert Fulgum [isimli yazarın] ‘Bu hayatta bilmem gereken her şeyi anaokulunda öğrendim’ adlı kısa kitabındaki şu kurallar öğretilirdi:

Her şeyi paylaş
Adil ol
İnsanlara vurma
Aldıklarını yerlerine koy
Kirlettiğini temizle
Sana ait olmayan şeyleri alma
Birini üzdüğünde özür dile
Yemekten önce ellerini yıka
Sifonu çek
Dengeli bir hayat sür: Her gün biraz öğren, biraz düşün, biraz resim yap, biraz dans et, biraz oyna ve biraz çalış
Dünyaya açıldığında trafiğe dikkat et, el ele tutuş ve yanındakiyle birlik ol

Ancak 1980’lerden itibaren okullar okuma yazma ve aritmetiğe daha çok değer vermeye başladı. Eğitim müsteşarı, anaokullarını ‘akademik olarak daha hırslı’ olmaları gerektiğini, okul gezilerinin ve ‘yağ satarım bal satarım’ gibi ‘gereksiz’ oyunların yerine ses bilgisi öğretilmesi gerektiğini söyler oldu.

Otoritenin ebeveynlerden çocuklara kaydığını, çocukların, arkadaşlarının düşüncelerini ebeveynlerinkinden daha ön planda tutmaya başladığını anlatıyor Sax tüm kitapta…

Ebeveynler, çocuklarının isteklerini tatmin etmeyi, onların için doğru olanı yapmaya tercih ediyor — Sax’in iddiası bu… Bunun ‘Amerikalı ebeveynler’ için böyle olduğunu söylüyor ve kitapta bunu defalarca tekrarlıyor; hemen her ‘ebeveyn’ cümlesinin önünde bir ‘Amerikalı’ sıfatı var. Avrupa’da işin daha farklı olduğunu, oradaki kültürün değerleri daha ön planda tuttuğunu, ailenin başlı başına daha önemli bir değer olduğunu anlatıyor.

Okurken hem Amerikan kültürüyle benzeşen yozlaşmalar gördüm bizlerde, hem de ailevi değerleri ön plana çıkaran Avrupa’ya yakın hissettim kendimizi… Evet, Amerika’daki popüler kültür kadar yoz değiliz belki ama o yöne doğru gitmediğimizi söyleyebilir mi kimse?

Amerikalı çocuklar arasında son 40 yılda 3-4 katına çıkan obezite oranlarını açıklarken sebeplerini çocukların sağlıksız beslenmesi, hareketsiz kalmaları ve az uyumalarına bağlıyor. Bu son iki sebebin altında yatan nedenler ise aynı: Ekran. Amerikalı ergenler haftada ortalama 70 saatten fazla zaman harcıyormuş ekran karşısında; 1969’da Amerikalı çocukların %41’i okula bisikletle giderlerken bu oran 2001’de %13’e düşmüş… Ve bu gençlerin çoğu elektronik bir aletle oynamayı, dışarıda oyun oynamaya tercih ediyormuş (işte o yüzden Saklambaç Tablete Karşı).

Çocukların uyku eksiğini onarmanın tek yolu odalarında bilgisayar, tablet ve telefona izin vermemek. Bunlarla oynamalarına izin vermemek değil, odada olmasına izin vermemek. Bu aletler odada olduğu zaman çocuklar bunlara takılıp az uyuyorlarmış, kesin bilgi.

Amerikan toplumu ve özellikle çocuklar hakkında bir başka endişe verici gerçek de çocuklar üzerinde ilaç kullanımı… Başta Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olmak üzere birçok tanı yüzünden ciddi oranda çocuk ilaç kullanıyormuş Amerika’da. Bu oran, diğer gelişmiş ülkelere göre çok çok ilerideymiş. Bunun, Amerikalı ebeveynlerin, davranış bozukluğu olan çocuklarına söz geçirmeye çalışmaktansa doktorun söylediği ilacı vermeyi tercih etmelerine dayandırıyor Sax. Kitap boyunca Amerikalı ebeveynleri sıklıkla ve ağır bir şekilde eleştiriyor.

Kitapta Sax’in ‘orta sınıf Amerikalı’ üzerinden verdiği örnekler bizde daha çok gelir seviyesi yüksek, sahte özgüvenli kesimde yaşanıyor. Örneğin bundan 30 sene öncesine kadar velilerin okul yönetimleriyle dayanışma halinde olduğunu, okul müdürünün veliye çocuğunu şikayet etmesi halinde velinin çocuğunu karşısına çekip konuştuğunu, günümüzde ise velilerin okul yönetimine karşı ‘sen kim oluyorsun da benim çocuğumu bana şikayet ediyorsun?’ tavrı benimseyebildiklerini anlatıyor. Böyle tavırlara özellikle özel okullarda çok rastlanıyor bizde (ki bizim -en azından ilkokulda- özel okuldan uzak durma sebeplerimizden biri de buydu…).

Kitabın bana en iyi gelen bölümlerinden biri çocuklarını o antrenmandan bu aktiviteye yetiştirmeye çalışan velilerin anlatıldığı bölümdü. Günümüzde Amerika ve Kanada’da birçok ebeveynin, ailece vakit geçirmektense çocuklarını aktiviteden aktiviteye taşımayı tercih ettiklerini söylüyor Sax. ‘Oysa aileyle geçirilen zamanın önüne hiçbir şey geçmemeli’ diyor. Ben de bu konuda çok ikilem yaşıyorum.

Çözüm olarak oldukça basit önerilerde bulunuyor Sax, anlayana… ‘Çocuğunuzun özgüvenini tavan yaptıracağım diye uğraşmayın’ diyor kısaca… Alçakgönüllülüğün önemli bir değer olduğunu, bunu öğretmenin en önemli yolunun çocukları başımızın üzerine çıkarmak değil, onları yaşama dahil etmek (örneğin onlara ev işi yaptırmak) olduğunu söylüyor. Çocukların ev işi yapmasının, ev ödevi yapmasından daha önemli olduğuna inanıyor Leonard Sax, ve çocuklarını ev işine dahil etmeyeb velilerin büyük bir hata yaptığına inanıyor.

Sosyal medyanın, bu kültürel yozlaşmada çok büyük etkisi var Sax’e göre… Çünkü Facebook, Instagram ve benzeri platformlar hep ‘Ben!’ diye bağırıyor. BENİM yediğim/içtiğim… BENİM giydiğim. BEN BEN BEN! Hep BANA bakın!

Bir başka çözüm önerisi olarak ‘Tadını çıkarın’ı getiriyor:

Çocuklarınızla olmanın tadını çıkarın. Sofraya oturduğunuzda telefonlarınızı bir kenara bırakın. Birbirinizle iletişim kurun. Çocuğunuzun dinleyin, onunla konuşun.

Hayatın anlamının farkında olun. Okula gitmenin amacı iyi bir üniversite kazanmak ve iyi bir işe girmek ve sonrasında iyi para kazanmak olmamalı… Okul, insanı HAYATA hazırlamalı… Çocuklarınızı hayalkırıklıklarıyla da tanıştırın; hayat kişisel başarı üzerine bir filmden ibaret değil…

Yer yer tekrara düşse, fazla beyaz Amerikalı ve kuralcı bulsam da takıldığım konularda yol gösterdi bu kitap. ‘Kendimi azınlıkta hissediyorum’ demiştim hani, bu hissimi ve böyle hissetmemin yanlış olmadığını doğruladı.

Amerika’da yaşıyorsanız ve çocuklarınızın mutlu, üretken ve kendi kendine yeten insanlar olmalarını istiyorsanız o zaman etrafınızdakilerden biraz daha farklı bir ebeveyn olmanız gerekecek. Arkadaşlarınız sizi anlamayabilir. Modern dünyanın gerçeklerinden ne kadar kopuk olduğunuza dair arkanızdan konuşabilirler. Evet, siz 11 yaşındaki oğlunuzun şiddet içeren video oyunları oynamasına izin vermiyorsunuz. Kendini ne kadar soyutlanmış hissedecek! Evet, 12 yaşındaki kızınız tüm sınıfta akıllı telefonu ve Instagram hesabı olmayan üç kızdan biri… Aman ne kadar korkunç!

Kitap benim ufkumu açtı. Sıkıcı ve fazla teknik yerleri olsa da altını çizdiğim yer çok oldu… Bu devirde yaşayıp kendini azınlıkta hisseden ebeveynlere tavsiye ederim. Sandığımız kadar yalnız olmayabiliriz…

Türkçesi henüz yok. Amazon üzerinden satın alabilir, Kindle’ınız varsa indirebilirsiniz.

5 yorum

  1. 6 yaşındaki çocuğumun (HALA) uyku saatinde evde olmaya çalıştığım için, erken uyuttuğum için, ekran saatlerini kontrol altında tuttuğum için, yemek saatlerine dikkat ettiğim, giysilerini/oyuncaklarını yerleştirİVERMEDİĞİM için sert, katı ve hatta “nazi” anne olarak etiketlensem de ben biliyorum ki aslında sadece azınlığım. Ve bu, bu ülkedeki tek “azınlık” sınıfım değil; ben her anlamda azınlığım ve bu ülkede azınlık olduğum/olabildiğim için gurur duyuyorum.

  2. Amerika’da cocuk yetistiren biri olarak tam da bu sabah dusundugum noktalari anlatmis kitap. Ekran suresi arttukca 4 yasindaki oglum sinirli oluyor. Cogu zaman ipad izlemeyi parka gitmeye tercih ediyor ama yilmiyoruz. Fiziksel aktiviteyi devamli tesvik ediyoruz. Park,yuruyus,scooter,yuzme ile aktiviteyi arttiriyoruz. Kitap tavsiyeniz icin tesekkurler.

  3. “Evet, Amerika’daki popüler kültür kadar yoz değiliz belki ama o yöne doğru gitmediğimizi söyleyebilir mi kimse?”
    O kadar yoz degil miyiz? Bence cok daha kotuyuz.

  4. Seviyorum sizi demiş miydim bazı yazılarınızı eşime de okuyorum. Çok seviyor. Kızlarımdan şikayet edince e ne diyor senin blogcu anne sen ne yapıyorsun diyor bana

  5. Cok dogru tespitler,hemen alip okuyacagim.