12 Yorum

Bebekle araba yolculuğu: hayaller-gerçekler

Derya’ya hamile olduğumu fark ettiğimde aklıma gelen ilk şey ‘Arabayı değiştirmemiz lazım!’ olmuştu. Çünkü halihazırdaki arabamız -çoğu normal araba gibi- arka koltukta yan yana üç oto koltuğu yerleştirmeye müsait değildi.

Aradan zaman geçti, biz istemeden de olsa yeni araba arayışlarına girdik ve bu süreçte güzel bir şey oldu: Deniz’in boyu uzadı! Yani zaten uzuyordu da, arka koltukta koltuksuz oturabilecek kadar uzadı (yani ayakları yere tam basarken emniyet kemerini taktığında kemer de olması gerektiği gibi omzunun üzerinden geçiyordu). Böylece Deniz koltuksuz, Derin oto koltuğunda, Derya da anakucağında olacak şekilde arabayla seyahat edebilmeye başladık 17 Aralık’tan bu yana…

Ve beş kişilik bir aile olarak ilk uzun yolculuğumuzu sömestr tatilinde gerçekleştirdik. Ama ne yolculuk!

IMG_5834

Tatilde bir yerlere gitme fikri vardı aklımızda. Hatta yola düşüp Ankara aktarmalı Adana, oradan da İzmir üzerinden İstanbul yapmak gibi bir fantezi bile geliştirmiştik. Sonra yollarda kar kış kıyamete yakalanırız diye vazgeçtik, iyi ki öyle yapmışız. 6 haftalık bir bebekle biraz fazla iddalı olurmuş.

Çocuklu araba seyahati çok yaptık bugüne kadar, uzun mesafeler dahil. Ancak bu kadar küçük bir bebekle -6 haftalık- bu bir ilkti ve hayaller-gerçekler skalasında gerçeklere ne kadar uzak olduğumuzu sonradan fark ettim.

Yolun normalden uzun sürmesini bekliyordum çünkü yanımızda 6 haftalık bir bebek vardı. Yani çocukla araba yolculuğu her zaman sürprizlerle doluydu ve emzirmek için normalden daha fazla mola vermemiz gerekebilirdi ama şekerim yani sonuçta bebek dediğin arabada uyurdu. Öyle değil mi? Değilmiş.

Derya yolda uyudu. Ama çok sık uyandı. Ve uyandığında da öyle dışarıyı seyredeyim falan gibi uyanmadı yani. İMDAT-DERHAL-BENİ-BURADAN-ÇIKARIN-ÇÜNKÜ-ŞU-ANDA-DÜNYANIN-EN-KÖTÜ-İŞKENCESİNE-MARUZ-BIRAKILIYORUM gibi uyandı. Ve biz her seferinde durup, onu koltuğundan çıkarıp gerekirse emzirip, gerekmezse pışpışlayıp koltuğuna geri koymak durumunda kaldık. Hal böyle olunca normalde 6-7 saat süren İzmir yolunu 10 küsur saatte tamamladık.

Cuma sabah aniden yola çıkmaya karar verdik. Ancak yola çıkışımız o kadar ani olamadı, karar verdikten beş saat sonra yoldaydık. Neden? Çünkü üç çocuk. Ama en çok bebek… Öyle unutmuşum ki bebekle yolculuk yapmayı, yanıma çorap ve şapka almamışım mesela Derya için… Neyse ki kızkardeşimde hala yeğenimin küçülmüş çoraplarından vardı da onları kullandık.

Yola aç çıktık, nasıl olsa yolda yeriz diye… Hatta Doğan feribota giderken ‘Şu marketten atıştıracak bi şeyler alalım’ dedi de (yolda abur cubur yemeyi severiz biz) ‘Yok durma, feribotta alır yeriz’ dedim. Sonra feribotta Derya’nın meme isteyeceği tuttu, arabadan inmedik. ‘Aman canım, feribottan çıkınca yeriz’ dedik. Tam feribottan çıkarken Derya kaka yaptı. Sağa çektik, apar topar değiştirdik, tekrar yola koyulduk. Otoyola girmeden önce sağda Özdilek’in girişini kaçırdık ‘Neyse, ilerde yeriz’ dedik. O ilerisinin normalde iki saat, Derya’yla üç kusur saat uzaklıktaki Susurluk olduğunu bilsek bariyerleri aşar girerdik o AVM’ye…

Arada çocuklar sıkıştılar, tuvalet molası için durduk. Ben o sırada (yine) Derya’yı emziriyordum, o yüzden girmedim tuvalete, ne de olsa birazdan yemek yemek için duracaktık. Yol boyunca Derya sık sık ağladığından bari o uyurken yol kat edelim dedik, olan bana oldu, kendi tuvalet molamdan fedakarlık ettim!

Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik, durup da yemek yiyecek doğru dürüst bir yer bulamadık.

Arabada giderken oyalanmak için oynadığımız bir çağrışım oyunu vardır: Birimiz bir kelime söyler, diğeri onun çağrıştırdığı bir başka kelimeyi söyler falan. Yok, bitti, çağıracak kelime kalmadı. Çocuklar yeni yeni oyunlar türettiler, bilmeceler sormaya başladılar birbirlerine… Biri aklından tutuyor, diğeri soru sorarak bilmeye çalışıyor:

Derin: Tuttum. Bir taraf.
Deniz: Sağ.
Derin: Hayır.
Deniz: Sol.
Derin: Evet!

Yol boyu çocuklar ne kadar acıktıklarını söylediler… Biz de ‘yarım saat sonra yiyeceğiz’ dedik, çünkü öyle olduğunu sanıyorduk. O yarım saat oldu bir saat, iki saat, en son saat 8 buçukta Deniz ‘5 buçukta yicez demiştiniz, saat 8 buçuk oldu!’ diye bağırıyor, Derin ‘Artık sevmediğim bir şey olsa da yicem’ diyordu. Arada durduğumuz bir benzinciden badem ve kayısı alıp neyse ki açlıktan düşüp bayılma eşiğini geride bırakmıştık. Ancak Derya kuzum yarım saatte bir birileri etini sıkıştırır gibi bağırdığından, biz yol kenarında duruyor, feryat figan bağıran Derya’yı anakucağından çıkıyor, sakinleştiriyor, geri koyuyor, yola devam ediyorduk.

IMG_5845

Arabada alt değiştirmek ustalık ister!

Derya kucakta susuyor, uyuyordu. Yani biz yola Derya benim kucağımdayken devam etsem değil sekiz, altı saatte bile varırdık İzmir’e. Ne kadar kolay olurdu! Ve ne kadar da tehlikeli!

En nihayetinde Susurluk’taki Köfteci Yusuf’a vardık. Gözümüz dönmüşçesine yemek yiyip yola tekrar çıktığımızda çocukların üçte ikisini uyumamak için zor tutuyorduk. Tutmadık, uyudular. Ama Derya tabii ki yine yaygarayı kopardı. Yol boyu kardeşiyle büyük bir ustalıkla ilgilenen, emziği düştüğünde veren, sağa çektiğimizde anakucağından hızla ama şefkatle çıkarıp bana uzatan Deniz oğlum da en nihayetinde uyuyakaldığından Derya’yla ilgilenmek bana düşmüştü. Derya çığlığı basınca Doğan arabayı sağa çekiyor, ben arkaya dönüyor, onu çıkarıp öne alıyor, sakinleştirip yerine koyuyordum. Hava dışarıda çok soğuktu, dışarı çıkmadan bebeği ters duran anakucağına yerleştirmek acayip akrobatik hareketler gerektirdiğinden bu oldukça zor oluyordu.

İzmir’e bir saat kala -saatler artık 23:00’ü geçmişti- Derya yeniden ağlamaya başladı. Yine bir benzin istasyonunda durup sakinleştirdik, 10 dakika sonra bir daha… Bu sefer karşımıza çıkan yer kamyoncuların toplandığı bir yerdi. Quentin Tarantino’nun bir filmi vardır hani From Dusk ‘Till Down, kendimi onun film setinde gibi hissettim. Bir de içeriden vampirler çıksa tam olacaktı! Derya’yı 382.620. kere sakinleştirdikten sonra dedik ki ‘Biz galiba İzmir’e varamayacağız. Manisa’da otelde mi kalsak, ne yapsak? Bir saat yolumuz kaldı, gidemiyoruz!’ Bir yandan da ağlanacak halimize gülüyorduk. Belki de sinirlerimiz laçkalaştığından, el kadar bebenin bizi bu kadar uğraştırması çok komik gelmişti bize…

Öyle böyle derken, kah durarak, kah arkaya uzanarak İzmir’e vardığımızda saatler gece yarısını geçmişti. Beş kişilik aile hayatımızın şimdiye kadarki en komik, en eğlenceli ama en yorucu araba yolculuğu geride kalmıştı.

 

Dersler çıkardık bu yolculuğumuzdan:

  • Bu seyahat Derya’nın -birkaç kez hastaneye gidip gelişi dışında- ilk araba yolculuğuydu. Çoğu yere yürüyerek ya da toplu taşımayla gittiğimizden, ilk deneyimi uzun yola denk geldi. Demek ki neymiş? Bebekle uzun yola çıkmadan önce birkaç deneme turu yapmalıymış.
  • İstanbul-İzmir arasında, Bursa’dan sonra Susurluk’a kadar bebek çoluk çocukla rahatlıkla durabileceğiniz bir yer yok. Yanınıza ona göre yiyecek alın, sonra bizim gibi aç kalırsınız.
  • Yol çok kötü. Duble yol falan diyorlar ya, insanın bir gülesi geliyor. Duble yol ama sinyalizasyon sıfır, bir bakıyorsunuz şerit bitmiş, ya da aniden karşınıza yol bakımı çıkıyor. Çok tetikte olmalı insan…
  • Bebeğin ağlaması çok tedirgin edici. Derya bazen katılma noktasına geliyor. Yani, n’oluyoruz?! Ve arabada giderken onu kucağında tutmak, yolda emzirmek falan evet rahat ettirir. Ama o riski alabilir misiniz? Alanlar var. Ben almam.
  • Çocukların ‘Artık sevmediğim şeyi bile yerim’ sözünü hiç unutmayacağım. Demek bu modelleri hakikaten aç bırakmak gerekiyor bazen!
  • Evet, arabaya sığdık, ama arabada bırak adım atmayı, kolunu koyacak yer kalmadı. Dolmuş almalıyız bence.

Birkaç da not:

Bu yolculukla ideal olanı 7 koltuklu bir arabada, Deniz’in de oto koltuğunda oturması olurdu… Bu konudaki görüş (ve gelişmiş ülkelerdeki kanun) ‘çocuk ayakları yere tam basarken emniyet kemeri omzunun üzerinden geçiyor şekilde konuşlanana’ ya da çocuk 12 yaşında olana kadar oto koltuğunda oturmalı… Deniz birinci şartı yerine getiriyor ama yaş itibarıyla oto koltuğu kullanabilir aslında… Ama araba bu, pazardan alınmıyor ne de olsa… Biraz da ortada oturuyor olmasına güveniyoruz.

Derya’nın anakucağı Kiddy’nin Evolution Pro 2 modeli… Bebeklerin anakucağında çok uzun süreli oturmaları önerilmiyor. Anakucağında yatar pozisyonda olmanın bebeğin iç organlarının gelişim sürecinde daha güvenli olduğu, omurgasının uzamasını desteklediği ve havayolunun açık kalmasına fırsat vererek beynine ve vücuduna daha fazla oksijen gitmesine yardımcı olduğu söyleniyor. Evolution Pro 2’yi evde ve bebek arabası üzerindeyken geriye doğru yatırabiliyorsunuz, ancak arabayla seyir halindeyken yatar pozisyona getirilmesi güvenlik açısından önerilmiyor.

Anakucağı oldukça konforlu olmasına rağmen Derya hala araba seyahatinden hoşlanmıyor. Geçenlerde Kadıköy-Ataşehir arasında iki kez sağa çekmek zorunda kaldım. Nedenini anlamış değilim. Anakucağında rahat değil desem, pusetinde giderken bir derdi yok. Belki de araba tutuyor.

Özetle, sömestr tatilindeki bu yolculuk hayatımın en zor ama bir yandan da en eğlenceli araba seyahatiydi… Bir #gezginmira değiliz belki ama biri altı haftalık üç çocukla başarı bile sayılabilir bence… Yarın bir gün bir minibüsümüz falan da olursa kimse bizi tutamaz!

Kiddy

Bu yazı, bebek ve çocuklar için seyahat güvenliği ürünleri üreten Kiddy’nin desteği ile yayınlanmıştır. Kiddy ile Seyahat Güvenliği yazılarının tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kiddy ürünlerini websitesinden inceleyebilir; Facebook, Instagram ve Twitter hesaplarını takibe alabilirsiniz. Kiddy – Prima işbirliği ile tüm Kiddy markalı ürünlerde %30 indirim kazanabilir; her ay 3 aileye Kiddy’den seyahat sistemi ya da oto koltuğu ve 5 aileye Prima’dan 1 yıllık bebek bezi verilen kampanyanın ayrıntılarını buradan öğrenebilirsiniz.

12 yorum

  1. merhaba Elif,
    Gerçekten de oldukça maceralı bir yolculuk olmuş sizinki,okurken her anını yaşamış gibi oldum 🙂
    Ve şu cümlendeki “İMDAT-DERHAL-BENİ-BURADAN-ÇIKARIN-ÇÜNKÜ-ŞU-ANDA-DÜNYANIN-EN-KÖTÜ-İŞKENCESİNE-MARUZ-BIRAKILIYORUM” ağlama tanımını okuyunca bi gülme geldi ve akabinde aklıma kızım ve o dönemlerdeki yolculuk maceralarımız/sonsuz sabrımız aklıma geldi:)
    tam tanım bu olsa gerek o ağlama için 😀

  2. Sizin 3. çocukta bizim ilkinde yaşadıklarımızı yaşadığınızı okuyunca “oh acemilik değilmiş, bunlar böööle oluyormuş” dedim 😀 Bir de bunun anane ve dedeyle gidileni vardı ki, offf ki ne offf, çocuğu koltukta tutuyorum diye biri der “al şu çocuğu kucağına katıldı yavru” diğeri der “ben çok dikkatli kullanıyorum valla, yazık çocuğa”.. Doktor bu dedeyle anane hem de.. Ay çocuğun ağlamasından çok o 5 saatlik yolda işittiğim alt metninde lohusa bana “sen berbat bir annesin” gibi gelen zılgıttan çekmiştim.. Ay büyüdü de seyyah kız oldu, 2,5 yaşında 12 ülke gezdi, saatlerce araba yolculuğu yaptı ama o araba yolculuğunu düşündükçe hala içimi sıkıntı basıyor 😀 Kolay gelsin!

  3. Bizim bir kız bir oğlandan sonra ikiz bebeklerimiz olunca arabayi degistirmek farz oldu ciddi ciddi minubus araştırıyoruz.maaile dışarı çıkamıyoruz ya bebeklerle ya da büyüklerle normal bir yolculuk oluyor.Bulunduğumuz ilçede çocuk dr olmadığı için 3 saat uzaktaki sivasa gidiyoruz kontrole yolda ben iki bebekle arka koltukta gidiyorum ikisi birden ağlıyor ve teselli sadece benim kucağım oluyor.bi şekilde gitmisligimiz var ya da benzinciye çekip pusete oturtup gezdiriyoruz…ve biz sivasa gidip gelene dek öyle duracak yer de birkaç tane var yolda durmak imkansız. Bir ara iki bebek de uyuyunca dayanamayıp on koltuğa geçtim araba hareket halindeyken.tam adrenalin oldu bana…neden durmadık çünkü araba durunca uyanıyorlar…

  4. Cansu Kalafat

    Merhaba, kötü yolculuk tecrübem yok. Tek çocukla ve hep gece çıktık yola. O da uyudu hep. Derya’nın evde,dışarıda sürekli üstünüzde olması (fakat arabada bunun olamaması )ve gündüz yolculuğunun dezavantajından dolayı bu kadar zor olduğunu düşündüm okuyunca. Tabii ki üç çocuk sahibi olarak siz daha tecrübelisiniz.

  5. bizim 8 ve 7 yaşlarında 2 çocuğumuz var ve bebekliklerinden beri genel olarak araba yolculuğu yapıyoruz özellikle küçüklerken aralarında benim de rahat oturabileceğim arabalar öncelikli tercihimizdi önce ekonomik olduğu için renault kangoo kullandık ticari araç olmasına rağmen binek olma yönünde de geliştirildiği için çooooook rahat ettik… şimdi citroen picasso kullanıyoruz 5 kişilik olanlarda ve çoook memnunuz çok ferah rahat kimse bunalmıyor. 7 kişilik opsiyonu da var bir düşünün derim…

  6. Anne olunca sabırlı olmayı da öğreniyor insan yada içgüdüsel bişey bu. Yerinizde bende olsam düşünmeden yola çıkardım ama gel görelim ki bizim evin babası bu kadar sabırlı değil. Trafikte sinirli olan kocacım üzerine birde çocuk ağlaması eklenince çok ilerlemeler den geri dönerdi. Ben sizi ama daha çok sabırlı eşinizi takdir ediyorum.

  7. İlk çocukta mini mini şirin bir arabamız vardı. Yetiyor hatta artıyordu bize…İkinci gelince baktık sığamıyoruz araba değiştirmeye karar verdik. Değiştirdik de…Ama bizimle ilgilenen satış elemanının sözlerini hiç unutamıyorum. Bir akşam arayıp “Kapatmayın biz geliyoruz, araba bakacağız!” dedik. Oraya varında büyükçe bir modeli gözümüze kestirdik, doluştuk içine… Arabayı teslim almaya gittiğimizde kızcağız “Arabanın gelir gelmez arka koltuğuna oturdunuz, yerleştiniz. Sonra bagajını açıp incelediniz. Arabanın diğer özellikleriyle hiç ilgilenmediniz ki…” demişti.
    Çok çocuk büyük araba & geniş bagaj ihtiyacı demektir. Minibüs ise şahane bir fikir! 🙂

  8. Oğlum 35 günlükken Çorum’dan Kocaeli’ne sunum sebebi ile gitmem gerekiyordu. Tabi benim ki tek çocuk. Aklı bir karış havada anne olarak oto koltuğu aldım alacağım derken alamadan yola çıkmak zorunda kalmıştım. Allahtan bir arkadaşım kendi bebeğinin koltuğunu teklif etti de rahat ettim. Pek özellikli bir şey olmamasına rağmen yol boyu oğlumu uyuttu. Yardım için gelen kayınvalidem ilk başta bebeğin beli ağrır onun içinde diye muhalefet ettiyse de yolun sonunda iyiki almışsın dedi. Eve dönene kadar bizim oğlan işte şimdi ağlayacak desemde tek gece konaklamalı gidip dönmemize rağmen dönüşte evde dahi sürekli uyudu. Sanırım bazıçocukşar araba yolculuğunu seviyor. Bebekliğinden beri 12 saatlik uçak yolculuğuna da 11 saatlik araba yolculuğuna da ses çıkarmadı. Yeterki müzik olsun.☺️33 haftalık hamileyim. Çok pis alıştık. İkinci yolculuğu sevmezse ne yaparız bilmiyoruz.

  9. Elif Hanım,
    Araya kış girince uzun seyahetlere ara verdik. Yazınızı okuyunca bu yolculuğun tek bebekli versiyonlarını hatırlayıp, tebessüm ettim 🙂
    Kızımız 3 aylıkken Ankara- Çanakkale yolunu aldık. Beklediğimizden de kolay geçti. İnsanlar hayret ettiler, bebekle o kadar yol gidilir mi diye. Gidildi valla.
    Ne kadar ağlasa da inatla araba hareket halindeyken kucağıma almadım. Alakasız yerlerde bile kenara çektiğimiz oldu; ama kucak işi olmadı. Şimdi arkadaşlarım çocuğu oturtamıyoruz bilmem ne diye hayıflanıyorlar, o çocuklar hiç oturtulmadı ki zaten ağlamasınlar diye!

    Keyifli günler

  10. Facebook sayfana da daha detayli yazdim. Iste bu duyarliligin icin seviyorum seni. Kıyamam deyip kucagina alan oyle cok arkadasim var ki. Oglum 7 senedir sorun cikarmadi cunku bastan alisti.
    Ayrica Grand picasso tam anne arabasi
    http://oncekadinsonraanne.blogspot.com.tr/2012/06/sofor-anne.html?m=1

  11. Sevgi li Elif! Benim iki cocugum da car seat sevmedi ler. Kizim dayken kanunen 1 yasina kadar di sinir ama 2 yasina kadar rear facing tavsiye ediyor lardi. Simdi kanunen de 2 yasina kadar. Kizim forward facing e donunce biraz durmaya basladi. Ondan once bir yil evden cikmadim diyebilirim. Houston da her yere araba yla gidiyodu cunku. Oglum daha iyiydi. Ablasini falan okula birakiyorduk ama o da forward facing e gecince sorunsuz oturuyor simdi. Gerci bi kac ay erken gecmis olduk ama diger turlu gunumun 1,5-2 saati yolda geciyor ve bunu durmayan bebekle yapmak daha riskli geldi. Dikkatimi Cok dagitiyor cunku. Belki Derya da ters gitmek ten hoslanmiyordur.

  12. Çocukla araba yolculukları benim de ilgi alanımda 🙂 İki yavrumu da 1 yaşlarına dek arabada uyutamadım. Kucağa alınca susan modellerin araba koltuğunda çok terlediklerini farkettim. O sebeple, çok çok ince giydirdim, üzerlerini örttüm yine de hem ağlamaktan hem de o araba koltuklarının yanmayan kumaşlarından ötürü ter içinde kalıyordu sırtları. Bu sebeple arabayı serin tutmak hatta klima açmak biraz işe yaramıştı. Yine de oldukça stresli ağlamaları, duracak uygun yer olmaması vs…

    O yüzden 1 yaşa dek en güzeli uçak yolculukları. Slinge takıp rahat rahat yolculuk yapardık.