8 Yorum

Ezgi’nin Gebelik Günlüğü, 33. Hafta

Yazar Hakkında

EZGİ BERK– Severek aldığı tarih eğitimi sonrası kendini eski çağlara ait kitaplar arasında çalışırken buldu. Hâlâ tarih kitapları arasında çalışmakta, satır aralarında insanların duygu ve davranışlarını aramaktadır. Aynı zamanda eğitim hayatının hangi evresinde kaybettiğini hatırlamadığı zengin hayalgücünü tekrar keşfetmek için çocuklarla çalışıyor. Bazen de çocuklar olmadan, çocuklar için çalışıyor. Çocuk edebiyatı tutkunu. 27 yaşında ve ejderhalara inanıyor.

Ezgi’nin tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların gebelik günlüklerini buradan okuyabilirsiniz.

Herkese merhaba,

Bu haftaya geçen hafta bıraktığım yerden başlayayım: Doktor randevusundan. Efendim Düzce’de yine yeni bir doktora gittim. Kendisi bir arkadaşımın gebeliğini takip ediyor. Ben de 38. haftada İzmir’e gidene kadar kendisine devam edip etmeyeceğime karar vereceğim. Pek de seçeneğim yok gerçi.

Neyse gelelim randevuya ve güzel habere, Toprak Ç. dönmüş! Artık baş aşağı duruyor ve ben çok sevindim. Boyu 42 cm ve 2 kilo 350 gram. Kilosunu biraz düşük buldu doktor. Kordon ağzının önünde, elleri ayaklarındaydı gördüğümüzde. Ayakları da kocaman dedi doktor. Eh, benim ayak numaram 40, koca ayakları bana çekmiş demek ki. Doktora doğum için 38. haftada İzmir’e gideceğimizi söylediğimde “37. haftada git” dedi. Ben de “doğumun belirtileri olan rahim ağzı incelmesi ve plasenta yaşlanması göründüğü zaman gitsem olmaz mı?” diye sordum, doktor da “o kadar yolu kaldıramazsın bu belirtiler görülmeden gitmen gerek” dedi. Hayatın her alanında şansını zorlayan gıcık bir insan olarak “doğum 37-42. haftalar arasında olduğu için çok erken gitmek istemiyorum.” dedim. Doktor da “bu bebek 40. haftayı beklemeyecek” dedi!

1457674961708

O an kafamda deli sorular belirdi tabii: “40 olmadan geliyor mu? Eyvah geliyor! Niye beklemiyor ki 40’ı? Daha kilosu da azmış. Hemen gitsem mi ki İzmir’e? N’apacağız şimdi?” Harddisk böyle yoğun çalışınca ağzımdan dökülen tek cümle “neden beklemeyecek?” oldu. Kafası bası yapıyormuş doğum kanalına. Bir sonraki randevuda, 2 hafta yani sonra şu meşhur NST’ye bağlanacağım bilgisini edindim ve tartıya çıktım. 3 haftada hiç kilo almadığım gibi 1 kilo da vermiş olduğumu görüp bir sevindim anlatamam! O gün doktordan çıkınca hemen Ebe ve İzmir’deki doktorumla görüştüm, bebeğin kafa çevresi ölçümünün iki hafta önde olması ve doğum kanalına baskı yapması ile ne zaman doğacağı arasında bir paralellik yokmuş, 38. haftada İzmir’e gideceğim, içim rahatladı.

Tüm bu bilgilerden sonra mis gibi havanın da etkisiyle mutlu mutlu dondurma yemeye gittik Barış’la. Her normal insan gibi güzel haberler vermek için annemi ve babamı arayayım dedim. Ama benim ailem normal mi ki? Unutmuşum! Bir an olsun unutmamam gerektiğini tekrar hatırlattılar hemen. Annem telefonda bir gebeye verilmeyecek kadar kötü haberler verdi, üstelik de “seni üzmek için söylemiyorum ama” diyerek. Söyleme o zaman, di mi? Yok, illa söyleyecek, illa kendi üzerindeki yükü başkasına yükleyip rahatlayacak. Yüklediğin insan senin kızın yahu, üstelik de doğumu yaklaşmış bir kadın. Yapma işte! Yapma bunu! Neyse, Barış yanımdaydı, onunla konuştuk biraz rahatladım.

Dersimi almamış olacağım ki ne zamandır konuşmuyoruz, babama da haber vereyim dedim. Sanki malzemeyi bilmiyorum. O da doğumun İzmir’de olacak olmasına taktığı için bir ton laf etti, telefonda bağırdı çağırdı, sen şöylesin böylesin, ne bilirsin doktorlardan ne anlarsın gibilerinden bir şeyler söyledi. O telefonu da kapayınca ben artık ağlamaya başladım. Barış da iyice sinir oldu bizimkilere. Velhasıl babamı doğuma çağırmayacağım. Her zamanki cezasını aldı: Görüşmemek. Bir 6 ay da böyle görüşmeyiz. Aslında ben hiç görüşmek istemiyorum da bakalım, ömür boyu görüşmesem hayatımdan eksilen tek şey kötü söz, bağırma çağırma olur. Çok acı bir şey bu ama gerçek de tam olarak bu, n’apayım? Görmezden gelsem daha çok yara alacağım. Niye bana kötülük yapılmasına izin vereyim ki? Kimsenin buna hakkı yok, annem ve babam da dahil.

Neyse ben yine derin bir nefes alarak güzel şeylerden bahsedeyim: Bu hafta yayınevine bir kitap dosyası teslim ettim, bir farkla. Bu defa kitabın yazanı tarafındayım. Hem çok heyecanlı hem de telaşlıyım. Zamanla şekillenecek bir süreç daha başladı hayatımda.

Bu haftanın bir güzel haberi de Düzce’de 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü yapmış olmamız. Düz-ce-de! Fe-mi-nist! Hem de gece yürüyüşü! Ben çok heyecanlıydım! Gün, her zamanki gibi dünya kadınlar günü mü emekçi kadınlar günü mü tartışmalarıyla başladı sosyal medyada. Bu konunun bu kadar yıldır tartışılması bana çok saçma geliyor. Emekçi olmayan kadın var mı şu dünyada? Ayrıca yalnızca emeğimizden mi sömürülüyoruz? Yalnızca kadın olduğumuz için başımıza gelenleri dile getirmeyelim mi? Örneğin henüz bir üniversite öğrencisiyken Ankara DTCF’nin önünde bekleyen polisler tarafından defalarca sözlü tacize maruz kaldım. Tarih Kurumu kütüphanesi yolumun üzerindeydi DTCF. Kim bilir orada okuyan kadın öğrenciler neler yaşadı?

Neyse ben yürüyüşümüzü anlatayım. Bir –İstanbul dışı- Türkiye klasiği olarak kadından çok polis vardı ama olsun. Pankartlarımız, dövizlerimiz, megafonumuz, şarkılarımız hepsi tamdı. Burada bir süredir Hecinler Köyü Melen Çayı civarında kadınların mücadelesi var. Melen Çayı civarına, insanların evlerinin dibine katı atık tesisi kuruldu. Köylüler dava açtı ve kazandı ama buna rağmen belediye hâlâ şirketi destekleyerek bu bölgeye çöp atılmasına neden oluyor. Üstelik Melen Çayı’na gidiyor bu atıklar ve İSKİ bu suyu içme suyu olarak kullanıyor! Köylü kadınlar 10 Ocak’tan beri bu tesis faaliyet göstermesin diye nöbet tutuyor. İşte bu kadınlar da yürüyüşteydi 8 Mart’ta.

Yürüyüşün sonunda kadın cinayetleri, iyi hal indirimleri, Düzce Üniversitesi’nin korkunç açıklaması ile görevinden uzaklaştırılan barış metni imzacısı kadın hocamızın başına gelenler üzerine basın açıklaması okundu, Hecinler Köyü’nden kadınlar durumlarını anlattılar. Geriye ne kaldı? Tabii ki halay! Halay benim için “Serhıldan Jiyan e” demek ama olsun Burçak Tarlası da iş gördü. Kürtçe’de Jin kadın demek, Jiyan da hayat, yaşam. Hayat kelimesinin kökü kadın yani. Bayılıyorum dilin kültür hakkında verdiği bu bilgilere. Başkaldırı yaşamdır diyerek halay çekemedik ama “geceleri de sokakları da meydanları da terk etmiyoruz” dedik. “Gelsin baba gelsin koca gelsin devlet gelsin cop, inadına isyan inadına isyan inadına özgürlük” dedik. Bandista’dan Olur Olmaz’ı dinledik. Burçak Tarlası’nda halay çektik. Ben bu koca göbeğimle halay başı da oldum.

Değmeyin keyfime!

Tüm kadınların dünya kadınlar günü kutlu olsun.
Serhıldan jiyan e!

Ezgi

8 yorum

  1. Kimsenin sizi üzmesine izin vermeyin , iyi ki eşiniz hep yanınızda ve destek 🙂 Toprak beyyy zamanında gelin 🙂

    • Teşekkür ederim Ayten Hanım, bazen üzücü şeyler olabiliyor, baş etmeye çalışıyorum. Desteğiniz için tekrar teşekkürler 🙂

  2. Bizi uzen insanlara biz izin veriyoruz.Ama cok zor hayatlarımızdan tamamen cıkarmak..hic vicdan yapma ve herkesi hakettiği yere koy..yüreginden öpüyorum.

  3. 2000 -2003 yıllarında yüksek okul eğitimim için yaşadım Düzce de ve “Birgün buradan kurtulacağım” derdim hep…
    Halbuki insan özlüyormuş o yılları, gençlik anılarını, galesiz yıllarını…
    Şimdi Düzce nin geldiği nokta ile o zamanlar arasında dağlar kadar fark var ki bu çok sevindirici. Burnumda tüttü birden oralar
    Bebeğinize sağlıkla kavuşmanız dileğiyle

    • Buraları seven biriyle karşılaşmak ne hoş! Baharı güzel Düzce’nin. Teşekkür ederim iyi dilekleriniz için 🙂

  4. Merhaba..izmirde hangi dr ve hastane merak ettşm..bende izmirdeyim ve haaala karar veremiorum özel doktorla mı anlaşsam hastanede mi doğurdam..

    • Merhaba, İzmir Doğal Doğum Akademisi’nden Ahmet Akkoca yapacak doğumu. Hastane de sanırım Bornova’daki Ata Sağlık olacak.