11 Yorum

Deniz ve Boran’ın Hikayesi

Yazar Hakkında

M. DENİZ TURAN – 36 yaşında, yüksek jeoloji mühendisi. 9 yıl önce doktora yapmak icin geldiği A.B.D’den, gün gelip ülkesine dönmeyi ve deniz kenarında yaşamayı hayal ediyor. 8 yıldır üniversite aşkıyla evli ve son 3 yıldır ara verdiği akademik dünyayı 3 yaşındaki oğlu Sinan’la fazlasıyla dolduruyor. Çalışmayan anne olmanın hem tadını çıkarıyor, hem de zorluklarını birebir yaşıyor. Şimdi ise, 4 yıl önce sonlandırdığı gebelik günlüğüne, yakında doğacak olan ailenin 4. üyesini anlatmak için geri dönüyor. Okumayı, alışveriş yapmayı ve çocukları çok seviyor.

Deniz’in tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların gebelik günlüklerini buradan okuyabilirsiniz.

21 Kasım 2015
San Francisco, CA

Sevgili Blogcu Anne Okurları,

Üç ay sonra yeniden merhaba! Nihayet doğum hikayemi yazmak için bilgisayarımın başına oturabildim. Sizlere en son seslendiğimde 40. haftasını tamamlamak üzere olan tek çocuklu bir gebeydim. Ve her ne kadar kendimi iki çocuklu yaşama ve beraberinde getireceği her türlü değişikliğe hazırladığımı zannediyorduysam da, Boran’ın doğumundan itibaren bir çocuktan ikiye geçiş döneminin tahmin ettiğimden çok daha zor ve yorucu olduğunu gördüm.

 

FotoDeniz7

Malum, şu son üç ayda günlük hayatımızın düzeni tamamen değişti, ve yeni düzeni oturtmak, hem büyükle hem de küçükle uğraşmak, yeniden uykusuz, gazlı, sütlü ve kusmuklu gecelere başlamak yoğun bir yorgunluğu ve karmaşayı da beraberinde getirdi. Üstüne bir de kış aylarının ve abimizin okuldan getirdiği mikroplar eklenince, Boran’ın ilk iki ayı soğuk algınlığı ve doktor kontrolleriyle geçti. Röntgenler, idrar ve kan testleri, kulak iltihabı, ateş derken, anca vakit bulabildim yazmaya. Ama inanın hastaneden geldiğimiz ilk günden beri, doğum hikayemi her gün kafamda yazıyor ve sizlerle paylaşmak için sabırsızlanıyordum.

FotoDeniz5

Artık anlatmaya hazırım!

20 Kasım sabahı erkenden kalktık. Üç buçuk yaşındaki oğlumuz Sinan’ı anneanne, babaanne ve dedeye emanet ederek, iki kişi olarak çıktığımız evimize en kısa zamanda üç kişi olarak dönebilmeyi umarak, eşimle birlikte hastaneye doğru yola çıktık. 8’de hastaneye girişimizi yapmış, odamıza yerleşmiş ve heyecanla doktorun gelmesini beklemeye başlamıştık. Aklımız evde, kalbimiz karnımdaki bebekteydi. Sinan, doğduğundan beri ilk kez bensiz geçirecekti geceyi ve hastanede kaç gece kalacağımız normal ya da sezaryen doğuma göre değişecekti.

O yüzden çok sabırsızdım! Bir an önce doktor gelsin, balonu yerleştirsin, bebek “hemencecik” doğsun da, biz de bir an önce Sinan’ımıza geri dönelim! Bendeki de akıl işte! Sanki ilk doğumum çok kısa sürmüştü de, şimdi de benzer bir şey bekliyordum! Velhasıl, doktorun gelmesi ve “balon” dedikleri aleti takması 10’u buldu! Neyse ki, çok güleryüzlü ve pozitif bir doktorum olduğundan, geç kalmasına kızamadım.

İlk önce beni muayene etti ve açılmanın 2 cm’e çıktığını müjdeledi! Sonra oldukça uzun ve ince bir tüpü içime yerleştirdi. Tüpün ucundaki balonu suyla doldurarak şişirdi. Ve 6 saat sonra gelip, kontrol edeceğini söylerek gitti! Tahmin edersiniz ki, o 6 saati geçirmek bizim için oldukça zordu. Aslında, uzun zaman sonra eşimle başbaşa kalma fırsatı bulmuştuk ama hiç sırası değildi!

Bir yandan doğumun heyecanı, bir yandan da evdekilerin nasıl olduğu aklımızı kurcalayıp duruyordu. Sık sık evdekilerle haberleşiyor, ara sıra koridorda yürüyüş yapıyorduk. Yine de, hazır sessiz ve sakin bir kaç saat yakalamışken tadını çıkarmayı ihmal etmedim. Biraz televizyon izledim, biraz Elif’in kitabını okuyup keyiflendim. Arada sırada hemşire gelip, bir şeye ihtiyacımız olup olmadığını soruyordu. Uyumaya çalıştım ama olmadı çünkü içimde yavaş yavaş şişen balon sanki sürekli gazım varmış da, bir türlü çıkaramıyormuşum gibi bir rahatsızlık veriyordu. Tuvalete gitmek de sarkan ipler yüzünden biraz sıkıntılıydı.

FotoDeniz1

Nihayet, akşamüstü 5’te doktorum yeniden geldi. Muayene ederken, balon kendiliğinden düşüverdi! İşe yaramıştı, açılma 4-5 cm’e çıkmıştı! Bundan sonra az miktarda Pitocin vermeye başlayacaklarını ve istediğim zaman epidural alabileceğimi söyledi. Pitocin’e başlamadan önce son kez bir şeyler yememi de tembihledi. Anestezi alma ihtimalime karşı midemin dolu olmaması gerekiyordu. Çok heyecanlandım, doğumu yarıladığımı düşünüyordum Dayanabildiğim kadar dayanmak istiyordum epidural almadan…

Saat 6 gibi bizi çok daha geniş bir odaya taşıdılar. Burası “aktif doğum” odasıydı. Pilates topu ve yenidoğan bakım masası vardı. Ne yazık ki, 6 buçuk gibi kattaki doktor ve hemşireler değiştiğinden, kendi doktoruma ve sabahtan beri bizimle ilgilenen tatlı hemşireye hoşça kal demek zorunda kaldım. Demek ikinci bebeğimi de daha önce hiç görmediğim bir doktor doğurtacaktı!

FotoDeniz2

Yeni gelen hemşire, en düşük dozda Pitocin vermeye başladı. Her yarım saatte bir yarım doz artırıyorlardı. Kendimi gayet iyi hissediyordum. Henüz yatağa da bağlı olmadığımdan, odada kah volta atıyor, kah pilates topuna oturup yaylanıyordum. Bir yandan devamlı evdekilerle haberleşiyor, Sinan ne yaptı, ne yedi, ne içti, ne zaman uyudu öğreniyor, bir yandan da gözümüzü NST ekranından ayırmıyorduk eşimle. Sancıların sıklaşmasını bekliyorduk sabırsızlıkla. Hemşire, her geldiğinde, epidural alabileceğimi söylüyor, sanki bir an önce almamı istiyordu. Bense, nedenini bilmediğim (ama daha sonra anlayacağım) bir sebepten ötürü, epidural taktırmayı hiç istemiyor, hatta “keşke hiç almadan doğursam!” diye geçiriyordum içimden. Bu arada, gebelik diyabeti yüzünden, her saat başı kan şekerimi ölçüyorlardı.

Akşam 10 gibi sancılarım sıklaşmaya ve kendini hissettirmeye başladı. Ama hala dayanabilir düzeydeydi. Eşim, kendine kurulan koltuktan çevrilme yatağına kıvrılmış, çoktan uyumaya başlamıştı bile! Benim de çok uykum gelmişti, ama sancılar ve doğum heyecanı uyumamı engelliyordu. Sabah çok erken kalkmıştık, ve doğumdan önce biraz uyuyarak, güç toplamak istiyordum. Gece 12 gibi epiduralı istemeye karar verdim ama içimdeki ses beklememi söylüyordu. Dinlemedim, nasılsa alacaktım. Hemşireye haber verdim. Doktoru çağırdığını, birazdan geleceğini söyledi. Eşimi uyandırdım.

Gece 1 civarı, yataktan kalktığı dağınık saçlarından anlaşılan anestezi uzmanı doktor geldi. Biraz uyku sersemi görünüyordu. Doktoru öyle görünce, içimdeki korku daha da arttı. “Ben vazgeçtim, sonra alayım epidurali!” de diyemedim. Keşke deseymişim…Eşim ve hemşirenin yardımıyla öne doğru eğildim. Hiç kıpırdamam gerektiğini önceki doğumdan biliyordum. Eşimin elini tutuyordum sıkıca, iyice heyecanlanmıştım. Derin bir nefes aldım, ve doktorun iğneyi sokması ile belkemiğimden kafatasıma kadar bir elektriklenme hissettim! Öyle tuhaf ve keskin bir sızıydı ki, “kesin sakat kaldım!” diye geçirdim içimden. Hiç kıpırdamıyordum hala. “Başıma ve koluma bir ağrı saplandı dedim” yavaşça. Hemşire bunu duyunca çok şaşırdı ve hemen doktora baktı. Doktor, ağzında bi şeyler geveleyerek, ne olduğunu tekrar sordu ve az sonra geçeceğini, her şeyin yolunda olduğunu söyledi. Ama ben bir şeylerin ters gittiğini anlamıştım.

Doğumdan sonra öğrenecektim ki, hissettiğim şey “spinal headache” dedikleri, epidural takılırken iğnenin (yanlışlıkla) belkemiği sıvısını delmesiyle açılan boşluğun yarattığı basınç farkından kaynaklanan ve sonrasında çok şiddetli baş ağrısına neden olan olaymış! 100’de bir görülen bir durummuş ve bu korkunç başağrısı günlerce sürebilirmiş! Midem de bulanmaya başlamıştı. Hemşireden ilaç istedim. Başımın ağrısı biraz hafiflemiş gibiydi. Doktor kendimi daha iyi hissettiğimi görünce, önemli bir şey olmadığını yineleyerek gitti. Hemşire, ondan daha çok endişelenmişe benziyordu. Bense hala yaşadığım elektrik şokunun etkisindeydim. Epiduralin takılmasıyla, kendimi yatağa da bağlatmıştım! Biraz uyumaya çalıştım. Ama bir yandan da saat başı kan şekerimi ölçtüklerinden, uykum bölünüyordu. Sancıları daha az hissetmeye başlamıştım, hala düzenli aralıklarla geliyordu ama henüz yeterince sık değildiler. Gözümü NST ekranından ayıramıyordum!

Sabaha karşı yan odadan gelen çığlıklarla uyandım. Doğum sancısı çeken bir anne kelimenin tam anlamıyla “avazı çıktığı kadar” bağırıyordu. İtiraf etmeliyim, hem ürktüm hem de kıskandım o anneyi, bebeğine kavuşmak üzere olduğu için. “Ben de böyle bağıracak mıyım?” diye geçirdim içimden.

Saat 8 gibi, yeni doktor geldi ve suyumu patlattı! Açılma 6 cm! Bu sırada, bana “kendi isteğimle sezaryen sonrası normal doğumu denediğimi ve bunun taşıdığı riskleri bildiğimi ve kabul ettiğimi” belirten bir kağıt imzalattılar. Doktor, doğumun başlaması için 10 cm açılma beklediğimizi, ancak bunun da vajinal doğum için bazen yeterli olmadığını, çatının bebeğin kafasının geçebileceği açıklıkta olması gerektiğini açıkladı. Ve bunu kesin bilmenin de son dakikaya kadar mümkün olmadığını! O sırada başka bir anestezi doktoru gelip, durumumu kontrol etti. Epiduralın şiddetini biraz artırabileceğini, hissettiğim baş ağrısı içinse ancak doğumdan sonra bir şeyler yapılabileceğini anlattı.

Saat 11’de başka yeni bir doktor geldi. Hastaneye geldiğimizden beri, beni muayene eden dördüncü doktordu ve ben artık bu son olsun istiyordum! Açıklığın hala 6 cm olduğunu söyleyince, moralim bozuldu. Ya yine doğum burda kalır da, sezaryene alınırsam diye korkuyordum. Sancıları daha şiddetli hissetmeye başlamıştım. Yeni gelen doktoru da, hemşireyi de sevmiştim. Beni sürekli cesaretlendirmeye çalışıyorlardı. Bebeğin kalp atışları çok iyi durumdaydı. O yüzden, bir süre daha doğumun kendiliğinden ilerlemesini bekleyeceklerdi. Bu ana kadar, eşim zaten hep odadaydı ama artık yatağın başucundan ayırmıyordum onu! Sancı geldikçe, onun elini sımsıkı sıkıyor, ancak öyle rahatlayabiliyordum.

Öğlen olmuştu. Son 18 saattir hiç bir şey yememiştim! Nedense ağzım o kadar çok kuruyordu ki, kana kana su içmek istiyordum, ama ne yazık ki suyu bile yudum yudum içmeme izin veriyorlardı. Hemşire, kırık buz parçaları getirince, sürekli buz emmeye başladım. Böylece hararetim biraz olsun hafifliyordu. Bir gün önce bizimle birlikte hastaneye yatan tüm gebeler doğurmuş, bebeklerine kavuşmuşlardı. Boran bebek ise hala yavaştan alıyordu. Sancıların şiddeti iyice artmaya başladı. Öyle ki, o ana kadar devamlı mesajlaştığım annemi de, ne yaptığını çok merak ettiğim Sinan’ı da düşünemez olmuştum. O çok merak ettiğim gerçek doğum sancılarının başladığını anlamıştım.

Doktor yeniden muayene ettiğinde açıklık 8 cm’e ulaşmıştı! İşte bundan sonrası benim için çok kritikti. İlk doğumumda 8’den ileriye gidememiştim. İnlemelerimin artması eşimi de heyecanlandırmıştı. Bir yandan elimi tutuyor, bir yandan da doktor ve hemşirelere kulak kabartıyor, doğumun gidişatını kestirmeye çalışıyordu.

Saat 1’i geçerken ben artık başka bir dünyadaydım! 3-4 dakikada bir sancı geliyordu ve sürekli inliyordum. Öylesine bir baskı hissediyordum ki, sanki bebek popomu yırtıp çıkmak üzereydi! Hemşire, bunun çok iyi olduğunu, doğuma az kaldığını söyledi. Biraz olsun dinlenebilmem için, epiduralın şiddetini biraz daha artırdılar. İki sancı arası kendimden geçtiğimi hatırlıyorum, o iki dakikalık uyku bile bal gibi geliyordu.

Saat 2’ye gelirken, inlemelerim bağırmaya dönüşmüştü. Baskı dayanılmazdı! O anda eşim dışarı çıkıp, hava alacağını söylediğinde, suratımın halini görmeliydiniz! “Delirdin mi?!” dedim, “hiç bir yere gidemezsin!”. Hemşire, “5 dakika çıksın, baksana yüzü bembeyaz olmuş!” dediğinde, zavallı eşimin benim halimi gördükçe nasıl heyecanlandığını ve korktuğunu anladım! Artık, hemşirenin ısırmam için ağzıma verdiği havluyu kullanıyordum sancıları atlatmak için!

Biraz sonra, eşimle birlikte doktor da geri geldi. Açıklık 9,5 cm! Bir anda oda kalabalıklaşmaya başladı. Bir hemşire, bebeği kontrol edecekleri masayı hazırlıyor, bir diğeri doktorun kullanacağı aletleri. Diğer hemşire zaten hep yanıbaşımda, beni devamlı yüreklendiriyor. Benimse çektiğim sancılardan bir şey görecek halim yok! “Tamam” dediler, “Başlıyoruz!”

O kadar şaşırdım ki, “Gerçekten mi?” diye sordum. Bu noktaya kadar gelebileceğime ben bile inanmıyordum! Benim için o kadar uzak bir ihtimaldi ki normal doğum. Denerim, ama nasılsa olmaz diye düşünmüştüm hep. O yüzden kendimi ikınmaya hiç hazırlamamıştım! Nasıl yapmam gerektiğini bilmiyordum bile! Bir bacağımı hemşire tuttu, eşime de diğer bacağımı tutmasını söylediler. Oysa ki, eşimin elini tutmak istiyordum! Sanırım o da, doğumda bu kadar aktif bir rolü olacağını tahmin etmiyordu!

FotoDeniz3

Doktorun direktifiyle 2:30’ta ittirmeye başladım. Sancı başlarken derin bir nefes almamı ve kendisi 10’a kadar sayarken, benim kuvvetli bir biçimde ikınmamı söyledi. Sonra yeniden hızlı bir nefes, ve ıkınma, ve tekrar! Bir sancı dalgası boyunca, en az üç kez üstüste ıkınacak ve her birini doktor 10’a sayana kadar devam ettirecektim! İmkansızdı! Gücüm kalmamıştı, nefesim yetmiyordu. İlk birkaç ıkınmadan sonra biraz daha iyi anlamıştım nasıl ittireceğimi ama ancak ilkini kuvvetlice yapabiliyordum. Diğer ikisine nefesim yetmiyordu.

Devam ediyorduk, bir, iki, üç! Her sancı arası dinleniyordum. Sancı gelirken, derin nefes ve yeniden ıkın! Başım dönüyordu artık. “Yok”, dedim “Bu iş olmayacak!”. Bir yandan eşim, “Hadi Deniz, biraz daha dayan!” diyor. Bir yandan hemşire ve doktor “Bebek geliyor, az kaldı!” diyorlar. İçimden sanki başka bir kadın çıkmıştı! Sancı geldikçe “avazım çıktığı kadar” öyle bir bağırıyordum ki, kendi sesim bana bile yabancıydı! Çok yorulmuştum! “Bebeğin başı göründü!” dediler. “Ayna ister misin?”. “Hayır!” dedim kızgınlıkla, feleğim şaşmıştı, aynaya bakacak halim mi vardı?! Sonra merak ettim, aynadan bebeğin başını görmek istedim. Gerçekten de ordaydı! Ama bakamadım daha fazla, “Götürün aynayı!” dedim. Zaten her ıkınmada, gözlerimi kapatıyordum konsantre olabilmek için.

Doktora çok kızdığımı hatırlıyorum, “Yeter artık! Yapamıyorum! Çıkartın şu bebeği içimden!” diye bağırdım! “Sen yapacaksın, onu ancak senin içindeki güç çıkartabilir.” dedi kararlı bir sesle. Artık bayılmak üzereydim, tek düşündüğüm bu iş bitsin de ben biraz uyuyayımdı. Eşim benden daha heyecanlıydı, “Çıkıyor çıkıyor, hadi bebeğimiz geliyor!”. O sırada ittirme isteği öyle bir bastırdı ki, tamamen içgüdüsel bir biçimde ıkınmaya başladım. “Artık sayma” dedim doktora, “Kendim yapacağım!”. Kontrolü ele almıştım. Son bir gayretle ittirmeye devam ettim. Ve bir anda içimden bir şeyin kayıverdiğini hissettim! O ani hiç bir zaman unutamam! Öylesine büyük bir rahatlama ve mutluluk ki! Bebeğimizi gördüm! Sonunda çıkmıştı içimden!

FotoDeniz4Saat 3:23’te Boran bebek 3.5 kg ağırlığında doğmuştu! Kocacığımla birlikte başarmıştık! İkimiz başbaşa, zor ve yorucu bir 32 saatin sonunda bebeğimize kavuşmuştuk! Fark ettim ki, doğumun her anını birebir yaşaması, onu da oldukça etkiledi ve bu mucizevi olaya ve anneliğe duyduğu saygı daha da arttı. Hemen o kaygan ve kanlı minik vücudu göğsüme koydular ve emzirmeye başladım. Dünyalar benim olmuştu! Az önce halsizlikten ve yorgunluktan bayılmak üzere olan ve uyumaktan başka bir şey düşünmeyen ben, bir canlandım, bir anda nasıl dinçleştim, görmeliydiniz!

Doktor, eşimin eline makası verip, kordonu kesmesini istedi. Ağzım kulaklarıma varıyordu mutluluktan! Normal doğum yaptığıma inanamıyordum hala! Odadakilere soruyordum, “Çıkarttım mı bebeğimi gerçekten?”. Benim bu kadar canlı ve neşeli oluşuma eşim de şaşırmıştı. Zira, ilk doğumumda kendime gelmem uzun sürmüştü, bebeğimizi hemen kucağıma alamamıştım çünkü tansiyonum çok düşmüştü. Şimdiyse kendimi çok ama çok iyi hissediyordum! Benim için normal doğum ile sezaryen arasındaki en büyük fark buydu!

Doktor bir yandan plasentayı çıkartıyor, dikiş atıyor bir yandan da benim halime gülüyordu. “Söyle bakalım” dedi, “Bir sonraki doğumunu normal mi sezaryen mi yaparsın?”. “Yoook” dedim, “Ben bu işi bir daha yapmam!”. Mümkünse artık bir süre kimse vücuduma dokunmasındı. Tek isteğim bebeğimle başbaşa kalmaktı.

FotoDeniz6

O gece ve ertesi günü hastanede geçirdik. Her şey yolundaydı, epiduralı çıkardıktan sonra başlayan korkunç başağrısı da olmasaydı… İlk gece uykusuzluk ve yorgunluktan olduğunu düşünüp, çok üstünde durmadım ama ikinci gün de aynı şekilde devam ediyordu. Uzanır pozisyonda geçiyor, ayağa kalkınca feci basım zonkluyordu. Ertesi gün, beni kontrole gelen anestezi doktoru, bunun epiduralden kaynaklanan baş ağrısı olduğunu ve bu şekilde günlerce sürebileceğini, bu durumun elbette ki bebekle ilgilenmemi zorlaştıracağını, ama eğer istersem ağrıyı hemen geçirebileceğini söyledi. Yapması gereken tek şey, bana yeniden epidural takmak ve kolumdan aldıkları kanı, belkemiğimden geri enjekte etmekti!

Tahmin edersiniz ki, en son (hatta bir daha asla!) istediğim şey yeniden epidural taktırmaktı. Ama baş ağrıları da dayanılacak gibi değildi. Ayağa bile kalkmak istemiyordum. Zor bir karar oldu, ama bu seferki doktora çok güvendim. Ve denemeye karar verdim. Gerçekten de işe yaradı! Baş ağrım, tam da doktorun söylediği gibi, bir anda geçmişti!

Artık hastaneden ayrılabilirdik. Üç gün ayrı kaldığımız, evde heyecan ve hasretle yolumuzu gözleyen oğlumuza, kardeşiyle birlikte geri döndük! Bundan sonrası, ayrı bir yazı konusu ama eklemek istediğim son bir şey var. Boran’ın gelişiyle ailemizin tamamlandığını hissediyorum ve her geçen gün şükrediyorum. O yokken sanki hep bir şeyler eksikti yaşantımızda.

İyi ki geldin Boran, iyi ki doğurdum seni! Eşime, doktorlara, hastane personeline çok teşekkür borçluyum, ama en çok oğluma teşekkür ediyorum… Bana bu mucizeyi yaşattığı için…

11 yorum

  1. Çok güzel bir hikaye Deniz, güzel günler geçirmeniz dileğiyle. Sinan’a ve Boran’a öpücükler ve size de 🙂

  2. Berrin sandıkçı

    Gözyaşları içinde okudum, o kadar güzel hissettirdiniz ki yaşadıklarınızı SSVD düşünen biri olarak yüreklendirdiniz. Ailenizle nice Mutlu günlere..

    • Cook tesekkur ederim Berrin! Umarim sen de SSVD yapma sansini yakalarsin! Sevgiler!

  3. Cok guzel bir dogum hikayesi,Denizcim. Gozyaslariyla okudum. Ben de Amerika’da yaşadığım 2. bebegini bekleyen bir anne oldugum icin tabi ki daha da cok etkilendim. Normal dogumla Boran’a kavustuguna cok sevindim. Neyseki Epidurali’in kotu yan etkisinden de hemen kurtulmussun. Sana Boran ve ,Sinanla ve esinle mutluluk ve saglikli bir omur diliyorum.

    • Cok tesekkur ederim, Ceren! Umarim sen de istedigin gibi bir dogum tecrubesi yasarsin! Ikinci bebegine saglik ve kolaylikla kavusman dilegimle! Sevgiler!

  4. Deniz Hanım bebeğinize sağlıklı bir ömür dilerim. Doğumunuzla ilgili merak ettiğim birşey var. Ben de doğumumu epidural normal olarak yaptım ve çok çok az sancı hissetmiştim. Ikınmam gerektiğini bile karnımdaki kasılmadan anlayabiliyordum. Ancak siz epidural aldığınız halde çok sancı çektiğinizden bahsetmişsiniz. Epidural almanıza rağmen bu kadar çok sancı çekmenizin sebebi nedir acaba?

    • Evet, Cansel haklisin. Bunun sebebi, sanirim, dogumun sonlari yaklastikca epiduralin siddetini arttirmiyor olmalari. Ozellikle ikinma duygusunu hissedebilmek icin.

  5. NEBAHAT BULUT

    Bunlar da benim kısa doğum hikayelerim…Belki sizin gibi SSND düşünenlere esaret verir…
    http://www.memleketimbolu.com/yazar/10751/nebahat-bulut/sezaryen-de-olurum-normal-de-dogururum

  6. Çok güzel bi doğum yapmışsınız Allah size çocuklarınızla ve eşinizle mutlu huzurlu yaşamayı nasip etsin benim size birkaç sorum olacak bende ssvd yapmak isteyen biriyim hangi şehirde hangi hastahanede doğum yaptınız doktorunuz kimdi

    • Hafsa, cok tesekkur ederim guzel dileklerin icin! Doktor konusunda yardimci olabilecegimi sanmiyorum, cunku ben ABD’de yasiyorum. Burda dogum yaptim. Umarim SSVD’yi destekleyen gonlune gore bir doktor bulursun. Bol sans!