5 Yorum

Alışmak…

Geçtiğimiz hafta Derya üç aylık oldu. Üçüncü bebeğimin de üç aylık oluşu evde gözyaşlarıyla kutlandı. Ve fakat bunlar mutluluk gözyaşları değil, yorgunluk gözyaşlarıydı. Üç aydır geceleri yaklaşık iki-üç saatte bir uyanıyor olmamı, son zamanlarda giderek artan yorgunluğumu gecenin 3’ünde ağlama krizi geçirerek kutladım.

Yalnız değildim bu kutlama sırasında, Doğan da bana eşlik etti. Derya’yı aldı, uyuttu, yatırdı, sonra da benim gözyaşlarımı sildi. ‘Bu ara ben de çok çalıştım, geceleri ilgilenemedim. Sahi, diğer ikisine ben hep biberon verirdim, Derya’ya niye vermiyoruz ki?’ diye sordu.

Niye vermiyorduk hakikaten? Çünkü sanırım şu yüzden: Deniz’i de, Derin’i de kendi odalarında yatırıyordum ben. Dolayısıyla onların odasına kalkıp gitmek, orada emzirmek, altlarını değiştirmek, tekrar yatırmak falan bayağı bir mesaiydi. Ama şimdi Derya bizim odada yatıyor. Gak dedi mi yatağa alıp guk dedi mi emzirip yatağına geri koyuyorum. Şimdi bunun için Doğan’ı uyandırsam (çünkü benim uyandırmam gerekecek), e o gidip biberonu hazırlayana kadar Derya’yla ilgileneceksem emziririm daha iyi… Sonrasında da ‘Adamcağız uyuyor, uyandırmayayım’ deyip Derya’yı kendim uyutmaya çalışıyorum. Sorun, uykumun çok fazla bölünmesinde, toplamda az olmasında değil. Ama işte ne dertler var, varsın benim uykum bölünsün, değil mi?…

Derya’nın üçüncü ayını de geride bırakması şerefine, onu, uyku arkadaşı niyetine aldığım tilkili battaniyeyle tanıştırdım. Deniz’inkinin adı Mumu’ydu, Derin’inki Abu. Derya’nın uyku arkadaşının adını da Dudu koydum (Nihayet bitirdiğim Bringing Up Bebe kitabından öğrendim – Fransızların uyku arkadaşına verdiği isimmiş).

IMG_6980

Derya’yı kucağımda sallarken Dudu’yu omzuma koyuyorum, böylece uyku öncesi ‘bakışıyorlar’. Amacım Derya’da DUDU EŞİTTİR UYKU algısı oluşturmak, bakalım işe yarayacak mı…

Gündüz uykuları hala bölük pörçük olsa da düzen namına sinyaller vermeye başladı. Örneğin sabah uyandıktan sonraki ilk uykusunu uzunca uyuyor. En az 45 dakika, bazen bir saat uyuduğu oluyor. Sonrası ise 20 dakika senin, yarım saat benim şeklinde… Uyuduktan sonraki 10-15 dakika içinde uyanırsa -ki genelde emziği düşmüş oluyor- emziğini geri verince tekrar uykuya dalıyor. Böyle böyle birleştirecek bence uykularını…

Uykularının arasını da açmaya başladı oldukça… Önceden iki uyku arasında bir saat ya dayanır ya dayanamazdı, şimdi 1 saati geçtiği oluyor. Büyüyor işte…

Dilini daha çok çözmeye başlıyoruz. Hangi sesle ağladığında uykusunun geldiğini, miyavlar gibi yaptığında acıktığını anlıyoruz. Bunları takip edince çok da zor olmuyor onu mutlu etmek… Geçenlerde Deniz uyutabildi kardeşini…

IMG_6963

Bu kadar çok uykudan bahsetmişken, dışarıdan bakınca bunun böylesi büyük bir olay olması çok garip geliyor. Hayvanlar aleminde böyle yavrulara kendi kendine uyumayı öğretmek, onlara uykuyu sevdirmek gibi şeyler neden yok, anlamış değilim. Çok enteresan geliyor baktığında bir canlının uyumayı bilmemesi, uyusanıza kardeşim!

Uykudan başka şeyler de var tabii gündemimizde… Kendi kendine daha fazla vakit geçirmeye başladı (10 dakika falan). Dış dünyayla da daha bir iletişim halinde artık (odaya gireni fark ediyor). Oyuncaklarına uzanmaya çalışıyor, onlara gülümsüyor. Çok keyif verici tüm bunları seyretmek…

IMG_6928

Abileriyle de etkileşim halinde… Bayılıyorlar ona… Şu sıralar Derya daha çok yatar pozisyonda olduğundan en çok yaptıkları şey ona kitap okumak. Ama anlıyorum ki hareketlenip ayaklanınca onu bayağı bir oynatacaklar. Herkes çok eğlenecek…

IMG_6962

Ve acayip gülüyor artık. Pek bir bilmiş bakıyor. Gözümün içine içine bakıyor. Sanki beni iyi hissettirmek istermişçesine bakıyor. Ben endişeli endişeli dururken, onu bana sıcacık gülümserken görünce yüreğime bir şey oturuyor. Ne kadar da her şeyden habersiz… Tek yaptığı şey büyümek… Neye büyüdüğünü bilmiyor. Ben de bilmiyorum. Nasıl bir hayat onu bekliyor? Nasıl bir ülke? Nasıl bir gelecek? Ya diğer çocuklarımı?…

İlk haftalarda günlerimi Derya’nın etrafında kurgulamıştım. Onunla yatıp onunla kalkıyordum. Her şeyden elimi eteğimi çekmiş, bir kozaya girmiştim sanki… Keşke o kozada hep kalabilmem mümkün olsaydı… Ne kadar korunaklıydı orası, ne güvende hissediyordum orada… Şimdiyse çok korkuyorum. Sokaktan eskici geçse ‘Bu bağrışma nedir ki?’ diye telaşlanıyorum. En ufak bir sesi bombaya yoruyorum. Ne hale geldik…

– Nasılsın?
– İşte, nasıl olunursa…

Bu aralar bütün konuşmalar bu şekilde başlıyor. Biz de nasıl olunursa o haldeyiz. Teröre alışmayın diyorlar, sokağa çıkın diyorlar. Zırhlı araçlarının içinden bunları söyleyip, güvenlik gerekçesiyle maçı iptal ediyorlar.

Teröre alışmak nedir? Hiçbir şey olmamış gibi inadına hayatına devam etmek mi? Yoksa her şeyin farkında olarak hayatını ona göre değiştirmek mi? Bilmiyorum. Bildiğim, çocuklarım için endişeleniyorum. Ve şu sıralar teröre değil belki ama bu endişe duygusuyla yaşamaya alışıyorum.

5 yorum

  1. Ben çok korkuyorum blogcuanne ve tüm okurları…
    250kişilik bir fabrika da 4bayan olarak çalışıyoruz. Bayanlar arası statü, yaş ve iş durumları o kadar farklı ki, iletişim imkanı yok. Ve ben çok korktuğumu 246kişilik erkek grubuna söyleyemiyorum.
    Belki kadın olduğumdan (niyeyse bilmiyorum, askerlik falan yapmadık ya, ölüm çok da yaklaşmadı bize, belki ondan) belki anne olduğumdan onlardan daha çok korkuyorum, korkuma değer verilmeyecek diye de paylaşamıyorum.Acaba her kadın mı böyle diyebileceğim, konuşup anlatabileceğim kimsem yok. Ve şu an korkudan ağlayabilirim. Bu acizlikse, acizim…
    Ben çok korkuyorum. Aklım eşimde, evdeki minnacık kızımda, kızıma bakan annemde, otobüsle okula giden kardeşimde.
    30-30, toplamda 60km işe gidiş geliş yolum var. Ve bu sabah, fabrikaya yüreğim ağzımda geldim, ha bir araba patlattı ha patlatacak kendini diye.
    Ellerim titriyor ve yüreğimin sesini duyabiliyorum.
    Siz de korkuyor musunuz?
    Ailem 3kişilik çekirdek bir aile. İnanın üçünüzde öleceksinzi deseler belki bu kadar korkmam. Ben arkada birini bırakmaktan, arkada kalmaktan korkuyorum. Rabbim öyle kalanlara sabırlar versin, güç kuvvet versin.

    • Korkmayan yok bana kalırsa Ayşen, evde bile korkar olduk. Dışardan ses gelmesinden, korna sesinden, sessizlikten herşeyden. Hamile kalmaya çalışıyorum bir yandan da kendime kızıyorum bu dünyaya mı getireceğim onu? Ona ben mi bakacağım bakabilecek miyim? Haksızlık değil mi ona? Sorular, endişeler, sıkıntılar ile yaşıyoruz. Umut ışığı da göremiyorum, gökyüzüne baktığımda sadece bulut var aradan sızan ışık huzmesi yok. Sadece iyiyi, güzeli dileyebiliyoruz, bu dertleri yaratan her kimlerse yok olsunlar gitsinler istiyoruz.

  2. Derya’yi uyutan Deniz’i gorunce cok duygulandim. Canim benim. Allah bagislasin hepsini.

  3. Merhabalar 4 aylık bir oğlum var benimde. 3 buçuk aylıkken uyku eğitimine başladım ve resmen hayatım değişti. Öncesinde her gece en az 4 kere uyanan bir bebekti. yatmadan beni strese sokuyordu bu durum. Ama şimdi yasam kalitem o kadar yukseldi ki anlatamam..

  4. Duygularım,düşüncelerim daha iyi anlatılamazdı.Teşekkürler.