0 Yorum

Zor Günlerden Geçerken

Aşağıdaki yazı Blogcu Anne okurlarından Tuğçe Bağcı tarafından kaleme alındı.

***

Uzuun zamandır “zor günler” yaşıyoruz. Bu zor günleri, politik, ekonomik, uluslararası gibi pek çok platformda açıklamaya çalışan merciilere zaten ulaşılabiliyoruz. Fakat sadece “Sıra acaba bize gelecek mi?”, “Bugün evden çıktığımda geri dönebilecek miyim?”, “Bir yandan bu kadar kaybın yanında yaşıyorum diye vicdan azabı çekerken, yaralı aileler için elimden bir şey gelmezken, diğer yandan kendi hayatıma devam ediyor olmaktan utanıyorum” diyenler için birkaç cümle söylemek istiyorum.

Yaşayın lütfen. Yukarıda az da olsa bahsettiğim çaresizliğinizi, üzüntünüzü, korkularınızı yaşayın. Birileri ölüyor ve hayatta kalanlar olarak bundan utanç duyuyorsanız utancınızı yaşayın. Sabah evden çıkarken yaşadığınız tereddütleri görmezden gelmeyin. İzin verin. Yolda size şüpheli gelen insanları fark etmeye başladığınızda, aslında ne kadar çaresiz olduğunuzu fark edip, durun o çaresizlikle. Başa çıkabilmek için önce ne ile mücadele etmeniz gerektiğini fark etmeniz gerekir. Fark edin. Bedeninizde olanları, aklınıza gelenleri görmezden gelmeyin.

Yaşanmamışlıklar içeride birikir, hiç ummadığınız bir anda geri gelir ya, işinizi şansa bırakmayın. Yaşayın. Bu ağırlıkların, sorumlulukların, tüm duygu birikimlerinin sadece size değil, sizden sonra gelecek nesillere de aktarıldığını unutmayın. Bu yüzden hem kendinize hem de çocuğunuza hatta çocuğunuzun çocuğuna karşı insani sorumluluklarınızın olduğunu hatırlayın. Belki de tüm bu çözümsüzlük hisleri içinde sağlıklı bir şekilde yaşayacağınız bu geçiş süreci “en azından” sizin için, “en azından” sizin devamınız için iyileştirici bir güç olabilir. Az bir şey mi bu?

Peki nasıl yaşayacağız? Küçültmeden, abartmadan. Olduğu gibi. Kendimizi iyi hissedecek küçük önlemlerle. Her şeyi planlamak imkansız belki ama, kontrolün az da olsa hala elinizde olduğunu hissettirecek minik detaylarla. Örneğin;

Kriz anında neler yapmak gerektiğini eşinizle/ailenizle konuşun. Kısa, net, ortak bir dil oluşturun. Bir patlama anında/sesinde/haberinde eğer iyiysek neler yapılabilir? Hayatta olduğumuzu ne şekilde haber etmeli? Nereye nasıl bir mesaj atmalı? Durumumuz iyiyse/kötüyse/yardıma ihtiyacımız varsa/başka insanların yardıma ihtiyacı varsa? Hani deprem gibi afetler için sonrasının acil eylem planlarını yapardık ya… Onun gibi. Önceden belirlenmiş minik detaylar huzursuzluğunuzu dindirmenize yardımcı olabilir.

– Ölümü nasıl karşılıyorsunuz? Nasıl anlamlandırıyorsunuz? Siyasi kimliğinizle mi? Dini inançlarınızla mı? Sizin dünyanızda size en anlamlı gelen düşünce sistemi içinde kalmak kendi ölümünüzü düşünürken size iyi gelebilir.

Çocuğunuz varsa; kendinize olduğunuz gibi, ona da açık ve net olun. Duygularınızı gizlemeye çalışmayın. Hissedecektir. Soru sorduğu zaman, bilgi bombardımanına tutmadan, bilmeyi istediği kadarını anlatın. Onun güvenliği için elinizden geleni yaptığınızı ifade edin, yukarı bahsettiğim acil eylem planında ona düşen payı bildirin. Daha çok dokunun. Varlığınızı ve verdiğiniz güveni ona hissettirin.

Ruhunuzun neye ihtiyacı olduğunu siz daha iyi biliyorsunuz. Biraz iç sesinize kulak verin. Yine de ne yaparsanız yapın kendinizi umutsuz/çaresiz hissediyorsanız, kabuslarınız çoksa ve hayatınızı etkiliyorsa, işe gidemez, yataktan kalkamaz, yemek yiyemez, başınızın ağrısından duramaz oluyorsanız, bir şeylerin yanlış gittiğini düşünüyorsanız yardım almaktan çekinmeyin.

Bazen yaralarımız kendi içimizde ve kendi ailemizle/arkadaşlarımızla iyileşmez. Böyle zamanlarda bir profesyonelden yardım almak sizin için en doğrusu olacaktır. Gidin. Psikolojik destek almaktan utanmadan gidin ve paylaşın. Yardıma ihtiyacı olduğunu düşündüğünüz insanları yönlendirin. Böylesi travmalarda, pek çok terapist gönüllü olarak toplumsal destekte bulunuyor. Ruhunuza yaptığınız yatırımı para/zaman kaybı/gereksiz bir uğraş olarak görmeyin.

Tabii tüm bunlar olup biterken… Tüm bu kişisel çabalar demek değildir ki; olayları/ölümleri kabul edin. Kabul etmeyin. Alışmayın. Ölüme değil, yaşamaya alışmak gerek çünkü. Topluca ölümler için değil, toplumca insanca yaşamak için uğraşmak gerek çünkü. Bunu da hatırınızdan çıkarmayın.

Tuğçe Bağcı
Uzman Klinik Psikolog
Çift ve Aile Terapisti

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.