35 Yorum

Ama O da Babaları!

Aşağıdaki yazı, Yorgun Anne rumuzlu Blogcu Anne okuru tarafından kaleme alındı.

***

Bir yalnız anneye söylememeniz gereken cümlelerden en önemlisi düşünecek olsam; hep bu minval üzerine olanlar olurdu. Karşısına geçip diğer ebeveyn hakkında akıl veren cümleler! Tuzukuru insanlar çok. Bazıları anne ve kadın hatta. Durup kulaktan dolma duyduğu hikayeye bakıyor ve “ama o da babaları!” deyiveriyor. Siz konuşmamayı, kötülükten bahsetmemeyi, anlatıp çoğaltmamayı ve özellikle de çocuklarınızı şahit etmemeyi seçmişsiniz. Diğer tarafınsa bütün bunlara hem vakti var hem de üzerinden yıllar geçse bile bir muhtar adayı hevesiyle hala anlatıyor. Haliyle “ama o da babaları” cümlesi zaman zaman yankılanarak büyüyor.

İşte elinize bir kürek alma anı… Gözünüzün önünden geçiyor kürekle slow motion bu sözün sahibinin ağzına vurduğunuz an, ya da sakince yaşadıklarınızı görsün diye kalbinizin içini açıp gösterdiğiniz an.

Delice çalışıyorsunuz mesela. Hem çocuklarla fazlasıyla vakit geçirebilecek dengede, hem de onlara sağlamak istediklerinizi en iyi şekilde sağlayacak kadar çok. Karşı tarafın hiçbir katkısı yok, çünkü zaten sorumluluk alabilen bir yetişkin hiç olmamış. Yine de mesela sömestr tatili öncesi arıyor ve çocukların gösterisini izlemek istediğini söylüyor. Pişkinlik inanılmaz bir şey. Sakince “gösteriyi okul taksidini ödeyenler izliyor” diyor kapatıyorsunuz. Ama o da babaları? Anladım!

Çocuklar hastalanıyor, kusuyor, öksürüyor, operasyonlar geçiriyor. Her birini tek başına organize ediyor, hallediyorsunuz. Evet dostlarınız var, evet yakınlarınız var, sadece ne yazık ki “o insan” bunlardan biri değil. Üstelik bundan şikayetçi de değilsiniz. Yokluğu “one problem less” demek, hani “bir sorun eksik” Yine de tüm bu karmaşada biri çıkıp, “haber verseydin ya, belki gelirdi, sonuçta o da babaları!” diye oraya bir küçük mermi bırakıyor. Oysa bilmiyor ki, adam hem beceriksiz ve umursamaz hem basit bir sağlık meselesi için dahi sizi suçlayacak kadar ruhsal sıkıntılı.

Çocuklarınızı her gittiklerinde dolduruyor. Sizin hakkınızda hikayeler anlatıyor ve sizin emekle minik minik kurduğunuz bütün sistemin altına dinamitler yerleştiriyor küçük aklıyla. Siz yine de tüm erdemli ve gönlü rahat tavrınızla çocukları ona uzun tatillere, kalmalara gönderecek ve konuların üstünü örteceksiniz öyle mi? “Ama o babaları” diye. Belki de artık dürüstçe onlara bazı şeyleri anlatmanın vakti gelmiştir.

Siz her cephede ayrı savaşacaksınız. Ellerinizin, parmaklarınızın ucundan yepyeni kollar uzayacak ve çok fazla role olabileceğinin en iyi şekliyle yetişeceksiniz. Adeta havada üç top çevireceksiniz ve zamanla bu son derece doğal gelecek, insanların sizi neden takdir ettiğine dahi anlam veremeyeceksiniz. Dünyanın dönüşünden sorumluymuşsunuz gibi bir tetikte ve uyanık olma duygusuyla hem kendinizin hem çocuklarınızın hayatını idare edeceksiniz ve günün sonunda tamamen dışarıdan biri gelip jenerikte adını görmek isteyecek. Ama o da babaları? Hıhı evet.

Yolda, okulda, parkta, bir sosyal ortamda bizim gibileri görüp, babalarını ne sıklıkta görüp görmediğini sorup “ama o da babaları” demeyin. Ayrıca hiçbir yanıt sizi memnun etmiyor zaten. Sık görüyorlarsa, ayrı yorumlarla ve dramatizmle boğuyorsunuz, az görüyorlarsa zaten acıyorsunuz, hiç görmüyorsa; “ama o da babaları” geliyor. Yahu adam belki tacizci, katil, belki hapiste? Siz ne biliyorsunuz?

Aynı soruyu lütfen nafaka için de sormayın. Bu da çok kişisel bir durum. Adam belki beceriksiz, belki çok kötü yollarla kazanç sağlıyor ve siz çocuklarınızın boğazından geçsin istemiyorsunuz; “ama o da babaları ödeyecek tabi!” diyorsunuz, biliyorum iyi niyetlisiniz. Yine de o kadar basit değil, iki kuruşu almakla uğraşmak yerine kendi yaşamınıza emek vermek daha makul görünüyor bile olabilir.

Size şiddet uygulamış, çocuklarınızı üzmüş, ailenizi küçük düşürmüş, sizi utandırmış, madde kullanmış ve daha bir sürü şey. Ama barışmak istiyor. Affet kızım, “ama o da babaları!” Yok artık!

Çocuklarınız yetişkin oluyorlar ve mesela mezuniyet, evlenme törenleri gibi zamanlar geliyor. Tüm bu kutlamalarda arzı endam edecek sevgili ebeveyn. Ve bunu da sadece DNA’sından aldığı güçle yapmayı planlıyor. Davet edelim; “ama o da babaları?” Ne zamandan beri?

Bütün bu mücadelelerle, sihirlerle, yorgunluklarla yıllar geçtiğinde çocuklarınız gurur duyulacak anları olduğunda, orada olabileceğini zannediyor. Duymamış olayım; “Ama o da babaları!” dediğinizi. Gurur duymak bir emek sonucu olabilir, biyolojik bir hak asla olamaz.

Ama o da babaları mı? Yok öyle bir şey! Öyle bir şey asla yok. Ayrıca bazı insanlar ebeveyn değil, sadece bakteri. Bu konuda hiç de cinsiyetçi değilim, aynı şey bir anne için geçerliyse de aynı fikirdeyim. Sadece ben kendi tarafımı biliyorum. Bir insanın bir çocuğun doğumunda biyolojik rol oynaması ona hiçbir emek vermeden günün birinde çıkıp “ama ben de annesiyim/babasıyım” deme hakkı vermiyor. En azından ben bu hakkı o ebeveyne vermiyorum.

Aynı şekilde tüm hikayeyi bilmeden konuşan tuzukuru insanlara da hadsiz yorumlar yapma hakkı vermiyorum. Kocası istediği yere tatile götürmediğinde dahi incileri dökülen prensesler, bizim ne yaşadığımızı pek anlamıyor zaten. Empati eksikliği korkunç bir şey. Büyük resmi göremeden atıp tutmak inanılmaz bir cehalet. Benim arkamda bıraktığım tüm o acıları, yaraları, travmaları anlatmam mı gerekiyor? Ya da güncelde yaşadığım tüm zorlukları “kolaymış gibi” yapmayı bırakıp göstermem mi gerekiyor ki bana babalık kartıyla gelmesinler? “Ben anneleriyim ve sahip oldukları tek ebeveyn de benim!” diye acıklı cümlelere sığınırsam “bir bildiği vardır herhalde” der misiniz? Böyle bir açıklama zamanım yok, hayatı böyle yaşamıyorum. Durumu kabul edip, yoluma devam ediyorum. Ben sadece birçok yalnız anne arkadaşımın da yaptığı gibi, üzerime düşeni elimden gelenin en iyi şekliyle yapmaya çalışıyorum.

İsterdim ki, sakin ve umut veren bir yazı yazayım, affedin beni bu kez sadece içimi dökmüş olayım. İsterdim ki; tüm boşanmış anneler bir yazlık evde toplanalım, yatalım yuvarlanalım, gülelim ağlayalım. Koca bir mevsimi beraber dinlenerek geçirelim. Yeniden sevecek, yollara düşecek, yeni maceralar yaşayacak gücü bulalım.

Bunu yapamıyorum şimdilik ama geçenlerde bir yakınımın bana söylediğini ben de tüm savaşçı ebeveynlere söylüyorum; “Arkana, yaptıklarına, tüm bu başardıklarına bak ve kendinle gurur duy! İçeride huzurla uyuyan çocukların senin eserin, sadece senin…”

***

Yorgun Anne’nin diğer yazılarını buradan okuyabilirsiniz. Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

35 yorum

  1. Sevgili Yorgun Anne, üzülerek fark ettim ki yazıyı okuyunca geçenlerde bende o cümleyi kurdum…kendimden utandım okudukça…teşekkür ederim yazınız için…tüm yazılarınız için…

  2. Ben hala inanamıyorum bu noktaya gelişimize derken sevgilisi olduğu şokunu yaşadım. Ama o da babası uzak tutamam ki derken bir gün içinde üç kez program değişikliği en sonunda da iptali gerçekleştirdi. Yaram çok yeni daha üç aylık. Benim aşkım “farklıydı” “centilmendi” “merhametiydi ” vs vs vs Daha yokun başında ve çok yorgunum. Çok şaşkınım. Gerçeği kabullenip yoluma bakmalıyım.

    • Nurten Karahan

      Ayça Hanım,

      O kadar çok inanamadığımız şeyler yaşıyoruz ki şu hayatta:(
      Ama geçiyor, inanın sizinki de geçecek… Belki altında bir enkaz bırakarak geçecek ama mutlaka geçecek.
      Güçlü olun…
      Allah yardımcınız olsun…. Çevrenizde de size ”ama o da babaları” diyecek kimselere prim vermeyin… Yolunuza bakın…

      Çooook sevgiler,

  3. Nurten Karahan

    Sevgili Yorgun Anne,

    Nasıl da güzel izah etmişsiniz biyolojik olarak anne/baba olunamayacağını.
    Bu yazı ile ben de kendime çeki düzen vermeliyim diye düşündüm. Zira ”ama o da babaları” demişliğim olmasa da kimseye o potansiyeli taşıyan biriydim. Teşekkür ederim bize bunu fark ettirdiğiniz için.

    Sevgiler,

  4. Hepimizin bir hikayesi var ve karşımızdakinin ne yaşadığını bilmeden ahkam kesiyoruz. Benim kızımın babası boşandıktan sonra beni ve kızımı hiç aramadı. Çok yakın olmasına rağmen bu durumu bir türlü kavrayamayan bir arkadaşım “ama o babası” şeklinde sürekli babasını hiç bir şey olmamış gibi arayıp görüşmemi salık veriyordu…Hatta kızımı gördüğünde aklı sıra hiçbirşey yokmuş gibi davranmak adına “babana selam söyle” dediğini bile bilirim. Ben de bu ve benzeri durumlar karşısında “hayır aramıyor, hayır açmıyor, telefonumuzu meşgule alıyor” demekten yoruluyordum. Üstelik, o arkadaşım “sen şöyle yapmışsındır da ondandır, şundandır, bundandır” diye suçlamaktan da geri kalmıyordu. Ben de ne yaptım? O arkadaşımla görüşmüyorum artık. Bunu yapmam yaklaşık 4 senemi aldı ama olsun. Hatta böyle düşünen diğer arkadaşlarımla da görüşmüyorum. Zamanla durumumuzu bilen, bunu yüzümüze vurmayan ve eski eşimin yaptıklarını benim stratejik hatalarım yüzündenmiş gibi görmeyen arkadaşlar edindim çok şükür. Dünyada aklını yitirmiş çok insan var ama bir o kadar aklı selim insanlar var neyseki. Ama elbette ki arada gene kendini bilmezler çıkıyor. Misal, geçenlerde işyerimde bir arkadaşım kızımla ilgili bir durumdan bahsederken gülerek “kocanı arayacağım, sen bu çocuğa iyi bakamıyorsun” demek densizliğini bile gösterdi. Kendince espri yapıyordu sanırım. O an “ha ha” diye gülüp geçtiysem de aslında çok üzüldüm. Allah’tan o arkadaş bir iki güne kalmadan yeni bir densizlik daha yaptı da ben de bu sefer usülünce bir cevap verdim. Nafaka konusu ise ayrı bir konu…Çok güçlü durmaktan başka çaremiz yok. Bir anlık yakınmalarımız niyeti kötü olmasa da haddini bilmedikleri kesin olan kişiler tarafından çok istismar edilebiliyor zira.

  5. Evet sizinki ayrı derinlikte bir konu olabilir, madde bağımlılığı, taciz vb. Durumlar içeriyorsa böyle tepki vermeniz doğaldır, kimse de ne elestirebilir ne yargilayabilir. Ancak bu anlattıklarınız boşanan her annenin doğal refleksi ve hiç sağlıklı değil. Bu adamla evlenmeyi seçmişsen, üstüne bir de çocuk yapmışsan yani o adamı bir de çocuğun babası olarak seçmişsen boşandın diye o adam ve yaşananlar dünya üzerinden silinmiyor malesef. Çocuk ne sizi ne onu seçti üstelik. Sizin hayatıniz kolaylaşır diye o adam yok olmayacak. Yok düzeni bozuluyor yok beni kötülüyor tarzı size göre bahaneleri ortaya koymayın lütfen. Bunlar baba ile çocuğun arasında olan şeyler. Babayı değerlendirecek olan çocuk. Sizin tek yapabileceğiniz uğradığı hayal kırıklığı karşısında sığınacak liman olarak orada durmak. Çocuğun vücut bütünlüğünü vb. Tehlikeye atmayacak babalardan bahsediyoruz. Bir adam sizinle anlasamiyor diye kötü baba değildir. Çocuğa sizin gibi bakmıyor diye babasını görme hakkını alamazsiniz. Çünkü evet o da babası. Taciz vb. Durumlar daha özel konular o yüzden genel ifadelerle karistirmayalim. Okul parasini ödemeyerek sizi hayal kırıklığına uğratan babayı siz görmek istemiyor olabilirsiniz ama çocuk o kadar baba gelmişken kendisininkini aramaz mi sanıyorsunuz. Hala öfkelisiniz yorgunsunuz. İşini iyi yapan bir psikologdan yardım alın lütfen. Duygularınız bariyerlerinize takılmış ve sıkışmış, sağlıklı işlenemiyor.

    • Herseyi anne yapsın. Psikoloğa da o gitsin. Ama cocukla ilgilenmeyen, hiçbir sorumluluk almayan kişi bunun sonuclariyla hic karsilasmasin. Yaptiklarinin sonuclarinin oldugunu hic idrak etmesin. Tabii.
      Çocugun babasini görme imkanina engel olunmasin tabii ama o baba da bir zahmet bir düşünsün yahu !

    • Ama siz bu yazıyı hiç anlamamışsınız! Lütfen boşanmış annelere dair tüm ön yargılarınızı bir kenara bırakıp tekrar okur musunuz?

    • Bu yazıyı hiç anlamamışsınız, kesinlikle aynı fikirdeyim. Kitaplar, psikologlar olması gerekenle ilgili çok ideal dünyaları tarif edebilir ve bizi iyileşmeye doğru götürebilirler ama en derinde iyileşmeyecek bir şeylerin olduğunu anlamak için bunları yaşamanız yeterlidir. Sizin hiç anneniz babanız boşandı mı? Baba eksikliğiyle ve ya da yanlış babalıkla büyüdünüz mü? Yalnız bir anne misiniz? Bilmiyorum. Ama yazdıklarınızı okuduğumda canımı acıttı, eminim annem de okusa şu an canı acırdı. Hani yüzyüze konuşsak belki daha farklı olurdu ama yazdıklarınız bana bu yazıyı objektif okumadığınızı düşündürdü.. Keşke bir daha okusanız… ❣

      • Katılıyorum…Yazıda eleştirilen insan örneğine ironik bir şekilde harika bir örnek oluşturmuşsunuz.

  6. Merhaba,
    benim babam ben uc yasimdayken oldu. Annem beni ve agbimi tek basina buyuttu. Ne kadar zor ve cok eemek isteyen bir hayat bizzat sahit oldum hele de kizim olup hem esimden hem ailesinden cok yardim gormeme ragmen annemin ve de sizin ne kadar zorlandiginizi dusunemiyorum bile.
    Anneler harikadir ama bekar anneler daha da harikadir.
    Sevgilerimle

  7. merhabalar, ben her yazınızı takdirle okuyorum, sizi tüm kalbimle “anlıyorum” ve tüm bu zorlukları yaşamak zorunda kalan bütün annelerle “gurur duyuyorum”. sevgiler…

  8. Gurur duyuyorum sizinle.. Hem bir insan olarak hem de bir kadın olarak. Hadsiz soru soranlara ‘höst’ demek lazım ya da ‘sanane’… Kibar olmak sadece nezaket kurallarını bilenler için gerekli. Her konuda zır zır konuşan ağzı büyük terbiyesizler için nezakete lüzum yok. Bildiği dilden konuşmak şart… Sevgiyle kucaklıyorum sizi, yorgun hissetmeyin ne olur…. Biz burdayız ve anlıyoruz…

  9. “Ama o da babaları” diyen herkes yorgunluğunu hafifletebilecek ufacık bir destekte bulunsa (maddi değil söylemek istediğim, manevi herhangi bir şey) yada hiçbir şey yapamıyorlarsa herkesin özel hayatını kendisine bıraksalar, karışmasalar (aslında buradaki amaç babanın durumunu öğrenmek merak). Öyle inanılmaz anne babalar var ki anne ve baba olmayı hiç hak etmiyorlar. Hiç kimsenin sadece anne ya da baba olduğu için tüm çevresini enkaza dönüştürmeye hakkı yoktur. Böyleleri beceriksiz hayatlarında tek başlarına çırpınıp durmalıdırlar. Ama o da babaları di mi yaaa… oldu…

  10. Annem ve babam ben 12 yaşındayken ayrıldılar. Annem ben 11 yaşındayken babamın yüzünden kalp krizi geçirdi. Sadece 40 yaşındaydı. Çünkü babam -artık affedemeyeceği biriyle- aldatmıştı annemi. O da -artık- affedemedi. Boşandılar. Sonra her hafta sonu cumartesi günü annem elimize bir demet çiçek, pastaneden bir kutu bir şeyler alıp verdi, bizi zorla babamıza yolladı. Olanlar babanla benim aramda, sizi ilgilendirmez, o sizin babanız, gideceksiniz, dedi ve yolladı. Gitmek istemedik, yolladı. Ağladık, yolladı. Babam bizi kovdu, gelmeyin istemiyorum, dedi, o yine yolladı. Daha da büyüyünce gitmeyeceğiz, dedik. Gitmedik. Annem uğraştı. Ama onda babanız, dedi ve uğraştı. Ve ama işte bir sperm hücresi bir erkeği baba yapmaya yetmiyormuş demek ki, yaşadık öğrendik. Çünkü olanlar babamla annemin arasında değildi aslında. Olanlar babamın hepimize yaptıklarıydı. Babam bizi düşünmeden karısını aldatacak kadar kişiliksiz bir adamdı. Hepsi bundan ibaretti. Ama mezuniyetlerde, düğünümüzde baş köşedeki misafir olma hakkını saklı tuttu orası ayrı. Çünkü elalem ne derdi, o da bizim babamızdı, yani yaratılmamıza vesile olmuş o spermin sahibi insan. Hayatımızı darmadağın etmiş, o bencil insan. Tek bir sperm hücresiyle hayatımızın başrolüne sahip olmuş, sonra da çekip gitmiş bir adam. Ama o senin baban, diyenler oluyor sık sık halen; ben de diyorum ki özel bir döküm tava yaptıralım. Hepsine birer tane vuralım böyle ağızlarının tam ortasına, belki yüreğimizin içindeki o yaranın nasıl acıdığını anlarlar az da olsa… Kim bilir?!

    • Tam da kendi abim ve yeğenimden bahsederken yazmışsınız yorumunuzu. az önce okudum. işte anlatmak istediğim tam olarak da bu..etrafımda gördüğüm, boşanmış ve aklı selim annelerin %90’ı aynı şeyi yapıyor (ki yengem de yaptı). “O senin baban, bu yaşananlar bizim aramızda” diyor ve babayı da çocuğunun hayatından çıkarmamak adına çaba sarf eden yine anne oluyor! bunu yapan abim de olsa, “Sezar’ın hakkı Sezar’a” düsturumla, kendisinin de suratına vurmaktan geri durmadım şimdiye dek.. çok ama çok haklısınız. mesele sadece anne-babanın arasındaki mesele değildir. hele ki konu aldatmak ise, o anda mesele, bence bir babanın, tüm ailesini kenara koyarak aldığı bir karar, yaptığı bir seçimdir. sizi de kucaklıyorum en kocamanından..tava olmazsa, tuvalet terliği de olabilir:)))

  11. Sevgili Yorgun Anne

    Söylediklerin o kadar haklı ve doğru ki! Kendim bizzat yaşamamış olsam da, abim eşiyle uzun bir evlilik sonrası (20 yıl) boşandı. boşanmanın ardından da evlendi. Eski eşi, benim canımdır, bir de kızı var. Bir baba olarak üzerine düşeni yapmadığı gibi, psikolojik olarak önceleri anneyi, sonrasında ise kızını yordukça yordu. ne diller döktüm o sıralarda, böyle yapmaması gerektiğini, kızının bir yetişkin olma yolunda ilerlediğini ve zamanı gelince onunla görüşmemeyi seçeceğini söyledim ama o ego yok mu o ego! ah! “ben onun babasıyım” egosu! ne oldu peki? güzel yeğenim şu an 18 yaşında, annesi ile ayakta durmaya çalıştıkları bir hayatları var. Benim canlarım onlar ve her ikisiyle de görüşüyorum, hatta ötesinde birbirimize olan sevgimiz başkadır. Ama yeğenim abimi istemiyor artık. Tamamen kendi kararıyla, babasına bir telefon açıp “lütfen artık beni üzme! bu noktaya gelmemizdeki sebep sensin baba! beni artık arama ve görüşmeyelim” dedi. bunu söyledi çocuk..haklıydı, haklı..bu “spermik ego” her erkeği baba yapmıyor malesef.. bunu anlamaları gerekiyor. “ama o da babası” diye bir şey yoktur..babalık hak edilmelidir. hak etmeyenden baba olmaz! olmamalıdır da…

    Sevgiyle kucaklıyorum sizi..

  12. Kürek hakikaten lazım.

  13. Bence bu “ama o da babası” terör örgütü çok tehlikeli; çünkü bir bakış açısının ürünü, o da şu: Ebeveyn ne yaparsa yapsın, çocuğu buna boyun eğmeli, çocuk ebeveynin malı demek oluyor bu. Babam ve annem kaç yaşında olursam olayım bana istediği her şeyi yapabilir, çünkü onlar benim annemle babam. Çocuğa da tam olarak bunu öğretiyor. Ben boyun eğmek, sineye çekmek, yine de her dertlerinde yanında olmak ve hatta bir yanağıma vurduysa ötekini uzatmak zorundayım, çünkü onlar beni dünyaya getirdi. Peki bana sordular mı bunu yaparken? Hayır.

    Hiç kimsenin hiç kimse üzerinde tahakküm kurmaya hakkı yoktur. Buna anne-baba-çocuk ilişkisi de dahil. Bir insan sorumsuzsa sorumsuz, kötüyse kötüdür. Kimse kimseyle görüşmek zorunda değildir, “ama o da babası/annesi/anneannesi/komşusu/teyzesi” değildir. Bu arada bunun bir üstü de “devlet baba” anlayışı. Devlet baba, evdeki baba figüründen de üstün ve o sana ne yaparsa yapsın, hakkı vardır. Çok tanıdık değil mi?

    Bu nedenle ben ağzımdan çıkan sözlerin benim hayatım hakkında bir fikir verdiğini, aile kavramına dair düşüncemi yansıttığını hiç ama hiç aklımdan çıkarmadan, kimsenin hayatına müdahale etmenin haddime olmadığını bilerek konuşmaya çalışırım sözkonusu aile ilişkileri olduğunda.

    İlla ki bir bakış açımız olacaksa -naçizane- hepimizin durduğu yer insan hakları olsa keşke, böylece hiçbir insanın hiçbir insan üzerinde tahakküm kurmayacağı günlere bir adım daha yaklaşmış oluruz.

    Son olarak Yorgun Anne, bazı erkekler vardır ki çamur gibidir, boşansan da yakanı bırakmaz, etmediği zulüm kalmaz. Tehditler, saldırı ihtimalleri… Seninki de onlardanmış gibi geldi bana, umarım tez zamanda yok olur bu hayattan da rahat edersin. Başka türlü huzur vermiyorlar, her gün televizyonlarda görüyoruz işte.

    • İşte tam da bunları anlatmak istiyorum. Annemin diretmesinden ötürü ben 30 yaşıma kadar kendimi mecbur hissettim. Babam istediği gibi davranabiliyor, olması gereken hiç bir yerde olmuyor ama ben ona layık bir evlat olma zorunluluğu hissediyordum. Ölse üzülürsün bak, o senin baban, diyordu büyükler. Hep öleceğini düşünüyordum ve olsun napiyim, diyordum. Halbuki koca bir yalan balonu içimde büyümüş ve anne olunca patladı gitti. Boşversene ben şu an her gün anneliğimi bile ona rağmen yapıyorsam, ve her gün annemle yüzleşip tüm hayatımı çocuğuma batmasın diye temize çekiyorsam ve oğlum dede deyince sadece babasının babasını biliyorsa, yani o varsa ama hiç yoksa, o da senin baban ama, demesin kimse. Çünkü bu aslında anneden çok çocuğun psikolojisini bozuyor. Erkek her şeyi yapar ama yine de o senin baban, dendikçe ben hiç bir erkeğe hakkımı savunamaz olmuşum, her şeye peki der olmuşum, konuşamaz olmuşum ya daha ötesi var mı, neymiş o senin babanmış! Oldu be canım, görürsem söylerim!

      • merhabalar sevgili fazla anne, ben sizin gizli bir hayranınızım :)) blogunuzu instagram hesabınızı sürekli takip etmeme rağmen oralara yorum yazmayıp buraya yazmak ilginç oldu ama bütün bu ayrıntıları okuyunca içimden geldi. çok seviyorum sizi ve yazılarınızı bilin istedim… yaralarınızdan öperim…

    • Gündönümü

      Tam da düşündüklerimi yazmışsın Ezgi! “Hiç kimsenin hiç kimse üzerinde tahakküm kurmaya hakkı yoktur. Buna anne-baba-çocuk ilişkisi de dahil. Bir insan sorumsuzsa sorumsuz, kötüyse kötüdür. Kimse kimseyle görüşmek zorunda değildir, “ama o da babası/annesi/anneannesi/komşusu/teyzesi” değildir.” Tam da bu! Gayet normal bir ailem var, zaman zaman buna benzer cümleleri kurup çok ayıplandığım… Görüşmek istemediğim, sev(e)mediğim akrabaların olması hep garip/ayıp karşılandı. Şimdi ben de anneyim, oğlum büyüdüğünde sırf arada kan bağı var diye kimseyle görüşmek, onları aramak zorunda değil. Severse, hayatında olmalarını isterse ne ala ama ben hiç bir şeye zorlamayacağım. Buraya da yazayım da… Ne de olsa söz uçar yazı kalır…

  14. Sadece cocugun olusumunda hucresel boyutta katkida bulunmakla baba olunmuyor maalesef..ilgilenmiyorsa hicbirseyi ile ozel gunlerde de babayim diye kurulamaz o zaman babalari da zor zamanlarda degil mi..bilemiyorum madem meraklilar baba olmaya o zaman her halinde yaninda olacak..bilemiyorum sana cok cok kolay gelsin super anne

  15. merhaba,
    keşke bir de baba yazsa, onu okusak. acaba oradan ne hikayeler çıkar? herkes sübjektif bir şekilde, hikayesinden yola çıkarak konuşuyor. ancak şu gerçek ki ebeveyn her ne kadar kötü olursa olsun çocuğun onunla duygusal bir bağı var ve çocuk anne, babasını bağımlıda olsa vs. seviyor. ileride annem bizim için ne çok emek verdi demekten ziyade babasızlığın yaşattığı hatıralar iz bırakıyor çocuklarda. önemli olan çocuğun hem ruhsal hem de fiziksel olarak menfaatini öne alabilmek. umarım burada ahkam kesen anneler bu muhakemeyi uzunca yapabiliyordur.
    sevgilerimle…

  16. Merhaba Yorgun Anne…Sana nasıl ulaşabilirim? Ben de huzurla uyuyan çocuğuna baktığında kendiyle gurur duyan, savaşçı boşanmış annelerden biriyim. Diğer yazılarını da okudum, benzer şeyler yaşadığımızı, aynı dilden konuştuğumuzu düşünüyorum. Senle arkadaş olmak isterim… d.oty@outlook.com

  17. Sevgili yorgun anne sizi cok haklı buldum.bekar bir anne neden çocuğunu babasından uzak tutmak ister artik anlıyorum. .ve sevgili fazla anne küçükken annenizin sizi babaniza çiçekli pastali gondermesi içimi burktu. Bence anneniz ve bu sekilde yakinlasma saglamaya çalışan diğer anneler eşim beni istemedi ama çocuklarını seviyor istiyor gibi bir teselli ile kırık kalplerini onarmaya çalışıyorlar. Bir anne olarak onlari da anliyorum ve cok üzülüyorum

  18. Bazen bomboş şeylerle uğraşıyorum internette ama işte bazen de böyle çok faydalı yazılarla değerleniyor zamanım. Böyle bir farkındalık yarattığınız için teşekkürler. Evet dışarıdan bakan gerçek resmi kolay kolay göremiyor. Sabrınız ve gücünüz bol olduğu, çocuklarınızla huzurlu sağlıklı ömürler geçirmenizi dilerim.

  19. sevgili yorgun anne , tüm yazılarını okudum ve seni çok seviyorum.. yorgunluklarını , kalp kırıklarını , savaşlarını anlayabiliyorum. bende zor zamanlardan geçen psikopat madde bağımlısı bir adamdan kendimi ve çocuğumu kurtarmaya çalışan yorgun bir anneyim.. tüm yorgun annelere mutlu ve evlatlarıyla huzurlu bir hayat diliyorum..

  20. okul taksidi odersen cocugun gosterisine gelebilirsin ile , kirayi odersen evde oturabilirsin arasinda ne fark var? bu anlayis benim gozumde cocugu,metalandiran, mal gibi sahiplenilen bir sey kilmis oluyor. cocuga soruluyor mu acaba, baban senin yetismene maddi destek vermiyor yine de onunla konusmak ister misin ,diye. cocuk Adina karar veriliyor burada. baba cezalandiriliyor sanildigi halde esas cezayi cocuk gormus oluyor. cunku o cocugun bir babanin oglu olmasi icin tek bir sansi var , o da -hosumuza gitse de gitmese de -bu adam..cocuk yetiskin olur, kendi muhasebesini yapar kimi hayatina sokup cikarmak istedigine kendi karar verir, o ayri..

    tandigim ilkokul caginda 3 erkek cocugu olan bir anne,kocasini birakip genckizken sevdigi bir adama kacti..o zamanlar akrabalarini arayip sabahlara kadar yalvariyordu ki, cocuklarimin sesini telefonda duyayim, ne olur bir resim atin diye. ben dedim ki , bu kadini cocuklariyla gorusturun, cocuklar buyuduklerinde onunla gorusup gorusmemeye dair neye karar vereceklerini bilirler.fakat akrabalari ayni yazidaki gibi,annelik dogurmak degilmis, oyle anne olmazmis, giderken akli nerdeymis..vs. diye akillarinca kadini,esasda cocuklari cezalandirmayi uygun gorduler.
    kimse kusursuz, zaaafsiz, hatasiz degil. buyuduklerinde zaten biz yetiskinlerin hesapli ve igrenc dunyasiyla tanisacaklar,birakalim hic degilse cocukken biriktirebildikleri kadar cok hatiralar biriktirsinler..

    • iyi o zaman çocuk doğurup yetimhaneye verelim sürekli dışardan sevmeye gideriz sonra da “ama ben senin annenim” deriz. maaşlarımızı da kafamıza göre harcar dilediğimizce yaşarız.

      • hicbir insan gule-oynaya yetimhaneye cocuk birakamaz. herkesin bir hikayesi var. tandiidgim bir kari-koca cok yogun calsiiyorlar bu sirada 5 yasindaki ogullarini tum hafta sehirdisindaki babane bakiyor haftasonlari cocukla biraraya gelebiliyrolar. biz bu insanlarin anne babaliklarini sorgulayabilir miyiz? evet aynen dediginiz gibi, cocugu yetimhaneyede verse, iliskisini kesmesin insanlar, bir evlat pir olsa da Anaya muhtac imis. belki biz dunyadan daha once gocecez, cocugu diger ebeveyninden akrabasindan koparmaya ne hak ve haddimiz var.

  21. Kesinlikle bizim durumumuzdaki bir anne ancak bu kadar güzel ifade edilebilirdi..Rab bizlerin yanında olsun.Çocuklarımız büyüdüklerinde herşeyin farkında olacaklar…

  22. @Yorgun Anne ; Bir gün bir yerde sizinle tanışmayı, iki kelam edebilmeyi çok ama çok isterdim.

  23. Bu ülkede çoğu insan yıllar sonra ilişkilerinin ne hale geleceğini bilmeden belirli ya da belirsiz toplum baskılarıyla evleniyor ve aynı şekilde çocuk yapıyor, sonucu bir sürü yaralı insan.
    Boşanmış aile çocuğuyum, ve çocukluğumun büyük bir kısmında babamı yılda 1-2 kere gördüm, maddi olarak da destek olmadı. Şimdi böyle bir olsa, babamı o zamanki sıkıntılı, depresif ruh halinde görmek istemezdim. Bazen çocuğa istemeden de olsa en çok zarar veren, en sevdiği kişi olan ebeveynin sıkıntılı ruh hali oluyor.