8 Yorum

Nasıl bir anaokulu?

Her sene bu zamanlarda çocuğu okul çağına yaklaşan ebeveynleri bir telaş alıyor: Hangi okul?

İkinci dönemin başlamasıyla birlikte eğitim öğretim yılının sonu da ufukta görününce anne-babalar da çocuklarının bir sonraki sene devam edecekleri okulu düşünmeye başlıyorlar (özellikle de yaşamın hızla aktığı büyük şehirlerde)… Bu karar sürecinden muaf olan iki kesim var: (1) Mahallesinde iyi bir devlet kreşi olması yönünden şanslı olanlar ve (2) Küçük şehirlerde yaşayanlar…

Gönül isterdi ki her mahallede, her ebeveynin ciddi bir yatırım yapmak zorunda kalmadan çocuğunu gönül rahatlığıyla verebileceği bir devlet kreşi olsun… Ancak Paris’te yaşamıyoruz. (Kim yaşıyor? Bringing Up Bébé kitabının yazarı Pamela Druckerman. Fena kıskandım. Kitabı nihayet bitirdim, yakında yazacağım)

O halde ne yapıyoruz? Çocuğumuzu hangi okula göndereceğimiz konusunda düşünmeye başlıyoruz. Etrafımızdaki ebeveynlere soruyoruz. Gözümüze kestirdiğimiz okullardaki insanlara soruyoruz. Belki sosyal medyada takip ettiğimiz ebeveynlere danışıyoruz. Ve bir karar vermeye çalışıyoruz.

Bu karar çok şahsi bir karar ve her aile ve hatta her çocuk özelinde bile değişebiliyor. Ancak bana sorsalardı, ‘idealindeki anaokulu nasıl olsun diye?’, bir anne olarak şunları söylerdim:

Eve yakın olsun. ‘En iyi okul, en yakın okuldur’ önermesi, anaokulu seçme kriterlerine göre diğerlerine göre daha ağır basıyor. Mümkünse yürüme mesafesinde olsun. Değilse, ulaşım sırasında trafiğe takılmayacak bir güzergahta olsun.

Bahçesi olsun. Mümkünse kocaman. Değilse, küçük bile olsa gerçek çimenden ve topraktan… Biliyorum, hele de İstanbul gibi sıkışmış şehirlerde büyük bahçeli alanlar bulmak zor. Ancak minik de olsa ‘gerçek çimli’ bahçeler bulmak da zor olmaya başladı… Çocuğum halı sahada değil, toprakta oynasın.

Öğretmenleri olsun. Gerçek öğretmenleri… Çocukları seven, onlara şefkatle yaklaşan öğretmenleri… Çocuk gelişimi mezunu, tecrübeli öğretmenleri…

Sıcacık yemekleri olsun. Organik olmak zorunda değil, ben de evde her gün organik yemek pişirmiyorum. Mevsimine göre olsun, taze pişsin yeter. Ev yemeği gibi işte…

Dinlenmesi olsun. Gün çok uzun… Küçük bir çocuğun sabahtan akşama kadar mola vermeden etkinlik yapmasını beklemek gerçekçi de değil, merhametli de…

Etkinlik demişken, yapmasa da olur… Tamam, bilgi ve becerilerini de geliştirsin, makas tutmayı öğrensin, resim yapmayı sevsin ama okulun amacı bunlar olmasın… Çocuğu mutlu etmek olsun.

Köreltmesin. Bu ‘çocuğu mutlu etme’ kısmını çok dikkatli yapsın. Yaratıcılığını geliştirsin tamam ama fazla talepkâr olmasın. Yapmacık beklentilerden uzak dursun. Öte yandan, bütün çocuklara aynı resmi çizdirmesin, ‘Gökyüzü yeşildir, ağaçlar mavi’ demesin.

Sade olsun. Gösterişli değil.

Dik dursun. Prensipli olsun. Rotasını velilerin beklentisine göre değil, kendi vizyonuna göre belirlesin.

En çok da, çocuğa çocuk olma izni versin. Çocukluğunu yaşamasını desteklesin. Her şeyin hızla değiştiği, bakkaların marketlere, posta kartlarının SMS’lere evrildiği bugünlerde bıraksın, çocuk çocukluğunu bilsin, oyununu oynasın.

Geçenlerde Derin’e ‘Bana neşeli bir resim çizer misin?’ dedim. Bunu çizdi. Okul’muş. Böyle olsun okul… Güneşli günlerde, masmavi gökyüzünde, sıcacık bir yuva… 

Okul

Kanada Anaokulu

Bu yazı, Kanada Eğitim Sistemi’nin Türkiye’deki temsilcisi olan Kanada Okulları’nın desteği ile yayınlanmıştır ancak yazdıklarım kendi fikirlerimdir. Bu bölümdeki diğer yazıları buradan okuyabilirsiniz.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

8 yorum

  1. Uzun zamandır takip ediyorum sizi, orda burada görmüşlüğüm hatta konuşmuşluğum da var, hep samimiyetinizi sevdim, hep yapmacık olmayan halinizi lakin son bir kaç aydır hislerim biraz değişti. yanlış isem düzeltin . yazınızı okudum , çok doğru her noktası ile doğru bir yazı ama yazının sonunda Kanada okulu reklamı olunca his şöle oluştu sanki kanada okulunun reklamı yapılsın dıye yazılmış bir yazı. işte o zaman aaaaaa benim gibi bir anne , dediğim siz bir anda para alıp reklam yapan bir kuruluş olmaya başladınız. üzüldüm.

    • Ben 7 senedir blog yazıyorum, 5 senesidir profesyonel anlamda yürütüyorum. Profesyonel olarak blog yazdığımı hiçbir zaman saklamadım, tam tersi, tüm işbirliklerimi şeffaf bir şekilde yürütüyorum. Yazmaya ciddi anlamda vakit ve emek ayırıyorum ve gerek kendi çizgim ve duruşumla uyumlu olduğunu düşündüğüm, gerekse okurlarımın ilgisini çekecek kalitede ürün ve hizmet sunan kuruluşlarla işbirliği yapıyorum. Eğer yazarak para kazanmasaydım bu bloga bu kadar zaman ayıramazdım, çünkü benim de kendim ve ailem için bir gelir yaratmaya ihtiyacım var. Yazılarımı yazarken kimsenin istediği şekilde değil, kendi görüşlerim doğrultusunda yazıyorum ve samimiyetime güvenmenizi diliyorum. Özetle, evet, sizin gibi bir anneyim, ancak siz örneğin bankada çalışarak para kazanıyorsanız ben blog yazarak bunu yapıyorum.

  2. Bütün bu yazılanların fazlasıyla olduğu,çocukların çok doğal bir ortamda,özgürce eğlendiği,eğitildiği Masallar ve Gerçekler Diyarı Patika Anaokulu,Bodrum’daki en büyük şansımız oldu.2,5 yaşından beri oğluma kattıkları okul öncesi eğitimin en güzel örneği.

  3. Bu dediginiz fazlasiyla Fin anaokullarini anlatiyor. Cocuklarin cocuk gibi oldugu ama ayni zamanda eger özel bi ilgisi yeteneği varsa desteklendigi, disarda kosup oynayip yuvarlandiklari ( -15 derecede bile) dogayi sadece kitaplardan degil icine girip görerek ögrendikleri, ögretmenlerin universiteden ilgili alandan mezun olmasinin mecburi oldugu ve bu meslegin gayet kiymetli oldugu, eve maksimum 10 dakika yurume mesafesinde, tek gösterisli kismi bahcesindeki civil civil mutlu cocuklar olan anaokullari. Biri evimin hemen önunde, ilk geldigimde oturup seyreder ve dusunurdum nasil ve neden bu kadar mutlu bu cocuklar diye. Sonra anladim, cocukluklarini yasamalarina izin veriyorlar, bir proje gibi bakmiyorlar, standart ve kalip aktiviteleri dayatmak yerine her cocugun biricikliginin farkinda olarak yaklasiyorlar. Umarim kendi ulkemde de birgun aynisini görme sansim olur. Cok zor degil, imkansiz hic degil. Tek gereken halka gercekten hizmet eden bir devlet.

  4. Biz su anda Amerika’da yasiyoruz… Evimize en yakin ve tavsiye edilen bir yuvaya vermek istedik 3.5 yasindaki oglumuzu. Sanirim buradaki sistemden oturu, her aktivite oyle sistematik ve hissiz yapiliyor ki, cocugumuzun sosyallesmesi adina verdigimiz bu karari hep sorguluyorum. Belki ben artilarini goremiyorum.. Hadi 20 dk kitap oku, bir el becerisi ugrasisi yapalim, 20 dk oynayin, simdi 30 dk disarda oynayin… sanki listedeki aktiviteleri tamamladik diye isaretledik mi islem tamam tarzinda bir yaklasim. Aktivitelerde buyuk bir yaraticilik goremiyorum, bunu gectim, cocuklara hayal gucunuze gore kendi oyunlarinizi kurun imkani bile kalmiyor… Sanki tek yapilmaya calisilan, cocuklar rutin sever, biz de rutin sunuyoruz, soz dinlemeyi ogrenecek islevini vurgulamak. Oysa hepimiz bir sekilde cocugumuzu simartiyoruz, soz dinlemesi elbette onemli, ama bir robot donusmesini, evde gozlemledigimiz ucsuz bucaksiz hayal kurma potansiyelini torpulemelerini de istemiyorum aslinda… Cesitli nedenlerden oturu, yuva konusunu ancak 3 yasindan sonra dusunebildik, belki de fazla mi duygusal yaklasiyorum? Biliyorum son zamanlara yurtdisini oven, yurtdisinda olmaliydik diyen bir suru yaziya, yoruma rastliyorum.. Ne var ki bazen Istanbul’daki arkadaslarimin anaokulundan beklentilerini okuyunca, burada o ihtimallere bile rastlayamadigimi gorunce icerliyorum. Mesela organik yemek diyorlar, burada oglen yemegi sunuyoruz dedikleri bir gun pizza, bir gun peynirli makarna, bir gun sosisli sandvic ve bunlar oyle yuksek kalite felan degil, ne goruntusu ic acisi, ne besleyici ozelligi var… Yemek kulturumuz farkli olabilir, ama cocuklarin beslenmesi onemli ve simdi alistiklari beslenme duzeni ilerisi icin temel olusturuyor. Evden yemek goturebilirim mesela, fakat tum gun calisiyorum ve biraz pratik cozumlere de ihtiyacim var, ozellikle de yuvaya bir ton para odedikten sonra. Bu konuya deginmisken, baska bir bilgi de paylasmak istiyorum… Burada haftaici bir suru bedava aktivite de var, ama calisan bir insan olarak bunlara cocugunuzu goturmeniz cok zor. Yani cocugunuzun egitiminde elbette asil sorumlu, en agir calisan kisi siz olacaksiniz, fakat hic bir secenek pratik olmayinca da insan bazen bir iste calisirken cocuguma nasil arzuladigim gibi bakacagim diye sorguluyor? Bir suru imkan olabilir, ama hepsini sizin kovalamaniz lazim… Gunler burada da sadece 24 saat ve ebeveynler super kahraman degil, maddi imkanlarin da bir siniri var… Belki de soyle ozetlemeli, uzaktan davulun sesi hos gelir 🙂

  5. Elif Bulutlar

    Merhaba, Kanada okulları Web sitesi linkine tıkladığımda http://www.kiddy-shop.com.tr açılıyor. Bilinçli mi bilmiyorum ama söylemek istedim.

  6. Tek katılmadığım nokta öğretmenlerin çocuk gelişimi mezunu olması. Hayır, öğretmenler bir üniversitenin 4 yıllık okul öncesi öğretmenliği bölümünden lisans mezunu olmalı. İnanın o kadar farkediyor ki. Bir de okul idarecilerinin deneyimi ve o okulda ne kadar süredir görev yaptıkları da öğrenilmesi gereken bir bilgi.

  7. Sizin her konudaki dürüstlüğünüzü ve samimiyetinizi cok begeniyorum,hangi konuda olursa olsun(siyaset,ticaret vs).Her nekadar siyasi görüşlerimiz çok farklı olsa da bu dürüstlüğünüz ve her konuda kendinizi saklamadan açık olmanızdan dolayı sizi cok seviyorum ve yakından takip ediyorum.