2 Yorum

Ezgi’nin Gebelik Günlüğü, 35. Hafta

Yazar Hakkında

EZGİ BERK– Severek aldığı tarih eğitimi sonrası kendini eski çağlara ait kitaplar arasında çalışırken buldu. Hâlâ tarih kitapları arasında çalışmakta, satır aralarında insanların duygu ve davranışlarını aramaktadır. Aynı zamanda eğitim hayatının hangi evresinde kaybettiğini hatırlamadığı zengin hayalgücünü tekrar keşfetmek için çocuklarla çalışıyor. Bazen de çocuklar olmadan, çocuklar için çalışıyor. Çocuk edebiyatı tutkunu. 27 yaşında ve ejderhalara inanıyor.

Ezgi’nin tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların gebelik günlüklerini buradan okuyabilirsiniz.

 

Bu hafta da patlama oldu, ben –yine- ölmedim. Ülkecek birbirimizi arayıp hayatta olduğumuzu bildirmek günlük rutinlerimiz haline geldi. Devletin başındakilerin yaptığı açıklamalar da akıllara zarar, ironi dolu. Kendileri 20şer korumayla gezerken “korkmayın, sokağa çıkın” demeleri, konsolosluk uyarılarına laf edip arananlar listesinde olan isimlerden birinin İstiklal’in ortasında bomba patlatması…

Bu yazıyı yazarken Ahmet Kaya’dan Kum Gibi şarkısını dinliyorum:

“Şehirlere bombalar yağardı her gece

Biz durmadan sevişirdik”

Taksim’de bomba patlarken biz de Toprak’ın yatağını kurduk, işte beşik kenarına takılacak olan uyku seti parçalarını yıkadık filan. Tüm bu hazırlıkları güle oynaya, gözlerimden ışıklar saçarak yapmak isterdim ama ne mümkün. Demek ki böyle oluyormuş, hayatta olduğun gerçeği tependen sana baskı yaparken, nefesin kesilir, boş bebek arabası fotoğrafını görmemeye çalışır, gün içinde azıcık yüzünü gülümseten bir şey olsa vicdan azabı çekerek yaşamak da benim gebelik günlüğüme dahilmiş…

Bu haftanın sonlarına doğru beni bir panik havası sardı. Aylar önceden aldığımız beşik, giysiler hepsi alındığı haliyle duruyor. Aman erken yapmayayım, aman erken hazırlanmayalım diye diye 35. haftanın da sonlarına gelince “hadi” dedim Barış’a, “şu beşiği kuralım, giysileri yıkayıp yavaş yavaş hastane çantasını hazırlayalım artık.” Gebelik teorik olarak 40 hafta sürüyor olsa da doktor kontrolünde bile “bu bebek rahat, henüz doğmaz” dendikten 2-3 gün sonra doğan bebekler var. Benim bakış açım söyle: “Hiç belli olmaz, hazır ol!”

1459146112558

Bu haftaya kadar “sanki hamile değilmişim gibi” yaşadım. Yürüdüm, hareketlerim kısıtlanmadı, eğilip kalkarken sorun olmadı; ama bu hafta ne olduysa yürürken birden karnımın altı acımaya başladı, vajina üstü göbek altı gibi bir bölge, adını da bilmiyorum. Sanki yırtılacakmış gibi hissederek göbeğimi tutarak yavaş yavaş devam ettim yürümeye. Halbuki gayet tempolu yürüyordum. Hemen Gözde Ebe’ye mesaj attım, o da normal olduğunu söyledi. Azıcık içim rahatladı. Ama yine de bu çok yavaş yürüme ile acı çekme hali yürüyüşlerimi azaltmama neden oldu ve hemen karın destekleyici kemer siparişi verdim. Daha İzmir’e gideceğiz, orada Alsancak’ta gezeceğim her gün, bu şekilde hiç mümkün değil. Kemerin bu sorunu çözeceğini umuyorum.

Yine bu hafta ayna karşısında dehşete kapıldığım doğrudur. Göbeğimin alt kısmında sağ ve solda ikişer adet minik nurtopu gibi çatlaklarım oluştu sayın seyirciler. Cildim zaten kuru, bir süredir ufak ufak dökülmeler de başladı, ben de arasıra badem yağı sürüyordum. Aklımda hep önce kaşınmalar başlayacak, sonra eğer kaşırsam çatlak oluşur gibi ipe sapa gelmez bir fikir vardı. Öyle olmuyormuş. Tabii ben bunları görüp sinir oldum hemen badem yağı, Mustela çatlak kremi gibi evde ne bulduysam göbeğime sürmeye başladım. Bir de ne göreyim! Beterin beteri varmış! Bana göre popoda ama internette kalça diye geçiyor, çatlaklar oluşmuş minik minik. Orası da çatlar mı! Kime sorduysam “evet çatlar” dedi. Yahu neden daha önce söylemiyorsunuz? Bilsem oraya da krem sürerdim! Şimdi günde 4-5 kere bebe yapı, badem yağı, mustela sürüp duruyorum her yerime. Umarım geçer, geçmezse de minikliklerine güvenerek kafama takmamaya çalışacağım. Bir yandan da artmasalar bari diye geçiriyorum içimden. Bu vesileyle kremlere doğumdan sonra da devam etmem gerektiğini öğrendim. Hastane çantama bile koyacağım!

Toprak her şeyden habersiz –ama hissederek- tekmeler atmaya devam ediyor. Meksika dalgası, yer değiştirmeler dışarıdan da belli oluyor artık. Oturduğum yerden kalkmak da eskisi kadar kolay değil. Sağ kaburga altımda da ağrı var.

35. haftayı tamamladığım gün doktor kontrolüne gittik. Sonunda NST’yle tanıştım, bir süre aval aval baktım kendisine de içinden çıkan kâğıda da. Kendi çapımda anlamlandırmaya çalıştım. Sonra kan ve idrar testi yapıldı. NST başka hastanede, kan, idrar başka hastanede ve bunları göstereceğim doktor da ayrı muayenehanede olunca 2 saat içinde tüm Düzce içinde bir koşuşturmaca başladı. Koca göbeğimle sokakta koştururken çok komik görünmüşümdür eminim. Kan alınırken hiç anlamadığım gibi “sahi kan aldırdım di mi ben onun sonucunu bekliyorum ve doktorun bana verdiği kontrol saatinin dolmasına 10 dakika var” gibi büyük şehir reflekslerimi de bu minik şehirde kullanmadım demem.

Test sonuçlarımda bir sorun yok. Sadece NST sırasında Toprak’ın 3 defa hareket etmiş olmasını az buldu doktor ve “amniyon sıvına bakalım” dedi. Hamilelik öncesi bile günde 2-2,5 litre su içen biri olarak tabii ki amniyon sıvımda azalma olmadığınından adım gibi emindim ki gayet de iyi seviyede çıktı su. Bebe 2.700 olmuş, boyu da 50 cm. Kafa çevresi iki hafta önden gidiyor, ortalama da bir hafta önde. Doğum yoluna baskı yapmıyormuş artık. “Kemikleri iri” dedi önce doktor, sonra da “genel olarak iri bir bebek, ama siz de minyon değilsiniz” dedi. Kemikleri iyi deyince beni aldı mı bir gülme! Hani şişman insanlar derler ya kemiklerim iri diye, o geldi aklıma… Sağ kaburgamdaki ağrıyı söyledim, poposu oradaymış, ondan ağrıyormuş. Göbek altındaki minik çatlaklarımı gösterdim, “baağk buralarıma nolduğğ” diye âdeta küçük bir çocuk gibi sızlandım bir güzel. “Badem yağı çatır çatır çatlatır sakın sürme” dedi, Bepanthol merhem sür dedi. Benim gibi hassas ciltli birinin evinde tabii ki Bepanthol’ün merhemi var zaten! Kuruyan ellerime, tahriş olan neresi varsa oraya süren biri olarak artık göbeğime de merhem süreceğim, bir de Mustela.

Asıl haberi sona sakladım. Doktor otomobille İzmir’e gidecek olmamdan çok hoşlanmıyor, “uçakla gitmek istemez misin?” dedi. Ben de uçakların 35. haftadan sonra doktor raporuyla bile almadıklarını hatırlattım. Ne dese beğenirsiniz? “E biz de 34. hafta yazarız rapora dedi!” Tabii bunu yapabileceği haftanın da bir sınırı var, biz yine de en erken 38. haftanın içindeyken Nisan’ın 6’sı gibi gidebileceğiz. Bakalım, uçak da bi seçenek olarak karşımızda şimdilik. Hâlâ arkadaşlarla gırgır şamata araba yolculuğunu tercih ediyor gibiyim.

Her şeye rağmen çok güldüğüm bir hafta oldu, hatta Barış’a “beni o kadar güldürdün ki çatlaklar acaba bu yüzden mi oldu?” bile dedim! Bol bol çocuk kitabı okudum, arkadaşlarımızla görüştük. Bol bol pozitif doğum hikâyesi okudum, kendimi gevşetmeye ve rahatlatmaya çalışıyorum. “Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe” işte…

Sevgiler,

Ezgi

2 yorum

  1. Merhaba Ezgi Hanım,

    İtiraf ediyorum ben de sahte raporla uçağa binmiştim. Hem de gidiş dönüş yaptım. 38. haftada dönmüştüm. Hostesler bir karnıma bir rapora bakıp biraz afallamışlardı. Ama erken doğum riski yoktu Toprak’ımızın. 40+1 de doğmuştu kuzucum iri bir bebek demişti doktorumuz ama inanmamıştım.(4.200 gr)

    • B,iz de aldık bileti bakalım, aslında herkes yapıyormuş, yeni öğrendim ben de! 🙂 Bu Topraklar tombik oluyor herhalde, geldikleri yer bereketli…